İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart 2025 gününün akşamında CHP lideri Özgür Özel’in Saraçhane’de düzenlediği mitingi hatırlayalım. Özgür Özel otobüsün üstünden meydanı dolduran topluluğa seslenirken, kendisinin hemen arkasında CHP ve SHP’nin eski genel başkanları da duruyordu, partinin üç ‘akil adamı’ olarak. Bu üçlüden Altan Öymen bugün hayatta değil. Hikmet Çetin’in ciddi sağlık sorunları var. Üç akil adamdan bugün kamuoyuna mesaj verebilecek tek kişi eski başbakan yardımcısı ve eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Karayalçın. Kendisiyle istinaf mahkemesinin verdiği ‘mutlak butlan’ kararı sonrasında CHP ekseninde yaşanmakta olan gelişmeleri konuştuk
19 Mart 2025 Şaraçhane mitinginde Özgür Özel’in arkasında duran üç eski genel başkandan biriydiniz. Bu kimliğinizle butlan kararı ve tetiklediği gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? CHP tabanına, örgütüne ve yöneticilerine mesajınız nedir?
Karayalçın: CHP tüzüğünde eski genel başkanlar diye bir kurul yok. Bunu genel başkanlığı sırasında Kemal Kılıçdaroğlu kurdu. Biraz da rahmetli Deniz Baykal’ın kendisine yönelik tavrı nedeniyle böyle bir kurumu, geleneği geliştirdi. Eski genel başkanlar olarak bizi hemen hemen bütün etkinliklerine davet etmeye başladı. Biz de çok açık bir biçimde Kemal Bey’e destek verdik. Bu, Kemal Bey’in şahsından çok partinin birliğine, bütünlüğüne verilen bir destek olarak değerlendirilmeli. Çünkü CHP’de genel başkanların çok kısa bir süre sonra eleştirilmesi, hem de ağır bir biçimde eleştirilmesi alışılmış bir şey olduğu için, benzer bir gelişmeyi yaşamayalım, yaşatmayalım diye böyle bir tavır sergiledik. Özgür Bey bu kurumu daha da geliştirdi, daha da sık toplamaya başladı. Aynı tavrı, aynı desteği Özgür Bey’e de belki biraz daha kurumlaşmış olduğumuz için bir önceki döneme göre daha fazla verdik, verme ihtiyacını duyduk.
Şimdi sevgili Altan abiyi kaybettik. Hikmet abi rahatsız, tedavi görüyor. Ben o kurulda şu anda ayakta olan tek kişiyim. Benim için önemli olan, her şeyden önce partinin birliğini, bütünlüğünü korumak ve partinin bu badirelerden en az yarayla çıkmasını sağlamak, buna katkıda bulunmaktır.
Kumpas 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden hemen sonra tasarlandı
Bunu niye söylüyorum? 1950’den sonra CHP çok ağır badireler atlattı. İki kez siyasetin dışında kaldı. Birinde 12 Eylül’de kapatıldı, öbüründe 1999 seçimlerinde benim ‘siyasi sıfır’ dediğim barajın altında kalma durumunu yaşadık. Onu da bir tür siyasi kapatma diye görüyorum. Mallarımıza iki kez el kondu. Yalnızca 12 Eylülde değil, 1953 yılında İş Bankası’ndaki hisselerimize ve gayrimenkullerimize el kondu. Şimdi son olarak, 31 Mart 2024 seçimleriyle başlayan bir kumpasla karşı karşıya kaldık. Aslında 31 Mart 2024 seçimlerinden hemen sonra tasarlanan bir kumpas bu.
Şöyle söyleyeyim, 2019-2024 dönemi arasında Türkiye belediyeciliği çok önemli bir sınav verdi, çok yüksek bir başarı ortaya koydu. Özellikle Covid salgını sırasında ve deprem sırasında -parti ayrımı yapmaksızın bunu söylüyorum-tüm belediyeler çok başarılıydı. Ama başta CHP’li belediyeler başarı sağladılar. Benim belediye başkanlığım zamanında belediyelerin pek de bir işe yaramadığını söylemek için “Sana belediye baksın” denirdi. 2019-2024 arasında belediyeler bu lafı tarihe gömdüler, yüksek bir başarı sağladılar. Ama 2024’ten sonra belediyeciliğin yok yılları başladı maalesef. Çok sistemli bir tasfiyeye yöneldiler. Hepsini tek tek sıralamama gerek yok ama artık tepe noktasına geldik. Partimiz ilk kez polis tarafından basıldı, ilk kez gaz bombası kullanıldı, plastik mermi sıkıldı. Bu yaşadıklarımız baskının tepe noktası maalesef.
Süreçten en az yara ile çıkmamız lazım
Bu niye böyle oldu? İlk kez iktidara bu kadar yaklaştık. AKP yönetimi de bizim iktidara çok yaklaştığımızı gördü. Bunu onun için uyguluyorlar. AKP’nin genel başkanının Cumhurbaşkanlığı seçiminde sağlamış olduğu sonuçlar aslında çok da parlak değil. Erdoğan bir iki puan fazlasıyla seçimi kazanmıştı. Şimdi AKP eski durumunda değil, CHP çok başarılı olmaya başladı. 31 Mart yerel seçimleri bunun bir göstergesi.
Ayrıca CHP kendisine yönelik kumpasları dikkate alarak hem programını hem örgüt yapısını iyileştirecek kurultay çalışmaları yaptı. Biz 28 Kasım 2025 tarihinde bir program kurultayı yaptık ve programımızı yeniledik . Bu çok önemli. Eskiden sol partilerin programları ne kadar büyük olursa o kadar iyi olur diye bir düşünce vardı. Ama biz onu değiştirdik, üçte iki oranında kısalttık ve yeni programda bana göre hem yeni bir toplum inşası için hem de yeni bir devlet inşası için çok önemli öngörüler getirdik. Tüzüğümüzü de iyileştirmeye çalıştık. Bütün bunlar bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin seçimi kazanacağının göstergesi olarak değerlendirildi ve 19 Mart tarihinden itibaren önce yargı aracılığıyla, daha sonra da idare aracılığıyla CHP’ye karşı bütün bunlar sergilendi. En üst noktaya geldik.
Şimdi bizim yapmamız gereken “CHP geliyor” anlayışını sürdürebilmektir, koruyabilmektir. Büyük bir olay yaşıyoruz, çok ciddi bir sorun yaşıyoruz. Buradan en az yara ile çıkılması lazım. Ben de kendimi ona katkıda bulunması gereken bir kişi olarak görüyorum.
