03 Ekim 2022, Pazartesi
Haber Giriş: 11.03.2022 04:45 | Son Güncelleme: 12.03.2022 11:05

Kiev sokak savaşına böyle hazırlanıyor

Ukrayna başkentini saran Rus çemberi giderek daralırken kentteki sivil direnişçilerin morali yüksek. Yardım görevlileri harıl harıl çalışıyor. Kadınlar ve çocukların çıkmaya çabaladığı Kiev’de kalanlar korkuyu nasıl yendiklerini anlattı
Kiev’de de 25 kilometre uzaktaki İrpin’de de manpad diye bilinen hava savunma silahlarını taşıyanlar var. İrpin’de eski Ukrayna lideri Poroşenko‘nun eşi Marina Poroşenko ile sohbet ettik
Kiev’de de 25 kilometre uzaktaki İrpin’de de manpad diye bilinen hava savunma silahlarını taşıyanlar var. İrpin’de eski Ukrayna lideri Poroşenko‘nun eşi Marina Poroşenko ile sohbet ettik

Savaş başladıktan sonra başkentte kaldığım sekiz gün boyunca, Kiev çevresindeki Rus askeri halkası günbegün daralıyor ve kentin dört bir yanında milis güçlerce alınan güvenlik önlemlerinin her gün daha da sıkılaştığına şahit oluyorum. Bir gün barikat bulunmayan yola ertesi gün demir barikatlar yerleştiriliyor. Polis noktalarında olası saldırılarda camların patlamaması için vitrinlerin arkasına kum torbaları yerleştiriliyor. Kollarında sarı bant olan, kamufle üniforma giyen tüfekli Ukrayna milislerinin sayısı bu bomboş görünen şehirde gittikçe artıyor. Ara ara kar yağıyor, eczanelerin ve açık marketlerin önünde uzun kuyruklar var. Konuştuğum insanlar hangi gün olduğunu bilmiyor, yalnızca işgalin kaçıncı gün olduğu üzerinden hayat ilerlemeye çalışıyor. Sabah akşam çalan sirenler, Kiev’de kalan sivillere de Rus ordusuyla çatışmaya hazır milislere de savaşın sürdüğünü hatırlatırken, silahsız vatandaşların en yakın sığınağa koşmalarını söylüyor. Akşamları katı bir sokağa çıkma yasağı var. 

 “Sivilleri tahliye ederken üçüncü bomba geldi”

2 Mart’ta Rusya’nın vurduğu televizyon kulesinin enkaz haline gelmiş çevresini görmeye gidiyorum. Babı Yar bölgesinde yer alan ve Holokost Anma Müzesi’ni de çeperinde barındıran bölgeden geçen caddenin hem sağında hem solunda yer alan binaların camları patlamış; caddenin kendisi moloz içerisinde. Şehrin televizyon ağını dağıtan ve ucu bulutların arasında kaybolan televizyon kulesinin hemen önünde “Viking” kod adlı milis ile konuşmaya başlıyorum. Viking “Saldırı olduğunu anladıktan sonra pozisyon aldık ve sonra bir anda yangın çıktı. Bizim çocukların orada olduğunu bildiğimiz için yanan binadan onları hemen çıkarmamız gerektiğini düşündük. Kulede çalışan sivillerin koşarak kaçtığını gördük” diye anlatıyor o anları.

İkiye bölünen milis ekibinin bir kısmı sivilleri uzaklaştırmış. 38 yaşındaki Viking  “Sivilleri tahliye ederken üçüncü roketin geldiğini gördüm ve bu seferki çok alçaktan üzerimize geldi” diyor.

Tedirgin olduklarını inkar etmiyor: “Ancak içimizdeki korkuyu yeniyoruz çünkü burası bizim vatanımız. Kiev, bizim şehrimiz.”

