18 Nisan 2024, Perşembe
17.02.2023 04:30

Kentsel strateji uzmanı Ali Faruk Göksu: Yeni kentler aceleyle değil doğayla uyumlu kurulmalı

Kentsel dönüşümü yanlış keşfettiğimizi vurgulayan ve bir rant kapısı olarak gördüğümüze dikkat çeken Göksu “İstanbul’un merkezleri doldu. Anadolu şehirlerinde bile tarımsal alanlara çok katlı konutlar yapıldı. Yani bu şehirleri beklentiler yıktı. Asıl sorgulamamız gereken budur” diyor

Marmara Depremi sonrasında İstanbul’da mahalle mahalle gezen, risk analizi yapan, kurucusu olduğu Kentsel Strateji şirketinde öğrenciler ve genç şehir planlamacılarla kentlerin geleceği için stratejiler geliştiren, Dayanıklı Kentler planları hazırlayan, İstanbul için Yeşil Yol haritası çıkaran ve 81 gençle “81 Kent 81 Vizyon” çalışmasını hayata geçiren ODTÜ’lü şehir planlamacı Ali Faruk Göksu’yla Beyoğlu’ndaki ofisinde buluştum.

Depremde neredeyse yerle bir olan kentlerin nasıl yeniden kurulması gerektiğini ve İstanbul depremine hazırlık için yapılması gerekenleri konuştuk.

Marmara Depremi üzerine çok çalıştınız ve yıllardır yeni projelerle karşımıza çıkıp ders almamız gerektiğini, kentlerin kırılganlığını bize anlatıyorsunuz. Bu yüzden bu depremi sizden dinlemek istiyorum.

Bölgesel bir deprem yaşıyoruz. Önceki depremler kentsel ölçekliydi. Yüzyıllardır bu coğrafyada depremler olduğunu biliyorduk. Şu günlerde bu bölgede 400-500 yıl önce depremler olduğunu konuşuyoruz. Tarih derslerle dolu. Marmara Depremi’nde İstanbul’daydım. Büyüklerim ve kardeşim Değirmendere’deydi. Yaşadıklarımın etkisini 3-4 yıl atamadım. Ve bir şehir planlamacı olarak sorumluluk duydum. Türkiye Marmara Depremi’nden sonra risk azaltmayı konuşmaya başladı. Son 20 yılda da akademi ve devlet çalışmaya başladı. Özellikle Japonya ile birlikte çalışıldı. Risk raporları hazırlandı. Bu raporları okuduğunuzda bugün konuştuğumuz “ne yapmalı ve nasıl yapmalı” sorusunun yanıtlarını bulabilirsiniz.

Tedavi uzun sürecek

Ama hayata geçmedi. Türkiye’de aktif fay hatları var. Yer bilimciler anlatıyor. Ve biz sanki bu gerçeği hiç duymuyor gibi yapılar yapıyoruz. Kafamız karışık, bireysel olarak da çaresizlik içindeyiz. Çözüm nasıl olacak?

Ben bilinenleri yeniden keşfetmekten bahsediyorum. Veriler, bilim, raporlar ortada. Deprem öncesi yapılacaklar, deprem anı ve sonrası raporlarda var. Maalesef bunları 6 Şubat Depremi’nde de görüyoruz. 10 ili kapsayan bir deprem yaşadık. Etkilerini tam bilmiyoruz. Çok can kaybımız var, acımız büyük. Bizim meslek için de yalnızca fotoğraflardan görebileceğimiz hatalar çok. Anlayabilmemiz için önce sorgulamamız lazım.

Nereden başlamalıyız sorgulamaya? Sorgulayacak çok şey var.

Kent sistemlerimizi sorgulamalıyız. Yaratmış olduğumuz kentleri sorgulamalıyız. Evet korkuyoruz, üzüntülü ve öfkeliyiz. Oradakiler müthiş bir travma yaşıyor. Bence anlamamız mümkün değil. Orada olmayanlar da, toplum da travma yaşıyor. Ve coğrafya da travma yaşıyor. Yaşam ve mekanlar da travma yaşıyor. Bunun rakamlarını konuşalım. Kocaeli Depremi’nde 3 sıfırlı canlar gitti, Van Depremi’nde, Erzincan Depremi’nde 4 sıfırlı, şimdi bu depremde 5 sıfırlı bir kayıp olacak. Ne kadarı kayda geçer inanın bilmiyorum. Basit bir matematik hesabı yapıyorum. Hem rakamlarla hem duyguyla bakacağız. Tedavi çok uzun sürecek. İzleri de kalacak.