Parti yöneticilerinin sokağın mesajını alması lazım
Peki burada tabana, örgüte, yöneticilere ne diyorsunuz bütün bu toz bulutu içinde?
Karayalçın: Parti yöneticilerimiz, partililerimiz partinin bütünlüğünü sağlayacak açıklamalara kulak vermelidir. O eylemlerin içinde olmalı, sokağın sesini dinlemelidirler. Pazar günü genel merkezle TBMM arasında yedi sekiz kilometre mesafede olağanüstü bir yürüyüş gerçekleşti. Ankaralılar müthiş bir mesaj verdiler. Örgütün ve parti yöneticilerinin ne yapması gerektiğini o sokaktaki eylemleriyle, sloganlarıyla, tavırlarıyla, gösterdikleri sevgiyle ortaya koydular. Parti yöneticilerimizin ve partililerimizin sokağı dinlemesi lazım, bu mesajı alması lazım.
Kemal Bey’i telefonundan aradım ama ulaşamadım
Kemal Bey’in bu hadisedeki hareket tarzı sizi şaşırttı mı? Kendisiyle baş başa kalsanız böyle bir durumda nasıl hareket etmesini önerirdiniz?
Karayalçın: Pazar günü kendisiyle bir görüşme girişiminde bulundum ama maalesef olmadı. 21 Mayıs’ta butlan kararının çıkmasından da önce çok sayıda partili bana “Ikisiyle de görüş” diye telkinde bulunmuştu. Ben 22 Mayıs Cuma akşamı oldukça geç bir saatte önce Genel Başkanımız Özgür Özel’le görüştüm. Bana bu tür telkinlerin yapıldığını söyledim. “Bir devreye girmek isterim, katkıda bulunmak isterim siz ve Kemal Bey de uygun görürseniz.” dedim. Özgür Bey “Eski genel başkanımızsınız, çok katkınız olur diye düşünüyorum” yanıtını verdi. Ben Sayın Kılıçdaroğlu ile pazartesi günü konuşmayı düşünüyordum. Fakat Pazar sabahı erken kalktım, televizyonu açtım ve birdenbire o dehşet manzaraları gördüm. Tanımadığım bir takım insanlar partinin önünde sağa sola saldırıyorlar, partinin demirlerini, bahçe kapısını sarsıyorlar. Onun üzerine Sayın Kılıçdaroğlu ile hemen konuşmam gerekir diye düşündüm.
Kendisini aradım hep aradığım numaradan ama maalesef ulaşamadım.
Bizler siyaseti hep YSK’dan aldığımız mazbatalarla yaptık
Ulaşsaydınız ne söyleyecektiniz kendisine?
Karayalçın: Çözüm olarak şunu söyleyecektim: CHP’de kurultay için en uygun zaman tartışması yaşanıyor birkaç gündür. Sayın Kılıçdaroğlu’na yakın olanlar “en uygun zaman” diyorlar. Ben dahil kimi arkadaşlarımız da “en uygun zamanda değil, en kısa zamanda olmalı” diyoruz. Çünkü bu mutlak butlan kararı kabul edilebilir bir karar değil. Ben bunun anayasaya aykırı olduğu kanısındayım. Türkiye’de ne kadar siyasetçi tanıyorsanız, hepimiz Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) verdiği mazbatayla siyaset yaptık. Bizim mazbatalarımızı YSK verdi. Türkiye seçim hukuku konusunda çok başarı sağlamış bir ülke, bütün olumsuzluklara rağmen. Ama maalesef YSK devre dışı bırakıldı. Adli yargı seçim yargısını ekarte etti . O yüzden de bu kabul edilebilir, geçerli bir şey değil. Tabii resmi bir karar. Onun için uyacağız, uyuluyor. Zaten Sayın Özgür Özel de davalar açarak, itiraz ederek ve grup başkanı seçilerek bu resmi kararın sonuçlarını da kabul ettiğini gösterdi.
Ama bu haksız, yanlış bir karar. Bunu aşabilmemizin yolu bizim en kısa zamanda kurultaya gitmemizdir. Başka bir şey olamaz. Biz birkaç hakimin kararıyla allak bullak olacak bir parti değiliz. Hem siyasi partiler yasasına göre hem kendi tüzüğümüze göre bizde yönetim değişikliklerinin nasıl olacağı bellidir.
Baskın seçim ihtimali görüyorum
Ama Kılıçdaroğlu’nun uzun süre kurultay çağrısı yapmayacağı, hatta seçime belki bu yönetimle gidilebileceği yönünde yorumlar da yapılıyor…
Karayalçın: Şimdi bu kararın çıkmasını sağlayan AKP yönetimi zaten bunu kolluyor, fırsat kolluyor. CHP’liler birbirleriyle uğraşsınlar diye arzuluyor. O arada seçim gelecektir, ivedi seçim gelecektir. AKP seçim yapar biz bunlarla uğraşırken. O nedenle “en uygun zaman” tanımı, ifadesi çok yanlış. En uygun zaman bana göre en kısa zamandır.
Yani burada siz bir baskın seçim ihtimali görüyorsunuz?
Karayalçın: Evet, çünkü bu tasarlanmış bir şey… Bunlar onun için yapılıyor. 19 Mart 2025’ten bu yana bize yapılanların altında yatan bizi sarsmak… CHP’yi tasfiye etmeye çalışıyorlar. Bizi zora sokacak her türlü uygulamayı yapıyorlar. Bu CHP’ye yapılan bir darbe girişimidir. Ben AKP’nin bunları bilerek yaptığını düşünüyorum. Eğer olağan kurultay süreci başlatılırsa bu şu demek: Mahalle temsilcileri seçilecek. Mahalle temsilcileri daha sonra ilçe kongresini oluşturacak. İlçe kongreleri il delegelerini seçecek, il delegeleri kurultay delegelerini seçecek. Biz onlarla uğraşırken AKP’nin seçimi gelecek, cumhurbaşkanlığı seçimi gelecek. Bu çok ağır bir vebal.
O zaman Kemal Kılıçdaroğlu yönetimiyle seçime gidilir böyle bir senaryoda…
Karayalçın: Evet. Aslında kurultay sürecinde yapılacak bir seçimin sonuçlarının ne olacağını kolaylıkla tahmin ederim. Hele bütün bu yaşananlardan sonra. Onun için bunun çok ağır bir vebal olduğunu düşünüyorum. CHP’ye karşı haksızlık, Türkiye’nin geleceğine karşı haksızlık olarak görüyorum.
