Almanya’nın nükleer enerjiden çıkış kararı siyaseten “geri döndürülemez” olarak tanımlansa da, sahadaki teknik gerçeklik bu kesinliğe gölge düşürüyor. Aşağı Saksonya’daki Emsland nükleer santralinde yürütülen söküm çalışmaları, ülkenin bu kararı tersine çevirip çeviremeyeceği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Alman gazeteci Marc Felix Serrao’nun Politico için hazırladığı kapsamlı habere göre, Hollanda sınırına yakın Lingen kasabasındaki Emsland santrali adeta geçmişe açılan bir kapı gibi. Ziyaretçiler, kat yerine “yükseklik” gösteren bir asansörle aşağı inerken, internet öncesi dönemi andıran telefon kulübeleri ve rehberlerle karşılaşıyor. Santrale girişte tüm kişisel eşyalar bırakılıyor; ziyaretçilere özel koruyucu kıyafetler veriliyor.
1988 ile 2023 yılları arasında faaliyet gösteren santral, bu süre zarfında yaklaşık 400 milyar kilovatsaat elektrik üretti. Bu miktar, Almanya’nın yıllık enerji tüketimine yakın bir seviyeye karşılık geliyor. Ancak bugün tesiste elektrik üretimi yerine yoğun bir söküm süreci yürütülüyor.
Enerji krizi tartışmayı yeniden başlattı
Almanya, Fukushima nükleer felaketi sonrası 2011’de aldığı kararla nükleer enerjiden çıkış sürecini başlatmıştı. O dönemde kamuoyunun yaklaşık yüzde 90’ı bu kararı destekliyordu. Ancak enerji fiyatlarının yükselmesi ve özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı ile Orta Doğu’daki gerilimlerin etkisiyle tablo değişti.
2023 itibarıyla Almanların yüzde 59’u nükleer çıkışın yanlış olduğunu düşünürken, 2025’te yapılan bir ankette yüzde 55’lik çoğunluk nükleer enerjiye dönüşü destekledi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen kararı “stratejik hata” olarak nitelendirirken, Almanya Başbakanı Friedrich Merz bunu “ağır bir stratejik hata” olarak tanımladı ancak kararın artık “geri döndürülemez” olduğunu söyledi.
Enerji ihtiyacı büyüyor
Alman sanayisinin artan enerji ihtiyacı tartışmanın merkezinde yer alıyor. Yapay zeka ve veri merkezlerinin yaygınlaşmasıyla elektrik talebinin daha da artması bekleniyor. Ülke, enerji dönüşümü (Energiewende) kapsamında rüzgar ve güneş enerjisine yönelmiş durumda. 2025 itibarıyla elektriğin yüzde 56’sı yenilenebilir kaynaklardan sağlandı.
Ancak nükleer enerjinin devreden çıkmasıyla oluşan boşluk büyük ölçüde kömür ve doğalgazla dolduruluyor. Bu durum hem karbon emisyonlarını artırıyor hem de Almanya’yı dış enerji kaynaklarına bağımlı hale getiriyor.
Elektrik fiyatları da dikkat çekici düzeyde. 2025’in ilk yarısında Almanya’da kilovatsaat başına fiyat 38,35 euro centin üzerine çıktı; bu, Avrupa Birliği ortalamasının yaklaşık 10 cent üzerinde.
Avrupa’da Almanya istisna
Almanya, nükleer enerjiden çıkış konusunda Avrupa’da istisnai bir konumda. Fransa, Birleşik Krallık, Finlandiya ve İsveç gibi ülkeler yeni reaktörler inşa ederken, Polonya ilk nükleer santralini kurma hazırlığında.
Almanya’da ise yalnızca üç yıl önce kapatılan Emsland, Neckarwestheim 2 ve Isar 2 santralleri hala teorik olarak önemli bir üretim kapasitesine sahip. Bu üç santral çalışıyor olsaydı yılda yaklaşık 32 teravatsaat elektrik üretebilir, bu da yaklaşık 9 milyon hanenin tüketimine denk gelirdi.
Teknik olarak geri dönüş mümkün mü?
Emsland santralinde yapılan gözlemler, tesisin hala büyük ölçüde sağlam olduğunu gösteriyor. Kullanılmış yakıt çubukları hala su havuzlarında soğutulmaya devam ediyor.
Santralin sökümünden sorumlu mühendis Andreas Friehe, geri dönüş için “geri dönülmez noktanın çoktan aşıldığını” savunuyor. Özellikle 109 ton ağırlığındaki reaktör kapağının kesilerek parçalanması gibi işlemler, geri dönüşü zorlaştırıyor.
Ancak bu görüş sektörün tamamı tarafından paylaşılmıyor. Alman nükleer endüstri birliği KernD, söküm sürecinin erken aşamalarındaki santrallerin yeniden devreye alınabileceğini savunuyor. Buna göre bazı parçalar yeniden üretilebilir, personel yeniden eğitilebilir ve yakıt temin edilebilir.
ABD merkezli nükleer şirket Westinghouse Electric Company de benzer şekilde teknik engellerin aşılabilir olduğunu belirtiyor.
Asıl engel siyaset
Habere göre asıl belirleyici faktör teknik değil, siyasi. Alman hükümeti, nükleer santrallerin yeniden açılmasını gündemine almıyor. Çevre Bakanlığı, bu konuda “varsayımsal senaryolar” üzerine yorum yapmayı reddediyor.
Başbakan Merz’in partisi CDU seçim öncesinde nükleer seçeneği yeniden değerlendirme sözü vermişti. Ancak koalisyon ortağı SPD buna karşı çıkıyor. SPD’li enerji politikası sözcüsü Nina Scheer, yeniden başlatmanın “gerçekçi olmadığını” ve yeni lisans süreçlerinin yıllar sürebileceğini belirtiyor.
Uluslararası perspektif
Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol ise Almanya’nın kararını eleştiren isimler arasında. Birol, en azından bazı santrallerin yeniden devreye alınmasının “önemli bir kazanım” olacağını savunuyor.
Polonya ise tam tersine nükleer enerjiye yatırım yapıyor. Polonya Nükleer Enerji Şirketi’nin planına göre ilk reaktör 2036’da devreye girecek.
Zaman daralıyor
Uzmanlara göre Almanya nükleer enerjiye dönmek isterse ilk adım, Atom Enerjisi Yasası’nın değiştirilmesi olacak. Bu durumda bile süreç uzun: 2027-2028’de siyasi kararlar, 2029’da finansman ve lisans süreçleri, 2031-2033 arasında ise ilk reaktörlerin yeniden devreye alınması öngörülüyor.
Ancak söküm süreci ilerledikçe bu ihtimal daha da zorlaşıyor. CDU’lu siyasetçi Andreas Lenz’in ifadesiyle, “geçen her gün geri dönüşü daha zor ve maliyetli hale getiriyor.”
Emsland’daki söküm çalışmaları sürerken tesis, ne tamamen geçmişe ait ne de tamamen ortadan kalkmış bir yapı olarak “ara durumda” bulunuyor.
Kaynak: Gazete Oksijen

