Sam Amick/The Athletic
Alperen Şengün’ün canı yanıyor.
Houston Rockets’ta dördüncü yılını geçiren oyuncu NBA All-Star adaylığını konuşacağımız söyleşiye yarım saat geç kaldı. Sacramento’ya gelen NBA takımlarının evi sayılan lüks Kimpton Sawyer Oteli’nde tedavide.
Oksijen'in notu: Alperen Şengün bugün All-Star kadrosuna seçildi. Röportaj yapıldığı sırada henüz adaydı.
Aslında şu an sakatlığı yok ama 82 maçlık sezonun fiziksel yükü sürekli rehabilitasyon ve diyetinizde ekstra dikkat gerektiriyor.
Yine de Alperen’in geçmişindeki acılar göz önüne alınınca bugünlerde kendisine sağlanan birinci sınıf imkanlardan olabildiğince yararlanmasına şaşmamalı. Memleketi Giresun’un sokaklarında arkadaşlarıyla birlikte kendi yaramazlıkları yüzünden habire sakatlanıyormuş.
22 yaşındaki Alperen “Çocukluğumdan kalma bir sürü yara var. Her yerimde. Kollarımda, dizlerimde. Sağa sola tırmanırken birçok yerimden yaralandım, sakatlandım. İki kez araba çarptı. Az kalsın ölüyordum. Çok şey atlattım” diyor.
Bütün bunların ironik sonucunu düşündükçe gülüyor.
“Şimdi her maç oynuyorum.”
Giresun’daki mütevazı çocukluğu, 12 yaşında basketbol oynamak için ailesinden ayrılıp Bandırma’ya gelişi ve şu anki parıltılı NBA kariyeri düşünülünce uzun bir yoldan geldiğini söylemek mümkün. Sezon başlamadan kısa süre önce Rockets’la toplam 185 milyon dolara beş yıllık sözleşme imzalayan Alperen ligin en hızlı yükselen genç yeteneklerinden biri.
Eşsiz hücum repertuvarı
Ender görülecek hücum repertuvarı, yani skor gücü, oyun kurma becerisi, ayrıca elit bir atletizmi ve gücü olmamasına rağmen ribaunt kabiliyeti nedeniyle, üç MVP ödüllü Nikola Jokic ile kıyaslanıyor. Şu ana kadar 42 maçta 28 galibiyet alarak playoff kovalayan bir ekipten şampiyonluk adayına dönüşen Rockets’ın en çok güvendiği isim olabilir. Bu sezon maç başına 19.2 sayı, 10.5 ribaunt, 5.1 asist, 1.3 top çalma ve 0.9 blok ortalamasıyla oynuyor.
Geçtiğimiz günlerde Rockets koçu Ime Udoka’nın söylediği gibi Alperen Türkiye’de Michael Jordan kadar ünlü olabilir ama hikayesi NBA severlerin büyük bölümü tarafından hâlâ bilinmiyor. Alperen Şengün’le tanışma vakti.
Editörümle konuşurken seni yeterince tanımadığımızı söyledi. 8 yaşlarında basketbola başladığını, 16 yaşında profesyonel olduğunu ve sonrasını genel hatlarıyla biliyoruz ama biraz daha ayrıntıya inelim. Bugüne nasıl geldin?
İlk koçum Salim Taslı babam Kemal Şengün’ün çocukluk arkadaşıydı. Birlikte basketbol oynarlarmış. Salim Taslı 10 yıl kadar Amerika’da kalmış, benzinliklerde çalışmıştı. Türkiye’ye döndüğünde ben 7 yaşlarındaydım. “Burada basketbol ortamı kurmak istiyorum” diyordu. Üç çocuğu vardı ama Amerika’da olduğu için onları göremiyordu. Geri döndüğünde, “Amerika’ya dönmek istemiyorum. Bir basketbol kulübü kurup insanlara basketbol öğreteceğim” dedi.
