08 Ağustos 2022, Pazartesi
19.11.2021 04:29

Soğuk Savaş’a sıcak barış önerisi

Soğuk Savaş’ın Amerika ile Avrupalı güçler arasındaki işbirliğini tetiklemesi gibi, iklim krizi de Çin-ABD ilişkilerindeki hasmane gidişatı yumuşatabilir. Ancak krizin akıbeti iki ülke yönetiminin de gerekli kamuoyu baskısını hissetmesine bağlı

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) için iş ve siyaset dünyasından çok sayıda lider Glasgow’a uçtu. Ancak küresel ısınmayı sanayi öncesi döneme göre 1.5 dereceyle sınırlı tutmaya yönelik bu son dakika hamlesinin yetersiz kalacağı belliydi. Çünkü maksimum 2 derecelik artış hedefi için bile her şeyden önce ABD ile Çin arasında işbirliği gerekiyor.  İklim değişikliği iki ülkenin işbirliği yapması için benzersiz bir fırsat sunuyor ve metan emisyonunu kısmak adına açıkladıkları birlikçe çalışma planı umut verici. Ancak şu anki jeopolitik ortam geniş kapsamlı işbirliğine engel. Paris İklim Anlaşması hedeflerine ulaşma yolunda en azından mücadele edebilmek için, 2030’lara gelindiğinde dünyadaki kömür, petrol ve doğalgaz tüketimini neredeyse sıfıra indirmiş olmak gerekiyor. Son dönemdeki vaatlere rağmen bu ihtimal yakın görünmüyor. Örneğin Çin’de sadece 2020 yılında 50’den fazla yeni santral kuruldu. Hindistan son on yılda kömür tüketimini neredeyse iki katına çıkardı ve anlamlı bir hedef benimsemeye yanaşmıyor. Rusya ise topraklarındaki orman, tundra ve bataklıklar sayesinde ülkenin 2060 yılında karbon nötr hale geleceğini iddia ediyor ve neredeyse kılını kıpırdatmıyor. ABD de yeterli gayreti göstermiyor gibi; üstelik Hindistan, hatta Çin ile aynı bahanelere sığınma lüksü yok. Amerika yenilenebilir enerjiye çok daha fazla yatırım yapacak ve tüm dünyanın temiz teknolojilere geçişini destekleyecek imkanlara sahip. Ancak karbon emisyonlarını vergilendirmek ve sorunun en büyük sorumluları olan büyük enerji şirketlerine düzenlemeler getirmek yerine fosil yakıt sektörüne sübvansiyon sağlamaya devam ediyor. Bu konuda İran, Rusya, Brezilya, Çin ve Hindistan’ın sorumluluğu daha da büyük.  Emisyonları azaltmak ve mevcut kömür, petrol ve gaz rezervlerini çıkarmayı ve tüketmeyi durdurmak için tek çare karbon vergisi uygulamak ve yeşil teknolojilerin geliştirilmesi için sürekli destek sağlamak. Avrupa Birliği global karbon vergisi için ilk adımı attı. 

Avrupa’da çifte standartlar

Karbon vergisinin gerçekten etkili olabilmesi için yüksek tutulması şart. Şu anda AB içindeki karbon vergileri ton başına 116 euro (İsveç) ile 0.10 euro (Polonya) arasında değişiyor; İtalya gibi bazı büyük ekonomilerde hiç vergi yok. Ancak esaslı bir Avrupa karbon vergisi politikası uygulansa bile iklim değişikliğini zapt edebilmek için ABD ve Çin’in benzer politikalar benimsemesi gerek. Hayati tehlikeler bazen gerçekten de ülkeleri bir araya getirebiliyor. II. Dünya Savaşı’nda Almanya ve Japonya’yı mağlup etmek için ABD, İngiltere ve Sovyetler Birliği ittifak kurmuştu. Benzer şekilde, savaş sonrası dönemde Sovyet tehdidine karşı koymak adına Avrupalılar ile Amerikalılar derin görüş ayrılıklarına karşın güçlerini birleştirdi. ABD ile Çin iklim değişikliğiyle savaşmak için iş birliği yapar mı? Mümkün ama bunun için her iki ülkede de kamuoyu baskısı gerekiyor.

