Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Osman Cevdet Akçay, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndaki görev süresinin dolmasına iki hafta kala son kez kamuoyu karşısına çıktı. Merkez Bankası içinde sıkı para politikası sürecinin en görünür ve en açık iletişim kuran isimlerinden biri olarak bilinen Akçay, basına açık son sunumunu Tarih Vakfı etkinliğinde yaptı; program sonrası gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Osman Cevdet Akçay’ın sözleri aslında Türkiye ekonomisinin son yıllardaki hikayesini tek cümlede özetledi: denendi, olmadı ve sonunda kabul edildi.
"Merkez bankacılığının yüzde 98’i beklenti yönetimidir; rakamlar sadece yüzde 2’dir"
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın “restorasyon” olarak tanımlanan son dönemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Osman Cevdet Akçay, merkez bankacılığında başarının büyük ölçüde beklenti ve algı yönetimine dayandığını vurguladı.
“Bernanke'nin bir lafı var biliyorsunuz; yüzde 98'i bu işin aslında beklenti yönetmek, yüzde 2'si execution. Bizde 98-99 yapar, öyle söyleyeyim size, hatta daha da yukarı çıkarabiliriz. Şimdi orayı beceremediğiniz zaman öbür taraflar yanlış anlaşılmaya çok müsait oluyor. Benim kanaatimce bir tane eksiğimizi söyleyeyim; başka da olabilir tabii ki elbette, illaki vardır. Bir tane eksiğimiz bizim şu oldu: bu işin ne kadar zor olduğunu biz genelde kamuoyuna ve Türkiye'deki maalesef birazcık bitik durumda olan akademiye diyeyim anlatmakta zorluk çektik.”
“Faizi direkt yüzde 45’e çeksek bir işe yaramazdı, aktarım mekanizması hasar almıştı”
Para politikası uygulamalarına ilişkin değerlendirmelerinde aktarım mekanizmasının önemine dikkat çeken Akçay, faiz artışlarının kademeli şekilde yapılmasının bilinçli bir tercih olduğunu söyledi. Ekonomideki bağlantıların zayıfladığı bir ortamda faizin hızlı ve sert biçimde yükseltilmesinin fiyat istikrarı yerine finansal istikrarsızlık yaratabileceğini belirten Akçay, bu nedenle önceliğin mekanizmanın onarılmasına verildiğini ifade etti. Her bir faiz artışının piyasada karşılık bulmasının hedeflendiğini vurgulayan Akçay, bu yaklaşımı “maksimum etki” çerçevesinde değerlendirdi.
"Seçim dönemi beni sıfır ilgilendiriyor; maliye genişlerse ben daha fazla sıkılaştırırım"
Siyasi takvim ve para politikası ilişkisine de değinen Akçay, seçim dönemlerinin doğrudan karar alma süreçlerini belirlemediğini, ancak maliye politikası ile para politikası arasında bir denge bulunduğunu kaydetti. Maliye politikasında genişleyici adımlar atılması durumunda para politikasının buna sıkılaşma ile karşılık vereceğini belirten Akçay, Merkez Bankası’nın temel görev tanımının fiyat istikrarı olduğunu hatırlattı. Bu kapsamda, Para Politikası Kurulu çerçevesinde alınan kararların bu öncelik doğrultusunda şekillendiğini ifade etti.
Akçay’dan eleştiri: “Türkiye’nin sorunu veriye değil, inanca bakmak”
Akçay, Türkiye’de ekonomi tartışmalarının en büyük sorunlarından birinin “doğrulama yanlılığı” olduğunu söyledi. Herkesin verileri kendi bakış açısına göre yorumladığını belirten Akçay, “Dünyayı olduğu gibi okumak yerine, görmek istediğimiz gibi okuyoruz. Bu yüzden en doğru politikaya bile yanlış denebiliyor” ifadelerini kullandı.
Geçmişte uygulanan politikaların yurt içinde yeterince anlaşılmadığını vurgulayan Akçay, özellikle Erdem Başçı döneminde yürütülen politikaların yurt dışında daha fazla takdir gördüğünü hatırlattı. Bu dönemde The Banker tarafından “yılın merkez bankası” seçildiğini, buna rağmen bu başarının Türkiye’de yeterince itibar görmediğini söyledi. Merkez Bankası politikalarının zaman zaman bilinçli olarak karmaşık görünebileceğine de dikkat çeken Akçay, özellikle “faiz koridoru” gibi araçların çok eleştirildiğini ancak doğru kullanıldığında etkili olduğunu ifade etti. Piyasalardaki fırsatçı davranışlara karşı bu tür esnek araçların gerektiğini belirten Akçay, bu yaklaşımın genel olarak başarılı olduğunu dile getirdi.
Bugün de benzer bir politika bileşimi uygulandığını kaydeden Akçay, politika faizi ile makro ihtiyati tedbirlerin birlikte kullanıldığını söyledi. Ancak bu araçların nasıl ve hangi dozda kullanılacağına dair Türkiye’de yeterli tartışma yapılmadığını belirten Akçay, “Sürekli ‘doğruyu yaptık’ demek yerine, ‘acaba doğru mu yapıyoruz’ diye sormak gerekir” diyerek daha eleştirel ve rasyonel bir yaklaşım çağrısında bulundu.
