20 Temmuz 2026, Pazartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 19.07.2026 12:06 | Son Güncelleme: 19.07.2026 12:27

Luis de la Fuente: 18 aylık işsizlikten Dünya Kupası finaline

Bundan 13 yıl önce, 51 yaşında ve 18 aydır işsiz bir teknik direktör, bir spor gazetesinin arka sayfalarındaki iki satırlık küçük bir iş ilanını gördü. Bugün altmış beş yaşına gelen teknik direktör, ülkesinin takımını Dünya Kupası finaline, kendisini de dünyanın manşetlerine taşımış durumda…
Luis de la Fuente: 18 aylık işsizlikten Dünya Kupası finaline
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Olcay Deniz Çilingir

Hiç işsiz kaldınız mı? Ünlü Türk spor ekran yüzünün ender haklı tespitlerinden biri: İşsiz kaldığınızda telefonunuz daha az çalmaya başlar. 2011 yılının Ekim ayında Alaves'teki görevinden ayrıldığında, Luis de la Fuente'nin telefonu da uzun süre çalmadı. Aylar geçti, hiçbir kulüpten teklif gelmedi; bu sessizlik tam on sekiz ay sürdü. Yıllar sonra Marca'nın "Forjados" belgeselinin onu konu ettiği bölümde bu dönemi şöyle anlattı: "Federasyona girmeden hemen önce on sekiz ay işsiz kaldım. Kendimi antrenörlük çarkının dışında görüyordum, içeri girmenin bir yolu yoktu. Hem antrenör hem de insan olarak yaşadığım en zor dönemdi."

De la Fuente'nin hayat hikayesi, La Rioja'nın küçük şehri Haro'da yazılmaya başladı. Babası Alberto de la Fuente, ticaret gemisinde çalışan bir denizci ve Bilbao doğumlu bir Athletic taraftarıydı. Baba, oğlunu San Mames'e maç izlemeye götürürdü, bu sayede genç Luis'in futbol ve Athletic sevgisi gelişti. On altı yaşında, Athletic Bilbao'nun altyapısına katıldı. 1980/81 sezonunda, hayatının her döneminde en önemli isimlerden biri olacak teknik direktör Inaki Saez, bir kupa maçında ona formayı verdi. Ertesi sezon, Javier Clemente'nin başında olduğu kadroda kalıcı olarak yer buldu. 1983 ile 1984'te art arda iki lig şampiyonluğu, bir Kral Kupası ve bir Süper Kupa kazanan, İspanya futbolunun o dönemki en güçlü ekiplerinden birinde forma giydi. O yıllardaki ruh halini şöyle anlatıyordu: "Gençtim, bir BMW'm vardı, altın bir American Express kartım vardı... Ayrıcalıklıydım ve belki de o lüksler biraz başımı döndürdü." Yirmi yedi yaşında, Real Madrid, Barcelona ve Atletico Madrid'in de tekliflerine rağmen Sevilla'ya transfer oldu. Sevilla'da dört sezon geçirdi. 1991'de Athletic'e geri döndü, iki sezon daha oynadı ve 1993'te Alaves'e katılarak kariyerinin son durağına geldi. 1994'te, otuz iki yaşında futbolu bıraktığında LaLiga'da toplam 254 maça çıkmış, altı gol atmıştı. Ayrıca dört kez U21 milli forması giymiş, 1988 Seul Olimpiyatları'nda da milli takımda yer almıştı. Bıraktığında futboldan tamamen kopmak istiyordu; ailesinin bir giyim mağazası vardı ve modaya olan ilgisini bu alanda sürdürmeyi düşünüyordu. Ama eski bir takım arkadaşının teklifi onu tekrar futbola, bu kez sahanın kenarına çekti.

De la Fuente'nin teknik direktörlük kariyeri, tahmin edeceğiniz üzere göz kamaştırıcı bir şekilde başlamadı. 1997'de Club Portugalete'de başladığı yolculuk bölgesel liglerde üç sezon sürdü. Ardından İspanya 2. Ligi’nde Aurrera de Vitoria'yı çalıştırdı. 2001'de Sevilla'nın gençlik takımına geçti ve burada dört sezon boyunca, aralarında geleceğin İspanya kaptanı Sergio Ramos'un da bulunduğu bir kuşağı yetiştirdi. 2005'te Athletic'in gençlik takımına, ardından Bilbao Athletic'e geçti; 2011'de kısa bir Alaves denemesinin ardından on sekiz aylık sessizlik dönemi başladı. 2013'ün başında bir spor gazetesinin son sayfalarında gözüne ilişen küçük bir ilan her şeyi değiştirdi: İspanya Futbol Federasyonu, altyapı milli takımları için teknik direktör arıyordu. De la Fuente hiç çalmayan telefonunu eline aldı ve kendisine "sportif babası" dediği eski milli takım teknik direktörü Inaki Saez'i aradı. Ona referans olan Saez altyapı direktörü Gines Melendez'e ulaştı, Melendez de Sevilla'nın efsanevi altyapı sorumlusu Pablo Blanco'dan De la Fuente hakkında bilgi topladı. Görüşmelerin ardından federasyon ona güvendi, ama bir şartla: üç ay içinde U19 takımını bir turnuvaya taşıması gerekiyordu. Başardı ve sonra hikaye gelişti…

