İsviçre’nin altın ihracatı mart ayında aylık bazda yüzde 30 arttı. İngiltere’ye sevkiyatlar aralık ayından bu yana en yüksek seviyeye çıkarken, Çin’e ihracat yüzde 18 yükseldi. Veriler, İsviçre gümrük istatistiklerine dayanıyor.
İsviçre’den Birleşik Krallık’a yapılan teslimatlar geçen ay 57,6 tona yükseldi. Şubat ayında bu rakam 19,8 ton seviyesindeydi. Bu artış, geçen yıl tarifeler nedeniyle ABD’ye yönelen büyük çıkışların ardından altının yeniden ABD’den geri akmaya devam etmesiyle gerçekleşti.
Kitco'nun bildirdiğine göre İsviçre, dünyanın en büyük külçe altın rafinaj ve transit merkezi konumunda bulunurken, Londra tezgah üstü altın ticaretinin küresel merkezi olarak öne çıkıyor.
Hindistan'ın altın talebi zayıf kaldı
Dünyanın ikinci büyük külçe altın tüketicisi olan Hindistan’a sevkiyatlar ise yerel talebin zayıf kalması nedeniyle martta 11,6 tondan 3,1 tona geriledi.
Mart ayındaki ihracat rakamları, şubat ayında yaşanan sert düşüşün ardından güçlü bir toparlanmaya işaret ediyor. İsviçre’nin altın ihracatı şubatta bir önceki aya göre yüzde 18 düşerek, geçen ağustosta tarifelerin tetiklediği çöküşten bu yana en düşük seviyeye gerilemişti. Bu düşüşte İngiltere ve Hindistan’a sevkiyatların yavaşlaması etkili olmuştu.
İsviçre’nin külçe altın ihracatı, geçen ağustosta ABD gümrüklerinin altın külçelerine tarife uygulanabileceğine işaret eden sürpriz kararı sonrası son altı ayda her zamankinden daha yakından izleniyor.
Altının ABD’ye ihracatı o dönemde neredeyse tamamen durmuştu. Gümrük verilerine göre İsviçre’den ABD’ye sevkiyatlar 2025 Ağustos ayında temmuza kıyasla yüzde 99’dan fazla düşerek yalnızca 0,3 tona gerilemişti.
25 Mart’ta İsviçre Bankacılar Birliği, daha parçalı bir küresel finansal sistemde altının değer saklama aracı olarak öneminin artacağını, ancak bunun mutlaka büyük fiyat artışlarıyla gerçekleşmeyeceğini açıkladı.
Birliğin düzenleme ve ekonomi politikaları danışmanı Nina-Alessa Michel, son gelişmelerin altın fiyatlarının küresel belirsizlikle ne kadar yakından bağlantılı olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.
“Jeopolitik ve ekonomik gerilimler ile artan kamu borcu ortamında güvenli yatırımlara talep artıyor” diyen Michel, “Ancak güvenli liman rolüne rağmen altın beklediğimizden daha oynak olduğunu gösteriyor. Fiyatı son dönemde farklı piyasa evrelerinde büyük dalgalanmalar yaşadı. Donald Trump’ın ABD Merkez Bankası’nın bir sonraki başkanını aday göstermesi sonrası üç gün içinde yüzde 14 düşmesi buna örnek. Bu durum gümüş ve Bitcoin gibi varlıklar üzerinde de baskı yarattı” ifadelerini kullandı.
Michel şu ifadeleri kullandı:
“Bu tür hareketler altının her zaman en güvenli liman olmadığını ve jeopolitik ile para politikası değişimlerine hassas tepki verebildiğini açıkça gösteriyor. Jeopolitik gelişmeler altın talebi için güçlü bir tetikleyici işlevi görüyor. Analizler, küresel sermaye piyasalarının parçalanma, çatışmalar ve güç dengelerindeki değişimlerle karşı karşıya olduğu dönemlerde yatırımcıların giderek daha fazla güvenli liman arayışına girdiğini ortaya koyuyor”
Altın piyasasının önemli merkezlerinden biri olan İsviçre’nin bu talep değişimlerine özellikle hassas olduğuna dikkat çeken Michel, “Rafinaj tesisleri, ticaret ağları ve uluslararası bağlantılar, bunları finanse eden bankacılık merkezini küresel siyasi gelişmelere karşı son derece duyarlı hale getiriyor. Artan talep, olası ihracat kısıtlamaları veya uluslararası yaptırımlar doğrudan etki yaratıyor; öncelikle de reel ekonomi üzerinde” değerlendirmesinde bulundu.
Bu durumun ülkenin ticaret akışlarında açıkça görüldüğünü belirten Michel, “Yalnızca 2025’in ilk yarısında İsviçre, ABD’ye 39 milyar İsviçre frangı değerinde 476 tondan fazla altın ihraç etti. Bu dönemde belirsizlik, enflasyon ve kamu borcunun artacağına yönelik endişeler talebi ciddi şekilde artırdı. Özel yatırımcılar ve merkez bankalarının yanı sıra Tether gibi stabilcoin ihraççıları da burada önemli rol oynadı. Tether 2025’te yaklaşık 70 ton altın satın aldı; bu miktar çoğu merkez bankasından daha yüksek” dedi.
