09 Ağustos 2026, Pazar
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 10.07.2026 04:35 | Son Güncelleme: 13.07.2026 11:42

Ömer’i zorlarım, kışkırtırım çünkü bana kızınca daha iyi oynuyor

Ömer Kutluay, Türk basketbolunun yükselen yıldız adaylarından. Babası İbrahim Kutluay ise büyük efsanelerinden… Ömer’in bu uzun serüveninde yolunu açmak, daha yukarısı için zorlamak onun işi
İlke Gürsoy
İlke Gürsoy
İbrahim Kutluay: “Bazen Ömer’i zorlamak için üstüne gittiğim, onun da bana kızdığı anlar oluyor. Tabii ki oğlumu destekliyorum ama ‘O nasıl mutlu olursa öyle olsun’ diyebilen bir baba olamıyorum."
İbrahim Kutluay: “Bazen Ömer’i zorlamak için üstüne gittiğim, onun da bana kızdığı anlar oluyor. Tabii ki oğlumu destekliyorum ama ‘O nasıl mutlu olursa öyle olsun’ diyebilen bir baba olamıyorum."
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Türkiye geçen hafta sürpriz bir büyük heyecan yaşadı. Basketbol 17 Yaş Altı Milli Takımı’nın İstanbul’daki FIBA U17 Dünya Kupası’ndaki maçları tribünde, televizyonda ve sosyal medyada çok ilgi gördü. Gençler madalya alamasa da müthiş mücadeleleri, azimleri ve oyun iştahlarıyla parladı.

Takımın öne çıkan isimlerinden Ömer Kutluay, Türkiye’nin yıldız adaylarından biri. Soyadından tahmin edilebileceği gibi babası efsanevi basketbolcu İbrahim Kutluay; annesi 1995 Türkiye güzeli, model ve sunucu Demet Şener. Kızları İrem Kutluay’la birlikte turnuva boyunca tribündeki heyecanlarını da yakından takip ettik.

İbrahim Kutluay 2009 doğumlu Ömer’in kariyer gelişimindeki en önemli aktörler arasında. İleriyi planlayan, destekleyen, rehavete izin vermeden yeni hedefler koyduran ve zaman zaman kendi deyimiyle “provoke eden” kişi. Ama bütün bunlardan kat kat önemlisi, sonsuz sevgisini ve gururunu her fırsatta belli eden bir baba…

Sırbistan maçından sonra Ömer’i teselli ettiğiniz video, baba-oğul ilişkinizin özeti midir?

İbrahim Kutluay: Evet, biraz öyledir. İki-üç senedir bu turnuvayı bekliyordu Ömer. “2026 Dünya Şampiyonası’nda İstanbul’da oynayacağız. Ben ve takım arkadaşlarım madalya için oynayacağız, bayrağımızı göklere çıkartacağız, İstiklal Marşı’nı okutacağız.” Bunun hayallerini kuruyordu hep. Çok da güzel bir başlangıç yaptılar. Sırbistan maçını da kazanabilecekken nüanslarla kaybettik. Soyunma odası çıkışında hepsini teselli etmeye çalıştım. Çünkü ben bir babayım ama aynı zamanda bunları yaşamış bir sporcuyum. Onların ne hissettiklerini benden iyi kimse bilemiyor. En son da Ömer geldiğinde… Sağ olsun hep en son geliyor, soyunma odasında bekletiyor bizi… Tabii ki bir baba olarak onun zor zamanında, kaybedilen bir maç sonrası destek olmak istedim. Görüntüyü bir arkadaşımız çekmiş, sonra izlerken ben de çok duygulandım aslında.

Ömer orada galiba hiçbir şey demiyor değil mi? Sadece dinliyor ve tam yaşına uygun şekilde “Babam beni ne zaman salacak?” gibi bir hali de var.

Ömer Kutluay: İlk başlarda tabii ki hoşuma gitti böyle bir teselli. Sonlara doğru yorgunluktan dolayı öyle bir yüz ifadesi olmuş olabilir ama babamın da dediği gibi 3-4 senedir rüyalarıma giren bir turnuva. Bir başarı almak çok istiyordum. Madalyayı garantileyemediğimiz için de bir üzüntü vardı. Orada yanımda olması güzel bir şeydi.

Gazozuna da olsa illa kazanacağız

“Ömer’de bir basketbol ışığı var” dediğiniz anı hatırlıyor musunuz?