Benden 8 yaş büyük ağabeyim Alican da uzun boyluydu. Taslı’nın takımına 15 yaşlarında girdi. Ama geç kalmıştı. Biz de her gün ağabeyimin idmanlarını izlemeye gidiyorduk. İdman bitince ben de sahaya girip sürekli şut atıyordum. Bir yıl sonra kendim oynamaya başladım. O zamandan 12 yaşıma kadar memleketimden çıkmadım. Babamsa bu kadar iyi oynamama çok şaşırıyordu. Gelişmek için internet kafeye gidip Michael Jordan’ın, LeBron James’in YouTube videolarını izliyordum.
Elimde başka imkanlar yoktu. Babam balıkçıydı. Annem Ayşe Şengün çalışmıyordu. Kötü günlerdi. Babamın teknesi vardı ama maddi durumumuz iyi değildi. Karadeniz’e, bazen başka şehirlere giderdi. Sonra altı aylığına büyük gemilerde çalışmaya başladı. Ben bu dönemde basketbol oynuyordum. Aynı günlerde yüzmeye başladım. Yüzmede gerçekten epey iyiydim. Hep babamla yüzüyorduk. Ama sonra bana çok sıkıcı gelmeye başladı.
Normalde yüzme dersleri paralıyken hoca benim boyumu ve vücudumu görünce “Hiçbir şey istemiyorum. Gel çalış yeter. Birlikte olimpiyatlara gideceğiz. Söz” dedi. Çok emindi. Ama içimden gelmiyordu. Dört beş ay boyunca haftada iki üç kez gittim. Ama her gün basketbol oynuyordum.
Basketbolu daha heyecan verici mi buluyordun?
Evet. Karakterim basketbola daha yatkın. Sokakta büyüdüm ve kaybetmeyi hiç sevmedim. Ne zaman yenilecek olsak kavga çıkarıyordum. Antrenmanda herkesle kavga ediyordum. Hocam içimdeki ateşi görmeye başladı. Sonra 8, 9, 10 yaşlarımda Jordan, LeBron ve Kobe Bryant videoları, maç özetleri izleyip seyrettiklerimi uygulamaya başladım. Hocam babama, “O hareketi ben göstermedim ama yapıveriyor” diyordu. Benden çok ümitliydi. 12 yaşına gelince takımımla Giresun’daki bir turnuvaya gittik. Büyük takımlar ve oyuncu keşfetmek için koçlar da geliyordu. En büyük basketbol kulüplerinden Banvit ve bana göre çocuklar için en iyi hoca olan Ahmet Gürgen de oradaydı. Bana basketbolu o öğretti.
Memleketimden çok uzak bir kente gitmemi istiyordu.
O zamanlar havalimanı olmadığı için otobüsle gidiliyordu ve 15-16 saat sürüyordu. Babam evden uzakta çalıştığından sezon boyu, yani ağustos-eylülden mayısa kadar ailemi toplam bir hafta görebiliyordum. Tesislerde kalıyorduk. Saha da mutfak da oradaydı. Bazı odalarda 10 çocuk birlikte kalıyordu. Kimileri dört kişilikti. Benden beş yaş büyükler de dahil 50 oyuncu vardı. Telefonum yoktu. O yüzden FaceTime gibi uygulamalar kullanarak ailemle görüşemiyordum.
Sadece güvenlik odasındaki telefondan konuşabiliyordum. Ailemi arayıp bekçinin yanında ağlıyor, “Gelin beni alın, dayanamıyorum” diyordum. Her gün ailemi görmek için ağlıyordum.
Tamamen bırakmayı hiç düşündün mü?
“Burada kalmak istemiyorum” diyordum. Ama memleketimde de hiçbir imkan yoktu. Küçük bir yerdi ve orada kalırsam bir şey olamazdım. Kötü bir işte çalışmak zorunda kalacaktım. Ailem de bana, “Alpi, burada sana uygun bir şey yok” diyordu. Onlar da ağlıyordu. Annem ağlıyordu. Beni özlüyordu. Ama bir noktada ailem için bunu yapmak zorunda olduğumu anladım. Bu yüzden hızla olgunlaşmam gerekti. Ailem için yapmak zorunda olduğumu anladım. Sonra da hepsini aştım.
