Galatasaray’ın, Barcelona’yı yenmesi için yüzde 100’üyle sahada olması gerekiyordu. Oysa henüz kadrolar açıklandığında dahi yüzde 100’ü yoktu! Sürpriz bir tercih olmasa da sağ bekte Barış Alper oynayacaktı. Alternatifi ise Sallai’ydi. Sonuçta ikisi de sağ bek orjinli olmayan oyunculardı…
Şampiyonalar Lig yüksek yoğunluk isteyen, en ufak konsantrasyon hatasını affetmeyen bir organizasyon. Kaliteniz düşük kalabilir ama en iyi halinizle hazır olmalısınız. Bunu en iyi bilen kulüplerden biri Galatasaray. Fakat engin tecrübesine rağmen iki sezondur Şampiyonalar Ligi macerasına, turnuvaya yakışmayacak eksiklerle başlıyor. Sezonun ikinci maç haftasında sağ beksiz… Stoper tandemini değiştiriyor ve sol bekini oraya koyuyor. Orta sahada alternatifi olmayan Lemina’yı da tam hazır olmadan oynatıyor.
Tüm bunlara rağmen, Barcelona karşısında olabilecek en iyi ilk yarıyı oynadı. Barcelona henüz ilk dakika içinde rakip yarı sahaya yerleşerek, bildiği oyunu oynamaya çalıştı. Fakat bu çalışma, ilk yarı boyuca meyve vermedi. Hem stadın gürültüsü hem Galatasaray’ın baskısı, Barcelona’nın adaptasyonunu geciktirdi. Katalan ekibi sıklıkla yay çevresinden şutlara ihtiyaç duydu.
Büyük ihtimalle kuranın çekildiği gün, Galatasaraylı oyuncular bu maçta topla çok fazla buluşamayacaklarını biliyorlardı. Önemli olan rakibi karşılarken nasıl durmak gerektiğiydi. Bu işi olabildiğince iyi becerdi Galatasaray. Telaşlı hamlelerden kaçındı. Duygularına yenilmedi. Fakat orta sahada hem Lemina hem Torreira kötü günündeydi. Yüzde 100’den uzaklaşmak için bir başka neden.
Galatasaray topu kazandığında da aynı verimi ortaya koyamadı. Pas yapmaktan kaçındı. Uzun vurmayı denedi. Barcelona gibi bir takım karşısında böyle bir tercih anlaşılır. Üstelik en uçta Osimhen gibi bir tehdit varsa! Fakat o da sakatlıktan döndü ve tam performansında değil. İlk 16 dakikada üç kez ofsayta düştü. Kendisine gelen topları efektif kullanamadı. Leao ise yüzünü kaleye bir kez dönebildi, onda Batrakov’un golünü (28. dakika) getirdi.
Yani Galatasaray yüzde 100’ünden çok uzaktı. Buna rağmen golü buldu. Hatta top, ikinci kez de filelerle buluştu. Fakat VAR, ofsayt kararını verdi. 2-0, gecenin hikayesini başka bir yere götürebilirdi; tersi oldu. Hem skor 1-0’a geri döndü hem de rakip İstanbul'da bir soluklanma imkanı yakaladı.
Oyunun yeniden başlamasının ardından işi ciddiye tutan Flick’in öğrencileri, ilk yarı bitmeden beraberliği yakaladı. Sol bekleri Cancelo’nun golüyle… Yani Galatasaray’ın zayıf bölgesinden, savunmanın sağından…
Soyunma odasına 1-1’le girmek Galatasaray için gayet iyiydi. Fakat, soyunma odasından dönüşte başka bir Galatasaray vardı. Ya da daha önceden hatırladığımız Galatasaray!
Okan Buruk’un öğrencileri, bir Şampiyonalar Ligi maçında daha yine kısa süreliğine şalteri indirdi ve devamında geri dönemedi. Hatırlayalım: İki sezon önce Bayern ve United maçlarında altı dakika içinde ikişer gol yemişti Sarı-Kırmızılılar. Geçen sezon Frankfurt deplasmanı benzerdi. Monaco deplasmanında, çok iyi geçen ilk yarının ardından maçı 1-0 kaybetmişti ama rakip kısa sürede daha fazlasını bulabilirdi. Liverpool deplasmanı da 51 ve 62. dakikalar arasında gelen üç golle sona ermişti. Bu sezonun ilk haftasında da Sporting maçı altı dakikada çözüldü.
