Galatasaray bu sezonki Şampiyonlar Ligi kuralarının çekildiği gün Barcelona’yla eşleştiğinde taraftarları şanssızlıktan dert yanmıştı. Öyle ki son iki sezonun şampiyonu PSG ile oynayacak olmak bile o kadar üzüntü vermemişti. Ne de olsa herhangi bir birinci torba takımıyla oynanacak deplasman maçı kolaylıkla gözden çıkarılabilirdi. Puan hesapları için iç saha maçları çok daha önemliydi. Fakat geçen sezon Galatasaray’ın enerji kaynağı olan İstanbul kozunu Barcelona ile doldurmak, bir avantajı kaybetmek gibiydi.
Bunun çok basit bir sebebi var. Geçen seneyi iyi geçiren Barcelona, Avrupa’da bu sezona da en iyi başlayan takımlardan biri, belki de birincisi! Katalan ekibi, geçen sezon şampiyonluğu garantiledikten sonra oynanan formalite maçlarını saymazsak son sekiz ayda sadece bir kez, o da La Liga'nın güçlü takımlarından Atletico Madrid'e yenildi. Bu sezon ise şimdiden 9 maçta 39 gol attılar.
Peki bu takımın eksikleri yok mu? Elbette eldeki tüm bu veriye rağmen her fani takım gibi Barcelona’nın da kusurları var. Hansi Flick ve öğrencilerinin iyi özellikleri herkesin malumu. Fakat aşağıda bunları sıralamayacağız. Barcelona’yı küçümsemek için değil. Zira onlar saygıyı sonuna kadar hak eden bir takım. Fakat spor, en iyinin bile kusurlu olması sayesinde güzel. Tam da bu sebepten her müsabaka, öncesinde bir merak uyandırmıyor mu?
Girizgahı kapatmadan önce altını çizelim. Listedeki maddelerin geçerli olabilmesi için ilk varsayımımız Galatasaray’ın da sahada yüzde 100’üyle bulunması gerekliliği. Onu da bu sezon henüz göremediğimizi kabul edelim. Fakat burası Şampiyonlar Ligi! Herkes için bir vitrin…
Geçen sezonun ikinci maç haftası iyi bir örnek sayılabilir. Sezona büyük miktarda paralar harcayarak giren Premier League şampiyonu Liverpool, grup aşamasını Frankfurt deplasmanında beş gol yiyerek açan Galatasaray’ı ziyaret etmişti. Beklenti, Liverpool'un gol yağdıracağı yönündeydi. Ama sonuç tam tersi oldu.
Avrupa’nın puslu hafta içi akşamları zaman zaman benzer sürprizleri yaşatır... Şimdi geçen seneyi, hatırada tutmak kaydıyla, bir kenara bırakıp önümüzdeki maça bakalım.
1. Hazırlık kampı bitiyor!
Barcelona kafilesi İstanbul’a indiğinde, kulaklarında Dua Lipa’nın son döneme damga vuran şarkısındaki 'training season’s over' sözleri çınlayacak. Zira Barcelona için geçtiğimiz bölüm cicim ayları gibiydi! Şimdi ısınma turları sona erdi. Bu sezon ilk defa bu kadar ciddi bir maça çıkacaklar.
La Liga’daki diğer karşılaşmaları ciddi değil miydi? Son 20 yılın 11'inde şampiyon olan Barcelona’nın ve Alman bir teknik direktörün herhangi bir karşılaşmayı o kadar önemsemediğini söylemek mümkün değil. Fakat esas olarak, şimdiye dek karşılarındaki rakiplerin pek de puan beklentisi yoktu. Sahaya genellikle, “Bildiğimiz oyunu oynayalım, olursa olur, olmazsa da dünyanın sonu değil” havasında çıktılar. Yenik duruma düşer düşmez pes ettiler. Bazen ‘fark yemeyelim yeter’ psikolojisine girdiler. Barcelona’nın ligde karşılaştığı sekiz rakibinden yedisi geçen sezon ya düşme korkusu yaşadı ya da alt ligdeydi. Sadece Athletic biraz daha ölçü sayılırdı ki onlar da Camp Nou’da uzun süre skora ortak kaldı. Orhan Sancet’in 75. dakikada direkten dönen topu kaleye girseydi skor 1-1 olacaktı, biraz sonrasında maç 2-0’a bağlandı.
