25 Eylül 2022, Pazar
Haber Giriş: 28.06.2022 11:04 | Son Güncelleme: 28.06.2022 11:33

Sibel Oral, Cüneyt Arkın'ı yazdı: Ne geldiği yeri ne yoksulluğunu unuttu, özlüyordu

Sibel Oral, Benim Kahramanım Türk Halkıdır'ı Oksijen'e anlatan Cüneyt Arkın'ı ve röportaj günü yaşananları yazdı: En çok da bozkırda geçirdiği çocukluğunu, köpeğini, babasının hayvanlarını, tabiata olan düşkünlüğü ile inancını anlatırken duruyordu. Ne geldiği yeri, ne yoksulluğunu unuttu, özlüyordu
Fotoğraflar: Oksijen özel
Fotoğraflar: Oksijen özel

Sibel Oral / sibelo@gmail.com

Uzun yıllardır sadece edebiyat alanında söyleşiler yapan biri olarak Cüneyt Arkın’la söyleşi önerisi geldiğinde önce tedirgin oldum ama daha sonra bu tedirginlik yerini heyecana bıraktı. Çünkü aslında Cüneyt Arkın her ne kadar edebiyatçı olmasa da öyküler yazmış, dergiler çıkarmış; Cemal Süreya, Gülten Akın gibi isimlerin yakınında bulunmuş kafasını yazıya, edebiyata yormuş biriydi.  

Sohbetimizin temeli yeni yayımladığı Benim Kahramanım Türk Halkıdır olacaktı, kitapta az da olsa edebiyata olan tutkusundan biraz da olsa bahsediyordu. Buradan aldığım güçle evinin kapısından içeri girdiğimde beni hayat arkadaşı, yoldaşım dediği Betül Hanım karşıladı.

Cüneyt Arkın da biraz sonra ağır adımlarla koridordan salona yöneldi. Heyecanlandım, ayağa kalktım, eliyle otur dercesine hareket ettirdi, oturamadım; ağır adımlarla salona girmesini bekledim, elimi uzattım, oturdu. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından “İhtiyarlık zor” dedi, iyisiniz dedim ve devam ettim, “Kitap yazacak kadar iyisiniz.” Güldü. Kitaptan yola çıkarak konuşmaya başladık. Cüneyt Arkın benim için de kahramandı ama daha çok Vatandaş Rıza ve Maden filminin kahramanı.Kitapta yer alan anıları doğrultusunda konuştuk, arada duruyor, düşünüyor ben de cümlesini tamamlamasını bekliyordum. Bu arada durmaları belli ki geçmişten kapısını çalan anılarına doğru yolculuk etmesi ve o anda sanki o anları yeniden yaşıyor oluşuydu. En çok da bozkırda geçirdiği çocukluğunu, köpeğini, babasının hayvanlarını ve babasının tabiata olan düşkünlüğünü ve inancını anlatırken duruyordu.Söz Fatma Girik’e geldiğinde ise gözleri dolmuştu. Karşımda hâlâ anlattığı zamanların duygularını yaşayan ve belki de o günleri özleyen, kendi içinde yaşayan bir adam duruyordu. Kitaptan yola çıkarak kahramanlık meselesine gelip "Siz de kendi hayatınızın kahramanısınız" diye sorduğumda ısrarla ve biraz da tatlı sert bir biçimde "Hayır ben kahraman değilim" dediğini hatırlıyorum.

"Cemal Süreya’yı anlatırken heyecanlıydı"

 Sohbetimiz edebiyata gelince şaşırmıştı. Hatta Erde Us mahlasıyla yazdığı öykülerden birini okuduğumu söylediğimde gözleri parlamıştı. Gülten Akın’a olan hayranlığını, Cemal Süreya’yla olan dostluğunu anlatırken heyecanlıydı.O zamanlar yazdığı birçok öykü varmış, "Onlar nerede yeniden yayımlanmaz mı?" diye sorduğumda ise üzülmüştü: Yıllar içinde hepsi kayboldu…

"Ne geldiği yeri, ne yoksulluğunu unutmuştu"

 "Yeniden yazacak mısınız?" soruma zaten durmadan yazdığını söyledi. Köyleri, bozkırı, babasının geceleri otlattığı koyunları, otların hışırtısını, gelincikleri…Ne geldiği yeri, ne yoksulluğunu unutmuştu, özlüyordu. Şimdi çok sevdiği, mübarek dediği toprağa, tabiata, çok özlediği anne ve babasına kavuşacak..