İbrahim K: Ömer çok küçük yaşta, benim İbrahim Kutluay Basketbol Okulları’nda başladı. Oradan zaten küçük şeyleri hissetmiştim olabileceğine dair, yeteneği gördüm zamanla. Zaten yetenek ayrı bir konu ama büyük sporcularda kararlılık, odaklanabilme, çalışma isteği, sorumluluk duygusu olmalı. Ben de hep onu zorlayıcı ortamlara sokmaya çalıştım. Daha 12 yaşındayken 15-16-17 yaşındaki takımlarla maçlara çıkıyordu. Sonra Anadolu Efes’in U14 takımında oynadı bir yıl, Türkiye şampiyonu oldular. Yine en değerli oyuncu oldu, sayı kralı oldu ve şunu hissettim: Ömer için Türkiye’de kalmak yerinde saymak anlamına gelebilirdi. Onun işini zorlaştırıp ona rekabetçi bir ortam sağlamak gerekiyordu. Bu da eğitim ve sporun en doğru yapıldığı İspanya modeliydi. Sonunda Real Madrid’den gelen teklifi kabul ederek onu 14 yaşında İspanya’ya uğurladık ve serüven başlamış oldu.

İbrahim Kutluay’ın belirleyici özelliklerinden biri midir zorlamak, yetinmeni engellemek?

Ömer K: Evet evet, var öyle...

Kişilikleriniz benzer mi?

Ömer K: Bence çok benzerliklerimiz var. Ben de onun gibi yenilmeyi çok sevmiyorum. Gazozuna da olsa yani o maçı ben kazanmak istiyorum. Birbirimizle oynadığımızda da illa yeneceğiz yani. O yüzden tartışılıyor, tadı kaçıyor.

İbrahim K: İkimizin de rekabetçi ruhu çok yüksek. Kaybetmeye tahammülümüz yok. Yenilmemek için elimizden ne geliyorsa yapıyoruz mücadele anlamında. Büyük sporcularda olması gereken en önemli şey mental güç. Ömer’in de en gelişmiş tarafı da çok genç olmasına rağmen bu. Oyunumuz çok farklı aslında, herkes bizi kıyaslıyor ama ismimden dolayı kıyaslıyor. Halbuki Ömer’in oyun tarzı, pozisyonu, sorumlulukları bambaşka. Evet, bir ruh var sahada. “Kutluay” yazan bir forma ve her top için yere atlayan, savaşan, oyunu seven... En önemli konu bu, ilk günden beri onu söylüyorum: Oyunu severek oyna, oyundan zevk almayı öğrendiğin an büyük özgüven hissedeceksin ve etrafına pozitif enerji yayacaksın. Bunu bu turnuvada çok iyi yaptı. Ama oyun tarzı çok farklı benden. Ben onun kadar pas veremezdim, Ömer 9 asist ortalamasıyla oynadı. Ben bile yapamazdım 9 asisti mesela. (Ömer’in gülümsediğini görünce ona dönerek) Söyle söyle çekinme…

Ömer K (gülerek): Zaten…

İdolün var mı?

Ömer K: Genellikle bana bu sorulduğunda babamı söylüyorum. Çünkü YouTube’da falan hep onu izledim. Başka bir oyuncuyu hiç idol olarak almadım.

Yani akşam eve dönmek zorunda olduğun için öyle demiyorsun öyle mi?

Ömer K: Yok hayır. Çünkü idolünü seçmek için oyuncunun kişiliğini, rutinini bilmen gerekiyor. Büyürken hep babamı bildiğim için onu idol olarak aldım her zaman.

İbrahim K: Kaldı ki Ömer beni hiç canlı izleyemedi. Sadece YouTube’dan, evdeki videolardan… Hatta bir gün bir arkadaşı ona söylemiş de Ömer de bana “Ya sen çok iyi oyuncuymuşsun” falan dedi, bir hayret etti. “Teşekkür ederim” dedim. Ama hemen arkasından eleştiri de geldi tabii.

Neymiş onlar?

Ömer K: Topla oynaması zayıf, pas falan… Ama ben üstüne koyarak geliyorum.

Hep baba-oğul konuşuyoruz ama tribünde ne kadar çok sevindiklerine şahit olduğumuz bir abla (İrem Kutluay) ve bir anne (Demet Şener) var. Onlar bu denklemin neresindeler?

