03 Aralık 2022, Cumartesi
12.11.2021 04:30

Osteoporozu engellemek için kalsiyum gerekli mi?

Yıllarca osteoporozu önlemek için kalsiyum almamız, bunun için peynir ve süt ürünlerini bol bol tüketmemiz söylendi. Bu besinlerin bol kalsiyum içerdiği, bu kalsiyumun da kemiklerimizi koruduğu belirtildi. Gelgelelim en çok süt peynir tüketilen ülkeler, osteoporozun da en yaygın olduğu yerler. Peki bu ne yaman çelişki? Konuya kemik sağlığından girdim ancak niyetim yazının sonunda “ kalsiyum” mineralini dışarıdan almanın hatalı olduğuna varmak. Kalsiyum kötüdür diyeceğim. Ancak önce bazı biyokimyasal bilgileri hatırlamalıyız. Kemik sağlığının kalsiyumdan çok vitamin D ile ilişkili olduğunu biliyorsunuz. Vitamin D kalsiyumun emilimini sağlayan madde. Kemik dokusu sabit kalmaz, hep bir döngü içinde, yapım ve yıkım halinde. Evet yapım zamanı kalsiyum gerekir. Vitamin D bu organizasyonu yapar. Yapım yıkım dengesinde, ibre yıkıma doğru kayarsa, kemiğin içi boşalmaya başlar. Radyolojik filmlerde kemiğin süngerleşen yapısından osteoporozu anlarız. Ancak bu kemik kaybı sadece kalsiyum eksikliğinden değildir. Kemiği oluşturan kalsiyum dışında çok mineral var, ancak konumuz kemik sağlığı için kalsiyum gerekli mi diye sorgulamaktı, bu yüzden sadece kalsiyuma odaklanacağız. Önce kalsiyum ile hücre arasındaki enteresan ilişkiye bakalım, bir an için onu kemik konularına bağlamayı bırakalım. Kalsiyumun bir hücrede olup olmamasının,  bir hücre için ne demek olduğunu görelim.

Normal bir sağlıklı hücrede kalsiyum var mıdır?

