31 Mart 2026, Salı
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
31.03.2026 11:00

Türk-İran ilişkilerinde tarihi bir görüşme: Humeyni 1979’da Türk Dışişleri Bakanı Ökçün’e açıkça “İran Devrimi’ni Türkiye’ye yayacağız” demiş

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı ve bir ayı geride bırakan savaş, Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin tarihinin Türk kamuoyunda geniş bir şekilde tartışılmasını da beraberinde getirdi. Bu çerçevede İran’da 1979 yılında kurulan İslamcı rejimin geçen yarım yüzyıla yakın süre zarfında Türkiye karşısında izlediği tutum da kuşkusuz tartışmanın bir parçası haline geliyor.

Bu konu, savaşta kimin haklı kimin haksız olduğu sorularından bağımsız bir şekilde, tarihi olguların doğru anlaşılması, İran’daki rejimin Türkiye’ye bakışının tarihsel arka planının doğru hatırlanması bakımından önem taşıyor. En azından arşiv kayıtlarının doğru veriler üzerinden tutulmasında kamusal yarar var.

Ankara’da ağırlıklı olarak emekli büyükelçilerin kurduğu “Ankara Politikalar Merkezi” isimli düşünce kuruluşunun web sitesinde geçenlerde yayımlanan bir mülakat, İran ile ilişkilerin hiç bilinmeyen bir yönünü gün ışığına çıkarması bakımından kayda değer bir niteliğe sahip.

Bu mülakat, İslam Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminde ülkenin ruhani ve siyasi lideri Ayetullah Humeyni’nin, Türkiye ile ilişkilerinde nasıl bir bakışla yola koyulduğuna ilişkin çarpıcı bir ayrıntıyı gösteriyor.

Mülakatı veren kişi Dışişleri Bakanlığı’nın eski müsteşarı, daha önce Kopenhag, Bonn ve NATO Daimi Temsilciliği gibi önemli mevkilerde görev yapmış olan Büyükelçi Onur Öymen. Mülakatı yapan kişi ise daha sonraki kuşaktan başka bir emekli büyükelçi Hasan Göğüş. Kendisi Türkiye’yi Yeni Delhi, Viyana, Lizbon ve Atina’da büyükelçi olarak temsil etmişti.

Göğüş, bir süredir emekli büyükelçilerle görev yaptıkları dönemlerde başlarından geçen ilginç olayları, tanıklık ettikleri önemli gelişmeleri kayda geçirdikleri mülakatlar yapıyor. Bu seri “Meslek Büyükleriyle Söyleşiler” başlığı altında yayınlanıyor. Onur Öymen ile yaptığı mülakatta, muhatabının 1979 yılında dönemin Dışişleri Bakanı Prof. Gündüz Ökçün’ün heyetinde özel danışmanı unvanıyla İran’a yaptıkları ziyaret de gündeme geliyor.

Dönemin Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Gündüz Ökçün ve İran İslam Devrimi lideri Ayetullah Humeyni


İran İslam Devrimi’nin en kritik dönemecinin Humeyni’nin Paris’ten Tahran’a döndüğü 1 Şubat 1979 tarihinde geride bırakıldığı kabul edilirse, 11 Haziran 1979 tarihindeki Humeyni-Ökçün görüşmesi bundan yaklaşık dört buçuk ay sonra gerçekleşiyor.

Yorumlamadan önce Öymen’in ağzından bu görüşmeyi aktaralım. Şunları anlatıyor Öymen:

Gecikmeden yeni rejimle konuşalım deyip Tahran’a gittik

“Humeyni’nin gelmesinden sonra herkes şaşkındı. “Ne olacak İran'ın durumu” sorusunu biz de Türkiye’de düşünüyoruz, değerlendirmeye çalışıyoruz; yani Türkiye-İran ilişkileri ne olacak, Türkiye’nin bakışı ne olacak filan… Gündüz Ökçün dedi ki:

“Biz en iyisi çok gecikmeden gidelim İran’a; İranlılarla konuşalım bakalım nedir bu yeni hükümetin politikaları…”

Gittik Tahran’a. İşte Tahran’da başbakan var, (Mehdi) Bazergan… Adam gayet düzgün bir kravatla filan oturuyor karşımızda. Öbürlerinin bir kısmı takıyor, bir kısmı takmıyor. Etrafta gördüğünüz kadınların bir kısmının başı örtülü, bir kısmı değil. Karmakarışık bir tablo.

