06 Temmuz 2026, Pazartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 06.07.2026 10:32 | Son Güncelleme: 06.07.2026 10:48

Osmanlı soyundan Ayşe Osmanoğlu 1908 Devrimi’ni yazdı: Çırağan, sürgün ve devrim

Ayşe Osmanoğlu’nun yeni kitabı Palace in the Mist, 1908 Jön Türk Devrimi’ni Osmanlı hanedanının aile hatıraları ve saray içi tanıklıklarıyla anlatıyor. Middle East Eye'a göre kitap "yüksek siyaset ile aile dramı arasında ilerleyen, romanla akademik tarih arasında duran sıra dışı bir çalışma."
Fotoğraf: Middle East Eye/ Wikimedia Commons
Fotoğraf: Middle East Eye/ Wikimedia Commons
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Osmanlı hanedanının üyelerinden Ayşe Osmanoğlu, yeni kitabı Palace in the Mist'te imparatorluğun son dönemine aile içinden bir bakış sunuyor. V. Murad ve Mehmed Reşad’ın soyundan gelen Osmanoğlu, 1908 Jön Türk Devrimi’ni yalnızca siyasi bir kırılma olarak değil, Çırağan Sarayı’nda kapalı tutulan hanedan üyelerinin, genç prenseslerin ve dönemin aktörlerinin kişisel hikayeleriyle birlikte anlatıyor.

Middle East Eye’dan Imran Mulla’nın yazısına göre kitap, roman ile akademik tarih arasında duran, gerçek kişilere ve aileden aktarılan hatıralara dayanan sıra dışı bir çalışma.

Hanedan içinden bir anlatı

İngiltere’de yaşayan Ayşe Osmanoğlu, Osmanlı padişahları V. Murad ve Mehmed Reşad’ın soyundan geliyor. Aynı zamanda 1924’te hilafetin kaldırılmasının ardından İstanbul’dan sürgün edilen bir şehzadenin torunu.

Osmanoğlu’nun 3 Temmuz’da Hanedan Press tarafından yayımlanan kitabı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine bu aile mirasının içinden bakıyor. Yazar, kitabın kaynakları arasında dönemin az bilinen hatıratlarının yanı sıra çocukluğunda baba tarafından büyüklerinden dinlediği aile anlatılarının da bulunduğunu söylüyor.

Osmanoğlu, kitabın başında çocukluğunda dedesi, babaannesi, büyük halaları ve amcalarından geçmişe dair pek çok hikaye dinlediğini, bunları hafızasında tutmaya çalıştığını anlatıyor. Bu anlatıların, 20. yüzyılın başında Osmanlı saraylarında yaşayan insanların hayatına dair kendisine özel bir pencere açtığını belirtiyor.

Çırağan’ın ‘altın kafesi’

Kitabın tarihsel arka planı 1876’ya uzanıyor. Osmanlı’yı liberal bir anayasal monarşiye dönüştürmek isteyen Yeni Osmanlılar, 30 Mayıs 1876’da Sultan Abdülaziz’e karşı bir darbe yaptı. Abdülaziz tahttan indirildi, yerine yeğeni V. Murad geçti.

Ancak liberal ve anayasal yönetim yanlısı V. Murad’ın saltanatı çok kısa sürdü. Murad’ın yaşadığı ruhsal çöküntünün ardından yönetmeye uygun olmadığına karar verildi ve taht 1 Eylül 1876’da kardeşi II. Abdülhamid’e geçti.

Bu dönemde anayasa ilan edildi ve parlamento açıldı. Fakat kısa süre sonra II. Abdülhamid parlamentoyu feshetti, muhalifleri tutuklamaya başladı ve kendi ailesini de tehdit olarak görerek denetim altında tuttu. V. Murad ile oğlu Şehzade Mehmed Selahaddin de Çırağan Sarayı’nda yıllarca kapalı tutulan isimler arasındaydı.

Middle East Eye yazısında, Osmanoğlu’nun kitabının bu kapatılmış hayatları yalnızca siyasi bir arka plan olarak değil, ailenin iç dünyası üzerinden anlattığı belirtiliyor. Çırağan Sarayı, kitapta hem ihtişamın hem de hapsin sembolü olarak öne çıkıyor.

Abdülhamid’in son yılları

Palace in the Mist, II. Abdülhamid’in sert yönetiminin son yıllarında başlıyor. Osmanoğlu, dönemin siyasi gerilimini ayrıntılı ve görsel bir anlatımla kuruyor; padişahın kıyafetlerinden saray odalarının atmosferine kadar pek çok ayrıntıya yer veriyor.

Kitapta ihanet ve isyan duygusu merkezli bir yerde duruyor. Yüzbaşı Hafız İsmail Hakkı gibi Jön Türk karakterleri, imparatorluğu anayasal bir düzene taşımak için padişaha karşı gelmenin ahlaki ve siyasi sonuçlarıyla boğuşuyor.

Anlatıda, devrimci hücrelerin gizli toplantıları, saray içindeki korku atmosferi ve Abdülhamid yönetiminin paranoyası yan yana ilerliyor. Osmanoğlu, 1908’e giden süreci yalnızca büyük kararların tarihi olarak değil, kuşku, sadakat, korku ve kopuşların tarihi olarak da ele alıyor.

