27 Mayıs 2022, Cuma
13.05.2022 04:30

Çeşitlilik her alanda gelişmenin anahtarı

Çeşitliliğin değerini anlamak için illa ekolojiye veya evrime bakmaya gerek yok. Yeni beceriler öğrenmek ve bağışıklık sistemi için de kritiktir. Farklı görüşlere maruz kalmanın sonuçları ise belki de en önemli faydasıdır

Çeşitlilik her şeydir! Yaşamın bugünlere kadar gelebilmesi, tek tip değil de muhteşem bir çeşitliliğe sahip olması sayesinde mümkün olmuştur. İnsanlık tarihi, çeşitliliğin yok edilmeye çalışıldığı çok karanlık dönemlerden geçmiş olsa da (ve günümüzde bu tehdit tamamen sonlanmış olmasa da) uluslararası ölçekli bir başkaldırı, insan çeşitliliğinin değerine olan vurguyu her geçen gün biraz daha artırmaktadır.

Fakat çeşitliliğin değerini anlamak için illâ ekolojiye ve evrime bakmamız gerekmez. Sinir bilim de bize bir beynin çeşitliliğe maruz kalmasının önemini öğretebilir: Örneğin uyaran çeşitliliği (veya kısaca “değişkenlik”) insanların yeni beceriler öğrenmesi için çok önemlidir. Mesela basketbolda üçlük antrenmanı yaptığınızı düşünün. Sizce daha iyi bir atıcı olmak için potaya hep aynı noktadan, aynı açıdan ve aynı uzaklıktan mı atış yapmalısınız, yoksa çok daha farklı uzaklıklar ve açılardan atış yapıp kaslarınızı ve daha önemlisi beyninizi bu farklı kombinasyonlara mı alıştırmalısınız? Tabii ki ikincisi! Evet, tek bir yerden sürekli atış yapmak spesifik olarak o noktadan yapılan atışlar konusunda sizi bir uzman hâline getirebilir; fakat oyunun (veya yaşamın) karmaşık doğasında başarılı olmak istiyorsanız, kendinizi bununla sınırlayamazsınız. Değişken şartlar altında çalışmanız gerekir. Bu tür bir antrenman, sizin tekil bir noktadan yaptığınız atışlardan öğrendiklerinizi sahada genelleştirmenizi sağlar.

Zihinsel gelişime etkisi kuvvetli

Elbette bu sadece spor başarısıyla ilgili bir durum değil. Bu değişkenlik, doğduğumuz ilk günlerden itibaren zihinsel gelişimimiz için de büyük öneme sahiptir. Mesela bir bebeğe sadece tek çeşit köpeği gösterecek olursanız, o bebek o spesifik köpek çeşidini çok iyi tanıyabilecektir ancak diğer köpeklerin neye benzediğini bilemeyecektir. Ama o bebeğe tüm köpek çeşitlerini değil, sadece 5-10 farklı çeşidi bile gösterecek olursanız, “köpek” denen şeyin belli bir çeşitliliğe sahip olduğunu öğrenip daha fazla çeşitte köpek olabileceğini hayal edebilir ve yeni köpek çeşitleriyle karşılaştığında onların bir “köpek” olduğunu çok daha seri bir şekilde kavrayabilir. Yani tek çeşit uyaranı öğrenmek çok hızlı ve insan beyninin çok kolay yapabildiği bir şeydir, fakat uyaran çeşitliliği olmazsa, bilgiyi genelleştirmek çok daha zor olmaktadır.

Bu gerçeğin bize öğrettiklerinin yapay zeka için önemini görmek zor değil: Makinelerimizin ve bilgisayarlarımızın giderek daha çok “insanlar gibi” davranmasını istiyoruz ve bunu yapabilmeleri için onları, insanlardan toplanan verilerle besliyoruz. Ancak bu veri setleri insan çeşitliliğini yeterince yansıtmadığında, yapay zekalar “ırkçı” veya “faşist” olarak adlandırabileceğimiz yönlerde gelişebiliyor (mesela Microsoft ve Facebook gibi firmalar daha önceden bu nedenle yapay zeka sistemlerini kapatmak zorunda kaldılar). Çünkü onlara sunulan veri çeşitliliği ne kadar çokmuş gibi gelirse gelsin, veri seti (istemsiz olarak olsa bile) belli ön yargıları yansıtacak şekilde seçildiğinde, yapay zeka da bu ön yargıları öğrenecek, bu ön yargılarla büyüyecektir. Hele ki makine öğrenmesi algoritmalarımızın insan beyninin esnekliğinin çok daha gerisinde olduğunu düşünecek olursak, bu ön yargıların hızlıca benimsenmesi çok anlaşılırdır. 

