01 Aralık 2022, Perşembe
14.06.2022 16:44

Ölmekte olan göl gelecek için ne gösteriyor?

Paul Krugman, Utah’ta üçte iki boyutunda küçülen Büyük Tuz Gölü’ne verimsiz müdahalelere değiniyor. Bu gibi görece küçük ölçekli sorunlar karşısında çaresiz kalan hükümetler, dünyayı iklim değişikliği felaketinden kurtarabilir mi?

The New York Times birkaç gün önce Utah eyaletindeki Büyük Tuz Gölü’nün kuruduğuna dair bir rapor yayınladı. Bu durumu daha önce fark etmediğimi utançla kabul ediyorum. Rapor gelecekte yaşanabilecek varsayımsal bir olaydan bahsetmiyor: Göl şimdiden yüzey alanının üçte ikisini kaybetti ve tuzluluk oranının yükselerek vahşi yaşamı yok edeceği, zehirli toz fırtınalarının 2.5 milyonluk metropolü savuracağı ekolojik felaketler yakın görünüyor. Öte yandan, Sovyet Rusya’nın zehirli bir çöle çevirmeyi becerdiği Aral Gölü ile olan bariz benzerliklerin makalede dile getirilmemesine bir nebze şaşırdım.

İklim değişikliği için ne anlama geliyor?

Her halükarda, Büyük Tuz Gölü’ne olanlar oldukça kötü. Ancak beni asıl endişelendiren unsur, raporda belirtildiği üzere göldeki krize verimli bir şekilde müdahale edemememiz. Bu yetersizlik, daha büyük ölçekli ve varoluşsal bir tehdit teşkil eden iklim değişikliğiyle mücadele kabiliyetimiz hakkında ne diyor olabilir?Yükselen sera gazı seviyelerinin etkisinden korkmuyorsanız dikkat etmiyorsunuz demektir. Bu tehdidin farkında olan ya da olması gereken ancak kısa vadeli veya siyasi çıkarlar uğruna eylemin önüne geçenler ise gerçek anlamda insanlığa ihanet ediyor. Bununla birlikte, dünyanın iklim değişikliğine karşı harekete geçememesi affedilemez olsa da anlaşılabilir. Pek çok gözlemcinin belirttiği gibi küresel ısınma sorunu sanki politik eylemi olabildiğince zorlaştırmak için kasten tasarlanmışa benziyor. İşin aslı, iklim değişikliği politikalarının zorluğu en az dört soruna dayanıyor.

Bir zamanlar Büyük Tuz Gölü'nün kapladığı alan. 17 Mart 2022 (Fotoğraf: Bryan Tarnowski/The New York Times)

Birinci problem

İlk olarak, bilim insanları 1980’lerde tehlike çanlarını çalmaya başladığında, iklim değişikliği gelecek kuşakların başını yakacak, uzun vadeli bir problem olarak görülüyordu. Bazıları hala böyle düşünüyor. Geçen ay HSBC bankasının üst düzey yöneticisi konuşmasında “Miami’nin 100 sene sonra 6 metre su altında kalması kimin umrunda” demişti.

Bu görüş tamamen yanlış. İklim krizinin etkilerini, büyük ölçüde, Batı Amerika’daki Büyük Tuz Gölü’nün ölümüne katkıda bulunan kuraklık gibi aşırı hava olaylarının artan sıklığı ve yoğunluğuyla şimdiden görüyoruz. Ancak bu istatistiksel bir argüman ve beni iklim değişikliğinin ikinci problemine getiriyor: Şimdilik çıplak göze görünmüyor, en azından görmek istemeyen gözlere.

İkinci problem

Hava nihayetinde değişkendir. Sıcak hava dalgaları ve kuraklıklar gezegen ısınmaya başlamadan önce de meydana geliyordu. Dünyanın ortalama sıcaklığının eskiye oranla daha yüksek olmasına rağmen soğuk dönemler hala yaşanıyor. Hava sıcaklıklarında istikrarlı bir artış trendi olduğunu göstermek için süslü analizlere gerek yok. Ancak birçok insan, süslü olsun olmasın, herhangi bir istatistiksel analizle ikna olmuyor ve yalnızca ham deneyimlere güveniyor.

Üçüncü problem

Bir de üçüncü problem var: Yakın zamana kadar, sera gazı emisyonlarını azaltmak için yapılacak herhangi bir hamle oldukça büyük ekonomik maliyetler doğuracak gibi görünüyordu. Bu maliyetlerin ciddi tahminleri çevre karşıtlarının iddialarından her zaman çok daha düşüktü ve yenilenebilir enerjideki olağanüstü teknolojik ilerleme sayesinde 15 yıl öncesine kıyasla düşük emisyonlu bir ekonomik modele geçmek artık çok daha kolay. Yine de olası ekonomik kayıplara dair duyulan endişe iklim eyleminin önünün kesilmesine katkıda bulundu.

Dördüncü problem

Son olarak iklim değişikliği küresel eylem gerektiren küresel bir problemdir. Dolayısıyla harekete geçilmemesi için hep bir sebep verir. ABD’yi eyleme çağıran herkes, “Bizim ne yaptığımızın önemi yok çünkü Çin çevreye kirletmeye devam edecek” karşı savıyla karşılaşmıştır. Bu argümana belli cevaplar var: Eğer bir noktada emisyonlar konusunda ciddileşeceksek karbon vergileri de çözüm paketinin bir parçası olacaktır. Ancak bu, tartışmayı kesinlikle etkileyen bir argüman.

Ekoloji ve turizm

Dediğim gibi bütün bunlar iklim konusundaki eylemsizliğin mazeretleri değil, açıklamasıdır. Ancak şu var: İklim eylemsizliğine dair bu sebeplerden hiçbiri Büyük Tuz Gölü’nün ölümü için geçerli değil. Yine de yasa yapıcılar eyleme geçmeye halen isteksiz veya yetersiz görünüyor. Unutmayın, uzak gelecekte olacak kötü şeylerden bahsetmiyoruz: Gölün çoğu şimdiden elden gitti ve vahşi yaşamdaki büyük ölçekli ölümler bu yaz kadar erken başlayabilir. Gölün küçüldüğünü fark etmek için istatistiksel bir model de gerekmiyor. Ekonomik bağlamda, turizm Utah’ta çok büyük bir endüstri. Ünlü göl zehirli bir çöle dönerse bu endüstriye ne olacak? Ekolojik krizin eşiğinde olan bir eyalet, hiçbir temel ekonomik amaca hizmet etmeyen yemyeşil çimenleri korumak için gölden nasıl hala su çekebilir?

Yerel çözümler unutulmamalı

Son olarak, küresel bir problemden bahsetmiyoruz. Doğru, küresel iklim değişikliği kar örtüsünün azalmasında rol aldı, bu da Büyük Tuz Gölü’nün küçülmesinin nedenlerinden biri oldu. Ancak sorunun büyük bir kısmı yerel su tüketiminden kaynaklanıyor. Bu tüketim durdurulursa, Utah’ın Çin veya başka bir etkenin çabalarını bozacağından endişe duymasına gerek kalmaz. Yani bu basit olmalı: Tehdit altındaki bir bölge, yakındaki felaketi önlemek için bazıları yalnızca rahatsızlıktan ibaret olan mütevazi fedakarlıkları kabul etmeli. Ancak bu olmuyor gibi görünüyor. Eğer Büyük Tuz Gölü’nü kurtaramıyorsak, gezegeni kurtarmak için ne gibi bir şansımız var?

© 2022 The New York Times Company