18 Nisan 2024, Perşembe
Haber Giriş: 06.03.2022 23:03 | Son Güncelleme: 06.03.2022 23:28

Nükleer savaşı nasıl engelleriz?

Rusya’nın Sovyetler dönemine kıyasla bugün çok daha zayıf olması nükleer savaş ihtimalinin daha yüksek olabileceğini ima ediyor. Bu da güncel Rus stratejisinin, konvansiyonel savaşta bir gerileme durumunda taktik nükleer silahlara öncelik vermesine sebep olabilir
Nükleer savaşı nasıl engelleriz?

Ross Douthat/The New York Times

Eylül 1983'te Stanislav Petrov, Sovyet ordusunda ABD üzerindeki erken uyarı uydularını izleyen komuta merkezine çalışan bir albaydı. Bir vardiyası sırasında alarmlar çaldı, görünüşe göre Amerikalılar beş adet Minuteman kıtalararası balistik füzesi fırlatmıştı.

SSCB'nin Sovyet hava sahasına giren bir Kore uçağını düşürmesinden sadece birkaç hafta sonra gerçekleşen olay Soğuk Savaş geriliminin zirvesinde yaşanıyordu. Petrov, füzelerin hedeflerini vurmasına tahminen dakikalar kala saldırıyı komuta zinciri üzerinden rapor edip etmemeye karar vermek zorundaydı. Bu da hızlı bir misilleme saldırısını tetikleme ihtimali demekti.

Hem sezgisi nedeniyle hem de gerçek bir ilk saldırının beşten fazla füzeyle gerçekleşeceği varsayımında bulunarak uyarıyı bir arıza, yanlış bir alarm olarak bildirmeye karar verdi. Gerçekten de öyleydi. Uydu, bulutlardan yansıyan güneş ışığını yanlışlıkla füze gibi okumuştu.

Petrov 2017 yılında öldü. Umarım milyonlarca hayat kurtaran birine yakışacak bir yerdedir. Bugünse Batı, arka planda nükleer cephanesi olan Rusya’nın yürüttüğü Ukrayna işgaline karşılık vermeye çalışırken, Petrov’un o gün verdiği karar üzerinde düşünülmesi için iki sebep var.

Bunlardan ilki, felakete ramak kalan anların sadece Küba füze krizi gibi gerilimi tırmandırma politikaları nedeniyle değil tesadüfler ve hatalar yüzünden de yaşandığı Soğuk Savaş sırasında, dünyanın bir nükleer şavaştan sakınmasının ne kadar büyük bir şans olduğunun hatırlatılması. Bu yüzyılda nükleer savaş çıkarsa muhtemelen benzer bir öngörülemeyen durum veya kaza yüzünden olacak.

Ancak Petrov'un konumunu tam olarak hangi sebeple bu denli önemli olduğunu düşünmekte de yarar var: Ya gerilimi tırmandırıp kıyamete giden yolu açacaktı ya da tırmandırmayıp kendi halkının yenilgiye uğramasına sebep olacaktı. Ayrıca, içinde bulunduğu zor durumdan nasıl bir çıkış yolu bulduğuna da kafa yormak gerek. Beş füze gerçekte ülkesini yenilgiye uğratmaya yetmezdi. Bu olay hem uyduların hata yaptığını kanıtlıyordu hem de ülkesinin kaderinin onun elinde olmadığına işaret ediyordu.

Petrov’un bu deneyimi, nükleer silah sahibi güçler arasındaki çatışmalara dair genel bir doktrini doğruluyor. Düşmanınızın seçeneklerini daraltıp onları gerilimi tırmandırmak ya da yenilgiye uğramak arasında kıyamet gibi bir karar vermeye itmektense kendinizi kısıtlamak genellikle daha iyidir.

