29 Eylül 2022, Perşembe
Haber Giriş: 13.08.2021 04:30 | Son Güncelleme: 16.02.2022 15:16

Hemen, acilen karbon salımlarını azaltmalıyız

İklimle ilgili tüm verileri değerlendiren IPCC’nin altıncı raporu, krizin kapıya dayandığını yüzümüze çarptı. Bilim insanlarının diliyle anlaşılmaz hale gelen raporun en vurucu yerlerini bir bilim insanı Oksijen için tercüme etti
Hemen, acilen karbon salımlarını azaltmalıyız
Editör Editör
Uzun zamandır beklenen IPCC 6. Değerlendirme Raporu’nun ilk bölümü yayımlandı.” Basit gibi görülse de, meseleyi buradan başlayarak anlatmamız gerekiyor. Esasında küresel sistem pek de vatandaşların kolayca anlamasını istemediği bir belge hazırlıyor ve bu belgeye dayanarak gelecekte atacağı adımları belirliyor. Dünyanın önemli bir kısmı da kenarda durup bu anlaşılması garip oyunu seyrediyor. Umarım bu yazı sizlerin olan biteni daha iyi kavramanıza destek olur. 1980’lerin sonunda iklim değişikliğinin önemli bir sorun olmaya başlayacağı anlaşıldığında Birleşmiş Milletler iklim bilimi ile uğraşan bilim insanlarına hükümetleri bu konuda aydınlatma görevi verdi. Bu aydınlatma görevini organize etmesi için de küçük bir grup görevliyi belirledi. Bu yapının adına da Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) adı verildi. IPCC’nin organizasyonu altında değişik devletlerden bilim insanları belirli aralıklarla bir araya gelerek geçmiş dönemde iklim bilimi ve değişikliği alanında olan gelişmeleri raporlar halinde hükümetlere sunmaya başladılar. Bu açıklanan, bilim insanlarının ürettiği ve aşağıda detaylandıracağım kısmını hükümetlerin onayladığı altıncı raporun iklim değişikliğinin bilimsel temelleri üzerine olan ilk kısmı.

Bu rapor neden önemli?

IPCC değerlendirme raporları genelde 6-7 senelik aralıkla yayımlanır ve iklim bilimi alanında üretilen tüm bilginin değerlendirmesinden oluşur. Bu alandaki temel kaynaktır, geri kalan tüm kaynaklar IPCC değerlendirme raporları ile kıyaslandıklarında daha alt düzeydedir.  Şimdiye kadar yayımlanan beş raporda en önemli cümle ‘iklim değişikliğinin nedeni’ üzerinedir. Politik alanda birçok çatışma zaman içinde iklim değişikliğinin varlığından ziyade, sebebi tarafına kaymıştır. Modern aletler zaman içerisinde ısınmanın olduğunu tartışılmaz biçimde kanıtlamış olduklarından, artık konuşulan konu bu ısınmanın sebebinin ‘insanlık’ olup olmadığıdır. Sebebin insan olmadığına dair en ufak şüphe bile Donald Trump gibi liderlerin bu minik belirsizliği olabildiğince büyütmesine neden olmuştur. Ancak 6. Rapor bu konuyu kapatan bir cümleyle başlıyor: • İnsan etkisinin atmosferi, okyanusu ve toprağı ısıttığı kesindir. Atmosferde, okyanusta, kriyosferde ve biyosferde yaygın ve hızlı değişimler meydana gelmiştir. Yani kısaca, iklim değişikliği vardır, tüm sistemlerde bunun etkisi gözlemlenmektedir ve bunun nedeni insanlıktır. “Peki, iklim değişikliği gerçekten ciddi bir etki yaratıyor mu?” sorusunun cevabı da hemen ardından veriliyor. • Bir bütün olarak iklim sistemindeki son değişikliklerin ölçeği ve iklim sisteminin birçok yönünün mevcut durumu, daha önceki yüzyıllarda ve hatta