Zaten sokaklarda büyümüştüm. Bildiğin kötü çocuktum. Bir noktada “Neyse ne, yapacağım” dedim.
“Kollarımda o günlerin izleri hala duruyor”
Kötü çocuk derken ne kastediyorsun?
Ben sokaklarda büyüdüm. Hep kavga olurdu. Evden sabah çıkıp akşam sekizde, dokuzda geliyordum. Büyürken hayatın zor olduğunu da görüyordum. Paramız yoktu, bu yüzden tuttuğumu koparmam gerekiyordu.
Ben kötü çocuktum ama arkadaşlarım daha beterdi. Aslında esas derdimiz parasızlıktı. Arkadaşlarım sigara içiyordu, bazı kötü alışkanlıkları vardı ve ben de yanlarında oluyordum. Onlarla kalmaya devam edersem onlar gibi olacaktım. Onlara kıyasla iyi çocuktum ama aslında ben de yaramazdım. Futbol, basketbol maçlarına gider kavgalara karışırdım. Avrupa’da taraftarlar delidir, hep kavga çıkar. Ben de bir sürü kavgaya girdiğimi hatırlıyorum. Kollarımda izleri var. Eski evlerin çatılarına, bir şeylerin üzerine çıkıyorduk.
Niye evlere tırmanıyordunuz?
Delilik olsun diye.
En kötü sakatlığın veya yaralanman hangisiydi?
Muhtemelen kolumdaki.
5 yaşındayken kolumdan büyük bir ameliyat geçirdim. Evin içinde oradan oraya zıplıyorduk. Ben de epey yüksek bir yere tırmanmıştım. Sonra ayağımı boşa basıp düştüm. Kolum kırıldı, ameliyat oldum. Hep böyleydi. Kol kırıkları, diz yaraları… Her yaz bir yerime bir şey oluyordu. Bir yerlerimi sakatlıyordum.
Tabii o zamanlar seni bekleyen masörler yoktu…
Elbette. Gerçekten kötüydü. Ailem hep başıma bir şey geleceğinden korkuyordu. Bir kere trafik kazası geçirdim. Araba çarptı. Az kalsın ölüyordum.
Nasıl oldu?
6 veya 7 yaşındaydım. Bir evin avlusunda oynuyorduk. Avlunun kapısından dışarısı görünmüyordu. Kapı hemen sokağa açılıyordu. Ben kapıyı açıp dışarı fırlayınca araba ayaklarımın üzerinden geçti. Çok kötüydü.
Arkadaşlarım beni apar topar hastaneye götürdü. Sokaktaki komşular ayağımdan çıkan terlikleri anneme götürmüş ama hastanede olduğumu söylememiş. Annem öldüğümü sanmış. Gerçekten fenaydım. Sağ ayağım mahvolmuştu. Kötü günlerdi.
Bandırma’da ise büyük çocuklar hep “Şöyle yapacaksın, böyle olmaz” deyip patronluk taslıyordu. Ama umursamayan tek çocuk bendim. “Hayır, yapmam. Hiçbir şey de yapamazsınız. Sizi döverim. Hocam da sizi kovar” diyordum.
Gürgen gerçekten sert bir koçtu. Türkiye’de böyle sert bir koçunuz varsa işler zordur. Küfür ederler, döverler, her şey vardır. Ama benim için sorun yoktu çünkü takımın en iyi oyuncusuydum ve vazgeçmiyordum. Asla kişisel algılamadım. Şimdi geriye dönüp bakınca “İyi ki o günleri yaşamışım, beni adam etti” diye düşünüyorum. Genç takımdayken hep sahanın hakimiydim ve benden büyük çocuklarla oynuyordum. Öğlen 1’de okuldan çıkıp akşam 6’ya kadar idman yapıyorduk. Aralıksız çalışıyorduk. Koşu, sağlık topları gibi çalışmalar vardı. Günün sonunda sahaya çıkıyorduk.