CHP Eskişehir Milletvekili Prof. Dr. Gündüz Ökçün, 05.01.1978-12.11.1979 tarihleri arasında Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Kasım 1986'da aramızdan ayrıldı (Depo Photos)


“Bizi Humeyni’ye götürün” dedik

Şimdi ne sorsak onlara, hem başbakan, dışişleri bakanı İbrahim Yazdi filan, herkes “Vallahi bu işi Humeyni bilir. Humeyni’nin bilmediği, Humeyni’ye talimat vermediği hiçbir konuda biz size bir şey diyemeyiz” manasında konuşuyor… Baktık ki olacak gibi değil, o zaman Gündüz Ökçün “Bizi Humeyni’ye götürün” dedi.

Kapısı kapanmayan Amerikan helikopteriyle Kum’a gittik

“Humeyni’ye götüremeyiz, burada değil…” “Nerede?” “Kum şehrinde” dediler. “Kum şehrine götürün bizi…” dedik. Artık direnemediler fazla. Bize bir eski Amerikan helikopteri verdiler. Büyük ama perişan, kapısı kapanmıyor… Onunla gittik Kum şehrine.

Bizi karanlık bir odaya aldılar, yerde sadece battaniye

Humeyni’nin evine bizi götürüyorlar. Humeyni’nin evi iki katlı, gayet mütevazı bir ev. Dışarıdan hiçbir şey gözükmüyor. İşte üstümüzü başımızı arıyorlar girerken. Girdik içeriye, bizi bir odaya aldılar, kapkaranlık. Perdeleri kapalı, siyah… İçinde hiçbir mobilya yok, iskemle yok, koltuk yok, masa yok, perde yok, hiçbir şey yok… Bir tek yerde bir battaniye var. Bir tane de televizyon kamerası, alıcı… “Allah Allah, nasıl bir şey bu” dedik.

Humeyni: “Bu benim Türkiye temsilcim…” diye bir siyah cübbeli birini tanıttı

Neyse bir süre sonra geldi Humeyni. Gündüz Ökçün bizim heyeti takdim etti. Humeyni de kendi adamlarını takdim ediyor. “Bu” dedi, “Dışişleri Bakanı İbrahim Yazdi…” “İşte bu da bizim Petrol Bakanı filanca…” Bilmem ne bakanı… Siyah cübbeler giymiş, aynen Humeyni gibi. En sonuncusuna geldi. “Bu da” dedi, “benim Türkiye temsilcim…”

“Görevi devrimi Türkiye’ye yaymak…”

Dedik ki: “Yani, yeni büyükelçi mi atıyorsunuz? Yeni büyükelçiniz mi bu?” “Hayır, değil…” dedi. “Peki” dedik, “Yeni başkonsolosunuz mu?” “O da değil…” “Peki” dedik: “Bu arkadaşınızın görevi ne olacak Türkiye’de?” Dedi ki: “Bu arkadaşımın görevi İran İslam Devrimi’ni Türkiye’de yaymaktır…” Hayda… Bunu yüzümüze söylüyor. Allah Allah…

Ayetullah Ruhullah Humeyni, 1979'da 15 yıllık sürgünün ardından kendisini ve beraberindekileri taşıyan Air France uçağıyla Paris'ten İran'a dönmüştü (Getty)


Bize dönüp konuşmadı, TV kamerasına konuştu

Ondan sonra neyse biraz konuşmaya kalktık. Türk-İran ilişkileri filan diyecek oldu Gündüz Ökçün. Adam bize dönmüyor, bizimle bir şey konuşmuyor, ekrana konuşuyor. Bütün bu ziyaretleri anlaşılan halka bir mesaj vermek için vesile olarak kullanıyor. İşte “Bugün bu, şu geldi, onunla konuşurken…” filan diye lafa girip ondan sonra o gün de İran ordusunun ne kadar kötü durumda olduğunu anlatıyor halkına. Yani ne Türkiye ile alakası var, ne bizim ziyaretimizle alakası var… Hiç alakası olmayan böyle bir iki konu televizyona söyledi. Sonra gitti…

İran Devrimi'ni yayma projesini hayata geçirmeye çalışmışlar

Döndük Türkiye’ye. İşte anlattık tabii Başbakan’a (Bülent Ecevit) bütün bunları. Ondan sonra baktık ki İran’ın Ankara Büyükelçisi orada olmadık işlere karışıyor. Ondan sonra ciddi sorunlar oldu İranlılarla… İşte Humeyni macerası böyle.”