İşgalin ilk günlerinde Rus güdümündeki bir füzenin hedefi olan apartmanın yanından geçerken üst katları tamamen zarar görmüş ve delinmiş olan binanın enkazının temizlenebileceğini ancak enkazın sivillerin üzerindeki etkisinin uzun süre devam edeceğini düşünüyorum. Birleşmiş Milletler’in 8 Mart’taki açıklamasına göre 2 milyon Ukraynalı sivil, Rusya’nın işgali nedeniyle şu anda, bu kış günlerinde göçmen konumunda. Bu sayının en net yansımalarından birisi, Kiev tren istasyonunda gece gündüz yaşanan karmaşa, kaygı ve kaos ortamında görülüyor. 

Binlerce insan başkentten kendilerini tahliye edebilmek adına çocukları ve evcil hayvanlarıyla bu kabusu geride bırakabilecekleri bir vasıtaya binmeyi gözlüyorlar. İşgalin ikinci haftasında tren bileti alınmıyor. Kadınlar ve çocukların buradan gönderilmesi öncelikli. 14 yaşındaki Mişuga adlı köpeğini ve ailesini Lviv tarafına götürmek istediğini söyleyen 31 yaşındaki Andriy “Ailemi anneannemin batıdaki evine yerleştirdikten sonra Kiev’e döneceğim. Kalıp vatanımı ve memleketimi savunmam gerektiğini hissediyorum, gerekirse elime silah alıp sokağa da çıkabilirim” diyor. 

85 numaralı ilkokula gidiyorum. Orada, başkenti Rus işgali esnasında terk etmemeye ant içmiş onlarca sivil, büyük bir dayanışma içerisinde bir yardım merkezini hayatta tutuyor. 42 yaşındaki Tatyana, normal hayatında Kiev Şehir Konseyi’nde sosyal güvenlik uzmanı olarak çalışıyormuş. İşgalin ilk gününden bu yana bu okulda yardım organizasyonunu yönettiğini anlatıyor.

Türk vatandaşı Onur Hekim Kiev’deki restoranını aşevine çevirdi

“Üstüm başım dağınık kusura bakmayın” 

“Kocam Bölgesel Savunma Güçleri ile beraber Ruslara karşı savaşıyor. Ben bile nerede olduğunu bilmiyorum. Oğlum da burada yardımların düzenlenmesine yardım ediyor” diyen Tatyana hem böyle etkin bir ailenin üyesi hem de Ukraynalı olmaktan gurur duyduğunu söylerken gözleri doluyor. “İlk günden beri okulun sığınağında yatıyorum ve üstüm başım düzgün değil; kusura bakmayın” diyen organizatör gelen yardımlar karşısında söyleyecek kelime bulamadığını söylüyor.

“Turuncu Devrim ve Yevromeydan İsyanı zamanından yardım toplama, tasnif etme ve dağıtma konusunda deneyimimiz vardı ve bu çok işimizi kolaylaştırdı” diyen Tatyana, sürekli çalan telefonları açmak zorunda. 

Bu organizasyonda yaklaşık 100 kişi arı gibi çalışıyor. Kimisi gelen ilaçları toplayıp tasnif ediyor, kimisi gelen gıdaları paketliyor, kimisi çağrı merkezinde kimin yardıma ihtiyacı olduğunu ve nerede bulunduklarını saptayıp ona göre yönlendirme yapıyor, kimisiyse kas gücünü kullanarak kolileri arabalara ve arabalardan okula taşıyor. 

Okulun müdiresi olan, Tatyana isimli bir başka kadın konuşmadan önce benim de bir süre koli taşımamı istiyor. 10 kişi, elden ele minibüsün bagajından çıkan gıda sınıflara aktarıyoruz. Tatyana ortamın neşe kaynağı; yaşlı, genç herkesi otoritesiyle motive etmeye çalışıyor. 