binlerce yılda eşi görülmemiş bir durumdur. İklim sisteminde yaşamakta olduğumuz değişiklikler doğanın kendi kendine binlerce yıldır ürettiği durumdan farklıdır. Kısacası, son yıllarda yaşamakta olduğumuz bu değişikliklerin eşi veya benzeri insanlık taş devrinden çıktığından beri görülmemiştir. “Peki, iklim değişikliği sadece ortalama sıcaklıkların artması anlamına mı geliyor?” derseniz, rapor aslında tehlikeli olanın sadece ortalamaların artması değil, aşırı hava olaylarında artış olduğunu söylüyor.  İnsan kaynaklı iklim değişikliği şimdiden dünyanın her bölgesinde birçok aşırı hava ve iklim olayını etkiliyor. Sıcak hava dalgaları, yoğun yağışlar, kuraklıklar ve tropik siklonlar gibi aşırı olaylarda gözlemlenen değişikliklerin ve özellikle bunların insan etkisine atfedilmesinin kanıtları, Beşinci Değerlendirme Raporundan (AR5) bu yana güçlenmiştir. Bunun kolayca anlaşılacak kısmı sıcak hava dalgaları veya yoğun yağışlar gibi olayların son senelerde iyice artmış olmasıdır. Ancak bunun da ötesinde, gerçekleşen bu aşırı olayları tek tek inceleyip iklim değişikliği olmayacak olsa aynı olayların, aynı şiddette gerçekleşme ihtimalini hesaplarsak, bu olayların iklim değişikliği nedeniyle arttığını ve şiddetlendiğini görebiliriz. Raporun bir sonraki kısmında geçmişte neler olduğundan, gelecekte neler olacağına dönüyoruz.  İklim süreçleri, geçmiş dönemlerin iklim kanıtları ve iklim sisteminin artan ışınımsal zorlamaya tepkisi hakkındaki artan bilgi birikimi, AR5’e kıyasla daha dar bir aralıkla, 3°C’lik bir denge iklim duyarlılığının en iyi tahmin olduğunu gösterir. Bilim insanlarının iklim bilimi alanında kendi aralarında geliştirdikleri jargon politikacılardan da destek aldığında oldukça zor anlaşılır bir hale gelebiliyor. Bu cümle aslında şunu diyor bizlere: Atmosferdeki CO2 miktarı Sanayi Devrimi öncesinde bulunduğu milyonda 280 (ppm) seviyesinden milyonda 560 seviyesine çıkacak olursa gezegenimizin ortalama sıcaklığı da 3°C artar. Elbette burada bilmemiz gereken, bu sene CO2 seviyesinin 420 ppm olduğu ve eğer böyle devam edersek her sene 2-3 ppm artmakta olduğudur. Eğer böyle devam edecek olursak en geç 50 sene içerisinde dünya bir yüzyıl önceye göre 3°C ısınmış olacak. “Ama Paris Anlaşması ısınmanın 1.5°C ile sınırlandırılacağını öngörüyordu, ne oldu ona?” derseniz, durum oldukça karışık. Burada bilim insanları gelecekte iklimin nasıl değişeceğini öngörebilmek için iklim modelleri oluşturuyorlar. Bu modellerin en önemli girdisi de gelecekte atmosferde ne kadar sera gazı olacağıdır. Yani biz gelecekte atmosferde ne kadar sera gazı olacağını doğru bilebilirsek, modeller de gelecekteki sıcaklıkları, yağışları veya fırtınaları bize doğru öngörebilir. Gelecekteki sera gazı miktarının ne kadar olacağı da insanlığın bundan sonra atacağı adımlara bağlıdır. Bu adımlar kesin olarak bilinemediğinde, bu adımların ne olabileceğine dair tahminler yapılır. Bu tahminlere de salım senaryoları adı verilir. • Küresel yüzey sıcaklığı, dikkate alınan tüm salım senaryoları altında en azından yüzyılın ortalarına kadar artmaya devam edecek. Önümüzdeki