Oksijen tarafından düzenlenen "İklimin Ötesinde: Antalya’ya Doğru” zirvesinde, Antalya'da düzenlenecek COP31 öncesinde iklim krizinin yarattığı ekonomik dönüşüm ele alındı.
Etkinliğin açılış oturumunda, Barçın Yinanç'ın moderatörlüğünde Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanvekili Ali Koç ve Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Dr. Fatih Birol'un katılımıyla gerçekleştirilen "Antalya'ya Doğru" başlıklı panele geçildi.
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç, enerji dönüşümü ve iklim politikalarının küresel rekabetin kurallarını değiştirdiğini belirterek enerji maliyetlerinden finansmana, teknolojiden kamu teşviklerine kadar şirketlerin faaliyet gösterdiği ekosistemin rekabette giderek daha belirleyici hale geldiğini söyledi.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği temaslardan umutlu döndüğünü söyleyen Koç, “CEO’muz ve ben topluluğumuzu temsil ettik. Birleşmiş Milletler’de bakanlarımızın toplantılarını dinledik. Sonra Cumhurbaşkanı’mızla bir yuvarlak masa toplantısı yaptık. Orada gördüğüm, hissettiğim şeyler heyecan vericiydi. Tünelin sonundaki ışık parlak” dedi.
"Daha önce hiç görmediğimiz, alışık olmadığımız doğal afetlerle karşılaşıyoruz"
İklim krizinin yarattığı doğal afetlerin ciddi sonuçlar yarattığını vurgulayan Koç, Daha önce hiç görmediğimiz, alışık olmadığımız doğal afetlerle karşılaşıyoruz. Doğal afetlere baktığımız zaman on binlerce insan kaybediyoruz" diye konuştu.
Doğal afetlerin can kayıplarının yanında devasa ekonomik maliyetler de getirdiğini belirten Koç, "Can kaybının yanında bir data da, 2025 yılında doğal afetler dünya ekonomisinde 224 milyar dolar tahribata yol açtı. Bunun sadece 108 milyarı sigorta kapsamında" ifadelerini kullandı.
"Önümüzdeki 20 yılın ekonomilerini belirleyecek iki konu enerji ve savunma sanayisi"
Paris İklim Anlaşması'ndan sonraki 10 yılın hedef belirlemekle geçtiğini belirten Ali Koç, bundan sonraki 10 yılın eyleme geçme dönemi olması gerektiğini ifade etti.
Enerji dönüşümünün özellikle ithalata bağımlı ülkelerin rekabet gücünü artırabileceğine işaret eden Koç şunları söyledi:
"Ajansın verdiği rakamlardan biri, şayet hedefe ulaşıldığı takdirde, özellikle bizim gibi enerjisi ithalata bağlı ülkelerin yakıt maliyetlerinin 400 milyar dolar daha azalacağını söylüyor 2035 yılında. Bu ne demek? Daha rekabetçi olabileceğiz demek. Rekabet açısından baktığımız zaman insanoğlu hep rekabet içinde oldu. Değişik dönemlerde değişik konularda rekabet etti. Devrimler yaşandı. Hepsinin içinde bir teknoloji vardı. Bugün tabii ki bu yapay zeka. Önümüzdeki 20-30 yılın ekonomilerini belirleyecek iki konuda rekabet olağanüstü bir yere geldi. Biri enerji, biri savunma sanayisi. Eskiden rekabette malını çok üretebilmek ve en iyi maliyetlere kaliteli, hızlı bir şekilde sunmak önemliydi.
Şimdi bu yeterli değil. Enerji, finansman, teknoloji, sanayi ve bunun yanında da iklim birer faktör. İklim eskiden bu kadar rekabetin bir faktörü değildi. Şimdi hiç olmadığı kadar iç içe bağlı ve bağımlı bir dönemden geçiyoruz rekabet adına. Mesela iklim düzenlemeleri ülkeden ülkeye değişiyor. Sınırda karbon maliyetleri veya iklimle ilgili teşvikler farklı Mesela Avrupa'daki enerji maliyeti Amerika'nın üstünde. Çin'in yüzde 70 daha fazlası"

"Çin'in teşvik politikası alkışlanacak bir şey"
İklim düzenlemeleriyle birlikte maliyetlerin de arttığına ve rekabeti etkilediğine dikkat çeken Ali Koç, "Düzenlemelerle birlikte bir de maliyetler var. Solar enerji diyoruz, paneller aynı, santraller aynı. Bir ülkede daha pahalıya mal oluyor. Başka bir ülkede çok daha rekabetçi fiyatlara kurulabiliyor. Türkiye olarak bu rekabetin neresindeyiz, konuşuruz. Ama doğru istikamette olduğumuzu söyleyebilirim. Rekabet hiç olmadığı kadar dinamik, hızlı. Aynı zamanda ayak uyduramazsan bir o kadar da cezalandırıcı" diye konuştu.