Ömer K: Tabii ki bir sayı atıp tribünde ailemin sevindiğini görmek beni çok motive ediyor. Paha biçilemez bir şey. Bir arada olmalarının da mutluluğu var.

İrem Kutluay, Ömer Kutluay, Demet Şener ve İbrahim Kutluay.

Bizim şöhretimiz çocukları etkiledi

Ömer’in anne-babası olarak işinde çok başarılı iki insan olmanın yanı sıra ünlüsünüz. Belki gelecekte Ömer’e şöhreti idare etme konusunda da tavsiyeler vermeniz gerekebilir. Hiç böyle bir ihtimal görüyor musunuz?

İbrahim K: Elbette. Çünkü biz yaptığımız işlerle ön plana çıktık. Demet’in Türkiye güzeli seçilmesi, sonrasında modellik, oyunculuk… Bunların hepsi onun popüler olmasını sağladı. Biz sonradan bunu yaşadık ama Ömer’le İrem bunun içine doğdu. Dolayısıyla yaşamaya da mecburlar. Elbette aynı şekilde sürdürmeyebilirler, bu bir tercih ama ister istemez bu hayatın içinde oldular. Ömer’in bir dezavantajı da benimle aynı sporu yapması. Hem benimle o kıyaslamaya sokuluyor hem de o baskıyı hissediyor. O bakımdan Ömer’in eğitim ve spor hayatına yurtdışında devam etmesini çok istedim. Belki “Babam beni gönderiyor” diye düşünmüş olabilir. Ama onun iyiliği için onu uzaklaştırıp, “İbrahim Kutluay’ın oğlu” olmaktan kurtarıp, bir birey olarak, Ömer Kutluay olarak hayatına devam etmesini sağlamak için ona o yolu açtım ve oraya zorladım. Burada kalsa beni sevmeyenler benim üzerimden baskı kurarak onu yıpratmak isteyebilir. Hakikaten bir dönem benden dolayı büyük baskı yaşadı.

Göz önündelikten biraz kurtulmak seni daha rahat bir sporcu haline getirdi mi?

Ömer K: Evet. Daha rahat bir sporcu haline geldim, o kötü yorumlara ya da kıyaslamalara kulak asmamaya başladım. Üstelik kıyaslandığım kişi de babam yani, öyle rastgele bir oyuncu değil. O yüzden yani hoşuma da gidiyor ya.

İbrahim K: Çocuklarımla gurur duyuyorum gerçekten. İrem de Ömer de çok kaliteli, pozitif, iyi insan olmaya çalışan karakterler. Ve Demet’e de hem Ömer’e hem İrem’e karşı yaklaşımı, desteği, çok iyi anneliği için teşekkür ediyorum. Çünkü bu kolay bir şey değil. Yaşadığımız süreçlerden çocuklarımız da ister istemez etkilendi. Bu etkilenmenin en azından minimal seviyede olması için elimizden geleni yaptık. Hem oğlum hem kızım çok olgun, hayata çok farklı şekilde bakan iki birey oldular.

“Artık teke tek maç yapmıyoruz, babamın tercihi!”

Bugün NBA’de olsan nerede görüyorsun kendini? Hangi takımda, nasıl bir oyuncu gibi?

Ömer K: En sevdiğim oyuncu Luka Doncic ama bir LeBron James olmak çok isterim. Yani ona duyulan saygıyı yaşamak isterim, görmek isterim. Takım olarak da Los Angeles Lakers. Aldıkları sayısız şampiyonluk, bir de onların acayip bir antrenman kampüsleri var, görüyorum internetten. O yüzden Lakers’ta oynamak isterdim.

LeBron James demişken… O da Lakers’da oğlu Bronny James ile oynadı iki sezondur.

İbrahim K: Kariyerimde çok başarılar yaşadım, çok şampiyonluklar tattım, çok güzel anlarım oldu. Ama oğlumla aynı takımda veya karşılıklı oynamak çok isterdim. Biraz daha erken baba olabilseydim belki gerçekleşebilirdi ama artık geri dönsem bile onun seviyesinde oynayamam. O yüzden bu hayalim maalesef gerçekleşmeyecek. Ama Ömer’i yakalayabildiğim zamanlarda birebir oynuyoruz.

Ve ne oluyor sonuç?

