05 Temmuz 2022, Salı
25.03.2022 04:30

Belki de hepimiz hastayız

Karşıt kültürler, aşk, zaman, hastalık ve ölüm… Thomas Mann’ın karlı bir dağda geçen, 1924 tarihli incelikli romanı Büyülü Dağ son derece zamansız

Colm Tóibín imzalı Sihirbaz – Bir Thomas Mann Biyografisi’ni okumadım henüz. İlknur Özdemir çevirisiyle Sia Kitap’tan çıkan bu biyografiye 2021’in en başarılı kitapları listelerinde sıklıkla rastlamıştım. Bu kitabı okumayı beklerken Thomas Mann tutkumu düşündüm.

Thomas Mann kitaplarıyla sinema sayesinde tanıştım. Video-kaset kiralanan yıllarda, Ankara’daki bir dükkanın sinema tutkunu sahibi önermişti Luchino Visconti’nin Venedik’te Ölüm filmini. Ünlü besteci Gustav von Aschenbach’ın tatil için geldiği Venedik’te genç Polonyalı Tadzio’nun Yunan tanrılarını andıran olağanüstü güzelliği karşısında büyülenmesi çarpmıştı beni. Aşk ve ölüm sarkacında gidip gelen Aschenbach rolünde Dirk Bogarde’a hayran olup, hemen kitabı edinmiştim. Filmde bir besteci olarak tanıdığım Aschenbach, bu novella’da bir yazardı. Behçet Necatigil’in harika çevirisiyle okuduğum bu kitapla Thomas Mann yolculuğum da başlamıştı.

Edebiyatın yeni yol haritası

Buddenbrooklar – Bir Ailenin Çöküşü ile bu yolculuk bir tutkuya dönüştü. 1901’de yayımlanan bu kitap, bir anlamda yeni çağın edebiyatının ve nehir roman türünün yol haritasını çiziyordu. Bu dev eser yayımlandığında Thomas Mann sadece 26 yaşındaydı. Sonrasında da aynı güçte eserler vermeye devam etti. Efendi ile Köpeği, Küçük Bay Friedemann, Tristan, Tonio Kröger, Venedik’te Ölüm, Büyülü Dağ… 1929 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığında 54 yaşındaydı ve sadece kitaplarıyla değil, politik kimliğiyle de Avrupa’nın en önemli entelektüelleri arasındaydı. 

Büyülü Dağ, Thomas Mann’ın 1924 tarihli eseri. Birinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa’sını mercek altına aldığı bu eserinde, edebiyat dünyasına unutulmaz bir karakter de hediye ediyor Mann: Hamburglu genç gemi mühendisi Hans Castorp. Kahramanımız, İsviçre Alplerindeki bir verem sanatoryumunda kuzenini ziyaret eder. Amacı kısa bir süre kalmaktır. Ama kalış süresi uzadıkça diğer hastalarla benzer belirtileri göstermeye başlar. Gerçekten ince hastalığa yakalanmış mıdır yoksa bu durum sadece ruh halinin ona oynadığı bir oyun mudur? Bunu hiçbir zaman öğrenemeyiz. Tıpkı o koca savaş öncesinde Avrupa’nın kendi hastalıklarının teşhisini yapamaması gibi o da gerçeğinin farkında olmayan bir hastadır artık. (Dünyanın bugününden ne farkı var? Belki de hepimiz hastayız aslında.)

Söylentiler doğru mu acaba?

Sonuçta sanatoryumda yedi yıl kalır Hans Castorp. Bu yedi yılda dünyanın sorunlarına yoğunlaşır, diğer hastalarla bilim-politika-sanat sohbetleri yapar. Avrupa uygarlığının çöküşü ve ikiyüzlü burjuva ahlakı ile hesaplaşır. Aşk ve ölüm ise, neredeyse tüm Thomas Mann eserlerinde olduğu gibi merkezdedir. 

Hans Castorp’un zihinsel dönüşümü bir anlamda Mann’ın dönüşümünü de yansıtır. Birinci Dünya Savaşı, kendisine Goethe, Nietzsche ve Schopenhauer’in düşünceleriyle bir zemin oluşturan yazar için de bir kırılma noktasıdır çünkü. 1933’te Nazilerin iktidara gelmesiyle önce İsviçre’ye ardından da ABD’ye göçer. 1944’te ABD vatandaşı olur ama 1952’de İsviçre’ye dönüp hayatının sonuna kadar burada yaşar.

Büyülü Dağ’ın yazılışıyla ilgili söylentiyi de paylaşayım: Karısı Katia’nın verem olduğundan şüphelendiklerinde bir süre Davos’taki bir sanatoryumda kalmışlar. İşte o dev roman buradaki gözlemlerin de katkısıyla kaleme alınmış. Üstelik geçirilen süre sonucunda Katia’nın verem olmadığı ortaya çıkmış. 

Büyülü Dağ (Cilt I-II) / Thomas Mann / Çeviren: İris Kantemir / Can Yayınları / Roman / 888 Sayfa