Filmi biraz ileri saralım. NBA’e gelip Jokic ile kıyaslandığını duymaya başlayınca gözün korktu mu? Bu karşılaştırma hoşuna gidiyor mu?
Evet, artık seviyorum. Ama artık benim de kendime has bir stilim var. Birçok şey yapabiliyorum. Jokic’in de Dirk Nowitzki’nin de bazı hareketlerini kullanıyorum. İnsanları izleyip neler alabileceğime bakıyorum. Jokic’le kıyaslanmayı seviyordum ama artık kendi oyunum var. Elbette bana hâlâ Baby Jokic diyorlar ve bu da canımı sıkmıyor.
“Bana arka çıkanı ömür boyu bırakmam”
Geçen yıl Udoka’yla ilk sezonunda büyük bir sıçrama yapıp 21.1 sayı, 9.3 ribaunt, 5 asist ve 1.2 top çalma ortalamasıyla oynadın. Ne değişti?
Şans buldum ve Ime bana inandı. En büyük nedeni bu. Geçen yıl da bu yıl da bana güvenini defalarca gösterdi. Hayattaki en önemli şeylerden biri size güvenen birini bulmak. Ben hep aynıydım. İlk iki yılımda takımdaki dördüncü, beşinci seçenektim. Bu yüzden ofansif ribaunt gibi birçok alanda ekstra çaba sarf ederek dakikalarımı artırmaya uğraşıyordum. Ama şimdi birinci veya ikinci seçeneğim ve bunu Ime yaptı. Artık o özgüvenle oynuyorum. Geçen yıl bazı maçlarda kötü oynasam bile Ime maç topunu bana kullandırıyordu. Bana güveniyorlardı ve benim de karşılığını vermem gerekiyordu.
Kim bana güvenir ve arka çıkarsa hayat boyu onu yalnız bırakmam. Çocukken de böyleydim. Karakterim böyle. Ime bana güvenmişken onu yüzüstü bırakamazdım. Buradaki herkes başarılı olmak istiyor. Ben de istiyorum ve bunun için neyim varsa vermeye çalışıyorum.
Sence tavanınız ne? Batı Konferansı’nda 2. sıradasınız. Sen de All-Star’ın eşiğindesin. Çocukken hayal bile edemeyeceğin bir sözleşme imzaladın. Tüm bunlar nereye varacak?
Elbette hayal bile edemezdim. Buraya geldiğimden beri hep iyi bir kadromuz olduğunu düşündüm. Yetenekli oyuncularımız vardı. Sadece beraber oynamayı bilmiyorduk. Ama şimdi birlikte oynuyoruz ve ilk iki yılın aksine gerçekten iyi bir takım olduk. Ama bunun olacağını biliyordum çünkü harika bir ekibiz. Ime ve ekibi geldiğinden beri her şey değişti. Eski rehavet kalmadı ve bence en büyük sebep bu. Bugünkü halimizden çok memnunum. Kötü oynayınca kenarda bekliyorum. Nerede olmam gerekirse oradayım. Kimse “Sen yıldızsın, bütün maç oynayacaksın” demiyor. Ime’nin kafa yapısı böyle değil. Siz iyi oynamazsanız yerinize başka biri geçiyor.

“En iyi ben olacağım”
Kendi geleceğini nasıl görüyorsun?
Buraya gelmeden önce ailemle konuşuyordum. NBA’de oynayacağımı, ligin ve takımın en iyi oyuncularından biri olacağımı hayal bile edemediğimi anlattım. Gerçekten öyle. Türkiye’de takımımın yıldızıydım. Ama NBA’e gelmeyi tasavvur edemiyordum. PlayStation’da NBA oyunları oynarken bu lige gelip en iyilerden olacağımı düşünmüyordum. Ama azmimle başardım. Yapmak istiyorsunuz. Ben hep böyleydim. Hep en iyi olmak istedim. Şimdi de en iyi olmak ve annemle babamın benimle gurur duymasını istiyorum.
Şimdi hayal edebiliyor musun?
Tabii ki. Hâlâ her gün kendimi sonuna kadar zorluyorum. En iyi ben olacağım...