Kimdir?

Ali Faruk Göksu ODTÜ Şehir Planlama Bölümü mezunu. oldu. Batıkent, Portakal Çiçeği Vadisi ve Zafertepe Gecekondu Projesi olmak üzere kamu, özel sektör ve yerel örgütleri bir araya getiren pek çok katılımcı büyük ölçekli projelerde yöneticilik yaptı. Kentsel Strateji şirketi ile kentlerin geleceği için stratejiler, yenilikçi model ve öneriler geliştiriyor. Anadolu Tasarım Atölyesi (ATA) çatısı altında da TAK Kadıköy, TAK Kartal, Vizyon Atölyesi ve Atölye Muğla Bir ortamlarında yeni kent modelleri ve stratejileri geliştiriyor. Göksu, çeşitli üniversitelerde dersler veriyor

Önce 10 ili konuşalım. Şu anda yer bilimciler fay haritaları üzerinden riskleri ortaya koyuyorlar. Peki bu kentler nereye nasıl kurulacak?

Yer bilimciler konuşmalı. Fay nereden geliyor, ne kadar etkili olabiliyor. Bunları bilmeye ihtiyacımız var ancak yalnızca yer bilimcileri dinlemeyelim. Onların bilgileri değerli fakat kentleşme politikalarını, kent planlarını, yapı risklerini sorguluyor muyuz? Ayakta kalan binaların özelliklerini biliyor muyuz? Kent meydanı var mıydı? 10 ili kapsayan bölge depremi için Acil Afet Planı yapılmalı. Bu yapılırken de yapı tespitleri, fay hatları, uzmanlar, kent planlamacıları, o toprakların tarihi özellikleri, kültürü, ekonomisi, toplumun beklentileri, yapısı vs. her şey değerlendirilmeli. Bizim kurumları ve sistemleri sorgulamamız lazım. Bireysel duruş yeterli değil.

Fotoğraf: Ferhat Zupçevic

Sistem çökmüş

Sorguladığımızda karşımızda çok karanlık bir tablo var. Örneğin Hatay’da defalarca deprem seminerleri yapılmış, riskli binalar tespit edilmiş, belediye başkanı haykırmış. Maraş’ta tatbikatlar vs. yapılmış. Malatya’da 2 yıllık binalar dümdüz oldu. Sorgulamaya nereden başlayacağız?

Şunu görüyoruz sistem çökmüş. Kentleşme sistemi çökmüş. Deprem bölgelerinin büyük bölümüne ilk iki günde müdahale edilemediğini gördük. O zaman insan soruyor, valiler niye var, kaymakamlar niye var? Deprem anında suların, elektriğin, doğal gazın kesileceği hep konuşulur, bilinir. Ama riskli bölgelerde siz bunu niye örgütlemediniz mahalle mahalle? Ayrı vanaları neden olmasın en riskli mahallelerin. Bu zor bir şey değil. 1 milyon nüfuslu kentin elektriğini, doğal gazını kesmek mi, yoksa riskin olduğu yerlerdeki elektriği kesmek mi? Bu bir örnek.

Yerleşim alanları nerede nasıl yapılmalı? Deneyimleriniz size ne söylüyor? Fay hattının üzerine yeniden şehir kurulur mu? Bu yerleşim yerleri taşınmalı mı?

Bu önemli bir sorun. 10 ili kapsayan bir bölgesel şema yapılmalı. Fay hatları, riskler görülecek ve yaşanmışlıklar, katmanlanan kültürler görülecek. Hatay’ın merkezi yıkıldı, bu fay hattından mı, binalardan mı kaynaklanıyor? Antakya çöktü. Orada Uzun Çarşı var. Yıkılan her yer açık alan olamaz. Yapını sağlam yaparsan yıkılmaz. Yerleşim tasarımını, açık alanı ve duyarlı tasarımıyla yapmak lazım.

Siyasiler daha enkaz kaldırılmadan “Buraya 3-4 katlı ev yaptırılacak” mesajları verdi...