Bir başka dayanışma merkezi Kreşatik Caddesi üzerinde yer alan bir restoran. Sahibi Onur Hekim, 38 yıllık ömrünün 20 yılını Ukrayna’da geçirmiş bir iş insanı. “Benim için Türkiye ve Ukrayna farklı değil artık. Burayı bırakıp gitmem doğru olmazdı” diyen Hekim savaşın neredeyse başından beri kapsamlı bir yardım operasyonu yürütüyor. “Restoranı savaş başlayınca kapattık. İki gün sokağa çıkma yasağı vardı, sonrasında sosyal medya ağlarından arkadaşlara bilgi geçtim, gelip yemek yapabilecek gönüllüler var mı diye. Sağ olsunlar, çok insan yazdı. Şu an lojistikte sıkıntı var o yüzden en yakın olanları seçtik. Her sabah servis yapıyorum, gidip onları topluyorum sonra yemek kısmı başlıyor. İlk 6 gün malzemeleri tek noktada toplayıp çekip kendi çabamızla ne varsa gönderdik. Dün itibarıyla marketlerden gıda satın almaya başladık” diyen Hekim yemeklerin susatmayacak şekilde baharatsız hazırlandığını, sığınaklara ve hastanelere dağıtıldığını anlatıyor. Önünde üç telefon var; mutfakta da büyük bir yemek operasyonu. 

İşgalin 13. gününde büyükelçilik tarafından aranan basın mensupları, Rus tanklarının Kiev’e 7 kilometre uzaklıkta olduğu bilgisini alıyor. Acilen başkentte çıkmamız “şiddetle” öneriliyor. Bunun üzerine kalmak istesem de tahliye opsiyonunu değerlendirmekten başka bir çare kalmıyor. Dışişleri Bakanlığı’nın tahsis ettiği bir tahliye vagonuna gidip akşama kadar vagonda bekliyoruz. Akşam yola çıkan tren, geceyi ışıkları kapalı bir şekilde yarıyor, normalden yavaş gidiyor. Makinist, “Tanrı’nın altında gideceğiz” uyarısını esprili bir tonda yaparken ne demek istediğini anlıyorum. İki hafta geçmiş, savaş var, Ruslar gittikçe yaklaşıyor, tahliye ediliyoruz, Lviv’e sabaha kadar sürecek olan bir gece yolculuğuna isteksiz çıkıyorum. 

Yardım merkezine çevrilen okulun müdiresi Tatyana otoriter fakat neşeli

Fransa’dan ABD’den geldiler

Bölgesel Savunma ile ordunun bire bir bağlantılı çalıştığını anlatan albay, o sırada yanımızdan geçen kıvırcık saçlı, uzun boylu adama nereden geldiğini anlatmasını söylüyor: “Strasbourg’dan geldim. Normalde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde avukatım” diyen 34 yaşındaki İlya aslen Ukraynalı. Buraya 30 saatte ulaşabilmiş. “Burası benim anavatanım. Savaş başladığı anda Paris uçağına bindim. Şu anda orduda neye ihtiyaç varsa onu yapıyorum ama daha çok barikatların güçlendirilmesine yardım ediyorum” diyor.

Diğer yanımızda duran uzun boylu bir başka erkek de savaş başlayınca  ABD’den gelmiş. “Orada tır şoförlüğü yapıyordum. Ailem hala Pennsylvania’da. Savaş başladığında direkt çıkıp geldim çünkü Ruslar ölmeye gelmişler ve ben iyi bir keskin nişancıyım” diyor 52 yaşındaki Oleg.

 

İrpin’de Rusların geçişini engellemek için yıkılan köprü

 

O hayati köprüyü geçmek için el ele 

Kiev’in merkezinden yaklaşık 25 kilometre uzaklıktaki İrpin kenti bugün Rus ordusuyla Ukrayna savunma güçleri arasındaki cephe hattı konumunda. Burada yaşayan siviller ellerine bir bavul ve poşetlerle, yanlarında çocukları ve evcil hayvanlarıyla, patlama ve uçak sesleri arasında memleketlerini bir an önce geride bırakmaya çalışıyor. Günlerdir süren tahliye operasyonlarına boş, sarı belediye otobüslerini takip ederek erişiyoruz. Yüzlerce kadın, yaşlı ve çocuk tedirgin ve yorgun bakışlarla şehrin girişinde beklerken yaşananları sindirmeye çalışıyor.

