14 Şubat 2026, Cumartesi
13.02.2026 04:39

TÜSİAD eski başkanı Orhan Turan: Trump saatlik kararlar alıyor, Çin yüzyılın planını yapıyor

TÜSİAD Başkanlığı’ndan ayrılmadan önce Amerika, Çin ve Avrupa’yı kapsayan yoğun bir temas trafiği yürüten Orhan Turan, New York’tan Shenzhen’e uzanan gözlemlerini anlattı; yapay zeka, ticaret savaşları, enerji dönüşümü ve yeni dünya düzeni: “Harvard’daki öğrenciler bile gelecekten endişeli”
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Harvard’da okuyan bir öğrencinin “Mezun olunca iş bulabilecek miyim?” sorusu, belki de bu röportajın en çarpıcı cümlesi.

ABD, Çin ve Avrupa’yı kapsayan son seyahatlerinde fon yöneticilerinden yapay zeka akademisyenlerine, belediye başkanlarından teknoloji devlerine kadar geniş bir temas ağı kuran TÜSİAD eski başkanı Orhan Turan, yapay zekanın artık sadece bir teknoloji başlığı değil, ekonominin, psikolojinin ve toplumsal düzenin belirleyici unsuru haline geldiğini söylüyor.

TÜSİAD Başkanlığı’ndan ayrılmadan hemen önce yurt dışında temaslarınız oldu. Başkanlığınız döneminde bunları ayrıntılı konuşma fırsatı bulamadık. Dünya büyük bir değişimden geçiyor, ABD ve Çin seyahatlerini arka arkaya yaptınız. İzlenimlerinizi dinlemek istiyorum.

Bu seyahatleri planlı yapmıştık. Ekim sonunda New York ve Boston’a gittik. Yurt dışında ağlarımız var, Londra’daki ağımızı da iki sene önce açmıştık. New York’un açılışını ise sonbahara bırakmıştım. New York ve Boston’dan döndükten bir hafta sonra Çin’e gittik. Bir hafta Shenzhen’e oradan Guangzhou’ya geçtim. Döndüm, bir hafta Türkiye’de kaldım, bu kez Brüksel’e gittim. Bu arada arkadaşlardan bir grup da Katar’a gitti, sonra bir grup Londra’ya geçti. Amerika, Çin ve Avrupa seyahatleri gerçekten de bu dönemde benim için de çok öğretici oldu.

Sizin için “Anadolu başkanı” diyenler vardı TÜSİAD Başkanlığınız döneminde…

Doğru, “Sadece Anadolu’yu dolaşıyor” gibi bir algı vardı. Oysa öyle değildi. Dünyayı elimizden geldiğinde doğru adreslere odaklanarak yakından takip ettik, Anadolu iş dünyasını da ziyaret etmeyi ihmal etmedik.

ABD izlenimlerinizle başlayalım. Trump Amerikası, gümrük birliği tarifeleri, Venezuela olayı, değerli madenler, mineraller, Grönland, İran derken çok öngörülemez, belirsiz bir dönemdeyiz. Ticaret savaşları, enerji politikalarındaki tıkanmalar ve yeni dönüşümler… Trump Amerika’sında neler gördünüz?

New York’ta farklı kesimlerle, fon temsilcileri ve baş ekonomistlerle görüştük. Yapay zeka odaklı bir açılışın ardından Türk girişimcilerle ilgili panel yaptık. New York’ta Amerika’nın gündeminde üç başlık gördüm: Birincisi yapay zeka, ikincisi Trump’ın tarifeleri, üçüncüsü Çin. Bu üç konu çok net öne çıkıyordu. New York’tan Boston’a geçtik. Türk akademisyenlerle yapay zeka üzerine konuştuk. Türkiye’nin yurt dışındaki önemli yapay zeka uzmanlarını buraya çağırdık. Yapay zekanın nereye gittiğini, hukuki çerçevedeki boşlukları ve hatta yapay zeka kullanımıyla bazı risk alanlarında, örneğin intihar vakaları gibi, düzenleme tarafında açıklar olduğunu anlattılar. Boston’da hepimizin yakından tanıdığı Prof. Gökhan Hotamışlıgil hocamızla bir akşam yemek yedik. Ertesi gün laboratuvarına gittim, bir bilim insanının bu kadar sempatik ve güler yüzlü olmasına ayrıca şaşırdım. Daha sonra Harvard’da, Boston College’da okuyan Türk öğrencilerle buluştuk. Dikkatimi çeken bir şey oldu. Harvard’da okuyan öğrenci “Nasıl staj bulacağım?”, “Bitirince nasıl iş bulacağım?” gibi kaygılar taşıyor. Aslında bu da yeni dünyanın en özet cümlesi gibi. Dünyanın en iyi üniversitelerinde okuyan gençler bile geleceklerine belirsizlikle bakıyor.