2. Sert fikstür
Yukarıdaki maddeden devam edelim. Barcelona, Galatasaray maçının hemen ardından Real Betis deplasmanına gidecek. Sonrasında da Paris yolculuğu var. Üç maçlık deplasman seferinin ardından eve döndüğünde bu kez El Clasico oynayacak. Yani fikstür oldukça zor. Bu sezon böylesini ilk kez yaşayacaklar. Bu sıkışıklık arasında en gözden çıkarılabilecek olanı da Galatasaray deplasmanı. Sonuçta Barcelona, Devler Ligi'nde bir iki yenilgi yaşasa bile kendini ilk sekize atar. Fakat Galatasaray karşısında fazla enerji sarf edip, ardından ligde puan kaybetmesi ve/veya PSG maçını riske atması pek istenen bir senaryo olmayabilir. Oyuncularından 10 gol sözü aldığını söyleyen Hansi Flick’in bu vitrindeki bir maça düşük konsantrasyonla çıkacağını sanmıyoruz ama Getafe maçında olduğu gibi bazı oyuncular dinlendirilirse hiç de şaşırtıcı olmaz.
3. Savunma
Galatasaray’ın savunması sezon başından beri alarm veriyor. Bu sezon sadece ligde üç gol atabilen Erzurum deplasmanında ve iç sahadaki Kocaeli maçlarında gol yemediler. Fakat Barcelona’nın durumu da pek farklı değil. Onlar da oynadıkları dokuz resmi maçın beşinde kalesini kapatamadı. Toplam sekiz gol yediler. Yani maç başına bir gole yakın bir değer. Ve o sekiz golü yerken Victor Osimhen ayarında bir santrforu savunmak zorunda değillerdi!
Bunun nedeni Galatasaray ile benzer. Hansi Flick savunma hattını çok önde kuruyor. Neredeyse rakip yarı sahada… Bu da arkaya atılan her topu tehlikeye dönüştürüyor. Dünya Kupası’ndan fena dönmeyen Pau Cubarsi defans hattının bel kemiği. Fakat yanındaki partnerleri çok keskin değil. Stoper orijinli olmayan Eric Garcia, tam olarak kendini kabul ettiremeyen Gerard Martin ve önceki iki sezonda sakatlığı nedeniyle sadece altı kez ilk 11’de maça çıkabilen Andreas Christensen dönüşümlü olarak görev yapıyor. Ayrıca sağ bekte Kounde, iki sezondur düşüşte. Sol bekte ise Joao Cancelo’ya muhtaçlar ama 32 yaşındaki oyuncu her zaman en hazır halindeymiş gibi hissettirmiyor.
4. Uluslar Ligi
Uluslar Ligi yüzünden kulüp futboluna verilen üç haftalık ara belki de en çok Galatasaray’ın faydasına olmuştur. Tamam, sarı-kırmızılı ekip de 13 oyuncusunu milli takımlara gönderdi. Ama en azından Osimhen ve Lemina gibi kritik isimler dinlenme imkânı buldu, Sara bu sefer Brezilya'ya gitmedi, Davinson ve Torreira düşük tempolu hazırlık maçları oynadı. Batrakov’un ülkesi zaten FIFA’nın dışında...
Barcelona’da ise durum farklı. Yamal, Rodri, Pedri, Olmo, Cubarsi gibi İspanyol oyuncular, 10 günlük bir dönemde İngiltere ve Hırvatistan gibi güçlü takımların karşısına çıktılar. Bu süreçte dört ayrı uçak yolculuğu yaptılar. Hafta sonunu Barselona’da geçirdiler ama bu kez de İstanbul’un yolunu tutuyorlar.
Ayrıca ritim de biraz bozulmuş gibiydi. Getafe maçını yine topa hâkim olarak oynadılar fakat maçın ilk yarısında bu oran yüzde 85'i bulmasına rağmen yalnızca 11 şut çıkarabildiler. Yani topu alıp düşük tempoya geçtiler. Önceki maçlara göre bir yorgunluk ve durgunluk göze çarptı. Benzer bir sorun Galatasaray’da da vardı ama ne derler bilirsiniz: Azdan az, çoktan çok gider!
Eğer kıtadaki tüm takımları etkileyecek bir terslik varsa, Uluslar Ligi arası iyi gidenleri daha çok bozmuş olabilir.
5. Raphinha sakat
Barcelona için milli maç arasının en kötü haberi Brezilya’dan geldi. 8 maçta attığı 14 golle sezona müthiş giren, kimileri için geçen sezonun Ballon d’Or favorisi Raphinha, Avustralya ile oynanan hazırlık maçında sakatlandı. Yıldız oyuncu kampı terk ederek İspanya’ya döndü. Ardından Getafe maçının kadrosuna alınmadı. Galatasaray karşısında da oynaması beklenmiyor. Sarı-kırmızılı takım için bundan daha iyisi, Lamine Yamal’ın oynamaması olurdu herhalde.
