13 Haziran 2024, Perşembe Gazete Oksijen
30.07.2021 04:30

TikTok’ta dans ederek mi şarkı tanıtacağız?

Nil Karaibrahimgil “Başkası yazsa kıskanırdım” dediği şarkısı Diskotek için çok mutlu. Müzik endüstrisinin yeni kuralları karşısındaysa şaşkın…

Nil Karaibrahimgil’in bir reklamla, tek günde hayatımıza girmesinin üzerinden yirmi sene geçti. Yayınladığı altı albümün yanı sıra kitaplar yazdı, reklamlara müzikler besteledi, filmlerde karşımıza çıktı. Şimdilerde ise hayatının müzik açısından ustalık, annelik açısındansa kendi tabiriyle çıraklık döneminde. Yeni şarkısı “Diskotek”le gurur duyan müzisyenle hayatının nasıl bir anında olduğunu, neden İstanbul’dan uzaklaştığını, Türkiye’deki müzik endüstrisinin durumunu ve bu endüstride bulunmanın zorluğunu konuştuk. Hayatınızın ve kariyerinizin nasıl bir anındasınız? Çocukken hayalini kurduğum bir kadın vardı. Şarkı söylemek için delirirdi. Anlatacakları vardı. O kadına vardım artık. Hayatım aynı zamanda, anneliğimin yedinci yılında. Bu yolculuk beni kendimi anlamaya, çocukluğumu sorgulamaya, iyi insan olmaya götürdü. Sabrı, beklemeyi, kontrol etmemeyi öğreniyorum. Anne olduğum gün, sanki bir ermişin yanına eğitime giden çırağa döndüm. Hayatımın çıraklık dönemindeyim. Bir de “Diskotek” şarkısını çıkardım. Kendimi havalı buldum bu şarkıyla. Şarkıyı Ezgi Özkan’la beraber, kadın kadına yaptığımız için de gururluyum. Neredeyse 25 yıldır profesyonel olarak müziğin içindesiniz. Geriye dönüp baktığınızda neler hissediyorsunuz? Bir müzik kutusu gibi hissediyorum. Jingle’ları, film şarkılarını sayarsak, bayağı sözlü melodi yazmışım. Büyük bir patlamayla başladı. ‘Özgür Kız’ olarak akıllara kazındım bir gecede. Sabah uyandığımda artık her şey başkaydı. Kariyerimin geçen yıllarını kutlamam. Şu an olduğum yer tamam mı? Bir sonraki şarkım güzel olacak mı? Bunlara bakıyorum. Konserlerde söylerken utandığım şarkım yok. Demek ki, bir şeyler yolunda gitmiş. Doğru insanlarla buluşmuşum, çok yetenekli insanlarla çalışmışım, kainata güzel sesler bırakmışız beraber. İlk çıkış yaptığınız dönemde “Özgür Kız” diye tanınmıştınız. Geçen bunca zamanın ardından, Türkiye’de kadınların özgürlüğüne dair neler söyleyebilirsiniz? Özgür Kız olarak tanınmaktan gurur duyuyorum çünkü bu ülkenin bunu duymaya ihtiyacı var. Maalesef burada kadınların özgürlüğe daha çok yolu var. Ben şarkılarla ve TEV’le kurduğumuz ‘Nil’in Kızları’ vakfı aracılığıyla, onlara yol açmaya çalışıyorum. Fakat cinayetler, çocuk istismarları, şiddet... Bunlar içimi acıtıyor. “Evlilik benim solmam demek”, “Çocuk da yaparım kariyer de”, “Tek taşımı kendim aldım”, “Bütün kızlar toplandık, sorduk neden yıprandık” diye şarkılar yazarken, kalbimde hep kadınların erkenden solan güllerini düşündüm. Bir kız çocuğunun bile yolunu güzelleştirebildiysem, ne mutlu bana. Sizce kadınlar Türk müzik endüstrisinde ne kadar özgürler? Bir kadın olarak konserlere çıkarken hep erkeklerin ağırlığının olduğu sularda yüzdüğümü hissettim. Kadının sözü hafif, talepleriyse çok fazla geliyor, yazık.  