17 Nisan 2024, Çarşamba
18.03.2022 04:35

Et ve sütte kırmızı alarm

Son 6 ayda yüzde 94 zamlanan yem fiyatları hem süt hem de et üreticisinin kâbusu oldu. Çiftçi artan girdi maliyetlerine karşın, gıda enflasyonunu frenlemek adına sabit tutulan üretici satış fiyatları yüzünden uzun süredir zararda. Anaç hayvanlar kesime giderken, ahırlar boşalıyor

Çok değil, bundan yaklaşık dört ay önce “Sütte kriz kapıda” başlığıyla hayvancılık sektöründe yaşanan maliyet/fiyat sorununu gündeme getirmiştik. 

O zaman 3 lira 20 kuruş olan çiğ süt referans fiyatının, üreticinin kâr etmesi bir yana maliyetlerini bile karşılamadığını ve litre başına 55 kuruş zarar ettiğini yazmıştık. 

Zarar eden üreticinin de anaç hayvanlarını kesime gönderdiğini ve sütteki krizin yakın gelecekte kırmızı ete sıçrayacağı uyarısında bulunmuştuk. 

Sonrasında çiğ süte 8 Aralık 2021’den itibaren geçerli olacak şekilde yüzde 47 zam yapılarak üreticinin sorunu kısa vadede çözülürken, raflarda süt ve süt ürünlerine yüzde 55-60 dolaylarında zamlar yansıdı. 

Şimdilerde yeniden başa döndük. 

Çiğ süt fiyatlarında üretici yine zarar eder noktaya gelirken, bu sefer öngörüldüğü üzere kırmızı et tarafında da sıkıntılı bir süreç yaşanıyor. 

Neden mi?

Özellikle Eylül ortasında 8.5 seviyelerindeki dolar kurunun 20 Aralık günü 18’in üzerini test etmesi ve sonrasında 11’lere gerilemesi ile tarımsal üretimde dengeler altüst oldu. O günden bu yana dolar kurunda oynaklık belirli bir süre azalsa da jeopolitik risklerin de etkisiyle şimdilerde 14.7 seviyelerinde seyrediyor.

Küresel tarım emtia fiyatlarında dolar bazında yaşanan yükselişlere bir de döviz kurlarındaki artışın etkisi eklenince girdi maliyetlerinde yükseliş hız kesmedi.

Rusya-Ukrayna savaşı ile baş gösteren jeopolitik riskler de işin tuzu biberi oldu. 

Böylece Türkiye gibi ülkelerde üretici ve tüketici enflasyonu çok daha şiddetli hissedilmeye başlandı.

Yem ham maddesinin %60’ı ithal

Aslına bakarsanız Türkiye’nin ithalata dayalı tarımsal üretim modelinin faturası artık herkese kesilmeye başlandı. 

Bunu biraz rakamlar üzerinden açalım isterseniz. 

Hayvancılık denilince akla ilk gelen girdilerin başında yem var.

Bugün Türkiye, hem karma hem de kesif yem (fabrika yemi) üretiminde kendi kendine tam manasıyla yetemiyor. Kesif yemde ihtiyaç duyulan ham maddenin yaklaşık yüzde 55-60’ı ithal ediliyor. 

Nedir bu ham maddeler derseniz ilk sıralarda soya ve küspesi ile arpa, mısır ve türevleri geliyor. Bunları, kepek, DDGS (kurutulmuş damıtık tahıl ve çözünür maddeler) ve diğer küspeler izliyor. Türkiye yıllık bazda 13.4 milyon ton yem ham maddesi ithal ederek karşılığında 5.4 milyar dolar döviz ödüyor. 

Bu rakamın biraz detaylarını da paylaşalım. Örneğin, ihtiyacımız olan soyanın ancak yüzde 5’ini üretiyor ve geri kalan yüzde 95’lik kısmını ithal ediyoruz. Sadece soya ithalatımızın faturası 1.5 milyar doları aşıyor. Arpa ve mısır ithalatına 1.2 milyar dolar ödüyoruz. Kepek ithalatımız
400 milyon dolara yakın.

Süt/yem paritesi bozuldu

Peki Eylül ortasından bu yana, yani son 6 ayda hem besi hem de süt yemine gelen zam oranı ne kadar dersiniz?

Yüzde 94!

Tabloya son 1 yıl üzerinden bakarsak rakamlar daha da çarpıcı.

Mart 2021’de 2 lira 80 kuruş olan çiğ süt fiyatı, Mart 2022 itibarıyla 4 lira 70 kuruş seviyesinde seyrediyor. Yani son 1 yılda çiğ süt fiyatı yüzde 68 arttı. Aynı dönemde süt yeminin fiyatı yüzde 121, besi yemi fiyatı ise yüzde 131 yükseldi.