Amerika’daki yabancı öğrenciler Trump’ın göç politikalarından etkileniyor. İş bulmaları gerçekten de şu ortamda zor.

Trump’ın göç politikaları nedeniyle herkeste bir endişe var. Hatta ben “Dünyada kaç tane Harvard var ki?” diye takıldım, Harvard’da okuyup staj ya da iş bulamama kaygısı bana çok çarpıcı geldi. Trump Amerikası önceki Amerika’dan farklıydı.

Sonra Çin’e gittiniz. Aslında ABD’den dünyaya bakış ile Çin’den bakış arasında çok fark var. Bu yıl ben de Çin seyahatimde şunu gördüm, onların gündemi hala farklı ve ilerlemeye devam ediyorlar. ABD de bu ilerleyişin farkında ve zaman kazanmaya çalışıyor. Çin artık ABD’nin tek rakibi. Hatta pek çok alanda önde. ABD Çin’i stratejik çipler konusunda sıkıştırıyor, Çin ise ABD’yi nadir elementlerde. Bu çekişme daha sıcak hale gelir mi, dünya bundan nasıl etkilenir?

Doğru. Amerika’dan sonra Çin’e gidince, iki ülke arasında çok net bir mukayese yapabiliyorsunuz. Fiziksel karşılaştırmadan başlayayım. New York dökülüyor. Yollar bozuk, kasisler, her yerde inşaat… Viyadüklerin demirleri ortaya çıkmış. Çin’e geldiğimde özellikle Shenzhen, Guangzhou ve arada yaklaşık 500 kilometrelik yol, tek bir kasis yok, pürüz yok. Çin’de altyapıya çok ciddi yatırım yapılmış. Bu benim dördüncü Çin’e gidişim, her seferinde etkileniyorum. Bu ziyarette ağırlıklı teknoloji firmalarına gittik ve çok etkilendim. Amerika’nın gündemiyle Çin’in gündemi çok farklı. Şehir planlama ve uygulamaları da çok farklı.

(Fotoğraf: Gülşah Sarıtaş Keskinel)

Şehrin yaş ortalaması 32

Çin çevreyi en çok kirleten halden en çevreci şehirlere doğru bir dönüşüm başlattı. Nelerle karşılaştınız?

Shenzhen 40 yıl önce 30 bin kişilik bir balıkçı kasabasıymış. Şimdi 20 milyon civarında bir şehir. Şehrin yaş ortalaması 32. Bir teknoloji firmasına gittik, ben üniversite sandım! Meğerse firmanın yaş ortalaması 26’ymış. Shenzhen nüfusunun beşte biri, yani yaklaşık 4 milyonu teknoloji firmalarında çalışıyor. İnanılır gibi değil. Belediye başkanıyla görüştük, yardımcısıyla da konuştuk. Türk firmalarına “Gelin burada Ar-Ge merkezi kurun” önerisi yaptıklarını söylediler.

Türkiye’den bir şirketin Çin’de Ar-Ge kurabilmesi mümkün mü?