yıllarda karbondioksit (CO2) ve diğer sera gazı emisyonlarında derin azalmalar olmazsa, 21. yüzyılda 1.5°C ve 2°C’lik küresel ısınma eşiği aşılacaktır. Burada bize çok kötü bir haber veriliyor. Biz elimizdeki en iyi senaryoya göre davransak bile önümüzdeki birkaç yılda bu alanda çok önemli adımlar atmayacak olursak küresel ısınma 2°C’nin üzerinde olacaktır. Bu artış ne kadar büyük olursa, yaşayacağımız sorunlar da o denli artacaktır. • İklim sistemindeki birçok değişiklik, artan küresel ısınmayla doğrudan ilişkili olarak daha büyük hale gelir. Bunlar, aşırı sıcakların, denizlerin içindeki sıcaklık artışlarının ve yoğun yağışların, bazı bölgelerdeki tarımsal ve ekolojik kuraklıkların ve yoğun tropik siklonların oranındaki artışların yanı sıra Arktik deniz buzu, kar örtüsü ve permafrost’taki azalmaları içerir. Atmosferin her 1°C ısınması, atmosferdeki su buharının yüzde 7 artmasına neden olur. Atmosferdeki fazla su buharı da yağış rejimlerinin değişmesine neden olur. • Devam eden küresel ısınmanın, değişkenliği, küresel muson yağışları ile yağış ve kuraklık olaylarının ciddiyeti dahil olmak üzere küresel su döngüsünü daha da yoğunlaştırması bekleniyor. Dolayısıyla, bir yandan kuraklıklar şiddetlenirken diğer yandan da şiddetli yağışlar artacak. Bu iki nokta birbirine ters gibi görünebilir ama şöyle düşünebilirsiniz. Atmosferden yere düşecek yağmur miktarı çok değişmiyor, ama kuraklıklar uzadığı için sonunda gelen yağışta da çok fazla su yeryüzüne iniyor. • Artan CO2 emisyonlarına sahip senaryolarda, okyanus ve karadaki karbon yutaklarının atmosferdeki CO2 birikimini yavaşlatmada daha az etkili olacağı tahmin ediliyor. Ağaçların fazla sıcakta strese girerek atmosfere oksijen salmayı bırakıp sadece CO2 salmalarına ek olarak sıcaklıkların artmasıyla okyanusların da CO2 emebilme kapasitesi azalır. Yani dünyanın belirli bir CO2 emebilme kapasitesi vardır. Bu kapasite artan sıcaklıkla azalır. • Geçmişteki ve gelecekteki sera gazı salımlarından kaynaklanan birçok değişiklik, özellikle okyanus, buz tabakaları ve küresel deniz seviyesindeki değişiklikler, yüzyıllardan bin yıllara kadar bir süre içerisinde geri döndürülemez. Bu raporun en dikkat çekici cümlelerinden biri, sıkça sorulan bir soruya net bir cevap vermiş: Bu gidişi durdurabilmek mümkün ama eski güzel günlere hemen dönebilmemiz mümkün değil. Yeryüzünün kendisini toplaması binlerce yıl sürebilir. Şimdi gelelim bizim neler yapabileceğimize. Bu konu aslında raporun gelecek yıl yayımlanacak bölümlerinde detaylı olarak ele alınacak ama gene de bilim insanları üç çok önemli uyarıda bulunmaktan geri kalmamışlar. • Doğal etkenler ve iç değişkenliğin küresel ısınma üzerinde çok az etkisi vardır. Ancak bu etkenler, özellikle bölgesel ölçeklerde ve yakın vadede insan kaynaklı değişikliklerin etkilerini farklılaştırabilir. Bu farklılıkların, tüm olası değişikliklerin planlanmasında dikkate alınması önemlidir. Tüm dünya ısınıyor ve ısınmaya da devam edecek. Yalnız bu ısınma her sene düzgün bir biçimde artmayabilir. Bazı seneler fazla sıcak, başka seneler o kadar da çok sıcak