Bu da süt/yem paritesini tekrar bozdu. Üretici, 1 litre çiğ süt satarak karşılığında 1.5 kg yem alabilmesi gerekirken şu an ancak 700-800 gram yem alabiliyor. 

Yem dışında mazot, gübre, zirai ilaç, elektrik ve işçilik maliyetlerindeki ciddi artışlara neredeyse her hafta yazılarımızda bir şekilde yer veriyoruz. 

İşte bu ortamda zarar eden, borçlarını ödemeye çalışan ve bu işten çıkmak isteyen üreticiler anaç hayvanlarını kesime gönderiyor. 

2008 yılında da süt sektöründe yaşanan benzer bir krizde 1 milyon damızlık hayvanın kesime gittiği ve ithalatlarla birlikte toplam faturanın 9 milyar dolara mal olduğu süreç hafızalara kazınmışken, son yıllarda kesime gönderilen anaç hayvan sayısının 1.7 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. 

Bir başka deyişle bugün kasaptan dana eti diye aldığımız ürünlerin büyük bir kısmı aslında inek eti. 

Süt üretimi azalıyor

Süt hayvanlarının kesime gitmesi suni şekilde kırmızı et arzını artırıyor ve besicilik tarafında artan maliyetlere karşı üreticinin karkas et satış fiyatlarını baskılıyor. 

Anaç hayvanlar sadece süt değil et üretimi açısından da kritik önemde. Çünkü dişi hayvanlardan süt elde edilirken, doğurduğu erkek danalardan et sağlanıyor. Ama siz anayı kestiğinizde hem etten hem de sütten oluyorsunuz. Et ve süt arzındaki daralma bir süre sonra tüketici fiyatlarına yansıyınca bu sefer ithalat gibi palyatif çözümler gündeme geliyor ve sektör daha büyük bir darbe alıyor. Bugünlerde karkas etin kilogram fiyatının Türkiye ortalaması 80 TL’nin üzerini zorluyor. Perakende tarafında et fiyatlarının son
4-5 haftada yüzde 30 civarında artmasının temelinde ot-süt-et dengesinin bozulması yatıyor. 

Bu kısır döngünün kazananı ithalatı gerçekleştiren çok sınırlı bir kesim olurken, kaybedeni ise üreticisinden tüketicisine kadar tüm Türkiye oluyor. 

Et üretim verisi 2 yıldır açıklanmıyor

TÜİK’in yayınladığı veriler aslında mevcut riskleri teyit eder nitelikte. Ocak’ta yıllık bazda toplanan inek sütü miktarı yüzde 5.7 azaldı. 

Kırmızı et üretimindeki gidişatı ise bilemiyoruz. Çünkü TÜİK, kırmızı et üretim istatistiklerini en son 20 Şubat 2020’de açıkladı. Yani kırmızı et üretim verileri 2 yıldır açıklanmıyor. Resmi verilere göre Türkiye’de 18 milyonu aşkın büyükbaş hayvan gözükse de sektör temsilcileri söz konusu rakamın gerçeklerden uzak olduğu görüşünde. Her yıl küpe affının çıktığı bir ülkede sağlıklı veri nasıl elde edilir? İstatistiklerde 18 milyon olarak gözüken hayvan sayısının aslında küpe sayısı olduğu konusunda sektör paydaşları hem fikir. Zira, sahadan gelen bilgiler ahırlardaki hayvan kapasitesinin yüzde 50’lerin altına gerilediği yönünde. 

Süt üreticisinin beklentisi ve önerisi 

Bakanlık yetkilileri ile gıda sanayi ve perakende sektörü temsilcileri arasında geçen görüşmelerde Ramazan Bayramına kadar sektörden et ve süt ürünlerine zam yapılmamasının istendiği bilgisi geliyor.

Çiftçi ise yapılan maliyet hesabı sonrası çiğ süt tavsiye fiyatının 7 lira 70 kuruşa çıkarılmasını talep ediyor. Ancak bu rakam, mevcut fiyatın üzerine 3 lira konması demek yani yüzde 64 zam. Söz konusu oranın gıda enflasyonuna yansıması yüksek olacaktır. 

O yüzden süt üreticileri bakanlık yetkilileriyle gerçekleştirdikleri görüşmelerde tüketiciyi de gözeten bir formül sunarak, 4 lira 70 kuruş olan mevcut çiğ süt fiyatının yüzde 21 artışla 5.70 TL’ye çıkartılıp, prim desteğinin de geçici süre 2 TL olmasını öneriyor. Bakanlık yetkililerinin ise destekleme primini 2 TL yerine 1 TL olarak açıklayabileceği konuşuluyor. Bu satırları okuduğunuz sırada çiğ süt için referans fiyat açıklanmış olabilir. Bakalım yeni fiyat, dişi hayvanların kesimini durdurabilecek mi?