Çin’de 100 civarında Türk firması var, Türkiye’de ise 1.200 Çinli firmadan söz ediliyor. Arada inanılmaz bir makas var. 2025’te Çin’den ithalatımız 50 milyar dolara yakın. Dış ticaret açığı 6-7 milyar dolar arttı. Bir sanayiciyle konuştum, “Aslında bunlar bizim üretmemiz gereken ürünler, 6-7 milyar dolarlık kısmı Çin’den ithal etmişiz” dedi. Yani bizim bunu burada üretebilecek güçte olmamız gerekiyor. Shenzhen’in dış ticaret hacmi 620 milyar dolar. Yalnızca Shenzhen bu güçte. Shenzhen yeşil ve düşük karbonlu bir şehir. Bütün arabalar “yeşil plaka”lı yani elektrikli. Mavi plaka gördüğümü söyledim, “O başka şehirden gelmiştir” dediler. Shenzhen’e lojistik şirketlerinin elektrikli olmayan araçları giremiyor.

En çevreci şehir sıralamalarında en üst seviyeye hızla çıktılar.

Kişi başına 57 metrekare yeşil alan düşüyor. Kişi başına 15 metrekare park alanı var. Yerde toz yok, izmarit yok, çöp yok.

Dijitalleşme konularında Avrupa ve ABD ile aralarındaki fark sizce kapanabilir mi? Çin’in ileri şehirlerinde her şey dijitalleşmiş durumda. Her şeyi QR kodlarıyla hallediyorlar.

Buradan Brüksel’e geçince fark daha da çarpıcı oldu. Metro çalışmıyordu, yürüdük, bir köşede çöp duruyordu. Ertesi gün aynı yerden geçtik, çöp hala oradaydı. Çin’de dilencilerin bile boynunda karekod var, okutuyorsunuz. Brüksel’in göbeğinde, elinde Starbucks bardağıyla para isteyen insanlar… Bütün Avrupa için yaygın bir durum bu. Çin’de kimse 1 dolar bile harcamıyor, herkes WeChat ile ödüyor. Ar-Ge harcamaları yıllık 30 milyar dolarmış, yalnızca Shenzhen için. Bu, milli hasılalarının yüzde 6,6’sına geliyor. Türkiye’nin Ar-Ge harcaması 17 milyar dolar kadardı. Shenzhen patent başvurularında 20 yıldır birinci. Ayrıca dünyanın dördüncü en büyük havalimanı orada, 33 milyon yolcu kapasitesine ulaşmış durumda. Çin çok kömür kullanıyor denir ama karbonsuzlaşma ve iklim krizi gündemi bana göre Çin’e pozitif yansımış. Rüzgarda dünya lideri, güneşte dünya lideri, elektrikli araçlarda dünya lideri. Belediye başkanı espriyle “Bir bardak kahve içene kadar araba şarj olur” dedi. Şarj o kadar hızlı.

Tarife savaşlarının kızışmasından sonra Çin’in dış ticaret fazlası azalmak yerine daha yüksek bir ivmeyle artmaya başladı. 2025 yılında 1.2 trilyon dolara ulaştı. Bunu neye bağlıyorsunuz? Türkiye’deki elektrikli araçlarla ilgili adımlarını geri çektiler gibi. Oradaki temaslarınızda bu konu da gündeme geldi mi?

BYD’ye de gittik. 8-9 bin dolara araba satıyorlar, 200 bin dolara kadar da lüks segmentleri var. Hatta bir modeli var, olduğu yerde zıplıyor, dönüyor, “dans ediyor”. Ferrari gibi düşünün. Yatırım ve Türkiye özelinde detaylara girmedik. Şirkete giriyorsunuz, girişte patentlerini, başarılarını koymuşlar. Bir “dashboard” var: Bugüne kadar kaç milyon elektrikli araç üretti? Kaç tanesi trafikte? Anlık görüyorsunuz. Biz gittiğimizde dünya genelinde 580 bin araç trafikte dolaşıyordu, ayrılırken baktım 620 bine çıkmış.

Yerel yöneticilerden genç girişimcilere ve sanayicilere Çin’deki temaslarınızda sizi en çok ne etkiledi?