Kalsiyum hücre içinde az bir miktar vardır ve o hücre içindeki organellerde (hücrenin minik organcıkları) depo halde bulunur. Gerekli durumlarda kandan hücre içine alınarak ve hücre içi depolardan hücre içine boşaltılarak ihtiyaç karşılanır.  Kalsiyumun hücre içinde artmaya başlaması için hücrede bir meselenin olması gerekir. Eğer hücre bir ‘olay sinyali alırsa’ kalsiyum harekete geçer ve hücre içinde artmaya başlar. Olay sinyali ne olabilir? Mesela kaslarınızı hareket ettirmek için kalsiyumun kasılmanızı sağlaması gerekir. İç organlarımızın kasılma hareketleri için de kalsiyum gereklidir. Büyük resimde de küçük resimde de hücrede bir kasılma gerekirse bu kalsiyumla ilgilidir. Kasılmayı bir tür ‘on’ moduna geçme gibi görelim. Hücre içinde bir strese cevap verilecekse kalsiyum hücre içinde artarak o hücreyi ‘on’ moduna sokarak bir nevi kasar.  Hücre her zaman hareket için kasılmaz, mesela stres altındayken de bir tür kasılma olur. Kalsiyum hücre içinde artmaya başlar. Hücrenin stresi ne olabilir; mesela enerji üretim yetersizliği… Hücre bir sebepten daha çok enerji üretmek zorundadır. Bu durumda hücre içerideki kalsiyum miktarını artırır. Kalsiyumun varlığı hücreyi bir tür turbo moda sokmak için kasar. Hücrede enerji yetersizliği az yediğimizden değil daha çok kötü yediğimizden olur, kötü yakıttan iyi enerji üretememiş araba motoru gibi düşünün. İyi enerji üretimi yoksa ve kötü yakıt tüketiliyorsa, bu yakıttan enerji üretme çabasının yanında mutlak bol miktarda artık olarak serbest radikal çıkar. Serbest radikal artışı hücre için temel strestir. Kalsiyum arttıkça artan serbest radikaller hücreyi daha çok strese sokar. Enerji üretim yetersizliği dışında, bakteriler virüsler vs. ile savaş hücre için stres sebebidir. Bu stresle artan enerji ihtiyacı için hücre içi kalsiyum artırılır. Başka bir örnek; hücrede otoimmün bir hastalık vardır. Bunun yarattığı inflamasyonla baş etmek  için yine enerji üretim hattını turbo çalıştırmak gerekir. Ama karşılığında yine bol serbest radikal üretilir. Dönelim kemiklere. Kandaki kalsiyumun temel kaynağı kemiklerdir. Kalsiyuma hücre içinde ihtiyaç arttıkça kemiklerden kalsiyum çekilecektir. Kemik erimesi bu yüzden size kalsiyum azlığıyla alakalı gibi gözüküyor. Ancak burada asıl konu kalsiyumun ‘konumu’dur. Kalsiyum kanda azaldıkça kemikten çekilir, evet, ancak niye kandaki miktar azalır? Cevap şudur; mevcut kalsiyum, hücresel stresler yüzünden hücre içine kaçar. Osteoporozda asıl konu kalsiyumun hücre içine kaçmasını engellemektir. Dışarıdan sürekli kalsiyum vermek değil. Bir hücre stres altındaysa, içinde kalsiyum artar demiştik. Artan kalsiyum hücreyi uyarır, kasar. Sorun bu kasılmanın uzun sürmesidir. Kasılma işi sürekli olmamalı, iş bitince kalsiyum hücreden dışarı atılmalıdır. Ancak bu oldukça enerji isteyen bir iştir. Zaten hücre daha çok enerji üretebilmek için turbo moda geçerek kendini kasmıştı, şimdi bu kalsiyumu dışarı atmak için de enerji gerekecektir. Zaten çoğunlukla da atamaz. Zamanla içerideki kalsiyumun çok yükselmesinin ve sürekli artmasının hücreye yaptırdığı son hareket bir tür harakiridir, yani planlı hücre intiharı demek olan apopitoz. Böylece hücre ölür. O ölünce kalan artıklarını vücudun diğer parçaları sindirerek yok etmeye, ortalığı temizlemeye çalışır. Ancak çok kalsiyum artışı ve çok apopitoz olmuşsa orada bayağı bir kalsiyum çökmesi oluşur. İşte size kireçlenme... Şimdi buraya kadar yine iyi bir senaryodan bahsettim, stresli hücre öldü, iş bitti gibi. Asıl konu stresin başlaması ve hücrenin ölümü arasındaki eziyet faslıdır. Biz doktorlar o fasla kronik inflamasyon diyoruz. Evet hücrede bir stres varsa, bu stresi çözmek için içeri kalsiyum alır. Görevini tamamlayınca kalsiyumu dışarı atar. Böylece kandaki kalsiyumu çoğaltmak için onu kemikten çekmeye gerek kalmaz. Ancak kalsiyumu dışarı atacak kadar enerji üretemiyorsa, içerde stresli işler uzadıysa, kalsiyum içerde çoğalırken kanda azalır. Elbetteki hemen kemikten çekilerek denge sağlanır. Bu hemen ayarlanan nazik bir mekanizmadır. O yüzden ileri osteoporozda bile olsanız kan kalsiyumu çok nadiren düşük çıkar. Çünkü vücut onu hemen dengeler. Ama dengenin bedeli kemikteki depodan çalmak ve kemikleri giderek süngersi güçsüz bir hale getirmektir. Elbette kemik- kalsiyum-osteporoz işi çok çok daha karmaşıktır. Burada olayın bir yüzünü anlattım. Ancak amacım şu idi: kalsiyum eksikliği diye bir şey yoktur. Kalsiyumun nerede olduğu ile ilgili bir lokasyon hatası vardır. Kemikten yok olan kalsiyum hücre içlerine kaçmış ve hücre ölünce oraya buraya çökmüştür. Kan kalsiyumu da hem besinden gelen kalsiyumun daha çok emilmesi hem kemikten çekilmesi ile dengelenmiştir. Siz hücrelerinizde bir stresiniz varsa, daha çok kalsiyum alarak hücre içine kaçacak kalsiyumu artırmış olursunuz. Asıl konu hücreyi kalsiyuma ihtiyaç duymayacak şekilde yaşatmaktır. Hücresel stres en çok enerji azlığıyla, enerji azlığı biz ‘çöp’ gıda yersek olur. Tüm unlu şekerli gıdalar, ağır işlenmiş proteinler, yüksek ısıda pişmiş yiyecekler, süt ürünlerinin çoğu hücrede stres yapan yiyeceklerdir. Oysa sebze, meyve, baharat, kuruyemiş, tohum gibi bitkisel gıdalar hücre için temiz enerji kaynaklarıdır. Bizim konumuz kemik sağlığı ise hücresel stres yaratmayan yiyeceklerle beslenmemiz osteoporozumuzu durdurmaya yarar. Osteoporoz varsa, ‘kronik hücresel stresin var haberin ola’ demektir. Zaten yaşlılığın kendisi hücreye büyük strestir. Yaşlılıkla artan yetersiz hücresel enerji üretimi ve artan kronik inflamasyon bunu besler. O yüzden osteoporoz yaşlılık hastalığıdır. Gençken de içeride aynı işler dönmekteyken o zaman stresli hücre sayımız daha azdır ve osteoporozu görmeyiz. Kemikten kalsiyum çalınmasını hemen telafi edebiliriz. Yaşla kemikteki kalsiyum deposu azalıyor. Kemik süngerleşiyor, ama yer değiştiren kalsiyum yüzünden vücudun orasında burasında kireçlenme artıyor. Çözüm kalsiyumu hücre içinde daha kısa süreli ve daha az miktarda tutmaktır. Buna giden yol hücresel stresi azaltmaktır.   Beslenmeden uykuya, egzersizden morale kadar her türlü sağlık önerisini uygulamaya çalışmak gerekir. Özellikle beslenmenin bol antioksidanlı bitkisel beslenme ağırlıklı olması hücre stresini de osteoporozu da azaltır. Besinlerin hangisinde kalsiyum var diye bakmak yerine hangisinde bol antioksidan var diye bakmak gerekir. Tüm taze sebze, meyve, baharat ve tohumlar yüksek osteoporoz engelleme desteğidir. Özellikle içinde vitamin C olan besinler osteoporozun ilerlemesini azaltır. Bana göre osteoporoz tedavisinde kalsiyum yerine vitamin C verilmelidir. Vitamin C hem antioksidan olduğu için, serbest radikal artışı ile sonuçlanan hücre içindeki kalsiyumun yaptığı olumsuz etkiyi azaltır hem de unutmayın kemik doku da kollajen yapılıdır. Kemik kollajeni de vitamin C varlığında daha iyi yenilenir. Kollajen almak yerine vitamin C almak çok daha akıllı bir yaklaşımdır. Kalsiyum almanın osteoporoz dışında çoğu durumda da zararlı olduğu yakında bilimsel yayınlarda yer alacak. Şu an için bu benim kendi fikrim. Yanılırsam bu yazıma bir düzeltme yapacağımın sözünü vererek bitiriyorum. Özet; kemik sağlığı için limon sütten iyidir.