Ticaret politikalarındaki değişimlerin, gerçek ya da beklenti düzeyinde olsa bile, altın fiyatlarında büyük hareketlere yol açabildiğini vurgulayan Michel, “ABD hükümetinin altına tarife uygulayabileceğine dair sinyaller fiyatı yükseltirken, böyle bir plan olmadığı açıklandığında fiyatlar geri çekildi” ifadelerini kullandı.
Michel, 2026 yılında altının sergilediği dikkat çekici performansa da değindi.
Michel şöyle devam etti:
“2025’teki son derece güçlü performansın ardından yükseliş trendi kesintisiz sürdü ve birçok piyasa oyuncusunun öngördüğünden daha hızlı ve belirgin oldu. Yılın başında ons fiyatı yaklaşık 4.330 dolar seviyesindeydi. Süregelen talep ve belirsiz piyasa ortamının etkisiyle ilk haftalarda hızla yükseldi. Ocak ortasında neredeyse her gün rekor kırdı ve 28 Ocak’ta yaklaşık 5.600 dolarla tüm zamanların zirvesine ulaştı. Böylece psikolojik öneme sahip 5.000 dolar eşiği kısa sürede aşılmış oldu”
Ancak bu güçlü yükselişin sürdürülebilir olmadığını belirten Michel, 5.597,23 dolar seviyesindeki gün içi zirvenin ardından sert bir düzeltme ve artan oynaklık döneminin geldiğini söyledi.
Michel, “Kâr realizasyonları ve ABD para politikasının yönüne ilişkin spekülasyonlar ocak sonu ve şubat başında belirgin bir düzeltmeye yol açtı. Birkaç gün içinde altın fiyatı zaman zaman 5.000 doların altına indi ve ardından kademeli olarak dengelendi. 28 Şubat’ta İran savaşının başlamasıyla birlikte ise yeniden bir düşüş yaşandı” ifadelerini kullandı.
İleriye dönük olarak İsviçre Bankacılar Birliği, altın fiyatlarının yalnızca tekil gelişmelerle değil, temel yapısal trendlerle belirleneceğini öngörüyor.
Michel, “Jeopolitik belirsizlik merkezi bir rol oynayacak. Küresel güç dengelerindeki değişimler ne kadar büyük olursa, altın stratejik rezerv olarak o kadar cazip hale gelecek. Aynı zamanda merkez bankaları rezervlerini çeşitlendirme ve geleneksel para birimlerine bağımlılığı azaltma arayışıyla altının önemi artacak” değerlendirmesinde bulundu.
Para politikasının da önemli bir belirleyici olmaya devam ettiğini ifade eden Michel, bunun tek tek faiz kararlarından ziyade risk algısı ve likidite koşulları üzerindeki etkisi üzerinden gerçekleştiğini söyledi.
Michel ayrıca “Dalgalı enflasyon ve değişen faiz beklentileri, genellikle istikrarlı kabul edilen yatırımlara talebi desteklemeye devam ediyor” şeklinde konuştu.
Michel, siyasi sinyaller ve düzenleyici kararların kısa vadede piyasalarda temel faktörlerden daha güçlü tepkiler yaratabileceği uyarısında bulundu ve şunları söyledi:
“Geçen yıl uluslararası ticaret ve yaptırım politikalarına ilişkin tartışmalar, yeni engellerin sadece söylenti düzeyinde bile olsa altın piyasasını etkileyebileceğini gösterdi”
Genel olarak, daha parçalı ve politik açıdan hassas bir küresel finansal sistemde altının değer saklama aracı olarak öneminin artacağına yönelik güçlü gerekçeler bulunduğu ifade ediliyor. Ancak bu artışın büyük fiyat yükselişlerinden ziyade, portföylerde, kamu rezervlerinde ve uluslararası ticarette stratejik bir dayanak noktası olarak rolünün güçlenmesiyle gerçekleşmesi bekleniyor.
Michel, altın fiyatlarının “karmaşık bir hikaye anlattığını” belirterek, bunun hem küresel belirsizliği hem de siyasi ve ekonomik şoklara duyarlılığı yansıttığını, aynı zamanda kurumsal ve bireysel yatırımcıların karar alma süreçlerinde önemli bir rol oynadığını söyledi.
“Altın, çeşitlendirme açısından merkezi bir bileşen olabilir, ancak yalnızca genel bir yatırım stratejisinin parçası olarak değerlendirilmelidir” diyen Michel, “Günümüzde istikrar tekil varlık sınıflarından değil, jeopolitik ve düzenleyici gelişmeleri de dikkate alan ileriye dönük risk yönetiminden kaynaklanıyor” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