“Demokrasi Batı icadıdır”

Peki Ökçün’ün Humeyni ile görüşmesi Türk basınına nasıl yansıdı? Aslında görüşme televizyondan da canlı yayınlandığı için Humeyni’nin verdiği mesajların o tarihte kamuoyuna önemli ölçüde yansıdığı anlaşılıyor. Ancak Ayetullah Humeyni’nin bir temsilcisini rejimi yaymak için bizzat Türkiye sorumlusu olarak görevlendirmesi ve bu şahsı bizzat Türk dışişleri bakanına tanıtması hususu haberlerde yer almıyor.

Görüşmenin hemen ertesi günü 12 Haziran 1979 tarihli Hürriyet gazetesinin Tahran mahreçli Oktay Köse imzasıyla çıkan haberinde şöyle deniliyor:

“Beraberinde Tahran Büyükelçisi Turgut Tülümen, elçilik ve Türk heyeti yetkilileri olduğu halde özel bir helikopterle Kum kentine giden Dışişleri Bakanı Ökçün, önce Humeyni ile görüştü. Humeyni, Türk heyetine hitaben yaptığı konuşmada bütün Müslüman ülkeleri İslam bayrağı altında toplanmaya çağırarak, ‘İslamiyet’in yayılması ve her şeyin İslamlaştırılması ile yabancıların Müslüman ülkeleri talan etmesi önlenecektir. Müslüman ülkeler İran Devrimi’nden ders almalıdır. Demokrasi Batı icadıdır. Bütün Müslüman ülkeler ortak çaba göstererek İslam kültürü yaratmalıdır.’ dedi.

Humeyni’ye cevap veren Gündüz Ökçün, Türkiye ile İran arasında tarihi bir kültür mirası olduğunu belirterek bu mirasın ortak imkanların en iyi biçimde değerlendirilebileceğini, Türk hükümetinin böyle bir işbirliği amaçladığını söyledi.”

Ökçün'ün ziyareti dönemin Hürriyet gazetesinde Oktay Köse imzasıyla yayınlanan bu haberle aktarılmıştı


Mehmet Ali Kışlalı: “Görüşme tam bir monolog olmuştu”

Aynı görüşmeyle ilgili olarak Ökçün’ün 1979 yılındaki İran gezisini izleyen gazetecilerden, o dönemde Yankı dergisinin Genel Yayın Yönetmeni olan Mehmet Ali Kışlalı’nın tanıklığına da başvuralım. Kışlalı, 2007 yılında Radikal gazetesindeki köşesinde Humeyni-Ökçün görüşmesiyle ilgili olarak şunları yazmıştı:

"Aslında Humeyni devriminden sonra Türkiye yeni İran rejimine dostane yaklaşımda bulunmuş, izlediğim gezide zamanın Dışişleri Bakanı Prof. Gündüz Ökçün, ilk yabancı bakan olarak -davet üzerine- yaptığı ziyarette, yeni yöneticilere dostluk işaretleri vermişti. Sadece Kum kentinde Humeyni'yle yaptığı uzun görüşme tam bir monolog şeklinde cereyan etmiş, daha ziyade Humeyni, Şah rejiminin nasıl devrildiğini anlatan uzun bir konuşma yapmıştı. Humeyni İslamiyet'in her şeyin temeli olduğunu söylemiş, ancak Ökçün Türkiye'nin laik ülke olduğunu, Atatürk prensiplerine göre yönetildiğini, bu görüşmeden sonra ziyaret ettiği, yeni rejimin tam parçası olmadığı bilinen, Türkiye'ye yakın, Türkçe konuşan, Azerbaycan Türklerinin lideri Ayetullah Şeriatmedari'ye ifade edebilmişti.