Toplantılarda kimse telefonla uğraşmıyor. Çok ciddi bir odaklanma var. Her işlerini telefonla çözmelerine rağmen, toplantılarda çok özenliydiler. Diğer dikkatimi çeken şey de kadınların iş yaşamındaki rolüydü. Sunum yapan teknoloji firmalarının büyük çoğunluğunda kadınları dinledik. Tam rakam veremem ama yüzde 80’i kadındı. Kadının istihdama katılımı yüzde 70’in üzerindeymiş. Bize Cumhuriyet’in 100. yılına özel ay-yıldızlı Türkçe sunum yaptılar. İnce bir jest de yaptılar. Bir de şu dikkatimi çekti: Türkiye’de şirketler tarihçeyi yıllar üzerinden anlatır; “2015’te bunu yaptık, 2017’de bunu yaptık.” Orada ay ay anlatıyorlar. “2022 Ağustos’ta şunu yaptık” gibi… Şirketlerin ömrü kısa, hızları çok yüksek. Tencent’e (Çin’in en büyük teknoloji ve internet şirketlerinden biri) de gittik. Oyun, chat, film gibi alanlarda büyük bir ekosistemleri var. Sadece bu firmanın cirosu 100 milyar dolar civarında, son 5 yılda ortalama yüzde 15 büyümüş. Ve teknoloji firması olmasına rağmen yüzde 100 ofisten çalışıyorlar, hibrit yok.

Huawei’ye de gittiniz mi?

Huawei çok etkileyiciydi. Merkezleri 1,5 kilometrekare, kasaba gibi bir kampüs. Koç Üniversitesi ya da ODTÜ gibi düşünün, inanılmaz temiz. Nasıl bu kadar temiz tutuyorlar diye insan düşünüyor. Çin’de “sosyal puan” gibi bir sistem de var. Çöp atarsanız puan düşüyor. 7/24 takip… Demokratik tarafı ayrı tartışılır ama düzeni bu şekilde kurmuşlar. Huawei’nin Ar-Ge harcamaları 2014’te gelirinin yüzde 14’üymüş, 2024’te yüzde 24’e çıkmış. Ar-Ge harcaması 24 milyar dolar. 2025’te muhtemelen artmıştır. 1989’da 4 kişiyle, 3 bin dolarla kurulmuş.

Peki Türkleri nasıl görüyorlar?

Yabancı çalışan oranı çok düşük. 17 firmada bir yabancı gördüm, o da Arjantinliydi. Genelde hepsi Çinli. Türkiye’de Ümraniye’de Huawei’nin Ar-Ge merkezi var, 1.500 kişi çalışıyormuş. Türkiye’deki mühendislerden memnun olduklarını söylediler.

Türkiye, Çin ile ticari potansiyelini nasıl geliştirmeli?

Ben Türkiye’nin Çin’le ilgili stratejisini netleştirmesi gerektiğini düşünüyorum; işbirliği mi, rekabet mi, şirket satışı mı? Kamu bir çerçeve çizer, iş dünyası ona göre hizalanır. Türkiye’nin bu konuda net olduğunu düşünmüyorum. İşbirliği de yapmak gerekir, rekabet de. Çok kısa sürede çok ciddi teknoloji ve altyapı kapasitesi üretmişler.

Çin’de borçluluk sorununun da görünenden büyük olduğu belirtiliyor. İhracatlarını artırmak durumundalar. Türkiye nasıl pozisyon alınmalı?

İç talep daralınca bu kapasiteyi dışarı satmak zorundalar; daha düşük maliyetle satacaklar. Amerika almayınca, bu ürünleri bizim rekabet ettiğimiz pazarlara satacaklar: Hindistan, Avrupa Birliği… Bizim sattığımız ülkelere. Bu da Türkiye için ciddi risk. Rekabet Gücü Endeksi’nde baktığımız finansman, işgücü, ara malı, enerji gibi başlıklarda Çin’in baskısı artacak, “bizim rekabet şansımız kalmıyor” noktasına geliyor. Çin’in derin soğukkanlı planları vardır diye düşünüyorum.

Yapay Zeka’yı kullanma konusunda ileride olduklarını düşünüyor musunuz?

Amerika yapay zekayı daha çok kişisel performans ve verimlilikte kullanıyor, Çin ise üretim proseslerinde. Ben Çin’in sistematik ve uzun vadeli stratejiyle gittiğini görüyorum. Trump günlük, hatta saatlik kararlarla ilerliyor, Çin yüzyılın kararlarını veriyor.

