22 Nisan 2024, Pazartesi
29.12.2023 04:41

Mesleğimiz umut bizim

Umut, yaşadığımız dönemi ve koşulları gerçekte olduğundan daha güzelmiş gibi göstermekle yaratılamaz. Aksine, tehlikelere ve en kötü olasılıklara dikkat çekerek, insanın harekete geçmesine, mücadele etmesine çağrı yaparak yaratılır. Bu nedenle sanatçıların mesleğine “umut” diyoruz biz

Genel bir insanlık tarifi olmadığını biliyoruz. “İnsan kısım kısım, yer damar damar” deyişi de bu gerçeği vurguluyor. Kişilerde ortaya çıkan farklı insan niteliklerinin gelişmesinde, coğrafyanın ve dönemin etkisi, belki sandığımızdan da fazladır.

İnsanın varlığını tek başına sürdüremeyeceğini de biliyoruz. Yeni doğmuş hali, doğanın en zayıf canlılarından biri. İnsan türü, dünyadaki varlığını ancak “insanlık değerleri” dediğimiz veya “iyilik” dediğimiz yönleri sayesinde sürdürebiliyor. Dertleri ve sevinçleri ortaklaşa karşılayarak, dayanışmayla yaşayarak. Bu sayede uygarlıklar geliştirilebildi. Ne var ki, içinde yaşadığımız kapitalist koşullar, insanın dünyadaki varlığını sürdürmesini sağlayan dayanışma niteliğini tahrip ediyor.

İnsanlık değerlerini hızla törpüleyen anlayışlar dünyada egemenliğini güçlendiriyor. Ayrıca, oldukça sorunlu bir coğrafyada yaşıyoruz. Kültürümüzde gelişmiş olan merhamet ve hayırseverlik gibi duyguları, toplumsal sorumluluk bilincine dönüştüremedik henüz.

Koşullara, döneme, bölgeye ve özellikle başındaki iktidara göre insan korkunç bir yaratığa dönüşebiliyor. Nazi döneminden, önceki yüzyılların din savaşlarından ve en yakınımızda yaşananlardan yeterince örneğimiz var. Ve her dönemde, bencillik gibi, kişisel kurtuluş gibi çelicilere direnmiş, vicdanını bilinçle geliştirmiş insanların yaşadığına yönelik de yeterince kanıtımız var.

Artık iyi insan olmak, kendiliğinden ortaya çıkan bir özellik değil; bilinci ve vicdanı birleştiren bir ahlaki seçimdir. Belki her zaman öyle bir boyutu vardı, çağımızda çok net hale geldi

Merhamet zulmün merhemi olamaz

Erich Fromm’u anarak bu iki temel insan niteliğine ölümseverlik ve yaşamseverlik diyebiliriz elbette. Belki daha doğru yaklaşım, bunları, farklı insanların özelliklerinden çok, hemen her insanın içinde çatışma halinde varlığını sürdüren nitelikler olarak görmek. Hükümetler, entelektüeller, sanatçılar… Coğrafyalar, dönemler, kitaplar… Bunların hepsi ve diğer etkenler, bazen insanların içindeki kötülüğü, bazen de iyiliği besliyor.

Ne yazık ki, yaşadığımız koşullar ve görünür gelecekte yaşanacak gelişmeler, insanın içindeki iyi nitelikleri beslemeyecek. Dolayısıyla, artık, iyi insan olmak, kendiliğinden ortaya çıkan bir özellik değil, bilinci ve vicdanı birleştiren bir ahlaki seçimdir. Belki her zaman öyle bir boyutu vardı, çağımızda çok net hale geldi.
Her geçen gün kökleşen bireyci eğilimlerin de etkisiyle, hayat vahşileştikçe, kişilerdeki merhamet duygusu ve hayırseverlik tavırları da çoğalıyor. Bu durum, insanların içindeki iyi yönleri canlandırma umudunun devam ettiğinin kanıtı kabul edilmeli. Ama daha fazla geç kalmadan, her zaman dediğim gibi “merhamet zulmün merhemi olamaz” gerçeğini görmemiz gerekiyor. Birilerinin diğerlerine iyilik yapmasını bekleyerek kaybedecek zamanımız yok. Bertolt Brecht de “İyi insan olacağınıza, dünyayı öyle bir yere götürün ki, iyiliğe gerek kalmasın” diyor. İnsandaki merhamet ve vicdan niteliğinin toplumsal bilinçle yönlendirilmesinden başka çaremiz olamaz.