2015'te U19 ile Avrupa şampiyonluğu, 2018'de U18 ile Akdeniz Oyunları altın madalyası, aynı yıl U21'in başına geçiş ve 2019'da bu takımla bir Avrupa şampiyonluğu daha, 2020'de ise Tokyo Olimpiyatları'nda gümüş madalya. Bu süreçte çalıştırdığı oyuncular arasında Ansu Fati, Pedri, Gavi, Marco Asensio ve Dani Olmo gibi isimler vardı… Yirmi yıla yakın bir süre boyunca kimse ona bir büyük takımın kapısını açmadı ama gençlerin arasında, gençlerle beraber sabırla bir sistem inşa etti.

Bu sabırlı yolculuğun içinde ilginç bir detay da var: De la Fuente, A Milli Takım'ın resmi teknik direktörü olmadan önce bir kez takımın başında sahaya çıkmıştı. 8 Haziran 2021'de, Luis Enrique'nin COVID-19 protokolü nedeniyle sahaya çıkamaması üzerine, Litvanya'ya karşı oynanan bir hazırlık maçında geçici olarak A Milli Takım'ın başına geçti. O gün kimse bunun, bir buçuk yıl sonra kalıcı bir göreve dönüşeceğini tahmin edemezdi.

Aralık 2022'de Luis Enrique, Dünya Kupası’ndan elenince görevden alındı. De la Fuente, A Milli Takım'ın başına gelince, bırakın İspanyol medyasını, her konuda çok bilgi sahibi olan Türk spor medyası bile şüpheliydi, hocanın geçici olarak göreve geldiğini düşünüyorlardı. Dönemin federasyon Başkanı Luis Rubiales'in aldığı bu karar, riskli bir tercih olarak değerlendirildi. Kendisine yöneltilen en sık eleştiri netti: kariyerinde hiçbir büyük kulübü çalıştırmamış bir isim, İspanya'yı nasıl yönetecekti? İspanyol teknik direktör sözleşmenin imzalandığı basın toplantısında bu sorulara sakin ama net bir cevap verdi: "Profesyonel futbola on beş yaşında başladım. On üç yıl birinci ligde oynadım, kupalar kazandım. Federasyonda on yıldır çalışıyorum, Avrupa şampiyonalarını, olimpiyatları gördüm. Son Dünya Kupası'nda kadroda olan on altı futbolcuyla birlikte çalıştım. İspanya'da, İspanyol futbolunun geçmişini ve geleceğini tanıyan biri varsa, o da karşınızda oturan benim."

Ve günün sonunda haklı çıktı. De la Fuente'nin A Milli Takım'daki başarısı, sadece sonuç almakla sınırlı kalmadı; oyunun kimliğini de değiştirdi. Selefi Luis Enrique'nin santrforsuz, 4-6-0 dizilişine dayanan deneysel sistemine kıyasla, De la Fuente daha geleneksel bir santrfor kullanmayı, kanatlardan hızlı hücumu ve ceza sahasına daha fazla orta yapmayı tercih etti. Topa sahip olma konusunda üstünlüğü koruyan ama bunu daha doğrudan ve etkili bir hücum anlayışıyla birleştiren bu yaklaşım, gençler için de bir fırsat kapısı açtı. Lamine Yamal gibi genç yeteneklerin erken yaşta A Milli Takım'da yer bulmasında De la Fuente'nin risk almaktan çekinmeyen yapısı belirleyici oldu, şöyle diyordu: "Genç yeteneklere güvenen bir teknik adamım ama şimdiye kadar bize çok şey katan, tecrübeli futbolculara da güveniyorum. Nüfus cüzdanına bağlı olmayacağız."

2022/23 sezonunda UEFA Uluslar Ligi'ni, 2024'te ise Almanya'da oynanan Avrupa Şampiyonası’nı kazandı. İspanya, turnuvadaki tüm maçları kazanan ilk milli takım oldu. Bu zafer, De la Fuente'yi İspanya futbol tarihinde bir teknik direktörün üç farklı kategoride (U19, U21 ve A Milli Takım) Avrupa şampiyonluğu yaşayan ilk isim yaptı. 2024'te IFFHS (Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistik Federasyonu) tarafından dünyanın en iyi teknik direktörü seçildi; oylamada 274 puanla, kendisinden 126 puan geride kalan bir ismi geride bıraktı 2022 Dünya Kupası şampiyonu: Lionel Scaloni.

İki ismin arasındaki bağ, aslında çok daha eskiye, 2017'ye dayanıyordu; Scaloni o yıl Las Rozas'taki Ciudad del Futbol'da UEFA Pro lisansı için kursa katılmıştı ve ders veren isimlerden biri, o dönem İspanya U19'un başında olan De la Fuente'ydi. Andoni Iraola (bugün Liverpool teknik direktörü) ve Fernando Redondo gibi isimlerin de bulunduğu sınıfta Scaloni, en önde oturan, en çok soru soran öğrenciydi.