Büyük yanlış olur. Yalnızca fay hattı ile ilgili de değil. Deprem bölgesel, resmi büyük görmeli. Bu yerleşimlerin toplam bölge içindeki payına bakılmalı. Yapılaşmış alan oranına bakmalı. Doğal alanları, tarım alanları, bağ-bahçe, tarihsel bölgeler iyi değerlendirmeli. Doğanın kendini yenileme gücü var. Doğa sistemi mesela; zeytinlik çöktü ama orada doğa kendini yenileyecek. Kent katmanları var Urfa, Diyarbakır, Antep, Maraş ve Antakya’da. Bu topraklarda suyun yaratıcı gücü var. Mezopotamya’dan bahsediyoruz. İlk şehirlerin kurulduğu bölgeler, şehir devletleri kuruldu yıkıldı bu topraklarda. Doğayla kentsel sistem barıştırılarak tasarlanmalı. Kademelenme ve kümelenme gibi kavramlar vardır bizim işimizde. Hangi kentlerin rolü ne olacak? Sanayi kenti, tarım kenti, kültür kenti gibi. “Ben Antakya’yı tamamen şuraya taşıyacağım” diyemezsiniz. Doğru bir fikir değil. “Ben Antakya’yı doğanın verdiği mesajları dikkate alarak yeniden tasarlayacağım” demek gerekir. Var olan klasik imar planları anlayışıyla yapamazsınız.

Acil Eylem Planı şart

Bugüne kadar bu topraklarda iyi bir kentleşme örneği veremedik. Çok katlı bina yapmayı kentleşme gördük. Şimdi barınma ihtiyacı da çok acil çözülmesi gereken bir konuyken siyasiler ayrıca bunu siyasi malzeme de yaparken çözüm nasıl olacak?

Korkum şu, “kısa sürede şu kadar konut yapacağız” demek bir hedef. Politikacı bunu der. Devlet “bütün bunları ben yapacağım derse” yanlış yapar. Belediyeler de “zaten bizde para yok, merkezi yönetim yerleri seçecek” derse büyük yanlış olur. Ders almalıyız yaşananlardan. Sistemi yeniden tasarlayacaksak duyarlı olmalıyız. Şu anda herkes empati yapmalı. Acil Eylem Planı yapılıp yaşamın devamı sağlanmalı.

O kentlere dönmek istemeyen bir nüfus olacağını düşünüyor musunuz?

Olur bu. Büyük depremler sonrasında hem nüfus kaybı olur hem de nüfusun yüzde 20’si kadarı geri dönmek istemeyebilir.

Bölgede hassas nokta göç. Nüfusta büyük değişim olabilir endişesi var. Bu yüzden de “duyarlı kent” yapabilmek aslında kentin kimliğine sahip çıkmak olduğu için de çok stratejik bir karar. Bu iklimde bunlar nasıl hayat geçecek?

Müthiş bir yer değiştirme olacak. Gidenler olacak gelenler olacak. Bu yüzden de olası riskler var toplumsal olarak. Olası riskleri minimize etmek için karşımızdaki sorun yalnızca bir barınma sorunu değil.

İşin maddi boyutu da var. Yurt dışı finansmanına ihtiyaç duyulacak. Bu gibi büyük felaketlerden sonra neler yaşanıyor?

Dünya Bankası, Avrupa İskan Fonu kredi verebilir. Verir de. Onların birtakım şartları var. Kamudan güvence isteyecekler, Hazine garantisi isteyecekler ve sosyal etki değerlendirmesi de isteyecekler. Kaba hesaplamalarımla 5 milyar dolarlık bir destekle bu şehirler yeniden yapılabilir. 

İstanbul’da 39 kent var toplanma alanı ise yok!

Bu depremin acısını yaşarken İstanbul ve İzmir için de olası deprem senaryoları masaya yatırılıyor. Siz özellikle İstanbul depremi üzerine çok çalıştınız, çalışıyorsunuz. Elinizde raporlar var. Öncelikle biraz onlardan söz edelim. İstanbul’da çok riskli ilçeler, semtler var...

