16 Nisan 2026, Perşembe
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 16.04.2026 09:08 | Son Güncelleme: 16.04.2026 09:53

CNN analizi: ABD'nin İran stratejisi geçmişte defalarca yanıldığı bir varsayıma dayanıyor

Trump'ın açıkladığı Hürmüz ablukası, İran ekonomisini hızla sarsabilecek güçlü bir araç olarak görülse de, bölgesel gerilimi tırmandırma ve küresel ekonomik dengeleri daha da bozma riski taşıyan yüksek maliyetli bir strateji olarak değerlendiriliyor
CNN analizi: ABD'nin İran stratejisi geçmişte defalarca yanıldığı bir varsayıma dayanıyor
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Donald Trump’ın İran’ın gemileri ve limanlarını hedef alan ablukayla askeri müdahaleden ekonomik baskıya yönelmesi, ABD-İsrail’in yeni bir saldırı dalgasına başvurmadan çatışmayı sonlandırma girişimi olarak değerlendiriliyor.

CNN'in analizine göre, bu stratejinin temelinde, İran’ın petrol ihracatı yapamaması ve hayati öneme sahip ürünleri ithal edememesi halinde ekonomisinin ağır bir çöküş yaşayacağı ve bunun da Tahran’ı savaşın sona ermesi için ABD’nin şartlarını kabul etmeye zorlayacağı varsayımı yatıyor. Ancak bu yaklaşımın zayıf noktaları bulunuyor.

Halihazırda yaptırımlarla zayıflamış İran ekonomisinin kısa sürede ciddi gıda kıtlıkları, hiperenflasyon ve bankacılık kriziyle karşı karşıya kalabileceği öngörülüyor. ABD’nin bu hamlesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kısmen kapatarak küresel ekonomiyi sıkıştırma girişimine karşılık, deniz gücüyle verilen net bir yanıt olarak da görülüyor.

Ancak ABD’li yetkililer, muhafazakâr yorumcular ve bazı analistlerde ablukayla İran’ın diz çökeceğine dair artan beklentiler, Washington’ın Orta Doğu’da geçmişte defalarca yanıldığı bir varsayıma dayanıyor. Bu varsayım, İran’ın baskıya ABD’nin “rasyonel” bulduğu şekilde tepki vereceği düşüncesi.

Oysa yakın geçmiş, ABD’nin Irak, Afganistan, Rusya ve Libya gibi rakiplerinin çoğu zaman Batı’nın kendi çıkar hesaplarına göre davranmadığını gösteriyor.

Strateji, İran yönetiminin artan ekonomik baskıyı hafifletmek için taviz vereceği beklentisini içeriyor. Aynı zamanda kötüleşen ekonomik koşulların ülke içinde siyasi huzursuzluğu tetikleyebileceği ve rejimin kontrolünü zorlayabileceği yönünde örtük bir umut da barındırıyor. Uzun vadede ise savaşın yarattığı yıkımın ardından ekonomik büyüme ihtiyacı, Tahran’ın elini zayıflatabilecek bir unsur olarak görülüyor.

Ancak İran liderliğinin durumu bu çerçevede değerlendireceği kesin değil. İnsan hakları örgütlerine göre, geçmişte binlerce kişinin hayatını kaybettiği baskı dalgalarına rağmen rejimin toplumsal maliyetlere kayıtsız kalabildiği biliniyor. Savaş sırasında üst düzey isimlerin öldürülmesine rağmen yönetimin ayakta kalması da bu dayanıklılığın bir göstergesi olarak yorumlanıyor.

Bu nedenle ABD’nin, İran’ın bu “varoluşsal mücadele” olarak gördüğü süreçte dayanıklılığını bir kez daha hafife almış olabileceği belirtiliyor. CNN ve diğer kaynaklara göre Trump yönetimi, ABD-İsrail saldırılarının savaşı hızlı şekilde sona erdireceğini öngörmüş, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma gibi adımlar atabileceği senaryosunu yeterince hesaba katmamıştı.

Bu çerçevede ablukanın başarısı büyük ölçüde zamanlamaya bağlı görünüyor. Soru şu: Ekonomik baskı İran’ın davranışını değiştirecek kadar hızlı sonuç verecek mi, yoksa abluka, İran’ın boğazı kapatmasının küresel petrol ve doğalgaz arzında yarattığı hasarı daha da derinleştirerek dünya ekonomisini daha büyük bir krize mi sürükleyecek?

Eğer ilk senaryo gerçekleşmezse, Trump’ın yeni stratejisinin siyasi bir tuzağa dönüşebileceği ve halihazırda Cumhuriyetçilerin ara seçim beklentilerini tehdit eden savaşın geri tepmelerini artırabileceği değerlendiriliyor.

ABD ablukası İran ekonomisini nasıl etkileyecek?

ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukasının, ülke ekonomisini kısa sürede ağır bir baskı altına alabileceği değerlendiriliyor. Ancak bu stratejinin etkisi kadar riskleri de dikkat çekiyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın açıkladığı abluka, kamuoyuna sınırlı biçimde anlatılmış olsa da askeri açıdan uygulanabilir bir girişim olarak görülüyor. ABD Donanması’nın bölgede yeterli kapasiteye sahip olduğu ve geçmişte eski Yugoslavya, Haiti ve Venezuela gibi örneklerde abluka deneyimi bulunduğu belirtiliyor.

Washington’da son günlerde sıkça atıf yapılan analizlere göre, abluka; Hürmüz Boğazı dışında konuşlanan ABD gemileri, hava unsurları ve askerî birliklerle desteklenerek etkili biçimde sürdürülebilir. Nitekim ABD güçlerinin kısa sürede İran bağlantılı gemileri durdurduğu ve ticaret akışını ciddi şekilde yavaşlattığı bildiriliyor.

