İrlanda Milli Takımı pazar akşamı İsrail'i ağırladı, ama ev sahibi olduğu bu maçı Dublin'den 2 bin 500 kilometre uzakta, Sırbistan'ın mısır tarlalarıyla çevrili küçük kasabası Bačka Topola'da boş tribünler önünde oynadı. İrlanda Futbol Federasyonu (FAI), maçı Haziran'da "operasyonel zorluklar" gerekçesiyle Dublin'deki Aviva Stadyumu'ndan aldığını açıklamıştı. Asıl sebebi tahmin etmekse zor değil. Gazze'deki savaşın Avrupa'daki en gürültülü eleştirmenlerinden biri olan İrlanda'da, savaşın failinin milli takımının Dublin'de sahaya çıkması sokağı ayağa kaldırmaya yeterdi. Ancak 1-1 biten doksan dakikayı sıradan bir maçtan ayıran şey yalnızca adresi değildi. Geride kalan bir haftada takımı ikiye bölen bir oylama ve tribünden sahaya taşan bir öfke vardı.
Bir kalecinin itirazı
Rövanşın hikâyesi, bir hafta önce 27 Eylül'de Macaristan'da oynanan ilk karşılaşmaya uzanıyor. Gerilim aslında günler önce başlamıştı. İrlanda'nın İzlandalı teknik direktörü Heimir Hallgrímsson'un "Soykırımla oynamıyoruz, soykırıma karşı oynuyoruz" sözleri İsrail Futbol Federasyonu'ndan sert bir yanıt almış, İrlanda Başbakanı Micheál Martin de bu yanıtı "kabul edilemez" bulmuştu. 160'tan fazla İrlandalı sporcu da açık mektup yayımlayarak maçların iptalini istemişti.
Maçtan bir gün önceyse İrlanda'nın kalecisi Gavin Bazunu, teknik direktörü Hallgrímsson'a İsrail maçlarında forma giymek istemediğini bildirdi. Instagram'daki açıklamasında kararının "masum insanların öldürülmesinin yanlış olduğuna" dair kişisel inancından kaynaklandığını yazdı.
Bazunu'nun kararı kampı altüst etti. Antrenman beş saat ertelendi, oyuncular dört saat boyunca kendi aralarında tartıştı ve sonunda maça çıkılıp çıkılmayacağı oylamaya sunuldu. Irish Times'a göre oylar 14'e 8 oynama yönünde çıktı ve kadro sahaya çıkma kararı aldı. Kararı kamuoyuna İrlanda Futbol Federasyonu'nun CEO'su David Courell duyurdu. Courell, boykot yerine siyah kol bandı, tokalaşmama ve maç primlerinin bağışlanmasını içeren sembolik bir protestoda uzlaşıldığını da ekledi. Hallgrímsson'un kadro tercihi de bu gerginliğin izini taşıyordu: Annesi İsrail vatandaşı olan Southampton forveti Finn Azaz ilk maçta yedek kulübesinde oturdu; teknik direktörün ifadesiyle "o gün başkaları bu maça daha uygundu".

Debrecen'deki sessizlik
İsrail, güvenlik gerekçesiyle tüm iç saha maçlarını Macaristan'ın Debrecen kentinde oynuyor. Nagyerdei Stadyumu'ndaki ilk karşılaşma, Guardian muhabiri Paul MacInnes'in tasvirine göre Covid günlerinden kalma bir maçı andırıyordu. Tribünde yaklaşık 150 İsrailli taraftar vardı. İrlanda'yı izleyenler ise ancak bir düzine kişiydi. İsrail marşı çalınırken İrlandalı oyuncular başlarını öne eğdi. Ne kaptanlar tokalaştı ne de flama değiştirildi. Troy Parrott, Adam Idah ve Jack Moylan'ın golleriyle maç İrlanda lehine daha ilk yarım saat dolmadan koptu. Moylan gol sevincinde siyah kol bandını çıkarıp öperken İsrailli taraftarlar ıslıkladı. İkinci yarı ise bir dizi itip kakmadan ibaret kaldı. Bitiş düdüğünde tribünden İsrail ordusu lehine tezahüratlar yükseldi.
İlk maçtan geriye cevapsız bir iddia da kaldı: İrlandalı orta saha oyuncusu Jayson Molumby, takım arkadaşı Idah'a yönelik ırkçı tezahüratlar duyduğunu hakeme iletti, ancak resmî protokol işletilmediği için UEFA soruşturma açmadı.
