19 Mayıs 2024, Pazar Gazete Oksijen
11.04.2024 19:26

Selma Gürbüz Sergisi Casa Botter'de

Casa Botter, Levent Çalıkoğlu küratörlüğünde gerçekleşecek olan Botter Sergileri serisinin ilki olan Solo Botter: Selma Gürbüz sergisine 27 Nisan’a dek ev sahipliği yapıyor. Sergi, vefatının üçüncü yılında Selma Gürbüz’ün farklı dönemlerinden karakteristik çalışmalarını bir araya getirerek sanatçıyı ve onun bu eşsiz dünyasını hatırlatmayı amaçlıyor

Casa Botter, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait İBB Miras’ın restorasyon ve yeniden işlevlendirme çalışmaları sonucu Beyoğlu hafızasının simge yapılarıyla birlikte İstiklal Caddesi’nde kültür sanatın yeniden canlanmasında peş peşe açılacak sergilerle önemli bir rol üstleniyor. 

El yapımı kağıt üzerine toz pastel (174 x 98 cm / 2001 / Özel Koleksiyon)

 

Levent Çalıkoğlu küratörlüğünde ilki şubat ayında açılan Solo Botter sergi dizisi Selma Gürbüz ile başladı. Nuri İyem, Mehmet Güleryüz ve Komet’in sergileri ile devam edecek. Sergiye geçmeden önce Casa Botter’i hatırlatmalı.

The Night (Kağıt üzerine karışık teknik / 129,5 x 200 cm / 2005)

 

Art Nouveau akımının İstanbul’daki ilk örneği

Özgün adı Maison Botter (Casa Botter) olan Botter Apartmanı Art Nouveau akımının İstanbul’daki ilk örneği olarak kabul ediliyor. Apartman, Padişah II. Abdülhamid tarafından sarayın resmi terzisi ve modacısı olan Hollanda uyruklu Jean Botter için yaptırılmış.

Mavi Şemsiyeliler (El yapımı kağıt üzerine mürekkep / 95 x 175 cm / 2007 / Canan Pak Koleksiyonu)

 

Mimarı Venedik Akademisi’ni bitiren İstanbul’da pek çok yapının da mimarı olan ünlü İtalyan mimar D’Aronco. Art Nouveau'nun en belirgin özellikleri arasında doğadan alınan organik formlar, asimetrik hatlar ve zarif, akıcı detaylara sahip olan Casa Botter, İstanbul’un sivil mimari örneklerinden biri.

Gündöndüler (Tuval üzerine yağlı boya / 200 x 270 cm / 2010 / Özel Koleksiyon)

 

Casa Botter’in Türkiye'de inşasında çelik konstrüksiyon kullanılan ilk apartman ve Pera Palas Oteli'nden sonra asansörü olan ikinci yapı olduğu biliniyor. Giriş katı ise Türkiye'nin ilk modaevi olan "Botter Moda Evi" adıyla kullanılmış. Kısa bir bilgilendirme yapmak gerekirse: 1880'lerden Birinci Dünya Savaşı'na kadar Batı Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri Art Nouveau'nun (“Yeni Sanat”) gelişimine tanık olur. 

Boom (Tuval üzerine yağlı boya / 155 x 230 cm / 2017 / Özel Koleksiyon)

 

Art Nouveau, doğadan alınan ilhamı sanat ve mimariye taşıyan bir akımdır. Bu akım, doğanın organik formlarını, kıvrımlı çizgileri ve detaylı süslemeleri ile karakterize edilir. Art Nouveau'nun temelinde yaprak, çiçek, asma, böcek, hayvan gibi doğal elementlerin stilize edilmiş halleri yer alır. Bu motifler, özellikle uygulamalı sanatlar, grafik tasarım ve illüstrasyon gibi alanlarda kendini gösterir.

Avrupalılar I (Japon kağıdı üzerine mürekkep / 140 x 70 cm / 2004 / Z. Yıldırım Aile Koleksiyonu)

 

Art Nouveau'nun bu özellikleri, sanat eserlerinde ve mimari yapılarında sıkça kullanılan kemerler, akıcı çizgiler ve görsel süslemelerle birleşerek, doğanın estetiğini ve çeşitliliğini yansıtır. 

14 koleksiyondan Selma Gürbüz eserleri

Levent Çalıkoğlu küratörlüğünde ve İrem Büşra Çoşkun’un asistan küratörlüğünde Botter Sergileri serisinin ilki olan Solo Botter: Selma Gürbüz sergisi vefatının üçüncü yılında Selma Gürbüz’ün farklı dönemlerinden 14 ayrı koleksiyondan davet edilen yapıtları ile oluşturulmuş. Beyoğlu’na bakan vitrinden başlayarak mekâna yerleşen sergide hem Selma hanımın kendi cümleleri yer alıyor hem de Çalıkoğlu’nun sanatçının dönemlerine ilişkin yazdığı metinler ve biyografiler yer alıyor.