19 Temmuz Pazar günü, yani bugün, MetLife Stadium'da, bir zamanların öğretmen ve öğrencisi olan iki isim Dünya Kupası finalinde karşı karşıya geliyor. Final öncesi basın toplantısında De la Fuente, bu tekrar karşılaşmanın kendisi için ne anlama geldiğini gizlemedi: "Lionel Scaloni ile olan dostluğum yüzünden Arjantin'e karşı final oynamak bana muazzam bir heyecan veriyor." Arjantin'i "kirli oynayan" bir takım olarak görmediğini vurguladı ve iki takım arasındaki benzerliklere dikkat çekti: "Muazzam bir gösteri olacak. İki dev takım var. Yetenek açısından çok benzerlikler taşıyorlar. İlk planda ikimiz de oyunun parlaklığıyla ve iyi futbolla öne çıkma fikriyle hareket ediyoruz. Scaloni ile pek çok kavram, değer ve ilkede ortak noktalarımız var; takımlarımızı hareket ettiren de bunlar."

Basın toplantısında, henüz gençlik yıllarından tanıdığı bir başka Arjantinliye, Lionel Messi'ye dair bir anısını da paylaştı: 2004 yılında Sevilla'nın gençlik takımını çalıştırırken, Kral Kupası'nın gençlik kategorisinde Barcelona'ya karşı oynadıkları bir maçta, kendisine "çok iyi bir Arjantinli çocuk" olduğu söylenen genç Messi'ye önce kişisel markaj uygulamışlar; ama 70. dakikada onu tutan oyuncu sarı kart görüp değiştirilince, kalan on beş dakikada Messi rakip kaleye dört gol atmış. De la Fuente bu anıyı gülerek anlattı ve büyük oyunculara karşı özel dikkat gerektiğini, bunun iki takım için de geçerli olduğunu vurguladı. Bu gece tüm dünyanın yanıtını merak ettiği soru şu: 39 yaşındaki, tarihin en iyi futbolcusu Messi'yi durdurabilecekler mi?

Lamine Yamal'ın finale kadar çok sahne almadığı, Nico Williams'ın sakatlığı nedeniyle süre bulamadığı bu takım, başarılı ama sıkıcı öğrencileri ya da beyaz yakalı memurları andıran kadrosuyla finali kazanabilecek mi? Başarılı teknik direktör, finale gitmenin kendisi için zaten bir zafer olduğunu söyledi: "Her yıl bir finale çıkıp kaybetmeyi imzalarım; ama önemli olan finale çıkmak ve kazanma pozisyonunda olmak." Gergin olup olmadığı sorulunca gülerek karşılık verdi ve asıl gerginliğinin maçtan değil, basın toplantısından sonra toplantıya geldikleri helikopterle kamp yerine geri dönecek olmasından kaynaklandığını paylaştı.

Basın toplantısında bol bol yaptığı esprilerinden de anladığımız üzere, saha kenarındaki ciddi ve ölçülü imajının arkasında, çok az kişinin bildiği başka bir De la Fuente var. Katolik inancına bağlı, dindar bir İspanyol. Boğa güreşi tutkunu olduğunu gizlemiyor, bu da modern İspanya'da pek popüler olmayan bir zevk. Ama en çok bilinmeyen tarafı müziğe olan tutkusu: karaoke barlara çıkıp mikrofonu eline almaktan çekinmeyen biri. En çok da Julio Iglesias'ın hayranı; bu tutkusu sayesinde efsanevi şarkıcıyla tanışma fırsatı da bulmuş. Herhangi bir sosyal medya hesabı yok. Ailesini kamuoyundan uzak tutan De la Fuente'nin oğlu Alberto de la Fuente, İspanya Futbol Federasyonu’nda altyapıda analist olarak görev yapıyor.

Basınla kurduğu ilişki de selefi Luis Enrique'den taban tabana farklı: görevi devraldığı ilk haftadan itibaren gazetecilere karşı sıcak, yakın ve açık bir tavır sergiledi ve bireysel röportaj taleplerini geri çevirmedi. ESPN'e konuşan bir Katalan gazeteci, bu yakınlığı şöyle özetledi: "o kadar normal, o kadar sıcak ki, bazen ona yaptığımız eleştirilerden bile utanıyoruz." Muhtemelen başarıdan başarıya taşıdığı takımı finali kaybetse de İspanyol kamuoyu onu yine eleştirmeyecek ve desteklemeye devam edecek…

Geçtiğimiz mayıs ayında "La vida se entrena cada día" adlı otobiyografisini yayınlayan teknik direktörün mesajı net: yaşam her gün antrenmandır. Ve onun örneğinde olduğu gibi, hayatta bir süre işsiz kalabilirsiniz, zor günler geçirebilirsiniz, başarı uzak gözükebilir… Ama yaşınız ne olursa olsun, sahip olduğunuz cevheri görüp, size inanan ve güvenen birileri varsa, iki satırlık ilanla başlayan hikayenizin sonunu dünyanın manşetlerine taşıyabilirsiniz…

Kaynak: Gazete Oksijen