COP31 bu yıl Antalya’da. Çok daha fazla konuşacağımız konu yenilenebilir enerji yatırımları. Türkiye’nin cari açığında enerjinin yeri de çok büyük. Temiz enerji potansiyelini geliştirmek için yeterli adımları atıyor muyuz?

Temiz enerji büyüyor. 2015’te dünyada 2 trilyon dolarlık enerji yatırımı vardı, 1 trilyonu fosil, 1 trilyonu temizdi. 2025’te bu 3 trilyon dolara çıkmış, 2 trilyon doları temiz. Bu alanda da Çin lider. Bizim de acayip potansiyelimiz var. Son 20 yılda 900 milyar dolar enerji ithalatı yapmışız. Cari açığın büyük kısmı enerji ve ara malından geliyor, “enerjide cari açığımız olmasa cari açığımız yok” denebilir. Türkiye’nin enerji verimliliği seferberliği yapması lazım.

Trump’un öngörülemeyen dünyası “dünyayı” nereye sürüklüyor? ABD’nin gümrük vergileri, İran, Suriye vs. Türkiye arabuluculuk şapkasını taksa da çok sıkıntılı bir dönemde olduğumuz net. Türkiye-ABD ilişkilerindeki dengeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD ile temkinli olmak gerekir, Trump’ın politikaları değişken. Uzun vadeli düşünmeliyiz. Türkiye enerji koridoru, uzlaştırıcı rol üstlenebilir. Ukrayna’da olduğu gibi, İran konusunda da daha pozitif, daha yapıcı yaklaşmak gerekir.

Dünya sancılı bir dönem geçiriyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünya çok kritik bir dönemden geçiyor. 1945 sonrası kurulan küresel organizasyonlar yeni koşullara cevap veremiyor. İsrail Gazze’ye bomba atıyor, BM bir şey yapamıyor. Kısa vadede yeni bir düzenin kurulacağını sanmıyorum ama “yeni bir oyun” kurulacağı da açık.

Türk iş dünyası yurt dışında üretmeyi öğrenmeli

TÜSİAD sonrası günler nasıl geçiyor?

33 yıldır sivil toplumda görev alıyorum. Yaklaşık 14 yılım başkanlıkla geçmiş, sektör derneği, TÜRKONFED ve TÜSİAD… Son 8 yıldır da başkandım; 4 yıl TÜRKONFED, 4 yıl TÜSİAD. Ben kendimi iyi bir sivil toplum gönüllüsü olarak görüyorum, ülkeme değer yaratmak istiyorum. Görev bittikten sonra o kadar çok mesaj, mektup geldi ki… Şu an 63 sayfa tuttu, sosyal medya mesajları, mektuplar… Arşivliyorum.

TÜSİAD tarihinde özel bir yeri oldu sizin döneminizin…

Başkanlığın kolay olmadığını biliyordum; bunu bir kamu görevi gibi gördüm. Cumhuriyet çocuğuyum. Toplum beni buraya getirdiyse, ben de topluma hizmet ederim. Bütün kavgam ülkem için değer yaratmak oldu. Şimdi kendi işime çalışıyorum. Seyahatlerimi yoğunlaştıracağım; Çin, Kore gibi yerleri tekrar görmek istiyorum. Yalıtım sektöründe yüzde 40’a yakın payla pazar lideriyiz. Son 3 yıldır, muhtemelen 2025’te 4’üncü yıl olacak, ihracatta bir numarayız. 80 ülkeye ihracat yapıyoruz. İngiltere artı Avrupa toplam ihracatımızın yüzde 65’i. İngiltere’de ülke müdürümüz İngiliz, Romanya’da Romen. Dubai’de ya da MENA’da da benzer şekilde lokalleşeceğiz. Türk iş dünyası olarak dördüncü faza geçmemiz lazım. Yurt dışında üretmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Son 1 yılda Türkiye’den yurt dışına yatırım 9 milyar dolar civarında oldu. Türkiye emek ve enerji yoğun işleri yeniden düşünmeli. Enerjiyi ithal ediyorsunuz, iş gücünde de artık rekabetçi değilsiniz. Daha katma değerli ve markalı üretime geçmek gerekiyor. Bu bir günde olmayacak.

* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.