Borçlanma maliyeti gibi rekabeti doğrudan etkileyen unsurların ülkeden ülkeye değiştiğini belirten Koç, sadece şirketlerle değil onların arkasındaki ekosistemle de rekabet ettiklerini söyledi:
"İşin finansman kısmı da rekabette çok çok önemli. Biz bugün şirket olarak global pazarda rekabet ettiğimiz zaman sadece şirketlerle rekabet etmiyoruz. Aynı zamanda o şirketlerin arkasındaki ekosistemle de rekabet ediyoruz. Örneğin biz yüzde 10'dan daha kısa vadede borçlanabilirken, başka bir ülkede yüzde 3'ten 4'ten çok daha iyi iş koşullarda, çok daha az teminatlarla, çok daha uzun vadeli finansman bulabiliyorlar. Dolayısıyla orada zaten 1-0, 2-0 geriden başlıyoruz.
Bunun haricinde teşvikler var. Çin, OECD ülkelerine göre 8 kata kadar varan kamu desteği alıyor. Çin şirketlerinin dünyada pazar payını bu kadar arttırmasının arkasında bu realite de var. Bu kınanacak bir şey mi? Alkışlanacak bir şey mi? Bana göre saygı duyulacak, alkışlanacak bir şey. Bazıları diyor ki çok fazla kamu desteği var, rekabet adil değil. Ama sonuçta ülkeler şirketleriyle beraber rekabet ediyorlar"
"Elektrifikasyon konusuna neresinden bakarsanız bakın çok heyecan verici"
COP31'in hedeflerinden biri olan 2035'te dünyada elektriğin tüketilen toplam enerji içerisindeki payının yüzde 35'e ulaştırılması da oturumda konuşulan konulardan biriydi.
Barçın Yinanç'ın "35'te 35 hedefi çerçevesinde elektriği nereden üreteceğiz?" sorusunu yanıtlayan Koç şunları söyledi:
"Yüzde 35 hedefine giderken hala en çok kullanılan yakıtlar fosil yakıtlar. Türkiye için enerjinin 2015'te yüzde 90'ı fosil yakıtlardan sağlanıyordu. 2020'de yüzde 88 oldu. Geçen sene ise yüzde 86. Dolayısıyla daha gidecek çok yolumuz var.
Elektrifikasyonu konuştuk. Elektrifikasyon deyince aslında neyden bahsediyoruz? Elektrikli mobiltilerden bahsediyoruz. Isı pompalarından bahsediyoruz. Sanayi süreçlerinin elektrifikasyonundan bahsediyoruz. Daha verimli binalardan bahsediyoruz. Hepsinin ardında da yenilenebilir enerjilerden bahsediyoruz.
Türkiye'nin 2035 hedefine ulaşabilmesi için 108 milyar dolar yatırım ihtiyacı olduğunu bakanlığımız ifade ediyor. Elektrifikasyon dediğiniz zaman depolama ve şebeke yatırımları çok önemli. Mesela kendi ülkemizden bir rakam vereyim. Türkiye'nin şu an yenilenebilir enerji üretim kapasitesi 127 gigawatt. Aslında ihtiyacımızın yüzde 60'ını karşılayabilecek oranda. Ama doğası gereğiyle yenilenebilir enerji yüzde 100 üretim yapamıyor tabii ki. 7 gün 24 saat çalışamıyor. Bugün geldiğimiz noktada, bu yüzde 60'lık üretim kapasitesi tüketilen enerjinin yüzde 40'ını karşılayabiliyor.
Bu farkı kapatabilmek için ciddi anlamda şebeke yatırımlarına, şebeke yenilemeye ve depolama yatırımlarına ihtiyacımız var. Bu da iş dünyası için büyük fırsatlar demek. Bugün Fatih Bey'in anlattıkları, gelecekle ilgili konuştuklarımız ulaşması zor hedefler. Ama aynı zamanda iş dünyası için de inanılmaz potansiyelli projeler. Bugün yine beyefendinin ajansının verilerine göre, dünyanın 80 milyon kilometre yeni şebeke veya şebeke yenilenmesi ihtiyacı var. Şu an dünyadaki depolama kapasitesinin altı misline ihtiyaç var. Bunları devletler yapmayacak, iş dünyası yapacak. Dolayısıyla kamunun da yatırımcıyı cezbedecek ortamı sağlaması gerekiyor. Özetle elektrifikasyon konusuna neresinden bakarsanız bakın çok heyecan verici."
"Kritik mineraller nedir, neye yarar? Çok az konuşuyoruz"
Çin'in enerji bağımsızlığı konusunda yaptığı atılıma dikkat çeken Koç şu şekilde konuştu:
"Çin'i hayranlıkla izliyorum. Küresel dünyadaki üretim kapasitelerini söyleyeyim. Bakın güneş panellerinin yüzde 92'lik üretim kapasitesi Çin'de. Batarya depolamanının yüzde 84'ü, rüzgar türbini üretim kapasitesinin yüzde 74'ü, ısı pompalarının yüzde 95'i Çin'de. Bağımsız olmak istedikleri için böyle bir yola çıkmışlar.
