20 Ekim 2026, Salı
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 20.10.2026 09:42 | Son Güncelleme: 20.10.2026 09:47

Trabzonspor’un planı tuttu

Trabzonspor’un planı tuttu

Futbolun eğlencesi, en çok farklı oyun kimliklerine sahip takımların karşılaşmalarında ortaya çıkıyor. İki taraf da kendi yapmak istediklerini sahaya yansıttığında daha güçlü görünüyor. Trabzonspor ve Beşiktaş kâğıt üzerinde bu açıdan mükemmel uyumu yakalıyordu

Gürcan Ulusoy

Beşiktaş’ın güçlü oyunu da, Trabzonspor’un yeni hocasıyla seçtiği anlayış da daha önce test edilmiş ve onaylanmıştı. İki takım karşılaşmadan önce akıllara aynı soru geliyordu: Bu maçta hangisinin senaryosu gerçekleşecekti?

Beşiktaş, bu sezon sık sık gördüğümüz şekliyle; çok oyuncuyla rakip ceza sahası etrafına kümelenenip, sonlanmayan hücumları Salih’in dinamoluğuna teslim ediyordu. Trabzonspor ise çok adamla savunmada kalıp rakibin hatalarından faydalandığı anlarda başta Salah olmak üzere, yetenekli ayaklarıyla sonuca gitmeye çalışıyordu.

Trabzonspor’un anları, Beşiktaş’ın oyunun genelini iyi oynama düşüncesi daha maçın ilk dakikalarında ortaya çıktı. Siyah-Beyazlılar sahaya yerleşimiyle, duruşuyla daha güçlü bir takım imajı veriyordu. Onana’nın günün en başarılı ismi olacağından habersiz, irili ufaklı pozisyonlarla Trabzonspor kalesini tehdit etmeye başladılar. Bordo-Mavililer ise az ama öz ve nitelikli çıkışlarla Beşiktaş kalesini yokluyorlardı. Maç, takımların kendi istediklerini oynayabildikleri ancak rakiplerinin istediklerini sınırlayamadıkları bir yörüngeye oturmuştu.

Futbolda bu düzeni genellikle bir gol bozar. Maçın 21. dakikasında dengesiz yakalanan Beşiktaş savunmasının içinde bomboş gol vuruşu yapma şansını bulan Ozan Tufan skoru değiştirmeyi başardı. Zaten Ozan, eğer rakip Beşiktaş ise bu fırsatları pek de harcamıyor.

Trabzonspor’un skor avantajını eline geçirmesi esasında oyunun oynanış biçimini çok değiştirmedi. Zira zaten Beşiktaş gerideymiş, Trabzonspor da öndeymiş gibi oynuyordu. Sadece, siyah-beyazlı oyuncuların biraz rahatı kaçtı. Alanyaspor ve Amedspor'dan sonra deplasman maçları bir sendrom haline gelmiş olabilir. Golden sonra ortaya çıkan bu huzursuz ruh hali, pas tercihlerinden yerleşim hatalarına kadar çoğu oyun ezberini sekteye uğrattı.

Vincenzo Italiano yönetimindeki Beşiktaş genellikle maçların ikinci yarılarına daha organize ve güçlü oyunlarla başlıyor. Yine benzer bir senaryo gerçekleşebilirdi ancak ortam müsait değildi. Trabzonspor, savunma hattını daha geriye çekmiş ve geçiş kovalamaktan ziyade alanı koruma oyununa dönmüştü. Bu da tempoyu düşürdü. Dolayısıyla karşılaşmanın ikinci devresi Beşiktaş adına çok daha az alan ve zaman bulunabilen şekilde oynandı.

İşte o noktada, Vlahovic’in hem Beşiktaş’ın hem de maçın en kötü oyuncusu olduğu gerçeğiyle yüzleşildi. Ceza sahasına gönderilen çok sayıda yan toptan herhangi birine vuracak pozisyonu dahi alamayan Vlahovic, Beşiktaş’ın rakip kale alanındaki etkinliğini sınırlayan başlıca etkendi.

Siyah-Beyazlılar çok oyuncuyla yüklenip atakları sonlandıramayınca, alanlar tekrar genişlemeye başladı ve son bölümde yorgunlukla birlikte oyun disiplini de kayboldu. Trabzonspor yine Beşiktaş savunmasının arkasına sarktığı bir pozisyonda Salah’la farkı ikiye çıkarttı. Devamında gelen oyuncu değişiklikleri, takımların oyun bütünlüğünü olumsuz etkiledi ve kalan dakikalarda anlam bulmak iyice zor hale geldi.

Beşiktaş ve Trabzonspor'un oyun anlayışlarını iki futbolcuyla, Leandro Trossard ve Mohamed Salah üzerinden anlatmak mümkün. Trossard bir rol oyuncusu. Tabelayı değil, çoğu zaman oyunun biçimini etkileyen bir tarzı var. Salah ise -evet- büyük bir kalite, oyunun çoğu parametresine katkı sağlıyor ama temelde asıl etkisini tabela üzerinden okuyabiliyorsunuz. Beşiktaş’ın galip gelmesi için oyundaki üstünlüğünü rakibe kabul ettirmesi gerekebiliyor. Trabzonspor’un ise böyle bir zorunluluğu yok. Bu açıdan işi çok daha kolay.

Trossard ve Salah arasındaki oyuncu tiplemesine ilişkin farkın direkt yansıması Beşiktaş ve Trabzonspor takımları. Beşiktaş, uzun yolu seçip oyunu en iyi şekliyle oynama derdine düşmüş bir takım. Bu oyunda bunu hedefler ve iyi oynayamazsanız, rakibiniz ekstra çaba sarf etmeden de kaybedebiliyorsunuz. Futbol, anların oyunu ancak sadece anlara bakarak futbolu yorumlayamazsınız. Esasında genel itibarıyla iki farklı anlayış ringe çıkıyor ve o gün biri kazanıyor.

Dün Trabzonspor’un istediği oldu. Beşiktaş ise kaybetmesine rağmen değişim, gelişim ve güçlü oyuna gitme potansiyeli daha yüksek bir görüntü verdi. Lig hala uzun bir maraton. Ama nihayetinde sezon başında oyuna, sonunda puan tablosuna bakılır. Çok farklı takımlarla, birbirinden değişik şartlarda maçlar oynuyorsunuz.

Trabzonspor’un Beşiktaş ve Galatasaray’a işleyen bu sistemi, başka türde takımlara karşı nasıl sonuç verecek? Beşiktaş, oyunda büyük üstünlük kurmadan da kazanmanın yolunu bulabilecek mi? Galatasaray, 8. haftanın sonunda, oynadığı oyundan biraz daha fazla puan almış gözüküyor. Fenerbahçe herhalde çalkantılarla yaşamaya bağışıklık kazandı, kazanmayı başarıyor.

Şu şartlarda ne kadar mümkün bilmiyorum ama keşke futbol oyunu kendi mecrasında kalsa. Çünkü herkes kendi oyunuyla konuştuğunda eğlenceli, çekişmeli bir ligimiz var aslında.