Kemal Bey’in tavrı beni üzüyor
Bu şekilde seçime gidildiği takdirde bu adil bir seçim olur mu? Demokrasinin asgari gereklerini karşılayan, adil, düzgün bir seçim olur mu böyle bir seçim?
Karayalçın: Şu yapılanların zaten demokrasinin gerekleriyle bağdaşan hiçbir yönü yok. Nasıl CHP’nin kurultayı birkaç hakimin kararıyla değişiyor? Böyle bir adalet olur mu? Böyle bir haksızlık olur mu? Günah değil mi? Ayrıca sen hadi bunu yapacaksın. İki gün bekle kardeşim. Ne oluyor bu plastik mermiler, göz yaşı bombaları, demirlerin kesilmesi. AFAD ekipleri geldi, polis ekipleri geldi. Ne oluyor? Türkiye’nin ana muhalefet partisine yazık değil mi?
İktidar kendi çıkarları açısından böyle bir yoldan gitmeyi hedefleyebilir. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu böyle bir stratejinin hayata geçirilmesine katkı sağlayabilir mi? Bunu göze alabilir mi?
Karayalçın: Dediğim gibi Pazar günü ulaşamadım kendisine, yanıt alamadım. Her şey olabilir. Her türlü olumsuz gelişmeyi dikkate almamız lazım. Hep öyledir ama tarihimizin en kritik noktalarından birini yaşıyoruz. Parti olarak da, biz CHP’liler olarak da, ülke olarak da her türlü olasılığı dikkate almak gerekiyor.
Kemal Bey’in bütün bu süreçte aldığı tavır, özellikle son günlerdeki tavrı sizi şaşırtıyor mu?
Karayalçın: Üzüyor, öyle söyleyeyim.
Bu durumu aşacak olgunlukta kadrolara sahibiz
Peki sizce CHP bu karışıklığı aşabilecek mi?
Karayalçın: Bunu aşabiliriz. Ben parti yöneticilerimizin, milletvekillerimizin, belediye başkanlarımızın bu olaylar yaşanırken ortaya koydukları tavra, yaptıkları açıklamalara baktığımda CHP’nin bunu aşabilecek olgunlukta bir kadroya sahip olduğunu memnuniyetle görüyorum. Bugünkü milletvekili listesini Sayın Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı zamanında parti hazırlamıştı. Bir anlamda milletvekili arkadaşlarımız Sayın Kılıçdaroğlu’na yakın isimler diye düşünülebilir. O milletvekili arkadaşlarımız çok büyük bir çoğunlukla Özgür Bey’i grup başkanı seçtiler. Ayrıca Kemal Bey’e destek vermiş olan arkadaşlardan bazıları da daha sonra tavırlarını değiştirerek partiye yapılanları dikkate alarak ona karşı bir tavır ortaya koydular. Bence bu bir siyasi olgunluğun ifadesidir. CHP’nin bunları aşabileceğinin ifadesidir. Büyükşehir belediye başkanlarımız da bizim tüzüğümüzde yazılı olmayan bir kurul oldu. Çok sayıda büyükşehir belediye başkanımız var ve onların da ağırlığı var. Bütün arkadaşlarımız, galiba Balıkesir büyükşehir belediye başkanı hariç Özgür Bey’e destek veriyorlar. Galiba 11 il başkanının dışındaki tüm il başkanlarımız mevcut yönetimi desteklediler.
Sonuçta CHP olarak bunu aşabiliriz. Ben şimdi Özgür Bey’in, teşbihte hata olmaz, sürgünde hükümet diyebileceğimiz güçlü iletişim sağlayan bir yapı kuracağını düşünüyorum. Birbirimizi kırmadan, bireyselleşmeden bunu aşarız umudundayım. Yani işi kişiselleştirmeden, en az yarayla atlatabilmek için kullanılacak sözcüklerin yaratacağı duyarlılığı da gözeterek ve birlik içinde hareket ederek bize karşı bu kumpası tersine çevirebiliriz.
Kadrolar konusunda sorun var
Evet, biz bunu aşarız. Biz cumhurbaşkanı çıkarırız, yönetime geliriz, hazırlıklıyız. Kadrolar konusunda sorun var. Aslında sorun yok da kamuoyundan diyorlar ki, “Kardeşim, genel başkanınız iyi çalışıyor ama kadronuzda kimler var?” İşte bizim bu cumhurbaşkanlığı adaylık ofisimiz bu kadroların kamuoyuna sunulması için çok iyi bir fırsattı. Çünkü bizim 28 Kasım 2025 tarihinde kabul edilen parti programımızı burası, cumhurbaşkanlığı adaylık ofisi somutlaştırıyor. Burada hem partililerimiz var, parti yöneticilerimiz var hem de değişik kesimlerden çok sayıda yurttaşımız katkıda bulunuyor. Bunu çok iyi biliyorum. Şimdi oradan yeni yeni kadrolar çıkaracağız. Bunu başarabileceğimize inanıyorum.
Kaygım, bir kez bölünürsek bir daha toparlanamayız
Bir senaryo yapalım. CHP’nin Kılıçdaroğlu yönetimi ile kurultay süreci çok ağır gidiyor, seçim yaklaşıyor ve yeni bir parti kurmak dışında başka bir seçenek kalmıyor… Böyle bir senaryoda Özgür Özel bir önceki yerel seçimin yüzde 38’lik halk desteğini yeni oluşuma sürükleyebilir mi?
Karayalçın: 20 kişilik milletvekili grubu aslında çok sayıda çözümü beraberinde getiren bir fırsat ve araç. Dolayısıyla seçime katılma konusunda bir sorun yok. Ama şöyle bir sorun var. Ben aslında mütevazı bir insanım ama bunu söylemek zorundayım: Eğer SHP’nin başında 1994’te ben olmasaydım SHP-CHP birleşmesi olmazdı. Buna çok büyük katkıda bulundum. Kendi vicdanımda bunun muhasebesini yaptım.