“Ne diyeceğimi bilemiyorum. Burada doğdum, büyüdüm” diyen 24 yaşındaki Yuliya, patlama seslerini duyduğunda çaresiz hissettiğini söylüyor. “Anlıyorum ki bundan önce başıma geldiğini düşündüğüm her şey boşmuş. Arkadaşlarımız farklı şehirlerde esir alındı. Biz de benzer durumlarda kalmaktan çok korkuyoruz” diye anlatıyor. İrpin’den çıkmaya karar verdiği anı ise çatallanmış sesiyle anlatıyor Yuliya: “Evimizin üzerine düşmek üzere olan bir bomba havada patladı. Yerde patlasaydı, şimdi ölmüş olacaktım. En üst üç katı harap oldu.”

Bavulunu çekip Katerina adlı arkadaşıyla boş otobüslere yönelen Yuliya da binlerce İrpinli gibi nereye gideceğini bilmiyor. Şu an tek yapması gereken şey hayatta kalmak. 

Köprüde üç gün

Ukrayna Bölgesel Savunma askerlerinden biri yaşlı ve bastonlu bir kadının koluna girmiş, onu otobüslerin olduğu noktaya, şehrin girişine ulaştırmaya çalışıyor. Ortalık gri, kaotik, hüzünlü. Savaş başlamadan önce normal hayatlarına devam eden İrpin halkı, bugün gerilerinde kabustan beter bir memleket bırakarak caddedeki cam kırıkları ve molozlar arasından insani yaşama doğru yol almaya çalışıyor. 

Rus ordusunun ilerlemesini durdurmak için Ukrayna savunma kuvvetlerinin patlattığı köprü, İrpin çayının üzerinden geçiyor. Milisler artık çayla hemzemin olan  köprü parçalarının altında füzelerden korunmaya çalışan halkı otobüslere yönlendirmeye çalışılıyor. Üç gün boyunca yaşlıların, çocukların, kadınların, kedilerin ve köpeklerin bu köprü üzerinden telaşlı geçişine şahit oluyorum. İki köpeğiyle beraber şehri terk etmeye çalışan 28 yaşındaki İrina, gördüklerine inanmak istemiyor. “Çok büyük bir çaresizlik hissediyorum. Füzelere karşı gelemiyorsun, bir şey yapamıyor ve bekliyorsun” diyen kadın, günlerce sığınakta savaşın bitmesini beklediğini ancak savaşın İrpin’de yaşananların gittikçe şiddetlenmesiyle çıkmaya karar verdiğini aktarıyor.

Alçak uçuş yapan Rus uçakları, onlara karşılık veren manpad’ler, yani tek kişinin taşıdığı hava savunma sistemleri, Ukrayna mevzilerinden ateşlenen obüsler ve Ruslar tarafından atılan füzeler ortalığı toz duman etmiş durumda. 

Kiliseye sığındık

Yanımızdan tekerlekli bir taşıma aracıyla doğaçlama bir sedyede geçen, kıpırdamadan yatan bir adam tahliye ediliyor. Patlamaların yaklaştığı, bomba seslerinin artmasından belli. Derken, ıslık sesiyle hızla yaklaşan bir füze, yakınımıza düşüyor. Ne tarafa düştüğünü, yanımızda ilerleyen sokak köpeğinin koştuğu istikametin tersinden anlıyorum. Caddede konuşlu milisler koluma dokunarak beni 100 metre ilerideki bir kiliseye yönlendiriyor. Koşuyoruz. Kilisenin camları çevredeki birçok binanın da olduğu gibi paramparça, camlar yerlerde; üzerlerine basarak çatırdama sesleri arasında ilerliyoruz. Önümde bastonla merdivenleri inen 73 yaşındaki Vera ve 44 yaşındaki oğlu Yuri var. Kilisenin karanlık sığınağına girdiğimizde hepimiz nefes nefeseyiz. “Umarım buradan çıkabiliriz” düşüncesi içimden defalarca geçiyor. Ordunun basın mensuplarına verdiği akreditasyonda da yazdığı üzere, burada kimse kimsenin can güvenliğinden mesul değil.

