Müjde Yazıcı Ergin
Bugün Türkiye müzik endüstrisini -tabiri caizse- işgal etmiş olan Türkçe rap müziğin doğum tarihi 30 yılı aşıyor. Bazıları için son yıllarda birkaç isimle bir anda ortaya çıkmış, yeni jenerasyona has, modası gelip geçici bir tür gibi algılansa da, bugün Z kuşağının en popüler “hobisi” olan Türkçe rap, Z kuşağından daha yaşlı. Hip hop kültürü bir avuç insan için halen hobiden, listelerden, dinlenme sayılarından, yarattığı sanal şöhretten öte, belirli duruşu olan bir yaşam biçimi ve öyle akşamdan sabaha bir anda popüler olmadı. Türkçe rap Almanya’da doğdu. İlk kez Almanya doğumlu ilk kuşak rapçiler tarafından icra edildi. Erken dönemlerde Mazhar-Fuat-Özkan, Aylin Livaneli, Sertab Erener ve Cem Karaca gibi isimlerin ritimler üzerine konuştukları teknik olarak rap benzeri şarkılarının olduğunu konudan uzaklaşmadan hatırlatmak gerek. Bilinen en eski rapçilerden biri 1980’lerin ikinci yarısında Berlin’de rap yapan Boe B, yani Bülent İpek. İlk yıllarında İngilizce ardından Türkçe rap yazan Boe B., Islamic Force grubunun kurucularındandı. İsmine rağmen söylemleri çok da İslami olmayan bu grubun kuruluş amacı esasen Almanya’daki Müslüman azınlıkları hip hop çatısı altında toplamaktı. Fakat 2000 yılında Boe B.’nin erken ölümüyle Islamic Force grubu da, fikri de maalesef orada sona erdi. Bugün rap dünyasında fazlaca “respect atılan” (saygı duyulduğu ifade edilen) Boe B.’nin Türkçe rap kitlesi içinde de aslında çok iyi bilindiğini söyleyemeyiz. En basit örneği, Wikipedia hatasıyla Boe B.’nin ölüm günü 19 Kasım 2000 olarak bilinse de doğru tarih 16 Mart 2000. Her yıl yanlış tarihte, kendi efsanesini anmak Türkçe rap kitlesiyle oldukça örtüşüyor maalesef. 1980’ler sonu ve 1990’larla birlikte hayata dair yaşadıklarını şarkılara döken King Size Terör, Islamic Force, Fuat (Ergin), Azra, Sert Müslümanlar, İkinci Nesil gibi isimler Türkçe rap’in temellerini Almanya’da attı. Ülkenin birçok şehrinde Türk rapçilere rastlanabiliyordu, Münih, Heidelberg, Hamburg, Nürnberg’te kendi partilerini düzenliyorlardı. O dönem Türkçe yazdıkları şarkıları, az sayıdaki Türk gurbetçiler ve dillerini bilmeyen Alman seyirciyle buluşturuyorlardı.Cartel patlaması
90’ların sonundan itibaren Almanya’dan Türkiye’ye ulaşan kasetlerle yerli, kendi ufak, kapalı kitlesini oluşturan Türkçe rap, ilk kez 1995’teki Cartel patlamasıyla ülkenin damarlarına nüfuz etti. Arkasında Alman-Türk ortaklı büyük bir plak firması olan Cartel’in Türkiye’de yaşadığı dev patlama milliyetçi tabanlı sosyo-politik rüzgarla daha da büyüdü. O dönem Solingen ve Mölln’de Naziler’in Türk evlerini yakması medyada fazlaca yer bulurken, kendilerini “Cehennemden çıkan çılgın Türk” olarak siyasi konjonktüre de hayli uygun bir şekilde ifade eden gurbetçi gençler dinleyicinin ilgisini çekti. Kaset ve CD satışlarının ön planda olduğu 2000’lerin ilk döneminde yapımcılar, şarkıların tüm haklarını müzisyenlerin ellerinden alıp kimseye para kazandırmadıkları sözleşmelerle işleri zorlaştırırken, rapçilerin ana akımda yer bulmaları oldukça zordu. İlk kuşak rapçilerden birkaç isim medyada varlık gösterebilirken, bu isimler dışında başka rapçi yokmuş algısı hakimdi. Türkiye’de rap’in birkaç isimle ifade edildiği dönemlerde dahi, bir pazar günü (ses sisteminin mutlaka berbat olduğu) herhangi bir mekanda, en az 20 MC’nin çıktığı rap partileri düzenlenebiliyordu. İngilizlerin Hintli öğrencilere logaritma cetvelini ezberletmeleri ve bu sayede Hintlilerin bilişimde dünya devi olmaları gibi özellikle ikinci kuşak rapçilerin yok sayılma süreçleri, kötü mekanlara tıkılmaları, hor görülmeleri, onları sosyal medyayı çok iyi kullanan, bugün dijital çağda ne yapması gerektiğini bilen, dijital yarışta çok daha deneyimli birer müzisyen yaptı. Müzik endüstrisi üzerinden fiziki satışlarla milyonlar kazanmış olan 80’ler ve 90’ların star isimlerinin Youtube’un ne olduğunu asistanlarından daha yeni yeni duydukları dönemlerde bu çocuklar Youtube’a “live session” videolar yüklüyorlardı.