Bu nedenle yapay zekayı her ne amaçla eğitecek olursak olalım, onları objektif olarak geniş bir uyaran/veri çeşitliliğine maruz bıraktığımızdan emin olmalıyız. Bu, elbette amacımız genel bir yapay zeka üretmekse geçerlidir; spesifik bir işi yapacak özel bir yapay zekaya konuyla alakasız veri sunmak anlamsız olacaktır (otonom araba yapay zekasına yemek tarifleriyle ilgili veri sunmak gibi). Ama değişkenliğin önemi, özel yapay zekalar için bile bir yere kadar geçerlidir: Otonom olmasını istediğiniz bir aracı, bir insanın karşılaşabileceği hemen her durumla yüzleştirmezseniz, o yapay zekanın yolda karşılaşabileceği sorunlara karşı yeterince başarılı çözümler üretmesi mümkün olmayacaktır.

Bilim insanları değişkenliğin önemini ellerini attıkları her alanda görüyorlar: Bilgisayar bilimleri, dil bilim, kategorizasyon, motor öğrenme, görsel algı ve tabii ki eğitim sistemi... Bu alanlardaki akademik çalışmaları derleyen ve geçtiğimiz günlerde yayınlanan yeni bir çalışmada, değişkenliğin küme büyüklüğü (basketbol sahasındaki farklı atış noktalarını düşünün) veya zamanlama (farklı sıra ve zamanlarda pratik yapmayı düşünün) gibi birtakım özellikleri olduğu gösterildi. 

Ayrıca tabii ki değişkenliğin eldeki konuyla alakası da önemli, sonuçta basketbol sahasının mavi veya yeşil zemin rengine sahip olması belki psikolojik bir etkisi olsa da atış başarısını pek az etkileyecektir; çünkü görece alakasız bir değişkendir. Yine de bu alaka konusunda dikkatli olmak gerekiyor; çünkü Bay Miyagi İlkesi denen bir ilke çerçevesinde, ilk etapta birbiriyle alakasız gibi gözüken yeteneklerin birbirini öğrenmeyi pekiştirdiğini biliyoruz (ilkenin bu şekilde adlandırılmasının nedeni, Karate Kid filminde “araba cilalama” gibi görece alakasız bir becerinin, dövüş sanatlarında iyi olmak gibi bir konuda sizi daha iyi yapabildiğinin imâ edilmesidir).

İlginç bir şekilde, uyaran çeşitliliğine maruz kalma ile öğrenme ve bilgiyi genelleştirme arasındaki ilişki net değildir. Bir teoriye göre bir uyaran ne kadar çeşitliyse, öğrenilmeye çalışılan görevin önemli olan açılarıyla önemsiz olan açıları arasındaki fark daha kolay ayırt edilebilmektedir ve bu da bilgiyi genelleştirmeyi kolaylaştırmaktadır. Mesela “renk” bilgisi, limonlar ile portakalları ayırt etmek için önemlidir ama arabalarla kamyonları ayırt etmek için önemsizdir. 

Gerçekte olanları anlamaya yarar

Bir diğer teori, uyaran çeşitliliğinin, genelleştirmenin kapsamını artırdığını ileri sürmektedir. En nihayetinde daha geniş bir uyaran çeşitliliği, gerçek dünyada olan biteni daha eksiksiz bir şekilde yansıtmayı sağlamaktadır. Bu nedenle uyaran çeşitliliği, tipik olmayan örnekleri de (mesela “köpekler” kümesinde “Çivava” gibi aşırı ufak köpeklerin de var olduğu bilgisini de) öğrenmemizi sağlamaktadır. 

Üçüncü bir teori ise öğrenmenin nörobiyolojik mekanizmasıyla ilgilidir: Farklı uyaranlara maruz kaldığımızda, o uyaranın ilişkili olduğu konuyu (yani öğrenilmeye çalışılan şeyi) tekrar hatırlamak zorunda kaldığımız için, her seferinde hafızamızda daha güçlü bir şekilde yer etmektedir.

Bu ilişkinin ardında yatan mekanizmayı öğrenmenin bilimsel ve teknolojik anlamda çok büyük önemi var: Yapay zekalarımız artık sadece bizim onlara öğrettiğimiz ilişkilendirmeleri öğrenmekle kalmıyorlar (buna “güdümlü öğrenme” diyoruz). Hiçbir şekilde sınıflandırılmamış, devasa veri yığınlarını onlara verdiğinizde, o veri seti içinde ne tür örüntüler olduğunu kendiliğinden tespit edebiliyorlar ve onları kendilerince sınıflandırabiliyorlar (buna “güdümsüz öğrenme” diyoruz). Veri çeşitliliği ile öğrenme arasındaki dinamiği aydınlatmak, bu daha zorlu ve karmaşık olan (ama bir o kadar da daha gerçekçi olan) güdümsüz öğrenme yeteneği ile donanmış makinelere güç katacak.

