25 Eylül 2022, Pazar
Haber Giriş: 13.08.2021 04:30 | Son Güncelleme: 16.02.2022 15:16

“Bir kovanın ucundan lafla tutmak”

“Bir kovanın ucundan lafla tutmak”
Editör Editör
Bülent Korman
Godfather” (Baba), filminin ikincisindeki ‘Havana’da 1959 Yılbaşı Gecesi’ bölümünü hatırlayanlarımız elbette vardır. ”Baba Üçlemesi”nin, Hollywood’a ait ve Amerikalı bir yönetmenin eseri olmasına rağmen, çok büyük bir kapitalizm taşlaması olduğu ve içinde çok derin mesajlar ve alt metinler barındırdığı da öne sürülür… Bir kısmı tam da bu bölümle ilgilidir. Filmin sözünü ettiğim bölümünde Al Pacino’nun canlandırdığı Michael Corleone karakterinin Küba’nın başkenti Havana’da yaşayan ortakları olan büyük mafya babası Hyman Roth’un doğum günü kutlamasını izleriz. Hyman Roth karakteri Küba’nın Amerika güdümlü faşist diktatörü Batista’nın gerçekte çok yakın olduğu Yahudi mafya babası Meyer Lansky’den esinlenmedir. Batista, iktidarı süresince Amerikan mafyasıyla ve özellikle Meyer Lansky ile çok yakın ilişkilerde bulunmuş, Küba’ya onlarca kumarhane ve gece kulübünü bu bağlantıları sayesinde açmıştır. Küba, hedonistler için bir ‘cennettir’. Rivayet odur ki, Lansky filmi izledikten sonra Roth karakterini canlandıran Lee Strasberg’i telefonla arayarak performansından dolayı onu kutlamıştır. Biz filme dönelim. Michael Corleone, Hyman Roth ve tüm Amerikan mafya önde gelenleri partiye davetli olarak Havana’yı tepeden gören bir otelin şahane manzaralı terasındalar. Michael’ın oraya yerleşen ağabeyi Fredo Corleone otelin sahibidir. Hyman Roth’un önündeki pastayı tekerlekli bir masayla servis yapmak üzere olan siyahi bir garsonu durdurur. Pastanın önce ortaya getirilmesini ve dostlarının pastayı iyice görmesini ister. Çünkü üzerine Küba resmedilmiştir. Aslında Küba, haritasının süslediği bir sembolik pastayla Amerikalı mafya kodamanlarına paylaştırılacaktır. Filmin bunu izleyen bir başka sahnesi 1959 yılbaşı gecesi bölümü. The Godfather Part II, Vito’nun oğlu Michael’ın idaresindeki Corleone İmparatorluğunun 1958–1959 dönemiyle genç Vito Corleone’nin NewYork’ta güç kazanmaya başladığı 1917–1930’ları paralel bir kurguyla anlatılır. Devir değişmesi’ne meraklı olanlar, kapitalizmin geçmişinde bunun ne anlama geldiğinin bir veçhesiyle ilgili istediği dersi çıkarabilirler. Hiçbir zaman özde değişen bir şey pek yoktur. Yılbaşı Gecesi sahnesinde ise, Michael Corleone ve tüm yeraltı büyükleri ve o hiç bitmeyecekmiş gibi görülen, insafsız, yoz ve hedonist dünyanın önde gelenleri, diktatör Batista’nın başkanlık sarayında verdiği partide eğlenmektedirler. Ne var ki, asıl kutlama dışarıdadır. Fidel Castro, Che ve yoldaşları (topu topu 9 bin kişi) 6 yıl önce büyük bir yoksunluk ama bir o kadar haklılık içinde başladıkları baş kaldırmayı başarmış ve tam da o aymazlık ve arsızlık gecesinde Havana’ya girmişlerdir. Halkın çılgınca desteği arasında. Michael, içeriye askerlerin girdiğini görünce durumu anlar, kısa süre sonra da yeni bir yıl’a girer Küba. Tam da bu sırada, ailesi için bir hain olduğunu bildiği ağabeyine sarılır ve: “Sen olduğunu biliyordum Fredo, sen benim kalbimi kırdın. Kalbimi kırdın.” der. Bütün aile için en önemli güç olan