Çok eleştiri de aldınız bu yüzden, partiyi Deniz Baykal’a teslim ettiniz diye…
Karayalçın: İnsanlar o zaman öyle derler, sonra da farklı şeyler derler… Siyasetçi ona alışmalı. Ben o sırada İtalyan solunu çok yakın izliyordum. İtalya’da İtalyan Sosyalist Partisi daha güçlüydü. Onlar Zeytin Ağacı ittifakı kurmuşlardı. Çözüm öyle gibiydi. Ben Dışişleri Bakanlığından da, Başbakan Yardımcılığından da, SHP Genel Başkanlığından da çok memnundum. Ama benim fedakarlık yapmam gerekiyordu ve ben o fedakarlığı yaptım, partileri birleştirdik. Bunu şunun için söylüyorum: Şimdi dünya genelinde İspanya’yı hariç tutarsak sosyal demokraside bir gerileme var. Bunu görüyoruz. İsrail’de görüyoruz, Hindistan’da görüyoruz, her yerde görüyoruz. Ben bir kez bölünürsek bir daha toparlanamayız kaygısını taşıyorum. Alman sosyal demokratları, özellikle İngiliz sosyal demokratlarının vaziyetine geliriz. Onun için bence CHP’nin bütünlüğünü sağlamalıyız. Bu, bizim kırmızı çizgimizdir. Sonuna kadar buraya asılmalıyız. Bunun olup olmayacağı biraz da partinin yeni yönetiminin tavrına bağlı.
Tasfiye işareti olursa yeni bir parti düşünülmeli
Partinin birliğinin korunması konusunda bir tehlike görüyorsunuz o zaman…
Karayalçın: Burada kurultay için en uygun zaman tartışmasına geliyoruz. Eğer parti meclisi sıfırdan başlayan bir kurultay süreci işletme kararı alırsa, ilçe, mahalle delegeleri tespit edilecek, ilçe kongreleri, il kongreleri, kurultay vesaire... Bu bir tasfiye sürecini de beraberinde getirebilir. Parti birliğini sarsan sonuçları da beraberinde getirebilir... Böyle bir noktaya gelinmeden partinin birliği, bütünlüğü mutlaka korunmalıdır. CHP adı mutlaka korunmalıdır.
Şimdi şöyle görüşler de çıkıyor, “CHP’nin zaten bagajı var kardeşim. Bu bagajdan kurtulalım.” Evet, bagaj da var ama bir de CHP gerçekliği var. Ben bunu yaşamış birisiyim. Ta Osmanlı döneminden bu yana gelen bir damarın siyasetçileriyiz. Onun için CHP’yi kapatmak olmaz. Doğru değil. Ama çok zorda kalırsak tabii ayrı bir yapılanmaya gidilebilir. Aksi takdirde biz partiyi korumalıyız. Parti bütünlüğü önemli. Bizim kırmızı çizgimiz olmalı. Ama bir tasfiye olursa, bir tasfiye işareti alınırsa o zaman yeni bir parti düşünülmeli.
Kurultayın uzaması AKP’nin ekmeğine yağ sürer
Kurultay sürecinin çok uzaması, gecikmesi ve Kılıçdaroğlu liderliğiyle seçime gidilmesi gibi bir durum ortaya çıkarırsa, o zaman başka bir seçenek kalmayacağını söylüyorsunuz…
Karayalçın: İşte o zaten yolların tıkanmasıdır, siyasetin tıkanmasıdır... Ayrıca şimdi şunu biliyoruz: AKP 2026’da yol temizliği yapıyor. Bizi sıkıştırarak, bize baskı yaparak, darbelerde bulunarak yol temizliyor. 2027’ye yaklaşık altı ay sonra gireceğiz. 2027 seçim yılı. Kesin seçim olacak. Allah aşkına bizim kurultayımızı kim dinler? Türkiye seçim takvimini işletecek. Ben zaten o yedi, sekiz kilometrelik uzun yürüyüşle Türkiye seçim sathı mailine girdi diye düşünüyorum. Şu anda seçim sürecinin içindeyiz. Dolu yağıyor, yağmur yağıyor ama bir yandan da binlerce insan yürüyor sokaklarda. Türkiye seçim sürecinin içinde. Kurultayın uzaması AKP’nin ekmeğine yağ sürülmesi anlamına gelir.
Ama ya olursa?
Karayalçın: Olursa dediğim gibi siyasetin tıkanmasıdır. Ayrı bir değerlendirme yapılır. Ben şimdi bireysel olarak “ayrı bir değerlendirme yapılır” ifadesini kullanmakla yetiniyorum. Ben parti yöneticisi değilim. Ama eğer öyle bir noktaya giderse bunun yeni bir çözümü de beraberinde getireceğini tahmin ediyorum.
Özgür Bey ile kitleler arasında müthiş bir titreşim var
O zaman o halk desteği yine Özgür Bey’in arkasında olur mu?
Karayalçın: Ben böyle olacağını sanıyorum. Ben bunun devam edeceğini sanıyorum.
Yani Pazar günü partinin önünden yürüyüşle başlayan hareket, kurultay sürecinin uzadığı ve Kılıçdaroğlu liderliğinde seçime gidildiği gibi bir senaryoda yeni bir oluşumu gündeme getirebilir…
Karayalçın: Aslında Özgür Bey’in kitlelerle kurduğu ilişki pazar günü başlamadı. Ben bunu 19 Mart gecesi Saraçhane’de gördüm ilk defa. Özgür Bey, Altan abi, Hikmet abi ve ben… İstanbul İl Başkanımız Özgür Bey de vardı. Ben o ana kadar hiç öyle bir kalabalık görmemiştim. ‘Yiğidim Aslanım’ çalarken telefonu açtırıyor Genel Başkan. Alabildiğine o derinlikten ışıklar görüyordum. İstanbul il başkanımıza sordum. “Ben il başkanlığı yaptım, böyle bir manzara hiç görmedim” dedim. “Vallahi ben de görmedim” dedi İstanbul il başkanı. Özgür Özel’le kitleler arasında müthiş bir karşılıklı iletişim olduğunu, titreşim olduğunu orada görmüştüm. Daha sonra başka mitinglerde de gördüm. Mesela Rize’yi örnek vereyim. Rize mitingindeydik bir ay önce. Olağanüstüydü. Rizeliler çok büyük destek verdiler Özgür Bey’e. Dolayısıyla Özgür Bey’le kitleler arasında güçlü bir iletişim olduğunu görüyorum. Pazar günkü de çok özel şartlarda ortaya çıkmış olağanüstü bir siyasi görüntüydü, onu da söyleyeyim.
