22 Şubat 2024, Perşembe
24.11.2023 04:30

Kadının mahrem dünyası

Nobel ödüllü Annie Ernaux’nun Kızın Hikâyesi kitabında, yazarın toplumsal ve kişisel değişimleri keşfetmesini okuyoruz

2022 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Fransız yazar Annie Ernaux, Agence France-Presse’e verdiği röportajda Nobel Ödülleri’nin erkek işi olduğunu söylemiş, 1901’den beri dağıtılan ödüllerin sahipleri arasında on yedinci kadın olduğunu ve ‘geleneksel’ yapının aynı zamanda ‘maskulen’ olduğunu savunmuştu. Haklıydı. Kadınların daha az söz sahibi olduğunu, konuşmaların erkekler tarafından yapıldığını söylemesi, bu yüzyılda geldiğimiz noktanın ve kültürel yapılanmanın hâlâ eksik ve sorunlu bir yapıya sahip olduğunu gösteriyordu. Nobel konuşmasında ise yazan ve yazmak isteyen tüm kadınların kucağına bir parça umut bırakmış ve “İsveç Akademisi’nin bu tercihi tüm kadın yazarların umudu olacak” diye eklemişti.
Ernaux’nun şu ana kadar dilimize çevrilen Yalın Tutku, Boş Dolaplar, Babamın Yeri, Seneler, Olay gibi metinlerine göz attığımızda kendi ataları olan Proust’u, Victor Hugo’yu, André Gide’i görmek hem çok mümkün hem de hiç değil. Zira üslup, anlatı, teknik olarak edebiyatta onlar kadar devleşirken diğer yandan üstatlarının hiç değinmediği konular üzerinde geziyor: Cinsellik, ilk deneyimler, kürtaj, aldatma, tutku, zina, evlilik içine sıkışmak… Özellikle en çarpıcı romanlarından biri olan Yalın Tutku’yu hatırlayacaksınız. Bir kadının evin içine sıkışıp tutkuyla evli bir erkeği beklediği o romanı… Ernaux, bunları daha evvel çok az kadının yazabildiği kadar açık, net, korkusuz ve derinden anlatıyor. Ernaux bu anlamda kadınların derin yaralarına merhem olurken, erkeklere de tanıdıklarını iddia ettikleri ama asla bu derinlikte yazamayacakları bir dünyanın kapısını aralıyor.