01 Şubat 2023, Çarşamba
Haber Giriş: 12.11.2021 04:30 | Son Güncelleme: 25.04.2022 15:39

Sebze tüketimini yüzde 40 artırın, ağır Covid riski yüzde 70 azalsın

Mark Hyman
Mark Hyman
Sebze tüketimini yüzde 40 artırın, ağır Covid riski yüzde 70 azalsın
Dr. Mark Hyman: Merhaba. Bu hafta Covid, özellikle de uzun Covid ve post-Covid (Covid sonrası) sendromu hakkında konuşacağız. Covid olanların yüzde 20 ila 50’sinin eski haline dönemediğini gösteren farklı çalışmalar var. Üstelik uzun Covid veya Covid-sonrası sendrom için hastalığı ciddi geçirmenize gerek yok. Hafif atlatılan Covid sonrasında bile baş ağrıları, beyin sisi, kas ağrıları ve yaşamı etkileyen başka fiziksel semptomlar görülebiliyor. Biraz kronik yorgunluğa benziyor. Hoş geldin Leo. Uzun Covid ne demek? Hangi kriterlerle belirleniyor? Dr. Leo Galland: Kriterler henüz fazla geniş; net tanımlanmış değil. Muhtemelen birden fazla sendromdan söz ediyoruz. Başlangıçta, Covid olduktan sonraki 30 gün içinde yaşadığınız sorunlar için kullanılıyordu. Bu süre zamanla önce 60, sonra 90 güne çıktı. Yoğun bakıma alınmış, ağır hasta, entübe edilmiş kişilerin sağlığına geri kavuşması için belli bir zamana ihtiyaç duyması normal. Ama hastalığı hafif geçiren, hatta hiç semptom göstermeyenlerde bile bazı bulgular ortaya çıkabiliyor. Uzun vadeli akciğer hasarı gibi sorunlar görülebiliyor. Covid-19 geçirmiş birinin üç ay içinde yüksek tansiyon veya diyabet hastası olma ihtimali normalden daha yüksek. Pankreas ve beyne zarar verebiliyor.  Dr. Mark Hyman: Aslında burada bir adlandırma hatası var. SARS, yani ağır akut solunum yolu yetmezliği sendromu diyoruz. Ama etkileri solunum sistemini aşıyor. Aslında endotel doku ve kan damarları aracılığıyla bütün vücudu etkiliyor. Kalp, beyin, akciğer, pankreas, böbrek, bağırsak, deri… Hepsi virüsten etkileniyor. Peki virüs belli etmeden vücutta kalarak mı bunlara yol açıyor, yoksa başlangıçta verdiği hasar yüzünden vücut iyileşemediği için mi bu sorunları yaşıyoruz? Dr. Leo Galland: Virüsün akut solunum enfeksiyonundan sonra aylarca sindirim yolunda kalabildiğini biliyoruz. Orada nasıl yaşadığı ve ne yaptığı ise henüz bilinmiyor. Farklı bulgular var, ama henüz erken.  Dr. Mark Hyman: Üstelik bu sorunu sadece yaşlılar veya başka hastalıkları olanlar yaşamıyor. 30 yaşında, günde sekiz kilometre koşan, sağlıklı beslenen insanlarda da görülebiliyor. Peki yüzde kaç oranında uzun Covid görülüyor? Verilerden bahseder misin?  Dr. Leo Galland: Kontrollü deneylere göre risk yüzde 30 civarında. Bu çok yüksek, çünkü öldürücü Covid-19’a maruz kalan, bu hastalığı geçiren yüz milyonlarca insan var. Üstelik teşhis konmamış, belki uzun vadedeki etkilere maruz kalacak ama henüz bilmediğimiz bir sürü kişi var.  Dr. Mark Hyman: Bazı post-Covid klinikleri dolup taşıyor. İlaçla tedavi etmeye çalışıyoruz, ama bağışıklık sistemini nasıl yenileyeceğimizi, otoimmün sorunlarla nasıl başa çıkacağımızı bilmiyoruz. Halbuki fonksiyonel tıp bize bir çıkış yolu gösteriyor.  Dr. Leo Galland: Kesinlikle. Fonksiyonel tıp yaklaşımının ne kadar gerekli olduğunu gösteren bir hastalık varsa, o da uzun Covid.  