Pazar günü televizyonu açtığınızda CHP genel merkezine polisin girmesini izlerken ne hissettiniz iç dünyanızda?
Karayalçın: Ağladım, ağlayarak izledim…
İzlenimim, Özgür Özel’in CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olacağı
Ekrem İmamoğlu’nun cezaevindeyken cumhurbaşkanı adayı olması kolay görünmüyor. Mansur Yavaş da geçen pazar günü yaşanan olaylarda yeterince reaksiyon göstermemekle eleştiriliyor. CHP seçmeninin yeni cumhurbaşkanı adayının 19 Mart’tan beri yükselişte olan Özgür Özel olduğunu söyleyebilir miyiz?
Karayalçın: Söyleyebiliriz. Ben öyle bir izlenim alıyorum. Ama doğru yöntem, Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığının belirlenmesinde olduğu gibi bunun bütün üyelerin katılımıyla yapılacak bir önseçimle olmasıdır. Bu yöntem tutarlılık açısından da gereklidir. Cumhurbaşkanlığı seçim yasası galiba yetkiyi parti grubuna veriyor. Ama bütün parti üyelerinin katılımıyla yapılacak bir ön seçimin sonucunu da CHP parti grubu ya da Türkiye Büyük Millet Meclisi grubu zaten kabul edip kullanmak durumundadır. Özetle adayımızı partililerimiz belirlenmelidir. Özgür Bey olur, Mansur Bey olur ya da başka arkadaşımız çıkarsa o olur; böyle belirlenmeli.
Kemal Bey’in yeniden adaylığına ihtimal verir misiniz?
Karayalçın: Sanmıyorum. Ama olursa o da ön seçime girmelidir.
Yüzde 25’lik cam tavanı kırdık, şimdi sıra yüzde 35’lik cam tavanı kırmakta
Peki, 19 Mart’tan sonra bir de şu tartışma da var. Mitingler ciddi halk desteğiyle yapıldı ama son dönemde biraz dinamizmini kaybetti, Özgür Özel’in de kitleyi fazla büyütemediği yönünde eleştiriler de getirildi, yapıldı. Bir de pazar günü yaşanan olaylarda meydanlara çıkan kitlenin mesela 19 Mart’la kıyaslandığında beklenen kadar olmadığı yönünde eleştiriler de var. Ne dersiniz bu eleştirilere?
Karayalçın: 22 Mayıs gecesi parti genel merkezinin önünde bir miting vardı. Ben de oraya katıldım. Bizim alan o kadar. Bizim partinin önünde yaptık mitingi, başka yerde yapılmadı. Bizim alanımız da o kadar. Oraya o kadar insan gelir, daha fazla insan gelmez. Ayrıca Ankara tatile girmişti. Ankara boşalmıştı. Ona rağmen Pazar günü yine de kısa sürede on binler toplandı Milli Egemenlik Parkı’nın içinde. Dolayısıyla o tam doğru bir değerlendirme değil. Ama şunu da söyleyeyim, 19 Mart 2025’ten bu yana yapılan çalışmalar olacak iş değil aslında. Her çarşamba İstanbul’da miting, her pazar, her hafta sonu Türkiye genelinde bir miting. Özgür Bey’in grup konuşmalarını da izlemişsinizdir, mitinge dönüşüyor. Salı, Çarşamba ve Pazar günleri olmak üzere haftada üç miting…
Bunu taşımak kolay değildi. Bunu yapabilmek, örgütleyebilmek de çok zordu. Ben şunu söyleyeyim, Saraçhane’de gördüğüm manzaradan çok etkilendiğimi söylemiştim. Özgür Bey, “Her akşam bunu tekrar edeceğiz” deyince içimden, “tekrar etmesek mi?” demiştim, “ya o kitleyi yeniden bulamazsak” diye kaygılanmıştım . Ama hiç öyle olmadı. Tersine her akşam daha çok katılım oldu.
Sonra Özgür Bey, “Yenikapı’da miting yapacağız” dedi. Ben il başkanlığından Yenikapı’yı biliyorum. 100 bin kişi, birkaç yüz kişi gibi gözükür orada. Milyonluk yer. Yine aynı şeyi dedim. Yenikapı’yı doldurduk, Maltepe’yi doldurduk, Bayburt’u doldurduk, Yozgat’ı doldurduk. Çok başarılı mitingler yaptık. Fakat şimdi yeni bir sıçrama ihtiyaç var. Bu yüzde 25’lik cam tavanı kırdık. Ama şimdi önümüzde yüzde 35’lik bir cam tavan var, onu daha kıramadık. Yüzde 35’in üzerine çıkamadık, onu kırmamız gerekiyor.
Kadro ve program konusunda yeni söylem lazım
Onu nasıl yapacağız? Biraz önce söylediğim gibi yeni yaklaşımlarla, yeni birlikteliklerle ve parti kapatılmasının yaratmış olduğu tepkiyle Özgür Bey’e verilen destekle yapacağız. İnsanlarımızın duygu yapısına fena halde dokundular, ben size söyleyeyim. Türk halkının duygu yapısını fena halde sarstılar. Bunu insanlar tepkiye dönüştüreceklerdir . Ama bu arada bizim program ve kadro konusunda yeni bir takım söylemleri dile getirmemiz de gerekiyor. Bu kadar sık mitingin çok da gerekli olmadığını düşünüyorum. Ama biz 100 küsur miting yaptık ve büyük bir birikim kazandık. En son Balıkesir mitingimiz de çok başarılıydı. Şimdi bayram var. Ondan sonra yeni gelen yapıya göre nasıl olacak bilemiyorum ama bunlar bir şekilde devam edecektir.
Temel çelişki artık demokratlarla otokratlar arasında
Meselenin bir de CHP dışında diğer muhalefet güçleri boyutu var. Özgür Özel’in AK Parti karşıtı diğer muhalefet güçlerini de yanına alıp daha geniş bir cepheyle çok daha geniş bir muhalefet koalisyonu oluşturması gerektiği yolundaki görüşleri nasıl karşılıyorsunuz?
Karayalçın: Ben Özgür Bey’in zaten bunu yapmakta olduğunu düşünüyorum. Mitinglerde yanındaydım. Bunun bir ideolojik arka planı da var. Genel Bşkan Özgür Bey’in Sosyalist Enternasyonal’in Barselona toplantısında yaptığı konuşma bence çok önemlidir. O konuşmayı değerlendirmek gerekiyor. Dünya demokratlarının birlikteliğini dile getiriyordu. Bu ifadeyi daha önce, birkaç yıl önce sayın Kılıçdaroğlu da kullanmıştı, onu da unutmayalım, “Dünya demokratları birleşin” ifadesi.