Burada savaşacağız, şurada savaşmayacağız gibi açık taahhütler nükleer dünyanın takas aracıdır. Amaç tırmanan gerilimin sorumluluğunu düşmana vermek, olası kıyametin yükünü vermek ve aynı zamanda farklı bir yol seçebileceğini de hissettirmektir. Konvansiyonel savaşta genellikle işe yarayan öngörülemeyen tırmanışlar ve maksimalist hedefler, nükleer barışın düşmanıdır. Çünkü bu tür durumlar düşmanı 1983’te Petrov’un kendini içinde bulduğu, kazananı olmayan senaryoda olduğu biçimde tehdit eder.

Geçmişte yaşanan bu tür olayların, şu andaki stratejimiz üzerinde çeşitli etkileri var. Birincisi, Rusya'nın işgalinden önce ABD'nin Ukrayna'ya güvenlik garantisi vermesi gerektiğine inansanız bile, şimdi artık savaş başladığına göre önceden çizdiğimiz çizgilere bağlı kalmamız gerektiği. Bu herhangi bir NATO müttefikini savunmaya, Ukrayna'yı da yaptırımlar ve silahlarla desteklemeye evet demek. Fakat aynı zamanda uçuşa yasak bölgeye veya Ruslara karşı ilk ateşi açmamızı zorunlu kılabilecek herhangi bir önleme kesinlikle hayır demek anlamına geliyor.

İkincisi, ABD’li yetkililerinin Moskova’da bir rejim değişikliği hakkında konuşmalarının son derece tehlikeli olduğu anlamına geliyor. Örneğin, pervasız Senatör Lindsey Graham dünyanın Rusya Başkanı Vladimir Putin’den kurtulması için bir Brutus gibi ya da 1944’te Hitler’e suikast girişiminde bulunan Stauffenberg gibi bir hamlede bulunulması çağrısı yapıyor. Nükleer silahlı düşmanınızı, stratejinizin onların iktidarını (ya da hayatını) sona erdirmeye yönelik olduğuna inandırırsanız, onları tekrar Albay Petrov'u düştüğü tuzağa iterek seçeneksiz bırakıyorsunuz demektir.

Üçüncüsü, yine geçmişte yaşananlar gösteriyor ki Rusya’nın Sovyetler dönemine kıyasla bugün çok daha zayıf olması nükleer savaş ihtimalinin daha yüksek olabileceğini ima ediyor. Putin’in küçük imparatorluğuyla karşılaştırılacak olursak Sovyetler Birliği’nin konvansiyonel bir savaşta mağlup olması durumunda varoluşsal bir tehdit yaşamadan verebileceği daha fazla taviz vardı. Bu da güncel Rus stratejisinin, konvansiyonel savaşta bir gerileme durumunda taktik nükleer silahlara öncelik vermesine sebep olabilir.

Nükleer risk gerekli değil

Bu, durumu bizim için daha tehlikeli hale getirse de aynı zamanda uzun vadede Putin'i yenmek için vahşi nükleer riskler almamız gerekmediği konusunda da bize özgüven vermeli. Er ya da geç onunla savaşmak zorunda kalacağımızı savunan sesler unutmamalı ki kuşatma, vekalet savaşları ve hatların dikkatle çizilmesi sayesinde Batı Almanya’yı ve Fransa'yı alma tehdidi savuran Sovyetler yenildi. Şu an ise, Ukrayna'nın başkenti Kiev'in eteklerinde bataklığa saplanmış bir Rus ordusu söz konusu.

Sovyetler Macaristan'ı, Çekoslovakya'yı veya Afganistan'ı işgal ettiğinde bile doğrudan çatışma konusunda son derece özenliydik. Sonuç nükleer savaşsız bir Soğuk Savaş zaferi oldu. Nihayetinde bizi yenme olasılığı daha düşük ve köşeye sıkıştırılırsa nükleer pervasızlığa başvurması daha muhtemel olan zayıf bir rakibi kışkırtmak, ölümcül ve varoluşsal bir budalalık olur.

© 2022 The New York Times Company