Olası bir İstanbul depreminde şu kadar yapı riskli dediğinizde, raporda var. Ancak yapı risklerinin tek tek tespiti çok zor bir konu. Zemin, yapının yapılış biçimi, yaşı, konumu vs. İstanbul’da Fatih, Zeytinburnu ve Küçükçekmece özelinde çalışmalara katıldım. 10 yıl önce Zeytinburnu’nda 1 milyon kişi yaşıyordu biz çalışmayı yaparken. İstanbul’da 1.5 milyon yapı var. Yüzde 70’i riskli deniliyor. Yapıyı birime çevirince yaklaşık 4 - 4.5 milyon yapı birimi var. Zeytinburnu’nda riskli binalar bir yerde toplanmıyordu, her yere yayılmıştı ve çok riskli yapı oranı yüzde 12-13 arasındaydı. Riskli bina oranı da aynı şekilde.

Marmara Depremi’nden 23 yıl geçti. Yenileyelim dedik, kentsel dönüşüm dedik. Bunlar bambaşka bir hal almadı mı?

Maksimum riskli, fay hattındaki bölgelerdeki hasarlı yapılar yerine minimum riskli yerler dönüştü. Kadıköy minimum riskli alan ama rant orada olduğu için binalar yıkıldı, yenileri yapıldı. Avcılar neden dönüşmedi yeterince? İstanbul’un en büyük açık alanları askeri alanlar. Bunların bir kısmı yapılaşmaya açıldı. Büyük hata yapıldı. Düşünün 100 binden fazla konut yapıldı buralara. Açılmaması en idealiydi. Hadi açıldı, o zaman sistem tasarla, riskli alanları transfer et. Riskli alanları yık, orada yaşayanları taşı. O da yapılmadı.
İstanbul’da bir deprem olsa toplanma alanına ulaşım mümkün değil gibi görünüyor. İstanbul’un içinde birden çok kent var gibi.

Biz böyle bir çalışma yaptık. İstanbul’da 39 kent diye. Toplanma alanları çok büyük sorun yarattık mı? Hayır.
Maçka Parkı bile elden gidiyordu.

Çalışmaları yaparken Japonlarla tartışıyoruz. İlk bize “toplanma alanı” dediler. Sonra da tahliye koridorları. Binalar yolu kapatıyor depremlerde. İstanbul’un risk analizini gençlerle yaptım. Kurduğum atölyede gençlerle bu çalışmayı tamamen sivil bir hareket olarak yaptık. İstanbul’da 7 şiddetinde bir depremden nüfusun 4’te biri etkilense yani 4 milyon kişi sokağa dökülse, dışarıda yaşamak zorunda kalsa, 4 bin hektar açık alana ihtiyaç olacak. İstanbul’da nereye çadır, konteyner kuracaksın? İstanbul’un açık alanı 2 bin hektar. Biz bunu 2013’te hesapladık. Bu daha da azaldı. 39 kent 1 İstanbul projesi yaptık. Maraş’tan büyük ilçeleri var İstanbul’un.

Kötü keşfettik

İstanbul’da nasıl toplanma alanı yaratılacak? Şu anda aklıma son kaybedilen, yapılaşmaya açılan yerler geliyor.

Bakın 4 bin hektar anlaşılmıyor. 2 bin hektar var, bu nedir? Gezi Parkı 40 hektar, 500 Gezi Parkı yapmak gerekiyor! İkinci karşılaştırmayı yapayım. Futbol sahası, her mahalleye iki futbol sahası açık alan lazım. 2 bin hektar 1 Bağcılar, 2 Şişli demek.

Kentsel dönüşümü sormuştum. Deprem için yola çıkıldı çok kısıtlı bir bölümü deprem için oldu.

Çok hızlı projeler geliştirildi. Deprem riskini fırsat bilip yeni projeler yapıldı. Toplumsal uzlaşma sağlanmadan projeler hayata geçti. Sulukule’den tutun Fikirtepe’ye. Çok yanlış işler oldu.

Son dönemde gayrimenkul geliştirme projeleri çok yoğun hayata geçti. Riskli bölgelerde yaşayanlara hitap etmedi bu projelerin çoğu. Burada sistemde hata nerede?