birlikteliği ve zorluklarla dağılmamak için ona düşeni kavrayamayarak, kendi hayatı peşinde gitmiş Fredoyu sert bir biçimde dudağından öper ve geri iter. (Burada ise çok güçlü bir dini alt okuma olduğunu öne sürenler vardır. Hristiyan geleneğinde 12 havarisinden biri tarafından ihanete uğrayan İsa, ihanet eden Judas’ı ölüm öpücüğü (Kiss of Judas) ile dudağından öperek iter. Bu sahneyi, bu tarihsel olaya bir gönderme sayanlar bulunmaktadır. O görüşte olanlara göre, Michael İsa konumundadır, ona ihanet eden ağabeyi Fredo ise, Judas.) Parti bitmiştir. Smokinli beyler, tuvaletli hanımlar çığlıklar içinde ne yaptığını bilmeden birbirini ezerek kaçışmakta, kimileri Ada’dan kaçmak için son şansı kullanmanın yolunu aramaktadır. Ama yurdundan başka gidecek yeri olmayan halk omuz omuza vermiştir, kaderleri için birliktedir. Özellikle fukara ülkelerde hemen bütün zor durumlarda, ya da büyük facialar yaşanırken, halkın bu büyük bütünleşmesi bir rastlantı mıdır? Bir hevesli “kaptanın” (aslında oyuncu, ayrıca lokantacı, girişimci, vs galiba) evet, epeydir bir ‘elit’ sitenin bir ucunda, bir vakitler kasabanın balık dalyanı yok edilmiş burnunda demirlemiş bir teknesi de var diye biliyorum (mesajlarına “Kaptanın Günlüğü” başlığını koymuş). O beyin sosyal medyada bana bile ulaşıncaya kadar elden ele çok dolaşmış olması gereken mesajını görüp dinleyince, bir şeyler yazmak geldi içimden. Bodrum’da (Müskebi kıyısında) diğerlerine pek benzemeyen bir plaj ve onun bir şeyler yenip içilebilecek kantinini işleten bir genç arkadaşımı aradım önce. Çok eskiden beri tanırım onu. Yangını duyar duymaz, birkaç (yerli) arkadaşı ve o teknelerle yangın yerine koşmuş. Hâlâ bir ayağım orada, dedi. Peki şezlonglarda güneşlenenlerden sizin gibi yapan, size katılan oldu mu? diye sordum. Cevabını yazmayacağım. Tatil için, birkaç gözü doymazın Yarımadanın bizim ‘hedonizm cennetimiz’ olması için çırpındığı kuzeyini seçenlerle ilgili söylediklerini de. O, “Bir ayağımız hâlâ orada”, dedi, “Bildiğin bütün Bodrumlular hep orada ağbi.” Biliyorum. Bahçemize bakan Mazı civarında mukim (Kısırlar köyü) emektarın lise çağındaki oğlu bir haftadır evine girmedi. Geri kalanlara ise onları takdir etmek düşüyor. Duygulu sesli (kaptan) oyuncunun his dolu kelimelerle seslendirdiği gibi… “Yanan yerlerde bulunamayıp, o yangının önünde duranlarla birlikte olamayınca, kovanın, kazmanın, küreğin bir ucundan tutamayınca kelimeler boğazına diziliyor insanın.” Dizilmeli de. İri lâflar etmek iyi güzel de, hiç değilse bir ucundan daha mütevazı bir şeyler yapılıyor olmalı. “Konfor” denen büyük uyuşturucudan silkelenip. Umarım o da yapmıştır bunu. Büyük hataları er geç konuşur birileri: sap döner, keser döner. Verilmesi gereken bir hesap varsa onu sorar, ocağı göz göre göre kül olmuş, geçim kaynağı arısı bile elinden gitmiş bu millet elbet. Oyuncu kadar şiirsel söyleyemese de. Bir bilgece yolunu bulur. Umarım. o da, (eğer oralardaysa), öyle ya, aslan gibi adam, teknesinin pruvasını hemen yanan ormanlara çevirmiştir. Herhalde öyle yapmıştır. Yanına delikanlı çağında gelen oğlunu da almıştır. Ya da şehirde kullanılan arazi aracıyla yetişmiştir oralara, O daha da kolay olmuştur.