Dr. Mark Hyman: En riskli gruplar hangileri? Dr. Leo Galland: İngiltere’de yapılan bir çalışmaya göre, 50 yaşını geçmiş kadınlar ve astım hastaları risk altında. Bu ilginç, çünkü astım hastalarının akut Covid riski başkalarına göre daha yüksek değilken, uzun Covid konusunda daha büyük risk altındalar.  Esas sorun ise henüz tünelin sonunun görünmemesi. Covid-19’un sağlık sistemi ve halk sağlığı üzerindeki etkilerini hala bilemiyoruz. Mesela hastalığın metabolik etkileri yüzünden önümüzdeki yıllarda kaç kişinin diyabet hastası olacağını bilmiyoruz. Üstelik Alzheimer ve demans gibi başka sorunların da artabileceğine dair ciddi kaygılar var.  Dr. Mark Hyman: Biraz da bağırsağın ve bilişsel işlevin etkisinden, bunların birbiriyle ilişkisinden bahsedelim. Fonksiyonel tıbbın öncülerinden birisin. Mikrobiyomun daha adı bile yokken sızdıran bağırsağı, mikrobiyomu anlatıyordun. Covid bağırsağı nasıl etkiliyor? Uzun Covid de benzer etkiyi yapıyor mu? Dr. Leo Galland: Hastaneye yatan hastalar üzerinde, bağırsak bakterileri ile Covid-19 hastalığının ciddiyeti arasındaki ilişki hakkında çalışmalar yapılıyor. Kesinlikle bir ilişki var. Vücutta enflamasyonu önleyen, enflamasyona yol açan, beynin ve bağışıklık sisteminin işleyişini etkileyen farklı bakteri türleri var. Bazı gerekli bakteri türlerine sahip olmayan insanlar, Covid-19 yüzünden hastaneye yattıklarında daha ciddi durumlarla karşılaşıyor ve ölüm riski artıyor.   Dr. Mark Hyman: Yani sağlıksız bir bağırsakla Covid’e yakalanırsanız, sağlıklı bağırsağa göre daha kötü duruma düşüyorsunuz. Doğru bakterileriniz varsa, hiç hasta bile olmayabilirsiniz. Dr. Leo Galland: Uzun Covid ile kronik yorgunluk sendromu arasında bağırsak organizmaları açısından birçok benzerlik var. İki durumda da mikrop ve yararlı bakteri çeşitliliği azalmış oluyor. Covid-19 sonrasında sindirim yolundaki maya ve diğer mantarlar çeşitlenerek sorunları körüklüyor. Bazı yararlı bakterilerin eksikliği ise sızdıran bağırsağa yol açıp bağırsak geçirgenliğini artırıyor ve bariyer görevini görememesine sebep oluyor.  Bu yüzden insanları Covid’e hazırlamak, Covid’i tedavi etmek ve hatta uzun Covid ile mücadele etmek için kullandığım yöntemlerden biri de bağırsak bakterilerini daha dengeli hale getirmek. Diyet probiyotikleri ve prebiyotiklerle bunu yapmak mümkün.  Dr. Mark Hyman: Kuşkonmaz, enginar, plaintain muzu ve yerelması gibi birçok prebiyotik gıda var. Bunları diyetimize dahil edebiliriz. Dr. Leo Galland: Avokado da yararlı bakterileri besliyor. Diyetin önemi büyük. Pandemiyle mücadelenin en kritik parçalarından biri de mikrobiyom. Dr. Mark Hyman: Fonksiyonel tıp, diyet, yaşam tarzı, takviyeler ve ilaçlar yardımıyla Covid-19’u önlemek, yakalansak bile daha güçlü kalmak ve uzun Covid’e kapılmamak ya da hafif atlatmak mümkün. Fonksiyonel tıp perspektifinden bakınca, son iki yılda gerek Covid’le gerekse post-Covid’le mücadele konusunda neler öğrendin? Dr. Leo Galland: Önleyici tedbirler açısından yüksek polifenol ve yüksek lif içerikli bir diyet uygulamak önemli. Bağırsak mikrobiyomuna ve genel vücut enflamasyonuna olumlu etkide bulunarak virüse karşı hazırlıklı olmanıza ve yakalandığınızda da iyileşmenize katkı sağlıyor. Ayrıca çok önemli bazı takviyeler var. Elbette en önemlisi D vitamini. Yüksek dozda almak gerekebiliyor. İkinci sırada polifenol