2000’li yıllarda ilk defa finans sektörü ile gayrimenkul sektörü el sıkıştı. Büyük fonlar gelmeye başladı. Orta ve büyük ölçekli proje istediler. O yüzden Fikirtepe çıktı. Ama kimse şunu sorgulamadı. Kaç tane riskli binayı ortadan kaldırdın ve yeni kurduğun mahalle ile nasıl bir etki yarattın? Bu rant projesi bu şehirdeki 100 yüksek riskli binayı ortadan kaldırdı, buraya yaşayanları uyumlu biçimde transfer etti diyebiliyor muyuz? Hayır. Kentsel dönüşümü kötü keşfettik. Yığınla proje yapıldı. Kentsel dönüşüm gayrimenkul geliştirme değildir. Kentsel dönüşüm özellikle yoksulluk alanlarda kamusal desteğe ihtiyaç duyulan, sosyal ve ekonomik boyutları içeren eylemlerdir.

Sürekli imar hakkı, imar affı. Bu da Türkiye’nin kentleşme yolculuğunun yeni sorunu değil. Şu dönemde bile Meclis’te bu konu var. Bu en büyük hastalığımız mı bu konudaki?

Türkiye kentleri 3 kez yıkılıp yeniden yapıldı. 50’li 60’lı yıllardan başlıyor. O dönemde büyük kentlerde ikili yapılar oldu. Yarısı imarlı, yarısı gecekondu. Ve Türkiye yap-sat işini keşfetti. Sonra imar hakkı işi ortaya çıktı. İki katlı yerine dört katlı binalar yapılmaya başlandı. Bu göçü alevlendirdi. Hazine arazileri üzerine binalar yapıldı, gecekondulaşma süreci başladı. 80’lerde Özal dedi ki; “Gecekondulara 4 kat vereceğim” Acayip oy aldı. Bizim insanımız 6 kat yaptı! İstanbul’da deprem riski yeni değil. Yap-sat işi yapanlar mühendislik hizmeti almadı. 99 depreminden sonra “riskli alanların dönüşümü” dedik. Gayrimenkul sektörü merkezi iyi yerlerde konutlar yapmaya başladı. İstanbul’un merkezleri doldu. Anadolu şehirlerinde de tarımsal alanlara bile çok katlı konutlar yapıldı. Bu şehirleri beklentiler yıktı. Sorgulamalıyız demem bu yüzden. Planlancılar olarak biz, toplum ve siyasiler kendini sorgulamalı.

İstanbul’a tahliye ve açık alan için Yeşil Yol önerisi

Sizin İstanbul depremine hazırlık için ortaya çıkardığınız, 600 genç öğrenci ve genç mimarla hazırladığınız bir Yeşil Yol projeniz vardı. O projeyi anlatır mısınız?

İstanbul için gençlerle 2 bin hektarlık açık alan için çalıştık. Öyle bir proje yapalım ki hem şehir nefes alsın hem de olası bir depremde açık alan ve tahliye sorununu çözsün dedik. İstanbul’un maksimum riskli alanı E-5 ile TEM arasıdır. 1. Köprü yapılınca hemen gecekondular diğer tarafa sıçramıştır. Gecekondu alanları çok katlı alanlara dönüşmüştür. Minimum yeşil alan, maksimum risk oluşmuştur. Süreci de size anlattım. İstanbul’u yatay olarak görelim.

Küçükçekmece ile Argos arası 50 km bir yol açalım. Adı Yeşil Yol olsun. Bu devlet yol yapmayı biliyor. Yol binaların üzerinden geçecek bir yol. 200 metre genişliğinde 50 km uzunluğunda yapalım. Binalar var bu yol üzerinde, bunun 100 metresini açık alan yaparak ilerleyelim. Analizleri yaptık. Gayrimenkul sektörü için de yer yok diyorlar ya. Onu da düşündük. Anlatmadığım bakan kalmadı. Müteahhitlere de anlattım. Belediye başkanlarına da. Ancak kimse buna odaklanmadı. Ve maalesef son 10 yılda İstanbul’da yerden mısır patlağı gibi proje fışkırdı.

Size son olarak söyleyeyim. 81 Kent 81 Vizyon diye de proje yaptık. 81 genç seçtik, “6 ay belediye başkanı, valisin, al şehrini tasarla” dedik. Her ilin öne çıkan özellikleriyle anlatıldığı projeler ortaya çıktı. Lütfen girip bakın bizim web sayfamıza. Hepsinin yeni kent kurgusu var. Bu ülkede bu işleri bilen, vizyoner, yetenekli, eğitimli genç ve yaratıcı insanlar var.