Sorunun çözümü ithalat değil  

Ulusal Kırmızı Et Konseyi (UKON) Başkanı Ahmet Hacıince, karkas et maliyetinin 80 TL’ye dayandığı bu süreçte kesim fiyatlarının da 80-85 TL olduğunu ifade ediyor. 

Sektörde yaşanan belirsizlik ve öngörülemezlik yüzünden üreticinin maliyetlerini minimize ettiğini söyleyen Hacıince, “Besici şu an başa baş noktasında, para kazanır durumda değil. O yüzden hiç kimse ahırını doldurmuyor ama boş da bırakmamaya çalışıyor” diyor. 

İthalat söylemlerine de karşı çıkan Hacıince, “Halkın alım gücü azalmış durumda, talep zayıf. Rusya-Ukrayna savaşı dolayısıyla turizm tarafında belirsizlik var. Bu ortamda elimizdeki hayvan varlığı şu an yeterli gözüküyor. Geçen yıllarda 1.5 milyon hayvan ithal edildi ve piyasa altüst oldu. Kurdaki yükselişle birlikte ithal dana da artık eskisi gibi ucuz değil” yorumunda bulunuyor. 

Ot-süt-et dengesi

“Yedirdiğiniz yemi yönetemediğiniz vakit istikrar sağlamak zor” diyen Ahmet Hacıince, “Türkiye’de hayvanları ota (meraya) götürmek yerine otu hayvanın ayağına götürüyoruz. Bunun maliyeti çok yüksek. Eti yönetmek için sütü, sütü yönetmek için de otu yönetmelisiniz” önerisinde bulunuyor.

Çiğ süt referans fiyatında revizyon için çok geç kalındığını kaydeden Hacıince, “Şu anda süt çiftliklerinin ana geliri sütten ziyade ete dönmüş durumda ise seneye besi materyalinin temininde ciddi zorluk yaşayacağız demektir çünkü analar kesilmeye başlandı. Doğuranın kesildiği bir sistemde yerine konulan hayvan dolarla geliyor. Hayvancılıktaki sorunun ithalatla çözülmeyeceği aşikâr. Maliyeti yükselen ve tedariki zorlaşan ithalatın duvara çarptığı ve çözümsüzlük olduğunu görüyoruz.” diyor.

Dolar ile üretip TL ile satıyoruz

Hayvancılık tarafında genel trende baktığımızda, ana materyal olarak nitelenen besilik, damızlık ya da kasaplık hayvanları dönem dönem ithal ediyoruz. O hayvanların yem ham maddesinin yarısından fazlası da ithal. Yetmiyor, hayvanların aşısı, ilacı, hatta suni dölleme için spermasını bile ithal eder durumdayız. Yani dolar bazında üretip TL ile ürün satıyoruz. O zaman da bu işten ne üretici ne de tüketici memnun kalıyor.

Türkiye’nin zaman kaybetmeden yem ham maddesinde kendi kendine yeterlilik oranını artırması gerekiyor. Hayvancılıkta kapalı sistem, hazır yem modelinin sürdürülebilir olmaktan çıktığı bu dönemde meraların nicelik açısından korunmaya ve nitelik açısından ıslahına ihtiyaç var. Özetle, bitkisel üretim ve hayvansal üretim politikalarına bir bütün olarak bakmak, üretimi verimli ve istikrarlı şekilde artırmak zorundayız. Tüketiciyi gıda enflasyonuna karşı korumanın yolu üreticiyi kırsalda tutmak ve üretimini sürdürmesini sağlamaktan geçiyor. 

“Mevcut fiyatlarla ahırlar dolmaz”

Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük, hayvancılıkta eskiden sadece yem fiyatlarındaki yükseliş konuşulurken artık mazot, gübre, elektrik dâhil tüm tarımsal girdilerde çok ciddi fiyat artışlarının gündem olduğuna dikkat çekiyor. Eskiyörük, “Mevcut şartlarda 1.5 olması gereken süt/yem paritesi 0.7’ye kadar geriledi. Paritenin yakalanabilmesi için çiğ süt fiyatının primlerle birlikte 7 lira 70 kuruş olması lazım. O yüzden piyasanın kaldırabileceği bir fiyat açıklanıp, ek olarak da çiftçiye yem ve çiğ süt için ek prim ödemesi yapılmalı. Ancak bu şekilde her kesimin mağduriyeti giderilebilir” diyor.

Üretim ve tüketime bir bütün olarak bakılması gerektiğinin altını çizen Eskiyörük, “Damızlık, materyaller kesime gönderildiği için Türkiye’nin elinde kesimlik hayvan kalmıyor. Tehlikeli bir süreçten geçiyoruz, seyirci kalınmamalı. Mevcut politika ve fiyatlarla ahırları doldurmak mümkün değil” yorumunda bulunuyor.