Yunanistan’da Çipras’ın Maliye Bakanı Varoufakis’in bir iki ay önce The Guardian’da Prof. Jason Hickel ile birlikte çok ilginç bir makalesi çıkmıştı. Ben bunun sol düşünce açısından önem taşıdığını düşünüyorum. Kapitalizmin bilinen şekli dışında yeni bir şekle dönüştüğünü söylüyorlar; oligarklar, yeni feodal yapılar vesaire... Buna karşı seçenek olarak da sosyalizmi değil, demokrasiyi öneriyorlar. Varoufakis ve arkadaşına göre, şu anda dünyada geçerli olan temel çelişki artık otokratlarla demokratlar arasındaki çelişkidir. “Emek-sermaye çelişkisi” diye bizim eski yıllarda bildiğimiz temel çelişkinin bu şekle dönüştüğünü söylüyorlar. Bu gerçekten çok önemli. Ayrıca, bunun yapay zekanın getirdiği olası tahribat açısından da çok önemli bir şekilde dile getirilmeye başladığını görüyorum. Amerika’da da bu çok taraftar bulan bir şey. Bernie Sanders’ın takımının da buna destek verdiği görülüyor.
Özgür Bey bir yelpazeyi örüyor
Şimdi Özgür Bey, ben yanında olduğum mitinglerde gördüm, ayrıca televizyonlardan da izledim. Kürsüye çıktığı zaman başlıyor saymaya: Milliyetçi demokratlar, muhafazakâr demokratlar, Kürt demokratlar, liberal demokratlar, sosyal demokratlar, vesaire… Böyle bir yelpazeyi adeta örüyor, selamlıyor. Bu yaptığı aslında sizin sorduğunuz sorunun inşası da. Muhafazakâr demokratlar dediğimiz, biliyoruz değil mi? Milliyetçi demokratlar, İyi Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti, başka milliyetçi partiler varsa onlar… Sosyal demokratlar ya da sol demokratlar, herkesi sayıyor ve böyle bir birliktelik inşasının gerekli olduğunu o şekilde ortaya koyuyor. Ayrıca biz yerel yönetim seçimlerinde, bizim arkadaşlarımızın yargılandığı Türkiye İttifakı diye bir ittifakı da işlemiştik. Bu da aslında sizin sormuş olduğunuz soruyla bağlantılı bir uygulamamızdı, Türkiye İttifakı...
İttifak olmalı ama altılı masanın hataları da tekrarlanmamalı
Evet, ittifakları yapacağız ama bu bizim “Altılı Masa”döneminde yaşadığımız biçimde olmamalı. Bizim seçimi kaybetmemizin, Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimi kaybetmesinin altında yatan nedenlerden birisi de bence Altılı Masa meselesiydi. Türkiye tipi başkanlık sistemi, Tayyip Erdoğan tarafından Türkiye’nin sorunlarının hızlı çözümünü sağlayacak bir siyasi çözüm olarak ortaya konmuştu. Ama Altılı Masa’nın bazı parti yöneticileri, galiba Sayın Davutoğlu söylemişti, “Cumhurbaşkanlığı karar, kararnamelerinde tek cumhurbaşkanının imzasıyla olmayacak. Bizim altımızın da parafı olacak” dedi. İki de cumhurbaşkanı yardımcısı var bizim. Tasavvur ediyor musunuz, sekiz kişi paraflayacak. Türkiye’nin koalisyonlar dönemine baktığımızda galiba en fazla dört partili koalisyon vardı. Sekiz imza, sistem tıkanacak. Böyle bir şey olamaz düşüncesinin ben seçim sonucunda etkili olduğunu sanıyorum.
Yani bu kez bir Türkiye ittifakı kurulsa bile, altılı masa hadisesinden gerekli dersler çıkarılmalı diyorsunuz…
Karayalçın: Çıkarılmalı diyorum. Çünkü seçim, parlamenter sistem seçimi değil. Seçim, mevcut sistemle yapılacak seçim. Mevcut anayasanın verdiği yetkileri kullanan bir cumhurbaşkanı seçeceğiz önce. Bizim şimdi önümüzde çok ciddi bir sorun var. Bir defa devleti yeniden yapılandırmamız gerekiyor. Devletin ne hale düştüğünü bence Cumhurbaşkanı’nın Bilgi Üniversitesi kararı gösterdi. Bir kararıyla bir üniversiteyi kapattı, binlerce, on binlerce öğrencisi olan. İki gün sonra o üniversiteyi tekrar açtı Cumhurbaşkanı. Tasavvur edebiliyor musun? Bu sistemin nasıl bir sistem olduğunu bence gösteren en güncel olay. Bundan daha net olamaz.
Demokrasimizde tıkanıklık var, siyaset yasalara, kurallara göre işletilmiyor
Özetlersek, bugün yaşamakta olduklarımız, CHP ile ilgili son gelişmeler, son butlan kararı ve bunun tetiklediği süreçler, Türkiye’nin 1946’da başlamış olan çok partili demokrasi serüveni açısından ne anlama geliyor?
Karayalçın: Ben büyük bir tıkanıklık görüyorum. Tıkanıklık sözcüğünü Türkiye’de siyasetin yasalara ve kurallara göre işlememesi, işletilmemesi anlamında kullanıyorum. Yalnız bize yapılanların bütün siyasi parti genel başkanları tarafından tepkiyle karşılanması ve bu tepkinin çok açık bir biçimde dile getirilmesi de beni Türkiye demokrasisinin geleceği açısından ümitlendiriyor. Müsavat Dervişoğlu’nun açıklamasını şükranla karşılıyorum. Devlet Bahçeli’nin açıklamasını şükranla karşılıyorum. Ümit Özdağ gece yarısı saat 02 gibi genel merkezde Özgür Bey’i ziyaret etti, çok net açıklamalarda bulundu. Şükranla karşılıyorum. Sayın Arıkan’ın, Saadet Partisi’nin açıklamasını da, Sayın Babacan ve Sayın Davutoğlu’nu da katarak söylüyorum. Bu müthiş bir şey. Bu, Türkiye demokrasisinin geleceği açısından olumlu düşünmemizi sağlayan bir şey. Tayyip Erdoğan’ı bizim dışımızdaki partilerin, sağ partilerin gelişmelerinin önünde bir tıkaç, onu görüyorum. Tayyip Erdoğan olduğu sürece muhafazakâr sağ bu ilerlemeyi sağlayamıyor. Ben o nedenle demokrasiden yana olan bu isimlerin, biraz önce saydığım isimlerin Cumhurbaşkanlığı seçiminde yalnızca demokrasi için değil, kendi çıkarları açısından da bizim adayımıza oy vereceklerini düşünüyorum.