olmayabilir. Bu iklimin iç değişkenliğidir. Bundan dolayı planlamanızı ısınmanın ortalama değerine göre yapmanın yanında aşırı sıcak ve daha serin senelerin ya da dönemlerin de olabileceğini planlamanıza dahil edin. • Artan küresel ısınmayla birlikte, her bölgenin iklimsel etki faktörlerinin giderek artan bir şekilde eş zamanlı ve çoklu değişiklikler yaşayacağı öngörülmektedir. Çeşitli iklimsel etki faktörlerindeki değişiklikler, 2°C’de 1.5°C’lik küresel ısınmaya kıyasla daha yaygın olacaktır. Daha yüksek ısınma seviyeleri için bu değişiklikler daha yaygın ve belirgin olacaktır. Şu anda ısınma 1.2°C seviyesindedir. Bu sıcaklığın artması beklenmektedir ve artan sıcaklıkla birlikte iklim felaketleri de artacaktır. Felaketlerin hem şiddeti artacak hem de etkiledikleri alan genişleyecektir. • Buz tabakasının çökmesi, ani okyanus sirkülasyonu değişiklikleri, bazı bileşik aşırı olaylar ve gelecekte tahmin edilenden çok yüksek ısınma gibi düşük olasılıklı sonuçlar gözardı edilemez ve risk değerlendirmesinin bir parçasıdır. Ender görülmesi beklenen kötü sonuçları risk hesaplarınıza katmak zorundasınız. Bu olayların olma ihtimali düşük olsa bile gerçekleştiklerinde oluşturacakları hasar çok yüksek olacaktır.

Peki tüm bu felaketleri önlemek için ne yapabiliriz?

Bilim perspektifinden bakıldığında, insan kaynaklı küresel ısınmayı belirli bir seviyede sınırlamak, toplam CO2 salımlarının sınırlandırılmasını, en az net sıfır CO2 salımına ulaşılmasını ve diğer sera gazı salımlarında güçlü azalmalar olmasını gerektirir. CH4 salımlarındaki güçlü, hızlı ve sürekli azalma, azalan aerosol kirliliğinden kaynaklanan ısınma etkisini de sınırlayacak ve hava kalitesini iyileştirecektir. Hemen, acilen, en kısa sürede CO2 salımlarını azaltmak zorundayız. Burada hiç CO2 salmamanın ötesinde CH4 salımlarını da azaltmamız gerekiyor çünkü o alanda da son senelerde önemli bir artış görüyoruz. CO2 tek sera gazı değil CH4 da var. • Düşük sera gazı salımı senaryoları, yüksek sera gazı salım senaryolarına göre sera gazı ve aerosol konsantrasyonları ve hava kalitesi üzerinde yıllar içinde fark edilebilir etkilere yol açar. Bu zıt senaryolar altında, küresel yüzey sıcaklığı eğilimlerindeki farklılıklar, yaklaşık 20 yıl içinde ve diğer birçok iklimsel etki faktörü için daha uzun zaman dilimlerinde doğal değişkenlikten ayrılarak ortaya çıkmaya başlayacaktır. Yaptığınız şeylerin hemen sonuç vermesini beklemeyin. İklim sistemi hızlı tepki veren bir sistem değildir. Ancak böyle fazla sera gazı salmaya devam ederseniz 20 yıl sonra yaptığınızın ne kadar yanlış olduğunu kendi gözlerinizle görmeye başlayacaksınız. IPCC 6. Değerlendirme Raporunun ilk bölümünde neler anlatılmaya çalışıldığını bilim insanı + politikacı/bürokrat dilinden kurtarıp günlük dile tercüme etmeye çalıştım. Bu açıklamaya çalıştığım kısım daha raporun Yönetici Özeti idi. İlgilenenler raporun tamamına ipcc.ch adresinden ulaşabilirler. Son Söz: İklim krizinin yarattığı risk her geçen gün büyüyor. Hepimize düşen sera gazı salımlarımızı azaltmaya çalışmanın yanında kendimizi oluşacak risklerden de korumaktır.