Barcelona maçı da listeye eklendi. Aslında sonuncusu, listeye girmesi en uygun karşılaşmaydı. Ne de olsa sezonun en iyi takımı ve kıtanın en iyi oyuncusu sahadaydı.
12. dakikada Lemina ile sürtüşürken, Arjantin - İngiltere maçındaki Lionel Messi gibi kafasını sallayan Lamine Yamal, ikinci yarıda maça ağırlığını koydu. Önce Gordon’a ortasını yaptı, gol çıkmadı. Ardından 50’de Fermin’e, 53’te Gordon’a asistlerini yaptı. Benzerini ilk yarıda Olmo’ya da servis etmişti zaten. Eğer sahada Lamine Yamal varsa, skorun beş dakikada kopması şaşılacak bir durum değil. Dördüncü golün başlangıcı da genç yıldızın ayağından çıkacaktı.
Fakat Galatasaray için skordan ve Yamal’dan bağımsız negatif bir durum var. İkinci yarı başında kısa süreliğine karanlığa gömüldü. Ardından da maçı küskün ve isteksiz bir şekilde bitirdi. Karşılaşmayı erkenden sonlandırdı. Oyuna sonradan girenler de aynı ruh halindeydi. Sara, neden Batrakov’un tercih edildiğini gösterdi. Lesley, sakatlıktan çıkan Lemina’dan fazlasını veremedi. Sane, Yunus’tan daha iyi değildi. Onlardan maçı çevirmesi beklenmiyordu ama bir enerji de katamadılar.
Galatasaray kendi yüzde 100’üyle sahada değildi. İlk 11’i yamalıydı. Kulübesi de yetersizdi. Her maça en iyi halinizle çıkamazsınız ama en kötüsü, Galatasaray maçın yüzde 100’ünde de yoktu. Bir kez daha erken kırıldı, bir kez daha pes etti, bir kez daha maç bitmeden tükendi.
Belki de Pedri ve Rodri’nin merkezde bu kadar rahat pas yapabilmesi, devamlı boşluğu görebilmeleri; topla oynamaya alışmış rakiplerinin canını sıkıyordur. Ya da iyi geçen bir ilk yarının ardından ikinci yarıya gol yiyerek başlamak moral bozuyordur. Kimin bozmaz ki? Oysa iki zıt örnek var dün geceden.
Aynı saatlerde Viking, 2-0 öne geçtiği maçta Bayern’den 15 dakikada üç gol yedi. Turnuvaya ilk kez katılan Norveç temsilcisi, şampiyonluk favorisi rakibinden yediği gollerin ardından havlu atabilirdi. Onun yerinde son dakikalarda 3-3’ü bulmayı tercih etti.
Milano’da ise C.Burgge, Inter’den üç gol yemesine rağmen hiç düşmedi. Hep daha fazlasını istedi. Böylece evine 4-3’lük galibiyetle döndü.
Herhangi bir takımdan, diğer sonuçlara bakarak bir Barcelona galibiyeti istemek hakkaniyetli olmaz. Galatasaray’ın, güçlü rakibinden puan alamaması işin doğalı. Fakat Avrupa’nın vitrin akşamlarında oynadığınız bir maçın koca bir devresini pes etmiş bir şekilde geçirmek şık değil. Üstelik bu tek bir güne mahsus bir olay değil. Üç ayrı sezonda yedi maçı benzer şekilde kaybetti Galatasaray. Önce bir anlık karanlık, ardından son düdük için geçmesi beklenen dakikalar…
Galatasaray’ın o üç sezonunda Liverpool ve Juventus galibiyetleri de var. Peki hangi Galatasaray esas olanı? Bunu kalan altı maçta göreceğiz. İlk 24’e girmesine yetecek puanları toplayabilir. En azından PSG maçına kadar biraz daha dişine uygun bir fikstür bulacak.
Fakat hedef maçlarına çıkacak Galatasaray’ın kadro yapısı, tıpkı Barcelona karşılaşması gibi. İki ayrı uçta… Bir tarafta yüksek bonservisli yıldızlar, diğer tarafta eksik bölgeler. Oysa Şampiyonalar Ligi ne eksik mevkileri ne de şalteri kapalı dakikaları mazur görür.
Kaynak: Gazete Oksijen