Bilanço ve sokak
Debrecen'den galibiyetle dönen takımı Dublin'de sert bir hesaplaşma bekliyordu. Eski teknik direktör Brian Kerr federasyonu doğrudan istifaya çağırdı. Artan baskılar üzerine İrlanda Parlamentosu'na çağrılan FAI CEO'su Courell, "Neden maçı boykot etmediniz?" eleştirilerine muhtemel faturayı masaya koyarak yanıt verdi: 10 milyon euroyu aşabilecek bir gelir kaybı ve kestirilemeyen ağır UEFA yaptırımları.
Fakat bürokrasinin bu mali savunması sokağı ikna etmiş değil. Verilere göre İrlanda halkının yaklaşık üçte ikisi bu maçların oynanmasına karşı. Biriken öfke, Perşembe akşamı Dublin'deki Avusturya maçında (2-2) tribünden sahaya taştı. Karşılaşma protestolar yüzünden iki kez durdu. Önce sahaya Filistin bayraklı tenis topları yağdı. Ardından bir taraftar elinde bayrakla sahaya atladı.
Mesele yalnızca Gazze'de yaşananlar değil
İrlanda'nın bu tavrını son üç yılın tepkisi olarak okumaksa eksik kalır. Ülke, 1948'de kurulan İsrail'i ancak 1963'te tanıdı; Dublin'de İsrail büyükelçiliğinin açılması 1996'yı buldu. 1980'de Avrupa Topluluğu üyeleri arasında Filistin devletinin kurulmasını açıkça savunan ilk ülke yine İrlanda'ydı.
Bu yakınlığın kökü İrlanda'nın kendi hafızasında yatıyor. Yüzyıllar süren İngiliz yönetimi, bir milyon kişinin hayatını kaybettiği Büyük Kıtlık, 1921'de adayı ikiye bölen sınır ve Kuzey İrlanda'daki otuz yıllık çatışma... Pek çok İrlandalı için Filistin'e bakmak bir nevi aynaya bakmak demek. Eski Başbakan Leo Varadkar bu duyguyu tek cümleyle özetlemişti: "Onların gözlerinde kendi tarihimizi görüyoruz."
7 Ekim sonrasında bu duygusal bağ hızla somut kararlara dönüştü. İrlanda, Mayıs 2024'te İspanya ve Norveç'le birlikte Filistin'i resmen tanıdı. Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail aleyhine açtığı soykırım davasına müdahil oldu. İrlanda devlet yayıncısı RTÉ ise bu yıl, İsrail'in katılımına engel olunmamasını gerekçe göstererek Eurovision'ı boykot etti.

UEFA'nın kura hesabı
Bütün bu tablo ister istemez şu soruyu sorduruyor: UEFA bu iki takımı neden aynı gruba koydu? FAI, Kasım 2025'teki genel kurulda İsrail'in üyeliğinin askıya alınmasını istemiş, ancak talep karşılıksız kalmıştı. Şubat 2026'daki kurada iki takım aynı gruba düşünce bu kez en azından birbirlerinden ayrılmalarını talep etti. Yanıt netti: Kurada ayırma kuralı yalnızca Ermenistan ile Azerbaycan gibi birbiriyle doğrudan çatışma içindeki ülkeler için geçerliydi. Oysa aynı UEFA, İsrail'in iç saha maçlarını güvenlik gerekçesiyle zaten tarafsız sahalarda oynatıyor; yani ortadaki siyasi ve güvenlik riskini kabul ediyor.
Üstelik bu katılık Avrupa futboluna daha önce de pahalıya patlamıştı: 2014'te aynı eleme grubuna konan Sırbistan ile Arnavutluk arasındaki Belgrad maçı, sahaya inen holiganlar yüzünden tatil edilmişti. Buna rağmen iş kura çekimine gelince İrlanda'nın talebi reddedildi. Rövanşın arifesinde Hallgrímsson da topu UEFA'ya attı ve yaşananlardan sonra, oyuncuların sağlığı için bu iki takımın bir daha eşleştirilmemesi gerektiğini ima etti.
