25 Şubat 2024, Pazar
01.12.2023 04:30

Hakikatsiz dünyada tehlikeli hakikat bolluğu

Yapay zekayı heyecan ve alkışlarla karşılamak yerine korkuyla seyrediyoruz. Çünkü biliyoruz ki hayırlı bir iş için kullanılması çok küçük ihtimal. Korktuğumuz kendi kendine öğrenen, birbirleriyle konuşan bilgisayarlar değil; bu yeni buluşun nasıl bir silaha dönüştürülebileceği...

On dört yaşındaki yeğenim ABD’den beni ziyarete geldi. Baş başa bir hafta Berlin. Teyzeler kusura bakmasın, halalığın başka bir ağırlığı var. Kendine göre bir iktidar makamı. Ben de bu muktedirlik hissinin verdiği sorumlulukla planlar yaptım, gezilecek yerler, “yüksek Avrupa kültürüne” hızlı giriş, üniversiteyi Avrupa şehirlerinden birinde okuması için beyne tohumlar ekiş, çocuk Amerika köylüsü gibi yetişmesin diye politik tarih duygusuyla tanıştırma. Liste böyle uzuyor. Fakat gizli bir planım da var. Babası “İyi şanslar!” dedi dalga geçerek ama kesinlikle kararlıyım, kitap okuma konusunu halledeceğim. Okumuyor çocuk. Kitap okumuyor. Bir hala olarak ağırlığımı koyacağım ve bu kitap okuma konusu Berlin’de çözülecek. Konuyu birkaç kere yumuşak bir şekilde açayım dedim, olmadı. Baktım olmuyor, Berlin’in en büyük kitapçısına zorla soktum. Zorla derken fiziksel olarak ittirerek. Aklımca çocuk kitapları görecek, büyülenecek, saatlerce çıkmayacağız kitapçıdan. Ağzının kenarına alaycı bir gülümseme taktı, bakmıyor bile kitaplara. Onun yaşındayken okuduğumuz kitapları bulmaya çalışıyorum, kitapların özetlerini anlatıyorum, en tatlı yerinde bırakıyorum merak etsin diye. Olamıyor. Sinirlendim en son, “Evladım aptal mı olmaya karar verdin sen?” dedim. Gülüyor. “Kimse kitap okumuyor artık, kabul et bence” demez mi! “Oğlum bu kitapları yazıyorum ben, kimse okumuyor ne demek!” diye feveran edince, ellerini iki yana açtı ve biraz da acıyarak şöyle dedi, “Üzgünüm Ece ama artık kimse kitap okumayacak. Belki sen de artık başka bir iş yapmayı düşünmelisin.”