Yine bu araştırmaların insan gelişimi açısından da çok kritik çıkarımları var: Örneğin bin kişiden küçük komünitelerde büyüyen çocukların yüz tanıma algısının, 30 binin üzerinde kişiden oluşan komünitelerde büyüyen çocuklara göre çok daha zayıf olduğunu biliyoruz. Yani çocuklarımız yeterli yüz çeşitliliğine maruz kalmadıklarında, yüzleri birbirinden ayırt etmekte ve hatırlamakta çok daha zorlanıyorlar. Uyaran çeşitliliğini artırmak, daha zengin bir beyne sahip çocuklar yetiştirmemizi sağlayabilir.

“Öğrenme” canlılık için bu kadar merkezi bir olguyken, değişkenlik araştırmalarının önemini anlamamız şart. Çünkü uyaran çeşitliliği ile öğrenme arasındaki ilişkinin, sadece buraya kadar saydığım sahalarda değil, aynı zamanda bağışıklık sistemi gibi, COVID-19 ile yeniden gündemimizin merkezine oturmuş alanlarda da kritik çıkarımları var. Savunma sistemimizi farklı uyaranlara maruz bırakmanın daha geniş bir savunma yelpazesini tetiklediği düşünülürse, bu araştırmanın bulgularını genelleştirmenin önemi anlaşılabilir.

Hep haklısınızdır itiraz eden yoksa

Belki de daha önemlisi, bizden farklı görüşlere, bizden farklı görünüşlere, bizden farklı “doğru”lara sahip kişilere maruz kalmanın önemini anlamak. Görüşlerin çatışması, iki tarafın da “biraz doğru” olduğu anlamına gelmez; taraflardan biri, basitçe, tamamen hatalı olabilir. Buna rağmen fikirlerimize meydan okunmaksızın, yanlış yapan taraf olduğumuzu bilmemiz çok zor (belki de imkânsız) olduğu için, kendimizi olabildiğince farklı görüşlere maruz bırakmak çok önemli. 

Tabii, temenni odur ki bu maruziyet, günümüzdeki sosyal medya gibi kaotik, düzensiz ve popülist  araçlar üzerinden değil de öğrenmeyi ve münazarayı pekiştirme hedefi güden, sistemli, kontrollü ve tarafların bir şeyler öğrenmek amacıyla geldikleri bir çerçevede yaşanır. Fakat bu olmasa bile, varlığın bizden ibaret olmadığını ve evrenin merkezinde olmadığımızı anlamak, bir kişinin büyümesi ve ufkunu genişletmesi yönünde atacağı en büyük adım olacaktır. 

İnsanlığı doyurma garantili beş besin 

Bugün 13 tür mahsul tüm dünyada insanların enerji gereklerinin yüzde 80’ini sağlıyor. İnsanların aldığı kalorinin yarısı buğday, mısır ve pirinçten geliyor. Ancak iklim değişikliği bu kritik mahsülleri ciddi biçimde azaltabilir. 

Science News dergisi işte bu koşullarda önem kazanacak, iklim değişikliğine nispeten daha dirençli altı ürünü listeledi.

Darı-Faydaları: Karbonhidrat ve protein ile potasyum, fosfor ve magnezyum gibi mineraller. Kullanım alanları: Tam tahıl; glütensiz un, makarna, cips, bira.

Mısır ve pirinçle karşılaştırıldığında iklim koşullarına çok daha dayanıklı, daha az suya ihtiyaç duyuyor, daha sıcak ve kuru ortamlarda yetişiyor.

Bambara yer fıstığı-Faydaları: Protein ve lif ile potasyum, magnezyum ve demir gibi minareller. Kullanım alanları: Kavrulmuş veya haşlanmış olarak, glütensiz un, bitkisel süt.

Protein deposu. Besinden fakir topraklarda yetişebiliyor.

Midye-Faydaları: Protein, Omega-3, B12 vitamini ile demir, manganez ve çinko. Kullanım alanları: Buğulama, makarnalar, güveç, çorba.

Midye, istiridye ve tarak gibi çift kabuklular, 2050 yılına kadar deniz ürünlerinin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturabilir. Fazladan su ve gübreye ihtiyaç duymuyorlar. Özel olarak midye “süper dayanıklı” ve “süper besleyici”. 

Yosun-Faydaları: Antioksidanlar, vitaminler ve iyot, kalsiyum, demir gibi mineraller. Kullanım alanları: Salatalar, tatlılar, turşu, erişte, kızartmalar.

Kelp ya da laminarya adıyla da bilinen esmer yosun karbonu suyun altında hapsediyor.

Manyok-Faydaları: Karbonhidratlar, potasyum, C vitamini. Kullanım alanları: Pişmiş kök, glütensiz un.

Güney Amerika kökenli, nişastalı bir kök sebze olan manyok iklim direnci yüksek, sürdürülebilirlik ve besin değeri açısından etkili. Şu anda 100’den fazla ülkede yetişen manyok, 40 dereceye kadar sıcaklığa, tuza ve kuraklığa dayanıklı.