Arınma Gecesi’nin (The Purge, 2013) temel fikri aslında epey sağlamdı: Distopik bir Amerika’da devlet, yılın bir gecesinde bütün suçları serbest bırakıyor ve vatandaşlarına birbirlerini öldürmeleri için 12 saatlik bir izin veriyordu. Sadece Bir Gece ise aynı mantığı alıp çok daha tuhaf bir yere, romantik komediye taşıyor.
Filmin dünyasında, yakın bir gelecekte Amerika’da evlilik öncesi seks yasaklanmış. Yetkililer bununla da yetinmemiş, herkesin bileğine ancak evlendiğinde yeşile dönüşen elektronik bir dövme yerleştirmiş. Yasağı delenleri polis yakalıyor. Fakat yılın bir gecesinde, saat 7’den itibaren bütün bekârların bileklikleri yeşile dönüyor ve ülke çapında adeta Ulusal Seks Bayramı başlıyor. İnsanlar da aylardır bunun için hazırlanıyormuşçasına, kendilerine bir partner bulmak üzere sokaklara dökülüyorlar.
Bu garip düzenin içinde küçük bir pizza dükkânı işleten Owen, sevgilisi Malika’yla birlikte geçireceğini düşündüğü geceye hazırlanırken hiç beklemediği bir durumla karşılaşıyor. Malika, o geceyi başkalarıyla geçirmeyi öneriyor. Böylece Owen’ın planları suya düşerken, utangaç bir müzisyen olan Allie de kendi macerasına çıkıyor. İkisinin yolları kesiştikçe filmin romantik komedi tarafı devreye giriyor. Biz de ister istemez “Bunlar birbirini bulsa bari” diye beklemeye başlıyoruz.
İşin en tuhaf taraflarından biri ise filmin seks konusunda kurduğu ilişki. Film, Z kuşağının sinemada seks sahneleri görmek istemediği gerekçesiyle bu sahnelerin çıkarıldığı haberleriyle zaten ilginç bir tartışmanın ortasında kalmıştı. Ortaya çıkan filmde gerçekten de neredeyse hiç seks sahnesi yok. Buna karşılık karakterler filmin büyük bölümünde birbirlerinin üzerine atlıyor, seks arıyor ve seksten söz ediyorlar. Yani görüntüde seks yok ama filmin zihni neredeyse tamamen seksle meşgul.

İnsanlar yasaktan memnun!
Daha da ilginci, herkes evlilik dışı seksi yasaklayan bu son derece otoriter düzeni sanki hayatın doğal bir parçasıymış gibi kabullenmiş durumda. Sonra da devletin yılda yalnızca bir gece verdiği özgürlüğü büyük bir bayram havasıyla kutluyorlar. Üstelik filmde, bu baskıcı düzenin aslında bazı açılardan iyi olduğunu savunan bir karakter bile çıkıyor karşımıza. Böyle bakınca Sadece Bir Gece, farkında olarak ya da olmayarak, oldukça muhafazakâr bir dünyanın içinde geçiyor.
Owen’ı canlandıran Callum Turner da filmin arzu nesnesi kontenjanını tek başına dolduruyor. Oyuncu, özellikle son dönemde yükselen popülaritesinin de etkisiyle, mümkün olduğunca yarı çıplak gösterilerek seyircinin karşısına çıkarılmış. Allie karakterindeki Monica Barbaro ise benim açımdan filmin daha ilgi çekici tarafı. Kendisini ilk kez Bob Dylan: Tam Bir Bilinmez’deki (A Complete Unknown) Joan Baez performansıyla fark etmiştik; burada da filmin enerjisini önemli ölçüde taşıyor.

Yönetmen Will Gluck, seksin merkezine yerleştirildiği bir hikâyeden yola çıkıp seks sahnesi olmayan bir romantik komedi kurmaya çalışıyor. Söylemek istediği şey de kabaca şu: Gerçek bir ilişkinin temelinde seks değil, duygusal bağ var. Fikir kötü değil. Hatta New York’un “Ulusal Seks Bayramı”na dönüşen o kaotik gecesinde partner ve prezervatif peşinde koşan Owen ile Allie’nin birlikteliği zaman zaman gerçekten sevimli.

Ne var ki film aynı anda hem fazla absürt, hem fazla muhafazakâr, hem de yeterince komik ya da romantik olmayı başaramıyor. Ortaya çıkan bu tuhaf karışım yer yer eğlendiriyor ama sonunda seyirciyi tam anlamıyla tatmin etmiyor. Seks üzerine kurulmuş ama sekssiz, özgürlük gecesi üzerine kurulmuş ama oldukça muhafazakâr ve romantik komedi olmaya çalışan ama romantizmi de biraz eksik kalan acayip bir film bu.