Sömürüsüz, kötülüksüz, dolayısıyla, iyiliğe gerek olmayan bir dünya kuracağız. Doğayı, insanı, hayvanı yok eden bu insafsız kâr hırsı mutlaka bitecek.

Bunun için de her şeyden önce, umuda ihtiyacımız var. Umut, kişisel olarak besleneceğimiz bir duygu değil sadece; özellikle edebiyatçıların ve diğer sanatçıların ahlaki bir tutumudur.

Çünkü sevgisizlik, yılgınlık, umutsuzluk gibi ruh halleri, normalde insanda suskunluğa yol açar. Böyle durumlarda insan toplumsal konulara da çevresindeki iletişimlere de ilgisiz olur. Anlatmaya değecek konular değildir bu olumsuzluklar. Bir yapıt üretme, bir söz söyleme motivasyonu yaratmazlar. Umudun ve sevginin karşıtı öfke değildir. Harekete geçirici herhangi bir duygu değildir. Sadece ilgisizliktir.
Aldırmamaktır.

Bu nedenle, umutsuzluk yayan sözler eden bir sanatçının, bunu kişisel bir kaygıyla yaptığını düşünebiliriz. Belki fil dişi kulesinden çıkmayışına, bazı bencilce tavırlarına, dönekliğine mazeret arıyordur. Pasif kalmak ve sorumluluktan kaçmak yönünde uydurduğu gerekçelere, belki de en çok kendini inandırmaya çalışıyordur.

Birilerinin diğerlerine iyilik yapmasını bekleyerek kaybedecek zamanımız yok. Bertolt Brecht de “İyi insan olacağınıza, dünyayı öyle bir yere götürün ki, iyiliğe gerek kalmasın” diyor

Bazı durumlardaki umutsuzluğu anlatabilir elbette bir sanatçı. Çözümün, verilen seçenekler arasında yer almadığını gösterebilir. Acı ve karanlık gerçeklere dikkat çekebilir. Hele gidişatın kötü olduğu, felaketin yaklaştığı gibi konularda uyarılar yapabilir. Hatta böyle yapmalıdır. Sanatçıya bunları yapacak gücü umut duygusu verir. Böyle çalışmalar, her sorunun içinde bir çözüm de bulunduğu bilinciyle üretilir. İnsana, insanın bilincine, vicdanına güvendiği için, önlenebileceğine inandığı çok kötü olasılıklara da dikkat çeker sanatçı.

Umut, yaşadığımız dönemi ve koşulları gerçekte olduğundan daha güzelmiş gibi göstermekle yaratılamaz. Aksine, tehlikelere ve en kötü olasılıklara dikkat çekerek, insanın harekete geçmesine, mücadele etmesine çağrı yaparak yaratılır.

Bu nedenle sanatçıların mesleğine “umut” diyoruz biz. Yıllar önce bestelediğim, Ülkü Tamer’in dizelerindeki gibi: “Mesleğimiz umut bizim.”

Her yılbaşını da bu nedenle, insanlığın daha güzel bir dünyaya yöneleceği başlangıç olarak görüyoruz. Yılgınlık, sevgisizlik, kötülük yaratan koşullara; yobazlığa, kabalığa, kapitalizme direnmeye çağırıyoruz.
İnsanın, dayanışma bilincini geliştirerek daha güzel bir dünya yaratacağına, bunu hak ettiğine inanıyoruz.
Mesleği umut olanlar olarak, yeni yılınızı kutluyoruz.