22 Mayıs 2024, Çarşamba Gazete Oksijen
31.12.2021 04:40

Zaman akıyor

Zaman her yerde aynı hızla akmıyor. Albert Einstein’ın bu müthiş gerçeği fark etmesinin üstünden yüz yıldan fazla geçti ama atalarımızın evrildiği ortama göre kurgulanmış “sağduyu”muza aykırı olduğu için hâlâ ona akıl erdirmekte zorlanıyoruz. Büyük kütlelerin yakınında zaman, böyle cisimlerden alabildiğine uzakta, “derin uzay”da geçeceğinden daha yavaş geçiyor. Yıldızlararası (Interstellar) filmindeki dev kara deliğin yakınındaki gezegende birkaç saat geçiren astronotların dönüşte uzayda kendilerini bekleyen arkadaşlarının 23 yıl yaşlanmış olduğunu görmelerinde bilimsel bir yanlış yok; filmin danışmanı olan Nobelli fizikçi Kip Thorne’un uzmanlık alanı zaten bu konular. Zamanın hızını etkileyen tek şey kütleçekimi değil. Hızlı hareket etmek de sağduyuya aykırı sonuçlara yol açıyor. Evinde oturan bir kişi eline güçlü bir teleskop alıp pencereden çok hızlı giden bir uzay gemisindeki bir astronotun kolundaki saati gözlerse astronotun saatinin kendi evindeki saatten daha yavaş ilerlediğini görür! Einstein ve Thorne’un bizimle dalga geçmediğini, tüm bu tuhaf şeylerin gerçek olduğunu biliyoruz, çünkü denedik, sınadık, evrenin böyle işlediğini gördük. Bu bilgiyi hayati bir teknoloji haline de getirdik bile. Dünya yörüngesine yerleştirilmiş çok sayıda uydu, yıllardan beri isteyen herkesin kullanabildiği, telefonlarımıza entegre edilmiş bir sisteme o anda gezegenin tam olarak hangi noktasında olduğumuzu saptamaya yarayan sinyaller gönderiyor. Navigasyon cihazları bu yüzden mükemmel çalışıyor. Bu uyduların hepsinde çok hassas atom saatleri var ve yerdeki aygıtlar görebildikleri birkaç uydudan gelen saat “tık”lamalarından kesin yerlerini hesaplayabiliyorlar. Ama bu saatleri fabrikadan çıkar çıkmaz uzaya öylece göndermiyoruz. Biliyoruz ki orada zaman buradaki hızında akmıyor. Bizim yerde kullandığımız saatle uzaydan tıklamasını dinleyeceğimiz saat farklı hızda çalışırsa halimiz nice olur?