Uzmanlara göre İran ekonomisinin kırılgan noktası, dış ticarete aşırı bağımlılığı. Ülkenin yaklaşık 109 milyar dolarlık yıllık ticaretinin yüzde 90’ından fazlası Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşiyor. Bu nedenle deniz ticaretinin kesilmesi, günlük yüz milyonlarca dolarlık ekonomik kayba yol açabilir ve petrol ihracatının kısa sürede durmasına neden olabilir.

Analizler, böyle bir senaryoda İran’ın günler içinde enflasyon baskısı, döviz krizleri ve finansal daralma ile karşı karşıya kalabileceğini ortaya koyuyor. Petrol sevkiyatının durması halinde depolama kapasitesinin hızla dolacağı ve üretimin haftalar içinde kesintiye uğrayabileceği de belirtiliyor.

Bu durum, ABD’nin hava saldırılarıyla elde edemediği baskıyı ekonomik yollarla kurma ihtimalini güçlendiriyor. Eski NATO komutanlarından James Stavridis de İran’ın askeri olarak ağır darbe aldığını ancak ekonomisinin henüz tam anlamıyla “boğulmadığını” ifade ederek bu stratejinin etkili olabileceğine dikkat çekiyor.

Abluka ABD açısından da riskli

Bununla birlikte abluka, İran açısından yeni ve riskli seçenekleri de beraberinde getiriyor. Tahran’ın ABD’nin Körfez’deki müttefiklerine yönelik saldırıları yeniden başlatması ya da Yemen’deki İran destekli Husiler üzerinden Kızıldeniz’de alternatif enerji hatlarını hedef alması ihtimaller arasında gösteriliyor. Böyle bir adımın küresel ekonomi üzerinde çok daha ağır sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor.

Abluka ABD için de riskler barındırıyor. Planın örtük hedeflerinden biri, Çin ve Hindistan başta olmak üzere İran’dan petrol alan ülkeler üzerinde baskı kurmak. Ancak ABD güçlerinin İran’dan çıkan bir Çin gemisini durdurması, Washington ile Pekin arasında ciddi bir diplomatik krizi tetikleyebilir.

Abluka İran ekonomisini hızla sarsabilecek güçlü bir araç olarak görülse de, bölgesel gerilimi tırmandırma ve küresel ekonomik dengeleri daha da bozma riski taşıyan yüksek maliyetli bir strateji olarak değerlendiriliyor.

ABD yakında anlaşma sağlanacağı konusunda ümitli

ABD yönetimi, İran’a yönelik deniz ablukasının kısa süre içinde yeni bir diplomatik sürecin kapısını aralayabileceği görüşünde. Geçen hafta Pakistan’da yapılan ilk görüşmelerin sonuçsuz kalmasına rağmen, Washington cephesinde anlaşma ihtimali konusunda iyimserlik sürüyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Resmi bir gelişme olursa bunu buradan duyarsınız. Ancak bir anlaşma ihtimali konusunda kendimizi iyi hissediyoruz” dedi.

ABD kamuoyunun önemli bir bölümü barış ihtimalini umutla karşılasa da, yönetimin haftalardır İran’ı “anlaşmaya mecbur” bir aktör olarak sunmasının mevcut verilerle örtüşmediği eleştirileri yapılıyor. Başkan Donald Trump’ın her krizi bir pazarlık fırsatı olarak gören yaklaşımının, karmaşık jeopolitik sorunlar karşısında yetersiz kaldığı yorumları öne çıkıyor.

Nitekim ABD’nin Ukrayna, Kuzey Kore ve İran ile yürüttüğü süreçlerde ekonomik teşvikler sunmasına rağmen, karşı tarafların tarihsel, kültürel ve milliyetçi motivasyonlarının yeterince hesaba katılmadığı değerlendiriliyor.

Geçen hafta Pakistan’daki temaslarda tarafların pozisyonlarının büyük ölçüde uzlaşmaz olduğu ortaya çıktı. Washington, İran’ın nükleer silah edinmesini kalıcı olarak engellemek, füze kapasitesini sınırlamak ve Hizbullah ile Hamas gibi gruplara verdiği desteği sona erdirmesini talep ediyor. Tahran ise savaşın yol açtığı zararlar için tazminat isterken, füze kapasitesini korumakta ve en azından teorik düzeyde uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmemekte kararlı.

Yine de savaşın yarattığı belirsizlik ortamında olası bir uzlaşmanın çerçevesine dair ipuçları da bulunuyor. ABD’li bir yetkiliye göre Washington, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin 20 yıl süreyle askıya alınmasını önerdi; İran ise bu süreyi 5 yıl olarak gündeme getirdi. Tarafların ortada bir noktada buluşabileceği değerlendiriliyor.

Uzmanlara göre kalıcı bir anlaşma, tarafların ortak çıkar alanı yaratmasını ve bunu kendi kamuoylarına “kazanım” olarak sunabilmesini gerektiriyor. Bunun ise nükleer teknoloji ve uranyum zenginleştirme gibi teknik başlıklarda aylar sürebilecek yoğun müzakereleri zorunlu kıldığı belirtiliyor. Sürecin başarıya ulaşması için ABD yönetiminin şimdiye kadarki diplomatik yaklaşımından daha fazla derinlik, hassasiyet ve sabır göstermesi gerektiği vurgulanıyor.

Bu nedenle Trump’ın İran ablukasına ilişkin en kritik soru, yalnızca başarısızlık ihtimali değil. Asıl belirleyici olan, stratejinin işe yaraması halinde ortaya çıkacak yeni diplomatik sürecin nasıl yönetileceği olacak.

Kaynak: Gazete Oksijen