Ömer K: Siz ne düşünüyorsunuz, merak ediyorum.

Valla ben de söylemeye korkuyorum. “Ömer, bence sen kazanıyorsundur” desem buradan çıkamayacağız gibi bir his var içimde.

İbrahim K: Yok, zaten 1,5-2 yıldır oynamıyoruz birebir.

Ömer K (babasını işaret ederek): Kendi tercihi.

İbrahim K (gülerek): Seni bulamıyorum ondan, yoksun ki. Bulsam araya sıkıştıracağım…

Ömer K: Yakında gelir inşallah.

İbrahim K: Ömer İspanya’ya gitmeden hem fizik hem teknik olarak bu kadar gelişmemişti. O zamanlar yakaladığım zaman yeniyordum. Ama biraz daha vurdu kırdı, vücudumu kullanıp, yaşımın verdiği tecrübeyle... Ama geçen sezon başında beni bir bayağı bir hırpaladı. Bu yıl da oynamayacağız gibi görünüyor çünkü yine milli takıma gidecek. Doğrusu da bu galiba çünkü artık onunla birebirde rekabet edemem.

Ömer K: Ama şutta hâlâ bir fırın ekmek yemem lazım.

İbrahim K: Teşekkür ederim, teşekkür ederim…

“Çıtayı yükseltme vakti geldi, sürprizlerim var”

Baban gezmeyi sever, yeme içme meraklısıdır, giyimine ne kadar dikkat ettiğini biliyoruz. Senin de basketbol ve okul dışı merakların var mı?

Ömer K: Satranç oynuyordum bir ara. Geçen yıl çok fazla oynuyordum, şu an biraz daha azaldı. Futbol oynuyorum, padelle de iç içeyiz İrem’den dolayı. Arabayla gezmeyi seviyorum.

İbrahim K: Başka da hayatı yok bu arada. İspanya’da bir gününü anlatsa yorulursunuz.

Ömer K: 6.40’ta kalkıyorum. Sabah 7’den 8’e antrenman oluyor. Yaşadığım kampüs, Valdebebas bölgesinde Real Madrid’in eğitim kompleksi. Antrenman yeri 5 dakika mesafede, o yüzden 6.40’ta kalkıyorum. Bir saat antrenman var. 8.15’te otobüs kalkıyor, yarım saatte okula gidiyoruz. 9’da okul başlıyor, 13.40’a kadar.

Buradaki müfredat bizim de bildiğimiz lise eğitimi değil mi?

Ömer K: Evet. Sonrasında 14.15 - 14.30 civarı tekrar rezidansa dönüyorum. 15.15’e kadar yemek, sonra 1,5 saat İspanyolca dersi. Biraz dinlendikten sonra, 18.00’den 21.00’e kadar antrenman. Yemek yiyorum, yatıyorum.

İbrahim K: Dediniz ya “Baban gezmeyi seviyor, yaşamayı seviyor” falan... Babası da 25-30’dan sonra yaşamayı öğrendi. Oraya gelene kadar benim de yaz tatilim yoktu, hayatım kolay değildi. Arkadaşlarım tatile gittiğinde ben İstanbul’da kalıp yaz antrenmanı yapıyordum. Arkadaşlarım antrenmandan sonra eve gittiğinde, ben gece yarısına kadar salonda kalıp şut atmayı tercih ediyordum. Bu emeğin karşılığını da bir şekilde aldım. Ömer de aynı zihniyette bir karakter.

Ömer’e bırakmak istediğiniz en büyük miras nedir?

İbrahim K: Sahada keyif almasını istiyorum. Ve tutkusunu hiç kaybetmesin. Çünkü insan tutkuyu kaybedince performansı da düşüyor. O zaten onun bilincinde. İşlerinin kolay gittiğini ya da artık onun kendine bir konfor alanı yarattığını hissettiğim anda çıtayı hep yükseltmeye çalışıyorum. Şimdi yine o zaman geldi. Yeni sürprizlerle karşısına çıkacağım. Yine hayatını zorlaştırıp, onun gelişimi için çıtayı yükseltip oradaki savaşma gücünü görmek istiyorum. Bunu yapacak gücü var. Dolayısıyla yakın zamanda ona yeni sürprizlerle geleceğim.

Ömer, hazır mısın bu yeni seviyeye?

Ömer K: Gibiyim, hazırım.