Son olarak da kritik mineraller diye bir konsept girdi hayatımıza. Kritik mineraller nedir, neye yarar? Çok az konuşuyoruz. O kadar çok şeye yarıyor ki... Bugün Çin bu mineral rezervlerinin yüzde 80'ine sahip. Daha da önemlisi rafinaj kapasitesinde de yüzde 80'lerde. Yani Çin, Batı'nın 10 yıl ötesinde. Belki de geleceğin petrolünün sahibi Çin diyebiliriz."

"Yapay zeka insanlığın karşılaştığı en büyük devrim"
Son dönemde dünyada yaşanan yapay zeka tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ali Koç, "Yapay zeka konusu ise bana göre insanoğlunun tartışmasız artısıyla eksisiyle karşılaştığı en büyük devrim. Şu aralar korkutucu yanları çok konuşuluyor. Doğru mu, doğru. Özellikle istihdam için korkutucu" dedi.
COP31'in ana hedeflerinden birinin yapay zekanın iklim üzerindeki etkilerini tartışmaya açmak olduğunu vurgulayan Koç şunları söyledi:
"Ama bir de iklim bakımından tükettiği enerji korkunç seviyede. Bir taraftan ekonomiler büyüyor. 2040'a kadar nüfus 1 milyar artacak, şehirlerde nüfus yüzde 40'tan 70'e çıkacak. Orta gelirli kesim yüzde 40'tan 57'ye çıkacak. Bunlar da enerji ihtiyacı getirecek ama en büyüğünü yapay zeka getirecek bizim COP başkanlığımızın Antalya Yapay Zeka Taahhüdü diye bir yaklaşımı var. Ana hedefi aslında dünyaya globalde yapay zekanın iklim üzerindeki etkilerini anlatıp farkındalık yaratmak, tartışmaya açmak. Yapay zekanın da kendi karbon ayak izini azaltması ya da karbonsuzlaştırması gerekiyor. Belki bugün hiç bilmediğimiz materyallerin kullanılması lazım. Aksi takdirde yapay zekanın iklim üzerinde çok kötü tahribatı olacak.
Çin ve ABD arasında en büyük rekabet bugün yapay zekada. İstihdam etkileri de ele alınmalı çünkü her şeyin temelinde insan var. Atlanan konulardan biri de liderlik. Rekabette insan sermayesi yüksek ülkeler ileri gidiyor, onlar teknoloji geliştiriyor ilerliyor. Bizim de ülke olarak insan sermayesi açısından çok daha ileride olmamız lazım. COP başkanlığının hedeflerinden biri de bu."
"Gerçek uygulamalarla Türkiye'de bir şirket neler yapabilir göstermek istiyoruz"
COP31'in küresel iş ortağı olan Koç Topluluğu'nun zirve kapsamındaki çalışmalarına değinen Ali Koç, "Biz küresel iş ortağı olduk. Ülkemiz için çok önemli platform. Bu gibi platformları çok iyi yapıyoruz. En son NATO'da da gördük. Topluluk gelirimizin yüzde 95'i otomotiv, beyaz eşya, enerji ve finansman. Dönüşüm de bu dört sektörden kaynaklanıyor. Biz de kendi sektörlerimizde yatırımlar yaptık. Taahhüt değil gerçek uygulamalarla Türkiye'de bir şirket neler yapabilir göstermek istiyoruz" ifadelerini kullandı.
Yenilenebilir enerji konusunda Türkiye'de iş dünyası için önemli fırsatların olduğunu belirten Koç sözlerini şu şekilde sürdürdü:
"Bir konuya değinmek istiyorum. Liderlik dedim. CEO'muz Levent Bey'in hoşuna gitmeyecek ama obsesif bir insan kendisi çevre konularında. Bu alanda uzun vadeli yatırımlar kısa vadeli karınızı etkileyebiliyor. Yavaş yavaş paralel gitmeye başlıyor. Kendisi bu kültürü bize yerleştirdi. O da su dayanıklılığıyla ilgili bir panele katıldı. Orada ekosistemden bahsetti, neler yaptığımızı anlattı. Son 6 yılda yüzde 24 daha az su çekimi yapmışız. Yüzde 60 kullandığımız suyu tekrar kullanmışız. Bunların maliyeti var. Bütün ekosistem dayanıklı olmalı. En zayıf halkanız kadar güçlüsünüz.
Biz çok heyecanlıyız hem ev sahipliğine katkı yapacağımız, hem yaptıklarımızı anlatabileceğimiz, hem de o network içinde yeni iş birlikleri ve yatırım imkanlarına erişebileceğimiz için. Çünkü Türkiye'nin iş dünyasına yenilenebilir enerjide çok fazla fırsat var. Sadece geçen sene 13 milyar dolar yatırım yapıldı. Biz dışarıdan yatırım çekebilirsek bu alanda gelişiriz. Emisyon oranlarımız düşer. Hedeflere yaklaşırız. Aynı zamanda burada geliştiğimizde uzmanlık alanlarımız öyle bir noktaya gelecek ki belki de gelişmekte olan ülkelerde Türk uzmanlar bu dönüşümü sağlayan kişiler olacak"