  Para Para Para (Tuval üzerine yağlı boya / 155 x 230 cm / 2010 / Selda & Münir Özkök Koleksiyonu)

 

Selma Gürbüz ilk sergisini 26 yaşında iken 1986’da açar. İmgeleri doğanın kendisidir. Kavramlarını imgeye giydirirken imgeye köklenen anlamdan yol alır. Vefatının ardından gazetemize yazdığım yazıda şunları yazmışım Selma Hanım için: “Uzaklar, kadınlar, hayvanlar, ağaçlar, melez varlıklar, güneş ve ay, bitkiler, gölgeler, aşk, doğum, ölüm ve yas… Yeryüzünü algılarken; duyuları belleğiyle kesişti. Hatırladığı imgeleri ve anları, belleğinde birbirine bağladı, resimlerinde de yan yana getirdi. Bu görüntülere yeni imgeler ekleyerek zamandan ve mekândan azade yeni bir anlatı yazdı.

Kuğulu Kadın (Tuval üzerine yağlı boya / 73 x 92 cm / 1994 / Özel Koleksiyon)

 

Gördükleri ve içinden geçtiği diyarlar anlatısının çekirdeğini oluşturdu. Ona göre tabiatta olan her şeyde bir şuur vardı ve Selma Gürbüz 35 yıl boyunca hep bunun peşinde, dahası içinde oldu. Resimleri de doğanın teninde ve Selma Gürbüz’ün belleğinde yeşerdi... Heykelleri de resimlerinin kumaşına tutunmuştu, zamanı geldiğinde oradan fırladı.

İncirli Natürmort (Kağıt üzerine toz pastel / 150 x 85 cm / 2004 / Özel Koleksiyon)

 

Sergi, Selma Gürbüz’ün usta bir hikâye anlatıcısı olduğunu farklı dönemlerden seçilmiş eserlerle anlatıyor. Bir yandan teatral bir kurguyla yan yana geliyor imgeler ve hikâye başlıyor. Diğer yandan manzaraya karışmış doku yahut dokuya dönüşmüş manzaranın önünden, izleyiciye dikiyorlar gözlerini.

Göz demişken; Selma Gürbüz’ün, “görme”yi sorguladığını düşünürüm. Çünkü izleyiciyi çizgileriyle baş başa bıraktığı tuvalleri, kağıtları ve onlardan sıyrılan heykelleri tek başıma gerçekleştirdiğim bu eyleme hep müdahale  eder. Çizgilerin tüm detaylarıyla meydana getirdiği büyük figüre ulaşan desenler, gözün mucizevi eylemi bittiğinde, ruhun salgıladıklarına boyun eğerler ve Gürbüz’ün anlarının içine dalarlar. Görülenler Selma Gürbüz’ünkilerdir artık. 

Doğu’nun karnından akan bir üretim

Gürbüz’ün anları Uzakdoğu sanatına, Japon, gravürlerine, gölge tiyatrosuna ve Siyah Kalem’e temas eder, diğer yandan Édouard Manet’yi Velazquez’i, Mona Lisa’yı resimlerine çağırır. Böylece eski ve yeni, geçmiş ve şimdi; mürekkeple, boyayla kağıt ve tuvalde buluştuğunda yeni bir dünya aralanır: İçerdekilerin dışardakilerle buluştuğu, doğanın içeriden dışarıya aktığı, hayvanlar aleminin, insanlar aleminde nefes alabildiği, toprağın coştuğu, iskeletlerin dans ettiği, siyah mürekkepten damlayan mahlukların heykele dönüştüğü bir dünyadır bu. Dahası kadınlar bu dünyanın başrolündedir. Havva, Kibele Afrodit, Medusa, Şahmeran, Meryem Ana… Hepsinde de Sema…

Doğu’nun karnından, batının kanatlarına akan bir üretimi vardı Selam Gürbüz’ün. Kendi fauna ve florasından sarılıyordu yeryüzüne güneş ve ay arasında akan zamanda.

Yazıyı küratör Levent Çalıkoğlu’nun sözleriyle bitirmeli:

“Selma ile olan tanışıklığım 1992 yılına, onun Ankara Galeri Nev’de düzenlediği sergi vesilesi ile yaptığım röportaj ile başladı. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi öğrencisi olarak modern ustaların sergilerine yer veren bir galerinin henüz 32 yaşında genç bir kadın sanatçıya sergi açması beni çok heyecanlandırmıştı. Üstelik çok değil aramızda sadece 10 yaş fark vardı Selma ile. O dönemde bugünkü gibi çılgın bir genç sanatçı merakı yoktu ve 32 yaş sanat ortamı için “genç” ve çoğu zaman “riskli” kabul ediliyordu. Esas diyaloğumuz ve dostluğumuz ise 2004 yılında başladı. Düzenlediğim pek çok sergide çalışmalarına yer verdim, pek çok kataloğu için de yazı yazdım. Özellikle vefatından önceki 10 yılda yakınlığımız ve görüşmelerimizin sıklığı arttı. Son yazını ve tatilini birlikte yaşama fırsatı ve ayrıcalığını yaşadım. Kariyeri ile ilgili pek çok sorusunda yanında olmaya çalıştım, sanatının gelişim evrelerindeki ilk örnekleri takip etme, deneyimleme ayrıcalığını elde ettim. Üretim azmini, heyecanını, disiplinini, yeni fikirler ile kucaklaşmasını, yeni malzeme ve tekniklere olan merakını, özgünlüğünü, sanatındaki organik dönüşümü, dik duruşunu, kadın olarak tek başına verdiği mücadeleyi, doğu ve batı sanatları arasında kendisine yer bulma arzusunu, kendisini hem ciddiye almasını hem de dalga geçmesini çok sevdim.”


Sergiyi 27 Nisan’a dek Casa Botter’de ziyaret edebilirsiniz.