Keşke Ekrem Bey’in adaylığını erken ilan etmeseydik
Ekrem İmamoğlu’nun 2024 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na ikinci kez seçildikten hemen sonra Cumhurbaşkanlığı adaylığını ortaya koyması CHP’yi çok erken bir şekilde kendisinin adaylığını açıklamak durumunda bıraktı. Şimdi geriye dönüp baktığınızda geçmişte burada izlenen yöntemin hatalı olduğu yolunda getirilen eleştirileri haklı görüyor musunuz? Sizce İmamoğlu biraz acele etmedi mi Cumhurbaşkanlığı hevesini ortaya koymak açısından?
Karayalçın: Ekrem Bey’i ben bizim Beylikdüzü İlçe Başkanlığı döneminden tanıyorum. Beylikdüzü’nde çok sayıda Karadenizli yurttaşımız vardır. Onlarla dostluğum sırasında Ekrem Bey’den söz ettiler. “Genç, pırıl pırıl birisi var” diye. Örgütte tanıdım ve çok beğendim. Sonra 2015’te ben İstanbul İl Başkanlığı’na atandım. Bu sırada Beylikdüzü Belediye Başkanı’ydı ve eski bir belediye başkanı olarak Beylikdüzü’nde yaptığı çalışmaları çok beğendim. Dostluğumuz daha sonra da devam etti Ekrem Bey’le.
Şunu içtenlikle söyleyeyim. Belediye başkanısınız ve birdenbire kamuoyunda sizi Cumhurbaşkanlığı’na layık gören bir destek şekilleniyor, ortaya çıkıyor. Bunu duyduktan sonra insanın burnuna asfalt kokusu pek kolay kolay gelmez artık. Belediye başkanlığının ötesinde bir yere sizi yönlendiren bir tercihtir bu şekillenme. Çok kolay değildir buna direnmek, buna hayır demek.
İkinci olarak, 2024’ün sonuna doğru bizim parti içinde ve kamuoyunda bir görüş şekillenmeye başladı. Şu söyleniyordu: “Ekrem Bey’i Cumhurbaşkanı adayı yapalım. Çünkü İstanbul Belediye Başkanını AKP kolaylıkla bertaraf edebilir. Ama CHP’nin Cumhurbaşkanı adayına bunu yapamaz.” Bana da çok sayıda insan bu görüşlerini aktardılar, benden de destek istediler. Ben bunun doğru olmayacağını düşünüyordum. Ama yine de parti yöneticilerine bunu aktardım. Onlardan olumlu bir işaret almadım. Ama daha sonra 2025’e girdiğimizde, birkaç ay sonra birdenbire parti yönetiminin görüş değiştirdiğini, bir ön seçim yapılarak Cumhurbaşkanı adayımızın belirlenmesini istediğini görmeye başladım.
O ön seçimde kendisine olağanüstü bir ilgi olduğunu gördüm ve zaten 15 buçuk milyon kişi oy kullandı. Öyle bir hava çıktı ki bu ön seçimden, ben kendi kendime “Galiba yanlış düşündüm, bu daha iyi oldu” gibi düşünmeye de başladım.
Bunu yapmayacaktık…
Fakat şimdi şöyle düşünüyorum: Bunu yapmayacaktık. Beklenenin tam tersi oldu. “AKP, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayına dokunamaz” dedik. Tam tersine AKP’nin Ekrem Bey’e dokunma sürecini hızlandırdık. Bu arka daşımız çok uzun bir süredir hapishanede. Belediyenin başında değil. Evet, destek görüyor. Her yerde miting alanlarında çok büyük tezahüratla karşılanıyor ama görevinin başında değil. O yüzden çok üzgünüm. Geriye dönüp baktığımda ‘keşke bunu yapmasaydık. Ekrem Bey hiç olmazsa devam ederdi’ diye düşünüyorum.
Ekrem Bey genç bir kardeşimiz, kamuoyu tarafından seviliyor. Bu yaşananların daha uzun vadede değerlendirileceği fırsatlar da ortaya çıkacaktır diyorum ama bir yandan da ‘olmasaydı daha iyi olurdu’ düşüncesini taşıyorum.
SHP -CHP birleşme kararı doğru muydu?
1993-1995 yılları arasında sol kamuoyunda, özellikle sosyal demokrat tabanda “İki sosyal demokrat parti olmaz. Sizin genel başkanı olduğunuz SHP ile Deniz Baykal’ın genel başkanı olduğu CHP birleşsin” şeklinde büyük bir beklenti vardı. Siz de bu beklenti ve talepler karşısında birleşme yönünde bir irade sergilediniz ve 1994-1995 yılları arasında yaşanan bu süreçte birleşme CHP’nin kurumsal kimliği altında oldu. Bu süreç sonunda genel başkanlığa Baykal seçildi. Buna karşılık bugün “Karayalçın hiç CHP ile birleşme kararı almasaydı da keşke SHP olarak yola devam etseydi. Bugün Türkiye’de her şey çok da farklı olurdu” diyenler de var. Geçmişteki bu kararınızdan dolayı sizi eleştirenler var. Ne diyorsunuz bu eleştirilere bugünü yaşarken?
Karayalçın: Müşteri daima haklıdır. “Yok canım, öyle bir şey “diyemezsin. Dikkate alınması gereken bir şey. Ama 1994’ün koşulları, özellikle Refah Partisi’nin 1994 Mart’ındaki belediye seçimlerinde elde ettiği sonuçlar halk tarafından yorumlandı ve şu sonuca varıldı: Eğer sol partiler birleşseydiler böyle olmazdı… Tasavvur edin, Ankara’da bizim, SHP’nin belediye başkan adayımız Korel Göymen’di. CHP’nin belediye başkan adayı rahmetli Ali Dinçer’di. Korel Göymen çok küçük bir oy farkıyla seçimi kaybetti. Tayyip Erdoğan İstanbul’u yüzde 25 ile kazandı. Çok düşük bir oy farkıyla kazandı. Biz belediye seçim sonuçlarını bu bölünmüşlük nedeniyle kaybettik, kaybedeceğimizi de görüyorduk.
