14 Haziran 2026, Pazar
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
14.06.2026 09:54

Fizik matematiği yener

Evet kötü başladık. Evet beklemiyorduk. Ama Türkiye biraz da bu değil mi? Zorla birleşen, ilk tökezlemede dağılmaya meyleden bir toplumda yaşamıyor muyuz? Biz neysek takım da o. Ama daha bitmedi. Hep öyle olmuyor mu zaten?
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

24 yıl önce başka bir takım, başka bir ruh hali, başka bir memleket vardı. Bakmayın siz Tarkan’ın şarkısındaki coşkuya. O zaman da ‘bir’ olamıyorduk. Ama hiç değilse, sadece siyasette değil duygularda da bazen 'koalisyon' kurabiliyorduk. Şimdi ise zorla 'bir aradaymış gibi' yapıyoruz ve maalesef ilk sarsıntıda dağılıyoruz. Milli Takım da böyle, siyaset de, ekonomi de... Şişip şişip patlamalarla akıyor hayat.

İlk su molasına dek hepimiz aynı hislerdeydik muhtemelen. Sadece seyredenler değil oynayanlar da… Sakinlikle tedirginlik arası bir şey. Aşırı heyecanla coşku arası. İyi ile kötü.. Anlayamıyorduk henüz ne olduğunu. Kontrollü mü oynuyorduk, yavaş mı kalıyorduk? Rakip kapandığı için mi sağlam görünüyordu, fizik olarak çok daha güçlü olduğu için mi? Oyun zekâmız mı topa yön veriyordu, yoksa pas gevezeliği miydi bu? Su molası değil gol kendimize getirdi hepimizi. Yenilen golün böyle bir yanı vardır. Anlamayana çok hızlı anlatır.

Tek bir gerçek vardı sahada. Hem de ilk dakikadan itibaren. Avustralya fizik olarak çok ama çok güçlüydü. Neredeyse her iki mücadeleden onlar sağlam çıktı. Tabii ki sürekli kapanan beşli defans işleri zorlaştırıyordu ama onun arkasına sığınamayız. Hücuma zıpkın gibi çıkmayı da başarıyorlardı. Ve bilek güreşinde çok net ağır basıyorlardı. O yüzden bizim ‘pehlivan’ Barış Alper öyle bir silikleşti ki Montella ona bir devre dayanabildi. Bu güç farkı yer yer o kadar belirginleşti ki Abdülkerim, İsmail bazen topa hamle etmekten bile imtina ettiler.

Şimdi anladık, basın toplantısında teknik direktörleri Popoviç'in “Biz de birileriyiz yani” tadındaki konuşmasını. Orta sıklet bir Premier League takımı gibiydi Aussieler. Her ikili mücadeleyi almaya aday ve ok gibi fırlayan bir güç gösterisi. Biz ise her şeyi hinlikle, akılla çözmeye çalışıyorduk ve onu da pek başaramıyorduk. Futbolun gerçeği bu. Fizik yoksa matematik de işlemiyor. Brezilya bile Fas’tan aldığı beraberliğe şükrediyor.

İlk 45 dakika dolduğunda Montella muhtemelen Amerikan tipi bir devre arası olmasını tercih ederdi. Hani uzun uzun konserler falan. Çünkü sorunları çözmek için daha fazla zamana ihtiyaç vardı, 15 dakika kesmezdi. Orkun, Hakan ve Arda üst üste biniyor, Zeki’nin tarafı Arda içeri kaydıkça eksik kalıyor, stoperlerimizin hamle defoları çok belirginleşiyordu. İkinci yarıdaki değişiklikler, Kenan hariç, hiçbir şeyi değiştirmedi. Sanırım bu yüzden maçı döndürebileceğimizi hissettiğimiz tek bir an olmadı. Oysa 30 şut atmıştı Türkiye. Bazen gole yaklaştığımızı da gördük. Ama ortada maçı kazanacak bir duygu yoktu. Duvara çarpıp çarpıp döndük. Maç, başladığı moddan hiç çıkmadı. İkinci gol sadece bunu teyit etti.

Şimdi ortalığı toplama vakti. Avustralyalı yönetmen Peter Weir’ın şaheseri Truman Şov’daki şekilde ‘miş gibi’ yapma lüksümüz yok. Her zaman ve her konuda yapmayı sevdiğimizin aksine altına bir şeyler süpürülecek halı da yok. Bu oyunu dünyanın önünde oynadığımız için dünyanın gerçekleriyle görmek lazım. Üstelik tökezleyince çok acımasız oluruz biz. Ve maalesef bir sonraki maça daha çok var. Ne diyordu şarkı? 'Gel de buralar toksik olsun.' Kolay gelsin Montella’ya. Aldığı parayı buradan mental olarak sağ çıkarsa hak edecek en çok.

Her şeye rağmen, üç takımın çıkacağı bir formatta o kadar da enseyi karartmamak gerek. Nobel edebiyat ödüllü tek Avustralyalı olan Patrick White’ın Voss romanında bir sözü var: “Hayatın gizemi başarıyla değil; başarısızlıkta, sürekli mücadelede ve oluş halinde çözülür."

Belki de bugün onu dinlemek daha doğru olur.

* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.

Bağış Erten
Bağış Erten