6. Santrforsuzluk
Bu da bir önceki maddeden güç alıyor. Barcelona’nın oyun tarzı ideal bir dokuz numaraya muhtaç değil. Fakat yine de ön tarafta bir bitirici her zaman iş görür. 38 yaşındaki Robert Lewandowski bile geçen sene ligde 14 golle katkı sağlamıştı. Şu anda ise ön alanda bir eksiklik var. Sezon başında oraya Raphinha geçmişti. Ortaya koyduğu istatistik herkesin malumu ama yine de ondaki bu değişim biraz da zorunluluktandı. Yoksa sol kanattaki Raphinha’nın da yerinin bozulması teklif dahi edilmeyebilirdi. Şimdi Brezilyalı oyuncu yokken, o pozisyonda vatandaşı Gabriel Jesus oynayacak.
Jesus’un son birkaç sezondaki fiziksel durumunu şöyle özetleyelim: Yazın onu Barcelona yerine şampiyonluğa oynayan bir Süper Lig takımı transfer etseydi taraftarları sosyal medyada kıyameti koparırdı.
7. İstanbul
Herkesin bildiği ve en çok güvendiği maddeyi sonlara yazalım. İstanbul deplasmanları bizim tek başımıza gözümüzde büyüttüğümüz bir olgu değil. Gerçekten de tüm Avrupa’nın dilinde. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray tribünleri birçok yıldız oyuncunun “en korkutucu atmosfer” sorusunun cevabı.
Galatasaray da yüksek enerjili oyununu biraz da tribünün itici gücüne borçlu. Buna paralel olarak son dönemin Avrupa maçlarında takım ile tribün arasında bir ahenk oluştu. Tottenham, Liverpool (2), Atletico Madrid ve Juventus karşılaşmaları öz güven kazandırdı.
Barcelona’nın da Şampiyonalar Ligi deplasmanları çok verimli değil. Geçen sezon Slavia Prag'ı 65. dakikaya kadar çözememiş ve iki gol yemiş, son 16 turunun iç saha maçında yedi gol atacağı Newcastle’ı grup aşamasında deplasmanda yenememiş, Club Brugge ile berabere kalmıştı. İki sezon önce Benfica deplasmanını tek farklı kazanırken bile kalesinde dört gol görmüştü!
İstanbul, bunlardan daha kolay olmayacaktır.
8. İlk gol
Yine atmosferin etkisinden devam edelim. Galatasaray geçen sezon 1-0 biten Liverpool maçlarının, 7 ve 16. dakikalarında golleri buldu. Juventus maçında Sara, 15. dakikada takımını öne geçirdi. Bodo maçında perde 3. dakikada açıldı. Bir önceki sezonun Tottenham maçında Yunus Akgün 6. dakikada golü buldu. Yani şu bir gerçek: Galatasaray, rakiplerine atmosfere alışma fırsatı tanımıyor.
Peki Barcelona böyle bir duruma nasıl tepki verebilir? Flick’in öğrencileri bu sezon sadece Rayo ve Sevilla maçlarında ilk golü yedi. Ve bunların ikisine de beş dakika içinde cevap verdi. Bu kâğıt üzerinde iyi bir özellik. Peki ya kalelerinde erken görecekleri bir gole daha uzun süre karşılık veremezlerse? Barcelona oyuncuları kontrolünü kaybedecek bir ekolden gelmiyor ama zaman zaman tıkanabiliyor. Bunu eski kadrolarında ve hatta İspanya Milli Takımı’nda da zaman zaman görüyorduk. Skor üstünlüğünü elde eden rakip, zaman geçtikçe direncini artırıyor, Barcelona’nın (veya İspanya’nın) ezbere bildiği pas oyunu karşı tarafı açmaya yetmeyecek bir hale geliyor ve işlevsizleşiyordu.
İşte böyle bir erken gol karşılaşmayı, Barcelona’nın yüksek topla oynama yüzdesine rağmen şut imkânı bulamadığı yeni bir Getafe öyküsüne yönlendirebilir. Üstelik ikinci maddeye geri dönersek; bu sezon İstanbul deplasmanı gibi bir tecrübe deneyimlemedikleri için, karşı blok onlara “12 kişi” hissi verebilir.
Bu arada bu maddenin antitezi de mevcut. Barcelona bu sezon oynadığı dokuz maçın sekizinde, ilk 25 dakika içinde gol buldu. Tek istisna en kuvvetli rakip olarak bahsettiğimiz Athletic mücadelesiydi. Fakat bu onlar için de yeni bir durum… Hansi Flick geçen sezon talebelerini, maçlara geç adapte olmalarıyla eleştiriyordu. Şimdilik yumuşak takımlara karşı oynanan maçlarda hocalarını memnun ettiler. Bakalım Galatasaray deplasmanında da benzer bir başlangıç yapabilecekler mi yoksa adaptasyon sorununu yeniden mi canlanacak?
Kaynak: Gazete Oksijen