Ben rahmetli Deniz Baykal’a haber yolladım. SHP’den ayrılıp CHP’ye geçmiş, Ankara’daki belediye başkan adayı arkadaşlarım vardı, Hamza Kırmızı , Abdurrahman Oğultürk gibi... Arkadaşlarımıza dedim ki “Deniz Bey’le konuşun. Anketler ayrı girersek seçimi kaybedeceğimizi gösteriyor, ortak liste çıkaralım. Ortak aday çıkarırsak kazanacağız. Siz kazanın, o gece SHP’den istifa edin, CHP’ye gidin yine. Ama bu seçimi kaybetmeyelim” dedim. Ama bu önerimiz kabul görmedi. O sırada ve daha sonraki yıllarda hep seçim ittifakı önerisini seslendirdim.
Seçim ittifakı İtalyan Sosyalist Partisi Başkanı Romano Prodi’nin yöntemiydi. Ben Roma’ya gidip kendisiyle konuştum. O sırada hükümetten ayrılalı çok olmuştu. Sosyal Demokrat Düşünce Atölyeleri çalışmasını yapıyorduk. Hatta ayrılırken Romano Prodi bana bir Montblanc kalem hediye etti. “İttifak yaparsanız bu kalemle imzalayın” dedi. Çok hoşuma gitmişti. Prodi 26 partiyi bir araya getirmişti . Bir önceki seçimde 8-10 parti vardı. Sadece sol partiler yok ama burada. Sol olmayan partiler de vardı. “Zeytin Ağacı İttifakı” öyleydi. Sonra ben Zeytin Ağacı İttifakı’nın programını İtalyancadan Türkçeye çevirttim. “Nasıl oluyor da bunu yaptılar?” diye. Hatta rahmetli Ecevit’e bunu anlatmıştım. O da çok ilgi göstermişti. Erdal Bey de çok ilgi göstermişti.
SHP CHP birleşmesi kararını çok keyifle almadım ama zorunluydu
Fakat o seçim öncesi ittifak konusu zaten yasal olarak mümkün değildi hatırlayacaksınız. Partilerin ittifak yapmaları yasaklanmıştı. Bir de anlayış olarak o noktada değildik. Bugünkü anlayış ve bugünkü yasalar olsaydı belki beni eleştirenler haklı olabilirlerdi. Ama o günkü yasa ve o günkü anlayışla bizim birleşmeden başka bir çözümümüz yoktu.
Birleşmek gerekliydi , ama birleşmeyi yanlış yaptık . Birleşmeyi şu nedenle yanlış yaptık. Ben birleşme mekanik değil, ideolojik olsun diyordum. Çünkü ekonomiler ve toplumsal yaşam, toplumsal örgütlenmeler artık sendikaların, emeğin eskisi kadar güçlü olmadığı, büyümenin istihdama, emeğe dayanmadığı, çiplerin yeni üretim sistemleri getirdiği bir döneme girmişti. Bu dönemin sosyal demokrasiye getirdiği yeni sorunları tartışmalıydık. Ben bunu Sosyalist Enternasyonal’de de gündeme getirdim. Ama “Ona sonra bakarız” dendi.
Ama geriye dönüp baktığınızda içiniz rahat bu karardan dolayı...
Karayalçın: Nasıl diyeyim, zorunluydu. Çok keyifle aldığım bir karar değildi ama alınması gereken bir karardı, öyle söyleyeyim.
Geçiş dönemi için ‘Murat Karayalçın’ın başkanlığı’ önerisi
Not: Murat Karayalçın’la bu mülakatı 25 Mayıs Pazartesi günü gerçekleştirdik. Gazetemiz baskıya girdiği sırada 27 Mayıs Çarşamba günü CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Sertaç Eş’e verdiği mülakat yayımlandı. Özel, bu mülakatında Kemal Kılıçdaroğlu ile 23 Mayıs Cumartesi günü bir telefon görüşmesi yaptığını ve “partinin bu işten yara almaması için” diyalog kurulması konusunda tarafların ikişer müzakereci görevlendirmelerinin kararlaştırıldığını anlatıyor. Ancak müzakereciler bir araya gelmeden Pazar günü CHP Genel Merkezi’ne polis baskını gerçekleşmiştir.
Özel, mülakatında daha sonra Murat Karayalçın’ın isminin de geçtiği şu ifadeleri kullanıyor:
“Bizimle konuşsalardı bizim şartımız yoktu. Bir tek en kısa sürede kurultay kararı alınması... Bu durumda ben genel merkezi boşaltırdım. Ama ne olurdu, polis yerine Murat Karayalçın’a emanet ederdik. Öyle bir öneri götürmeyi düşünüyordum. Hatta Murat Bey Kemal Bey’den randevu almayı denedi ama alamadı.”
Sertaç Eş “Kafanızda tartmıştınız yani...” diye araya girince, Özgür Özel şöyle devam ediyor:
“Dedim ki 40-50 gün içinde karar alırlarsa benim orada oturmamı hukuksuz kabul ediyorlarsa, Murat Karayalçın’a verelim, Önceki genel başkanlardan sağlıklı olan o var. Hikmet Bey hastanede. Murat Bey’e emanet edelim, ben de gitmeyim genel merkeze, ama çocukların maaşları yatsın. Kemal Bey bu kararı alsın. Ama onlar orayı yakıp yıkıp polisle gelmek istediler geldiler..”
Bu sözleri, Özgür Özel’in partinin bir kriz çıkmadan kurultaya gitmesi için “ara formül” olarak bir geçiş dönemi içinde Murat Karayalçın’ın genel başkanlığı üstlenmesi düşüncesini taşıdığını gösteriyor. Bu önerinin uygulanmasının mevzuat açısından mümkün olup olmadığı başlı başına bir tartışma konusu.
Dün Murat Karayalçın’ı arayıp “Özgür Özel’den size bu konuda bir öneri geldi mi?” diye sordum. Karayalçın, şu yanıtı verdi:
“Hayır, bana kendisi böyle bir öneriden söz etmedi. Ben de gazeteden okudum. Bunun yapılabilirliğinden çok, burada önemli olan çözüm arayışına yönelik iyi niyettir diye düşünüyorum.”