Benim gibi, müzik yapan kız kardeşlerimle gurur duyuyorum. Zor bir iş yapıyoruz. Fiziksel görünümümüzden söylediğimiz şeylere, giydiklerimizden hayallerimize her şeyimiz eleştirilebilir. Zırhlarımızı ve kalkanlarımızı takıp, öne çıkmaktan korkmamalıyız. Hepimizi, bunu burada, bu şartlarda yapabildiğimiz için tebrik ediyorum. Müzik endüstrisinin en temel sorunları neler? Geçtiğimiz yıl, Türkiye’de müzisyenlerin herhalde en acılı yılıydı. İşsiz ve gelirsiz kaldılar. Hayatına son verenler oldu, enstrümanlarını satarak yaşamak zorunda kalanlar oldu. Hakan Altun’un, tek kelime etmeden udunun tellerini kestiği video her şeyi anlattı. Dünyada da müzik yapmak zorlaştı. Günde 65 bin yeni şarkı çıkıyormuş. Bunların arasından kafanı nasıl suyun üzerine çıkaracaksın? Her şey şarkı listelerine girmeye çalışmaya döndü. Nirvana’nın Nevermind albümünü elime aldığım anı hatırlıyorum. Günlerce içinde kaybolacağım bir andı. Şimdi o duygu yok. “Bir sonraki nedir?” oldu asıl heyecan. Bu hıza yetişilir mi? TikTok’ta dans ederek mi şarkı tanıtacağız? “Diskotek”i çıkarırken kendimi içinde bulduğum bu yeni sulara şaştım kaldım. Yeni şarkınız “Diskotek”le farklı bir alana doğru da ilerliyorsunuz. Bu şarkıyı tasarlarken aklınızda neler vardı? Şarkıyı karantina döneminde odamda gitarla yazdım. Dışarıda olup bitenler ve halim zordu ama içinde şarkı fokurdayan bir kaynaktım ben. İçim bir diskotekti! Ben yazdıktan sonra Ezgi bazı akorları değiştirdi ve şarkı bambaşka yerlere gitti. Kendimi beğendiğim, olmayı düşlediğim, eskiden gittiğim yerlere benzemeyen bir yere vardık. “Diskotek”i başkası yazsa çok kıskanırdım. Böyle zamanlarda şarkıyı bana yolladıkları için tüm meleklere teşekkür ediyorum. Diskotek benim kariyerimde en sevilen şarkılarımdan biri olacak gibi hissediyorum.  Türk reklam tarihinin birçok etkili ‘jingle’ını yazdınız. Hatta bu alanda ödüller de aldınız. Size gösterilen ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Çocukken de sınıfta, olan bitene şarkı yazardım. Şarkısını yazamayacağım bir şey yok gibi. Jingle yapmak tamamen tesadüfen başladığım bir iş. Boğaziçi Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler son sınıftaydım. Afallamalar içindeyken birisi bana, “Senin kalemin iyi, neden reklam yazarı olmuyorsun?” dedi. İlk altı ayda yazdığım reklamlar ödül aldı. Bir GSM markası için özgürlük şarkısı yazmamı istediler. “Reklamda da oynasın” dediler. Kendimi kamera önünde “Ben Özgürüm” şarkımı söylerken buldum. Sonra reklam müzikleri hep hayatımın bir parçası oldu. Evinizi şehirden doğaya taşımışsınız. Neden böyle bir karar aldınız?  Başımıza gelecekleri tahmin etmişiz gibi, korona öncesinde evimizi Karadeniz kıyısına taşıdık. Oğlumuz özgürce koşsun, temiz havada yetişsin istedik. Tavuklarımız, seramız derken bir çiftliğe doğru gidiyor iş. Güneş enerjisiyle çalışan, kendi balını, sebzesini, meyvesini üreten bir yere dönüştü. Ormanda yürüyerek atlattık en zor günleri. Bahçede kitaplık yaptığımız bir kulübe var. Kışın okullar kapalıyken onu ilkokula çevirdik. Her şey, bahçemizden eksik olmayan insanlarla paylaşılıyor. İyi ki taşınmışız. Şehrin güzel yanları var ama gürültüsünden, inadından onunla anlaşmak zorlaştı. Sosyal mesafe koyduk yani. Yaşadığınız yer sanatsal üretiminizi nasıl şekillendiriyor? Şehir deneyimler ve varoluş halleri sunuyor. Ama doğa sana asıl gerçeğin ne olduğunu hatırlatıyor. “Dağ, ağaç, kuş” diyor. “Rüzgar, dalga, ay” diyor. Şehirde binalardan ayı bulamadığımda üzülürdüm. Şimdi bahçeye çıkıp tam altında durabiliyorum. Baykuşu, ağaçkakanı, saksağanı sesinden ayırt etmeyi öğrendim. Yağmurdan kaçmıyorum, çamurla pislenmiyorum artık. Bunlar beni hayatın daha derin olan katmanlarıyla buluşturuyor. Kendimi daha çok duyuyorum, çünkü doğa şehir gibi geveze ve sabırsız değil.