takviyeleri geliyor. Ayrıca zerdeçalda bulunan kurkumin çok faydalı. İran ve Hindistan’da Covid-19 sebebiyle hastane yatanlar üzerinde yapılan çalışmalarda, kurkuminin faydaları net bir şekilde gözlendi. Birçok sebzede bulunan resveratrol de çok önemli. En çok kırmızı şarap ve siyah üzümde bulunuyor. Yaşlanmayı geciktirici ve iltihap önleyici etkileri olduğu biliniyor. Bir başka yararlı polifenol ise kuersetin. Önleyici tedavinin başlarında bunu kullanıyorum. Virüse maruz kalan kişilerde Covid’in ilerlemesini engellemeye yardımcı oluyor. Üstelik hem anti-enflamatuvar etkisi var hem de Covid-19 komplikasyonlarından biri olan pıhtıya karşı koruyor.  Dr. Mark Hyman: Yani köri, kırmızı şarap, portakal kabuğu ve soğan tüketmek iyi geliyor. Dr. Leo Galland: Bence özellikle hastalığı önlemek açısından diyet önemli. Bağırsaktaki bakterilerin daha dengeli olmasını sağlayan belli probiyotikler var. Amacım, bağırsaktaki immün yanıtı harekete geçirip, virüsün sindirim yolunda bıraktığı tüm izleri silmek. ACE2 (anjiyotensin dönüştürücü enzim) eksikliği de mitokondriye verdiği zarar nedeniyle ciddi sorun yaratıyor. Mitokondri aslında bir mikroskobik santral; vücudun enerji için ihtiyaç duyduğu ATP’nin yüzde 87’si mitokondri tarafından üretiliyor. Dolaşım sistemindeki mitokondriler zarar görmüşse, damarlarımız Covid-19 yüzünden ciddi hasara uğruyor. Bu yüzden özellikle yorgunluk ve kalp sorunu bulunan hastalarda mitokondri tamirine çok önem veriyorum. Buna ek olarak, Omega-3’ün yoğun bakımdaki Covid hastalarına çok faydalı olduğu biliniyor.  Dr. Mark Hyman: Bunlar güvenilir ve temel çözümler. Elbette takviye almanın bedeli olabilir, ama Covid olmuşsanız, uzun vadeli sonuçlara maruz kalmanın bedeli çok daha ağır.  Aslında bu iyimser bir mesaj. Elbette ortada üzücü bir durum var: çok fazla insan Covid oluyor ve yüzde 99’u sağ kurtulsa bile, yüzde 30’unun kalıcı hastalıklar yaşama ihtimali sorunu farklı bir bakışla ele almayı gerektiriyor. Fonksiyonel tıp aracılığıyla vücudun eski işleyişine dönebilmesi için müthiş bir yol haritası sunuyorsun. Özetlemek gerekirse, beslenme durumunu optimize etmekten söz ediyorsun. D vitamini ve Omega-3 özellikle mühim.  Bağırsaktan ve mikrobiyomdan zaten bahsettik. Beyinle ilişkisini düşününce, bütirat üretimini eski haline döndürmek önemli. Mitokondri aracılığıyla hücrelerdeki enerji üretimini de normale döndürebiliriz. Hatta hormonal dengesizliklerden ve nörotransmiter işlev bozukluklarından bahsettin. Aslında bunların hepsi fonksiyonel tıbbın alanına giriyor. Covid, post-Covid veya uzun Covid hastalarının biyolojisini anlamak çok önemli. Korkutucu bir dönemdeyiz ve korkutucu bir hastalıkla karşı karşıyayız; ama bahsettiğimiz yöntemleri uygulayarak fark yaratmak mümkün.  