Biden’ın kongre derdi

Ancak Amerikan siyaseti Big Oil denen büyük petrol şirketleri lobisine söz geçiremiyor. Bu lobi, etkili hamleleri önlemek veya yavaşlatmak için her şeyi yaparken, zaman kazanmak adına çevreye duyarlı rolü oynamayı sürdürüyor. Üstelik Joe Biden yönetimi önümüzdeki yıl yapılacak ara seçimler öncesi, Demokrat Parti’nin Kongre’deki çoğunluğu kaybetmesini önlemek adına altyapı, yoksulluk, eşitsizlik ve kutuplaşma gibi ciddi yurt içi sorunlara odaklanmak durumunda. Çin’de ise Pekin’de toplanan Komünist Parti 6. Genel Kurulu’nun ana gündem maddesi, Şi Cinping’in iktidarını ve Komünist Parti’nin halk üzerindeki tahakkümünü pekiştirmek. Çinli yöneticiler veri ve medya üzerindeki sıkı denetimi sürdürmek zorunda olduğunun farkında; bir yandan da büyüyen orta sınıfın genel rahatsızlığını bertaraf etmek adına yeterli ekonomik büyümenin sağlanması gerekiyor.

Siyasi elitlere bel bağlayamayız

Dolayısıyla ABD ve Çin’deki siyasi elitlerin iklim değişikliğini birinci öncelik olarak gördüğü varsayımına bel bağlayamayız.  Ama zaten bağlamak zorunda değiliz. Her iki ülkede de kamuoyunun anlamlı iklim politikalarına yönelik talebi ciddi şekilde artıyor. Amerikalıların yaklaşık yüzde 70’i küresel ısınma gerçeğini kabul ediyor ve fosil yakıt şirketlerine uygulanacak olası bir karbon vergisini destekliyor. Amerikan halkının yüzde 86’sı ise yenilenebilir enerji alanındaki inovasyonun daha fazla finanse edilmesini istiyor. Batı, Çinlileri Komünist Parti’ye tamamen teslim olmuş uysal bir halk olarak karikatürize etmeyi alışkanlık edinmiş olabilir ama Çin’de de daha güçlü iklim politikalarına yönelik bir talep var. Komünist Parti tarihin gördüğü en müdahaleci medya manipülasyonu ve baskı kampanyalarını yürütse bile kamuoyuna kulak vermek zorunda. Temiz hava ve diğer çevre sorunları Çin siyasetinin kanayan yaraları arasında; ülkede bir iklim aktivizmi geleneği de var. Ancak yetkililerin iklim aktivizmine nasıl karşılık vereceğini öngörmek zor. Ama neticede, çok sayıda rakip fraksiyonu devre dışı bırakmış olsa da Komünist Parti üzerindeki hakimiyetini koruyabilmesi için Şi’nin belli bir halk desteğine ihtiyacı var.  ABD-Çin arasındaki anlamlı bir iklim işbirliğinden zincirleme faydalar doğabilir. Ticaret ve Tayvan’ın durumu gibi farklı konularda buzlar eriyebilir. Tıpkı Soğuk Savaş’ın ABD ile Avrupalı güçler arasındaki işbirliğini tetiklemesi gibi, iklim krizi de Çin-ABD ilişkilerindeki hasmane gidişatı yumuşatabilir. İklimin akıbeti Glasgow’da kapalı kapılar ardında varılan anlaşmalara değil, Çinli ve Amerikalı liderlerin doğru yola girmek için gerekli kamuoyu baskısını üzerinde hissetmesine bağlı. © Project Syndicate, 2021