Çok kızgınlar

Oğullarından birinin kendisine baktığını birisinin de orduda Ruslarla savaştığını, torunlarının şehir dışına çıktığını anlatan kadın da şaşkın. Biz sığınakta beklerken dışarıdan füze sesleri gelmeye devam ediyor. Bu sırada benim de korkum Rusların kente doğru ilerlemesi. Bir süre sonra tekrar caddeye çıkıyor ve İrpin’i terk etmeye karar veriyoruz. Vera ve Yuri’yi en yakın metro istasyonuna bırakmayı teklif ediyoruz; kabul ediyorlar. Arabada giderken biraz sakinleştikten sonra onlara en yoğun yaşadıkları duygunun ne olduğunu soruyorum. Her ikisinin de cevabı aynı: “Kızgınlık, çok kızgınız.” Yuri “Putin’den nefret ediyorum” diyor ve annesini doğup büyüdüğü memleketten bu şekilde çıkarmanın onu çok endişelendirdiğini söylüyor. “Kardeşim Bölgesel Savunma’da, benim de üç kadının güvenliğini sağlamam gereki” diyen Yuri ve annesi Vera ile İrpin çıkışında vedalaşıyoruz.

“Putin’e kimle savaştığını göstermek için buradayım”

İrpin’de şehirde çok ciddi bir insani kriz var. Bu krize el atmak ve sivillerin tahliyesine destek olmak için alanda olduğunu söyleyen Ukrayna Eski Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko, kamufle çelik yeleğini giymiş, basın mensuplarına alanda açıklama yapıyor: “Yanımdaki Albert. Kendisi, Ruslara karşı cesurca savaşan bir kahraman” diyerek yanındakinini elinden tutuyor. “Deli, manyak Putin’in saldırılarından sivilleri korumak, 200 kadın ve çocuğu otobüslere bindirip tahliye etmek için buradayım. Dünyaya doğru bilgi vermek için buradayım. Putin’in gerçekte kiminle savaştığını duyurmak için buradayım” diyen eski devlet başkanı, Ukrayna’nın zaferinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyor. 

Ardından, eşi Maryna Poroşenko ile biraz yürüyüp sohbet ediyoruz. Poroşenko, etrafa bakınca Rusların sivillere saldırmadığı iddiasının gerçek olmadığının görülebileceğini söylüyor: “Burada kendi insanlarımızı tahliye etmeye çalışıyoruz. Rus ordusu tamamen barışçıl olan bu kentleri bombalıyor. İnsanlarımız da gıdaya ve güvenli ortama erişemiyor” diyen Poroşenko’yu iki asker sağlı sollu koruyor. Poroşenko bu sırada eğilerek İrpinlileri dinliyor. 

“Bayraktar” en popüler Türkçe sözcük haline gelmiş

Bölgenin en önemli yardım merkezlerinden birisi haline gelen okula savaşın başından beri gelen 51 yaşındaki Andriy, Türk olduğumu öğrendiğinde, birçok Ukraynalının bugün verdiği tepkiyi veriyor: “Bayraktar!” 

Normal hayatında araba parçası satan ve eşi de şu anda okulda çalışan Andri “Daha fazla Bayraktar drone’una ihtiyacımız var. Yine de bugünlerde en sevdiğimiz Türkçe kelime o.” diyor. 

Aklıma İrpin’de tanıştığım Kırım Tatarı milisin neredeyse aynı cümleyi kurduğu geliyor.

“Ukrayna’nın bugün işi çok zor. Gerçekten zor bir durum ama dünyanın bizi desteklemesiyle zafer bizim olabilir. Dünyadan ihtiyacımız bugün daha çok manevi destek, halkların yanımızda olduğunu bilmemiz” diye ekliyor Andri. Matematik öğretmeni olan eşi o sırada ilaç tasnif ediyor.

Kiev şehrinin bütününden sorumlu olan 48 yaşındaki Albay Yuri Maksimiv, sorularımı yanıtlamayı kabul ediyor. Kum torbalarıyla vitrini konsolide edilmiş ordu binalarından birisinin önünde kendisiyle konuşurken, Türk olduğumu öğrendiğinde, o da hemen “Bayraktar” diyor. 

Bayraktar droneların onların askeri kapasitesine ne kadar katkı yaptığını sorduğumdaysa anlatmasının saatler alabileceğini söylüyor: “Süperler”.