Biraz da aşılardan bahsetmek istiyorum. Verilerin ne kadar sağlam olduğunu bilmiyorum. İnsanlar aşı oluyor ve tüm aşı tartışmaları bir yana, aşılanmak uzun Covid’i önlüyor gibi. Bunun bir mantığı var mı? Dr. Leo Galland: Henüz çok az veri mevcut. Yüzde 50 oranında bir önleme söz konusu olabilir; bu da uzun Covid riskini azaltmak için aşılanmanın önemini gösteriyor. Öte yandan ben, mümkünse teşhisten önce, ama en azından teşhisle birlikte, bahsettiğim tüm fonksiyonel tedbirlerinin uygulanması halinde uzun Covid riskinin yüzde 2-3 civarına ineceğini düşünüyorum. Öte yandan ben de aşı yaptırdım ve bir sonrakini de yaptıracağım. İnsanların söylediklerinden ziyade, olaya ciddi bakan aşı-karşıtı literatürü okuyorum. Aşıyla ilgili sahici ve makul endişeleri var; ama bunların kapsamı çok dar ve içlerinde bir sürü mantıksal boşluk var. Yine de örneğin genç erkeklerdeki miyokart iltihabı gibi riskleri göz önüne almak gerekiyor. Aşıları sorgusuz sualsiz kabul etmek çok tehlikeli olabilir. Bu işlerde sürekli inceleme gerekir. Bilim böyle işler. Aşıların Covid-19 kaynaklı ölümleri, hastalığın ciddiyetini ve hastaneye yatışları ciddi şekilde azalttığını söyleyebilirim. Ancak sadece aşıya dayanan bir sağlık politikasının yeterli gelmeyeceği açık.  Dr. Mark Hyman: Söylediklerin çok önemli. Bilim soru sormak demek. Ama tıbbın bazı alanlarında soru sormanıza izin verilmiyor; aşı da bunlardan biri. Bilim dünyası kararını vermiş görünüyor. Ama bilim hiçbir zaman nihai kararlar vermez. Herkes aşıların işe yaradığını ve güvenli olduğunu söylüyor. Ama tamamen işe yaradığı ve tamamen güvenli olduğu söylenemez. Gelgelelim bir şey sormaya kalktığın anda terörist muamelesi görüyorsun. Aşı karşıtı ilan ediliyorsun. Ben de aşımı oldum. Sadece dürüstlük istiyorum. “Aşılar bizi kurtaracak” diyerek işin içinden çıkamayız. Başka bir sürü problem ortaya çıkıyor. Her tıbbi tedavi gibi aşının da riskleri var. Peki aşının yan etkileri ortaya çıkarsa, önerdiğin yaklaşım bunların üstesinden gelmemize de yardımcı olur mu? Dr. Leo Galland: Bence aşı kaynaklı sorunlar aslında spike (diken) proteinle ilgili. Aşılar farklı mekanizmalar aracılığıyla kas hücrelerinize spike protein enjekte ediyor; sonra bu protein yayılıyor, lenf boğumlarına ulaşıyor ve dolaşıma giriyor. Spike protein önemli bir konu ve ciddiye alınması gerek.  Dr. Mark Hyman: Açıkçası, bahsettiğin hemen her şeyi kullanıyorum. Kurkumin, koenzim Q10, lipo asidi, NAC, D vitamini, probiyotik, mitokondri takviyesi, kuersetin. Covid-19 olmak istemiyorum. Olsam bile kötü geçirmek istemiyorum.  Beslenme, egzersiz, stresi azaltmak ve uyku gibi önemli konulara değinmedik. Bunların yararları ortada. Kendinizi çaresiz hissetmek ve yeni bir mucize ilaç beklemek yerine Covid’e karşı dirençli olmak, hastalığa kapılsanız bile hafif atlatmak, hatta post-Covid sendromunu önlemek ve tedavi etmek için tüm bunlardan yararlanabilirsiniz. Gerçek mucize bu. Dr. Leo Galland: Bazı araştırma verilerini inceledim. Ana fikir şu: sebze tüketimini yüzde 40 artırmak, Covid’i orta düzeyde veya ağır geçirmek yerine hafif atlatma ihtimalinizi yüzde 72 artırıyor. Eğer bunu yapabilen bir ilaç olsaydı bütün dünyada manşetleri süslerdi. Dr. Mark Hyman: Sebzeyi yüzde 40 artırın, ağır Covid’i yüzde 70 azaltın. Bir başka çalışma ise D vitamininin etkisine odaklanıyor. Buna göre, vücudunuzda desilitre başına 50 nanogramdan fazla D vitamini varsa – nüfusun sadece yüzde 5’inde var – Covid’den ölme riskiniz sıfır. Bunu sağlayabilecek hiçbir ilaç veya aşı yok. Aslında her erkeğe, kadına ve çocuğa ücretsiz D vitamini vermemiz gerekiyor. Teşekkürler Leo. Yöntemlerin hakkında bilgi için herkese drgalland.com sitesini öneriyorum. Görüşmek üzere.