Akçay ayrıca, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nin tek mandatının fiyat istikrarı olmasının politika setini daha net hale getirdiğini belirterek, bu yönüyle Federal Reserve gibi çift mandatlı merkez bankalarından ayrıştığını söyledi. Dezenflasyon sürecinde ortaya çıkabilecek bazı yan etkilerin, özellikle istihdam tarafındaki gelişmelerin, bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Akçay: “Savaş daha önemli ve riskli bir şok ama elimizde her zaman araç var”
Osman Cevdet Akçay, Orta Doğu’daki gelişmeler ve son piyasa hareketlerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) son dönemde attığı adımların “proaktif ve yerinde” olduğunu söyledi. Alınan önlemlerin yeterliliğinin günlük olarak değerlendirildiğini belirten Akçay, ihtiyaç halinde yeni adımlar atmaktan kaçınmayacaklarını vurguladı. Daha önce yaşanan siyasi ve kur şoklarında doğru reaksiyon verildiğini hatırlatan Akçay, son yaşanan gelişmelerin ise “fundamental’ları da etkileyebilecek” daha riskli bir şok olduğuna dikkat çekti.
“Kur tek başına hedef değil, politika miksinin sonucu”
Kur politikasına yönelik eleştirileri de yanıtlayan Akçay, Merkez Bankası’nın kuru doğrudan hedeflemediğini, faiz ve makroihtiyati tedbirlerle birlikte bir politika bileşimi yürüttüğünü ifade etti. Kurun nasıl yönetildiğine dair şeffaflık eleştirilerine ise “Veriler ortada, ayrıca açıklama gerekmiyor” yanıtını veren Akçay, farklı araç kombinasyonlarının farklı kur sonuçları doğurduğunu ve gerektiğinde bu miksin değiştirilebileceğini söyledi.
“Şahin değilim, merkez bankacılığı yapıyorum”
Kendisine yönelik “şahin” tanımlamalarına katılmadığını belirten Akçay, bu tür etiketlerin yanıltıcı olduğunu söyledi. Faiz indirimleri başladığında dahi sürecin doğal bir parçası olarak gördüğünü ifade eden Akçay, “Ben şahin ya da güvercin olmaya çalışmadım, bildiğim merkez bankacılığını yaptım” dedi.
“Ücretler geriye değil, ileriye bakmalı”
Asgari ücret ve enflasyon ilişkisine de değinen Akçay, geriye dönük endeksleme yaklaşımından vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. Ücret artışlarının beklenen enflasyona göre yapılmasının önemine dikkat çeken Akçay, aksi durumda dezenflasyon sürecinin zarar göreceğini ve kredibilite kaybı yaşanacağını ifade etti.
“Swap, rezerv, altın… Hepsi birlikte düşünülmeli”
Altın satışları, swap işlemleri ve rezervlerdeki hareketlere ilişkin soruları da yanıtlayan Akçay, bu araçların tek tek değil, bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Bir araçta yapılan değişikliğin diğer alanları da etkilediğini belirten Akçay, farklı politika kombinasyonlarının farklı sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Döviz müdahaleleri sonrası oluşan likidite açığının FX swap’larla kapatılıp kapatılamayacağı sorusuna “olabilir” yanıtını veren Akçay, bunun tek başına uygulanamayacağını vurguladı. Swapların bankacılık sistemine likidite sağladığını ancak bunun para politikasını gevşetici etkisi olduğunu belirten Akçay, “Likiditeyi verirseniz ortalık gevşer” dedi. Bu nedenle swapların diğer araçlarla birlikte kalibre edilerek devreye alınması gerektiğini ifade etti.
Kredi notu mesajı: “İndirim de mümkün, övgü de”
Kredi derecelendirme kuruluşlarının olası kararlarına ilişkin konuşan Akçay, bu değerlendirmelerin Türkiye’nin verdiği politika tepkisine bağlı olduğunu ifade etti. “Eğer yanlış reaksiyon verirsek indirim gelir, doğru reaksiyon verirsek övgü bile gelebilir” diyen Akçay, Merkez Bankası’nın geniş bir hareket alanına sahip olduğunu ve doğru adımların karşılığının alınacağını vurguladı.
Son mesaj: “Merkez bankacılığı ihtiyatla yapılır”
Akçay, merkez bankacılığında aşırı iyimserliğin riskli olduğunu belirterek, her zaman en kötü senaryoya hazırlıklı olunması gerektiğini ifade etti. Piyasayı takip eden değil, yön veren bir yaklaşım gerektiğini vurgulayan Akçay, güvenin ancak bu şekilde inşa edilebileceğini söyledi. Öte yandan para politikasının bir “güven oyunu” olduğunu belirten Akçay, piyasanın Merkez Bankası’nın sözlerine ne kadar inandığının belirleyici olduğunu söyledi. “Kimse bizi ‘zaten yapar’ diye görmemeli” dedi ve gerektiğinde gerekli adımların atılacağını ve bunun bağımsız şekilde belirleneceğini vurguladı.
Kaynak: Gazete Oksijen