Sürgündeki vicdan
UEFA'nın tercihleri kurayla da sınırlı kalmadı. Tarafsız saha arayışında masaya koyduğu tek seçenek Sırbistan'dı ve maçın adresi, hikâyenin belki de en ironik kısmı oldu. Irish Times yazarı Ken Early, bir milli maçın savaş yüzünden Dublin'den alınmasının İrlanda tarihinde bir ilk olduğunu hatırlatırken bir tezada da dikkat çekiyor: İrlanda'nın vicdani duruşu yüzünden yeri değiştirilen bu maçın yeni ev sahibi, birkaç hafta önce Srebrenitsa soykırımının mimarı Ratko Mladić'i binlerce kişinin katıldığı bir törenle uğurlayan Sırbistan. Gazze'deki savaş yüzünden Dublin'den uzaklaştırılan bir maç, bir savaş suçlusunu kahraman gibi omuzlarda taşıyan bir ülkeye emanet edildi.
İki basın, iki bakış
Geride kalan haftanın basına yansıması ise İrlanda ile İsrail'in aynı doksan dakikaya ne kadar farklı pencerelerden baktığını gösterdi. İrlanda basını meseleyi İsrail'den çok kendi federasyonu ve oyuncuları üzerinden, bir "iç hesaplaşma" olarak tartıştı. Irish Times, ilk maçın ardından federasyona yapılan baskının rövanş öncesinde de dinmeyeceğini yazarken Irish Examiner, Bazunu'nun boykotu sonrası soyunma odasında çatlak olup olmadığının peşine düştü; Hallgrímsson ise "Herkes Gavin'in arkasında" diyerek bu iddiaları kestirip attı. En sessiz ama en güçlü mesaj devlet yayıncısı RTÉ'den geldi. Kanal, ilk maçı hiçbir stüdyo yorumu ve analiz yapmadan yayınlayarak tavrını belli etti.
İsrail cephesinde ise çerçeve bambaşkaydı. İçe dönük bir tartışmadan çok öfkeli bir milliyetçilik hâkimdi. İsrail Futbol Federasyonu ilk maç öncesinde sporla siyasetin ayrılması gerektiğini savunup "futbol kazandı" açıklaması yapsa da, maçın ardından tablo değişti. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, İrlanda'yı "tarihin yanlış tarafında durmakla" suçladı. İsrail kaptanı Manor Solomon'un maç sonu sözleri ise sahadaki nefretin özeti gibiydi:
"Belli ki bizden nefret ediyorlar, biz de onları sevmiyoruz. Bizim ülkemiz onlarınkinden on kat daha iyi."
Federasyon sonucu "her İsrailli ve Yahudi için bir aşağılanma" diye nitelerken, teknik direktör Ran Ben-Shimon'un görevi de açıkça tartışmaya açıldı.
Bačka Topola'da ne oldu?
Artarak devam eden bu gerginlik rövanş arifesinde de sürdü. Cumartesi günkü basın toplantısı, İsrailli bir gazetecinin İrlandalı oyuncuların ilk maçta rakiplerine "maymun" dediğini öne sürmesiyle yarıda kesildi. UEFA iki İsrailli gazeteciyi maç sonu basın toplantısından men etti. Sahadaki tablo ise bir hafta öncekinin tekrarıydı: kol bantları, seremonide yere bakan başlar ve sıkılmayan eller. Bu kez İsrailli oyuncular da misilleme olarak, UEFA'dan izin alıp 7 Ekim kurbanları için maça siyah kol bandı takarak çıktılar. Troy Parrott'un 39. dakikada penaltıdan attığı golle İrlanda devreyi önde kapatırken, devre arasında tünelde çıkan arbedeyle saha karıştı. Takımın kondisyoneri Damien Doyle, İsrailli bir oyuncunun kendisine tükürdüğünü iddia etti. İkinci yarının başında Dor Peretz'in golüyle gelen eşitlik maçın geri kalanında bozulmadı.
Beraberlikle İrlanda puanını 5'e, İsrail ise 2'ye çıkarırken grubun kaderi Kasım'daki maçlara kaldı. Hallgrímsson'un aradığı da zaten skor değil, takımının bu zorlu haftadan bir arada çıkmasıydı. Adeta psikolojik bir savaşa dönen bu milli ara, İrlanda için geride kaldı. Ancak UEFA bu soruyu masadan kaldırmadıkça, aynı vicdan tartışması başka bir ülkede, başka tribünlerin önünde yeniden gündeme gelecek gibi görünüyor.