Saraydaki kadınların hikayesi

Kitabın dikkat çeken yanlarından biri de Osmanlı hanedanının kadınlarına ayırdığı alan. Osmanoğlu, kapatılmış saray hayatı içinde büyüyen genç sultanların dünyasına da odaklanıyor.

Bunlardan biri, V. Murad’ın torunu Rukiye Sultan. Kitapta Rukiye, Sir Arthur Conan Doyle’un II. Abdülhamid’e hediye ettiği Sherlock Holmes romanlarını tutkuyla okuyan genç bir prenses olarak anlatılıyor.

Bir diğer karakter ise V. Murad’ın kızı Prenses Hatice. Hatice’nin genç Kemaleddin Paşa ile gizli aşk yazışmaları, saray hayatının baskıcı kuralları içinde trajik bir hikayeye dönüşüyor. Yazışmaların ortaya çıkmasıyla Hatice gözden düşüyor, Kemaleddin Paşa ise sürgüne gönderiliyor. Yıllar sonra İstanbul’a döndüğünde Hatice onu görmeyi reddediyor.

Osmanoğlu’nun anlatısında bu kişisel hikayeler, imparatorluğun siyasi krizleriyle iç içe geçiyor. Sarayda düzenlenen görkemli davetler, kristal avizeler, şerbet ve kakule kokulu kahve gibi ayrıntılar, kapalı ve ayrıcalıklı bir dünyanın atmosferini kuruyor.

1908'de kırılma anı

Kitabın merkezindeki büyük siyasi kırılma Temmuz 1908’de yaşanıyor. Jön Türkler, II. Abdülhamid’i 1876 Anayasası’nı yeniden yürürlüğe koymaya ve parlamentoyu tekrar toplamaya zorluyor.

Bu süreçte şeyhülislamın tavrı kritik rol oynuyor. İsyancılara karşı fetva vermesi istendiğinde, şeyhülislamın anayasanın şeriata uygun olduğunu söylemesi, Abdülhamid yönetiminin elini zayıflatıyor.

Böylece parlamento yeniden devreye giriyor ve padişahın mutlak otorisi sınırlanıyor. Bu gelişme, yalnızca imparatorluğun yönetim biçimini değil, Çırağan’da kapalı tutulan V. Murad ailesinin hayatını da değiştiriyor. Devrim, Murad’ın ailesine yıllar sonra özgürlük getiriyor.

Kısa süren umut

Ancak Osmanoğlu’nun kitabında 1908 Devrimi yalnızca özgürlük ve anayasa hikayesi olarak anlatılmıyor. Middle East Eye yazısına göre kitap, devrimin kısa sürede nasıl hayal kırıklıklarıyla çevrelendiğini de gösteriyor.

Liberal gazeteci Ali Kemal, kitapta öne çıkan isimlerden biri. Yakın dönem İngiltere başbakanlarından Boris Johnson’ın atası olan Ali Kemal, özgürlükçü fikirleri ve basın mücadelesiyle anlatıda yer alıyor.

Buna karşılık Jön Türk hareketi içinde merkeziyetçi ve bürokratik devlet anlayışı giderek güç kazanıyor. Abdülhamid’in kız kardeşinin oğlu Prens Sabahaddin, imparatorluğun ayakta kalabilmesi için vilayetlere özerklik verilmesi gerektiğini savunsa da bu görüş etkili olamıyor.

Devrimin gölgesinde yeni otoriterlik

Kitapta devrimin ardından gelen süreç de hayal kırıklığıyla örülüyor. Hoşnutsuz askerler ve medrese öğrencilerinin başlattığı silahlı ayaklanma, Jön Türklerin sert müdahalesiyle bastırılıyor. Bu noktada devrimci hareketin kendi otoriter reflekslerini geliştirdiği anlatılıyor.

II. Abdülhamid, ayaklanmayı yatıştırmakla suçlanıyor, ardından tahttan indiriliyor ve İstanbul’dan sürgün ediliyor. Yerine Osmanoğlu’nun atalarından Mehmed Reşad geçiriliyor.

Ancak bu değişim imparatorluk için huzurlu bir dönemin başlangıcı olmuyor. Osmanoğlu’nun kitabı, 1908’in açtığı anayasal umutla onu takip eden yeni gerilimler arasındaki mesafeyi gösteriyor.

Romanla tarih arasında

Middle East Eye yazısında Palace in the Mist'in tür olarak kolay sınıflandırılamadığı belirtiliyor. Kitap, bir yandan roman gibi okunuyor; diğer yandan tüm ana karakterlerin gerçek kişiler olması ve anlatının hatıratlara, aile anlatılarına ve tarihsel kaynaklara dayanması nedeniyle akademik tarihe yaklaşıyor.

Osmanoğlu’nun süslemeye mesafeli durması, kimi karakterlerin zaman zaman daha az derinleşmiş hissedilmesine yol açsa da yazıya göre bu tercih kitabın tarihsel doğruluğunu ve sahiciliğini güçlendiriyor.

Imran Mulla, kitabı “yüksek siyaset ile aile dramı arasında zarafetle ilerleyen” bir çalışma olarak tanımlıyor. Yazıya göre Osmanoğlu, Osmanlı tarihini sevenler için hem içeriden hem de kişisel bir okuma sunuyor.

Kaynak: Gazete Oksijen