Humeyni rejimi Ökçün'ün sergilediği bu tutumdan hoşlanmamış, bunu daha sonraki yıllarda, uzun süre Türkiye'ye düşünce tarzını yaymaya çalışınca ilişkilerde gerginlik yaşanmıştı."

Türk Bakanı karşısında üstten üslup

Şimdi yorum kısmına geçelim. Ayetullah Humeyni’nin Türkiye’nin dışişleri bakanına yaptığı muamele ve kendisine verdiği mesajlar gerek içerik gerek diplomatik teamüller bakımdan son derece dikkat çekicidir.

Humeyni’nin İslam Devrimi’ni başka Müslüman ülkelerine yayma düşüncesi gizli tutulan bir proje değildi. Kendisinin ve rejimin önde gelen isimlerinin bu yöndeki muhtelif açıklamaları birçok kez kayda geçmişti. Mülakatın önemi, Humeyni’nin bunu bizzat Türk dışişleri bakanının yüzüne söylemiş olmasıdır.

Bir bu kadar kayda değer olan ve ilk kez gün ışığına çıkan husus, Humeyni’nin bu konuda bir temsilci de görevlendirmiş olması ve bu kişiyi bizzat Türk Dışişleri Bakanı’na tanıtmaktan kaçınmamasıdır.

Öymen’in görüşmeyi aktarımı, ayrıca Humeyni’nin Türkiye’den gelen konuğuna çok üstten bir üslupla yaklaştığını da gözler önüne seriyor. Humeyni, bu görüşmeyi İran halkına seslenmek için bir vesile olarak kullanmış, üstelik bunu yaparken açıkça Türkiye’deki laik ve demokratik rejimi hedef aldığını da gizlememiştir.

Bütün bu açılardan bakıldığında Humeyni ile Ökçün arasındaki görüşme, daha sonraki yıllarda Türkiye ile İran İslam Cumhuriyeti arasında bu başlıkta yaşanacak olan krizlerin de habercisidir.

Tarihin cilvesi

1979 yılında Dışişleri Bakanı Prof. Ökçün’e bu şekilde davranan Ayetullah Humeyi’nin bu görüşmeden yaklaşık 15 yıl önce uzun bir süre Türkiye’de sürgün hayatı yaşamış olması tarihin ilginç bir ironisidir.

Bunun gerisinde Humeyni’nin rejim aleyhtarı tutumu nedeniyle İran Şahı Rıza Pehlevi tarafından 1964 yılı kasım ayında Türkiye’ye sürgüne gönderilmesi yatıyor. Humeyni, sürgün sırasında Bursa’da bir yıla yakın süreyle Türk makamlarının gözetimi altında, Farsça bilen istihbarat görevlisi bir albayın evinde yaşamıştı. Humeyni Türkiye’ye eşi ve üç çocuğu ile birlikte gelmiş, bu sırada gerçek kimliği çevreden saklanmıştı.

Humeyni, ardından 1965 yılı ekim ayında Bursa’dan Irak’ın Necef kentine gönderilmiş ve 13 yıl kadar burada yaşadıktan sonra 1978 yılında Paris’e gitmişti. Humeyni, 1 Şubat 1979 tarihinde Paris’ten Tahran’a dönmüştü.

Bursa günlerinde istihbaratçı Albay Ali Çetiner’in evinde bir yıl misafirlik eden Ayetullah Humeyni’nin 15 yıl sonra Kum’da Türk Dışişleri Bakanı’na gösterdiği davranışın diplomatik teamüller bir tarafa misafirperver bir üslupta olmadığı aşikardır.


NOT: Ayetullah Humeyni’nin Bursa günlerini anlatan renkli bir yazı için Gökçe Aytulu’nun 17 Ocak’ta Hürriyet’te yayımlanan “Humeyni nasıl Urfalı kayınpeder oldu?” başlıklı yazısına bakılabilir. Bu yazı, 1982 yılında “Erkekçe” dergisinde yayımlanan, Albay Ali Çetiner ile yapılan bir mülakata dayanıyor.

* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.

Sedat Ergin
Sedat Ergin