Görmezden gelindiler
Türkiye’de rap müzik ve rapçiler çok uzun yıllar büyük bir kesim tarafından görmezden gelindi; kendi içlerinde dahi... Rap müziğin ikinci patlama döneminde evlere, ailelere, teyze, çocuk birçok kesime ulaşmasında önemli rol oynayan Sagopa ve Ceza gibi isimler de aslında kendileri ile yanlarındaki MC’ler dışında kimse yokmuş gibi davrandılar ve bu gibi nedenlerle Türkçe rap’in camia olarak kabulü ve ana sahneye çıkışı gecikti. Ayrıca genel anlamda rap dünyasında fazlaca dezenformasyon ve belli noktalarda zorbalık söz konusu. Türkçe rap camiası her ne kadar müzik dünyasının en ‘genius’larına sahip olsa da bir taraftan da bazı örnekleriyle meydanı boş bulmuşlarla dolu, ilginç bir yer. Ancak dijital dünyaya oldukça hakim olan rapçiler, önleri “geleneksel entrikalarla” kesilemediği için kaçınılmaz şekilde bu yarışta öne geçtiler. Dün alttan gelen genç rapçileri yok sayanlar bugün popülerliklerinden faydalanmak için sıraya giriyor. Müziğin toplumların sosyo-politik yaşamının bir yansıması olduğunu düşünürsek Türkiye’deki rap müziği özetle Türkiye gibi. İfade özgürlüğünü temsil eden rap müziği yıllar içinde şekil değiştirse de hala insanlara ilham vermek için rap yapan rap sanatçıları var. Sosyal medyanın yönlendirmesi, rap’ten ekonomi elde edilmeye başlanması bir zamanlar anlamı olmayan şarkıları, bir zamanlar eleştirilecek konuları günümüzde yaygın hale getiriyor fakat zamanın ruhu bu. Sadece apolitik olarak tanımlanan Z kuşağına değil, genele yayılan bir hedonizmin yansıması olarak “kafa karıştıran” şarkılar yerine pek tabii ki kolay dinlenen, eğlenceli şarkılar tercih ediliyor. Sadece Türkiye’de değil, dünyadaki örnekleri de böyle. Rap Amerika’daki kulüplerde Afro Amerikan’ların eğlence aracıyken, içlerinden bazı MC’lerin çıkıp “Hey! Bir şeyler anlatmalıyız!” demesiyle politikleşti. Afro Amerikanların bu sözleri yazarkenki motivasyonu; suyu, elektriği olmayan çöp dolu alanlara itilmiş olmaları, ikinci sınıf insan muamelesi görmeleri ve baskı altında yaşamalarıydı. Public Enemy, X-Clan, Poor Righteous Teachers, Disposable Heroes of Hiphoprisy, The Last Poets gibi isimleri örnek gösterebilirim. İlk dönem Türk rapçilerde de protest tavrın bugüne oranla çok daha fazla benimsenmiş olduğu görülüyor. Bu jenerasyonlarla, dönemlerin sosyal politikalarının MC’ler üzerindeki yansımasıyla ilgili tabii ki. Akıllı telefonlara, tabletlere doğan Z kuşağı ile Körfez Savaşı’nı televizyondan canlı izleme şokunu atlatamayan, politize kuşağı kıyaslamak doğru olmaz. Rap müzik popüler olunca pop dünyası da, Türk medyası da, firmalar da yüzünü bu dünyaya dönmüş durumda. Sunduğu her çeşit karakterle Türkçe rap artık varlığını kabul ettirdi. 30 küsur yılın sonunda oyuna dil bilen, vizyon sahibi veya aynı zamanda aşırı boş genç MC’lerin katılmasıyla kirli suların berraklaştığı, kimin ne olduğu, eski-yeni herkesin gerçek kapasitesinin ortaya çıktığı, demokratik bir alan artık Türkiye hip hop dünyası. Elbette büyük bir kakafoni var; iyiyi-kötüyü seçmek dinleyicinin algı kuvvetine kalıyor.
Nasıl bu kadar yayılabildi?
Almanca rap'in önünü Türkler açtı
İçerik her yerde benzer