01 Haziran 2026, Pazartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 01.06.2026 11:26 | Son Güncelleme: 01.06.2026 12:07

Ekrem İmamoğlu'ndan Kemal Kılıçdaroğlu'na: Dahili bedhah kayyım; Erdoğan'ın her söylediğini koşa koşa yapıyor

Kemal Kılıçdaroğlu'nun ismini anmadan eleştirilerini ifade eden Ekrem İmamoğlu, "Onun emir aldığı, her söylediğini koşa koşa yaptığı Erdoğan, Cumhuriyet’i, demokrasiyi, adaleti betona gömmek istiyor. Figüranların, kayyımın hiçbir önemi yoktur" açıklamasında bulundu
Ekrem İmamoğlu'ndan Kemal Kılıçdaroğlu'na: Dahili bedhah kayyım; Erdoğan'ın her söylediğini koşa koşa yapıyor
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstinaf Mahkemesi'nin CHP'nin 38. Olağan Kurultayı için verdiği 'mutlak butlan' kararının ardından yaşananları değerlendirdi. Kemal Kılıçdaroğlu'nun mahkeme kararıyla CHP'nin başına getirilmesini "siyasi kayyımlık" olarak niteleyen İmamoğlu, "Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına, delegelerin iradesiyle değil; sarayın yargı marifetiyle kurduğu operasyonla taşınan bir yönetim anlayışının demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur" dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun ismini anmadan eleştirilerini ifade eden İmamoğlu, "Onun emir aldığı, her söylediğini koşa koşa yaptığı Erdoğan, Cumhuriyet’i, demokrasiyi, adaleti betona gömmek istiyor. Figüranların, kayyımın hiçbir önemi yoktur. Benim en özgür halimle bulunduğum dört duvarın da kayyımın sıkışıp kaldığı dört duvarın da bir önemi yoktur" ifadelerini kullandı.

"CHP'nin dışarıdan müdahalelerle yıkılmadığı için içeriden yıkılmak istendiğini" ileri süren İmamoğlu, Kılıçdaroğlu için “Dahili bedhah kayyım" (içteki kötü niyetli kayyım) nitelemesinde bulundu.

Yeni bir parti kurulup kurulmayacağı yönündeki tartışmalara da değinen İmamoğlu, “Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız. O yol, hukukun, delegelerimizin ve millet iradesinin emrettiği şekliyle yol arkadaşım Sayın Özgür Özel’in Genel Başkanlığı’ndaki CHP’dir. Fakat hukuk çiğnenirse, delegelerimizin ve milletin iradesi yok sayılırsa, bizim milletle beraber yürüdüğümüz her yol meşrudur ve güçlüdür. Muhalefet kriz yaşamıyor, Erdoğan muhalefete darbe yapıyor. Bu milletin kimseye eğecek boynu yoktur. Milletin diliyle, ruhuyla ve iradesiyle o yolu yapar ve iktidara koşarız" sözlerini kaydetti.

T24'ten Murat Sabuncu'nun sorularını yanıtlayan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

"Bize yenilgiyi öğretemeyecekler!"

-Mutlak butlan kararını duyduğunuzda ne hissettiniz?

Birkaç duyguyu bir anda hissettim… Herkes gibi önce öfke hissettim. Partimle birlikte milyonların sandıkta ortaya koyduğu iradeye saldırılmasına öfkelendim. Mahkeme salonlarında hukukun, adaletin değil; siyasi mühendisliğin dolaşmasından üzüntü duydum. Utanmayı unutanlar için utanç da vardı hissiyatımda. Mahkeme kararıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin iradesi kadar bu ülkenin demokrasi umuduna, sandığa giden milyonların vicdanına ve milletin karar verme hakkına utanmazca bir şekilde müdahale edenler ve onlara hukuk kisvesiyle yol açanlar adına utanç duydum.

Mutlak butlan milletin iradesiyle devlet gücünü kullanan iktidar arasında kurulan büyük bir hesaplaşmadır.

Millet “değişim” diyor, onlar yargıyı devreye sokuyor. Millet sandığı işaret ediyor, onlar mahkeme koridorlarını. Millet umutlu bir gelecek istiyor, onlar koltuklarını korumanın hesabını yapıyor. Bu yüzden mahkeme kararıyla tarihi, gerçeği ters yüz etmek istiyorlar. Değişim iradesini geriye döndürmeye çalışıyorlar. Ancak Cumhuriyet’i kuran iradeyi, birkaç imzayla yok hükmünde sayamayacaklar. Bu milletin hafızasını silemeyecekler. 86 milyonun geleceğini saray koridorlarında rehin alamayacaklar. Asıl hissettiğim ise; azim ve kararlılık.

Ben o gün bir kez daha şuna karar verdim: Bir adım geri atmayacağız. Boyun eğmeyeceğiz. Susmayacağız.

Bize yenilgiyi öğretemeyecekler!

“Demek ki doğru yoldayız' diye düşündüm"

-Partinin polis tarafından kapısının kırıldığı, plastik mermi ve gazla içeriye müdahale edildiğini gördüğünüzde ne düşündünüz? O anları hücrede televizyondan seyrederken ne yaşadınız?

O gün içeride ve dışarıda kalbini, ruhunu ve insaniyetini koruyabilen herkes için çok zor bir gündü… Yıllarımız geçti bizim genel merkezimizde. İlçe başkanlığından, ilçe belediye başkanlığından geldim ben. Yıllarca çoluğumuzu çocuğumuzu görmedik çalıştık. Hep coşkuyla girdik genel merkezimize. Yuvamız, yurdumuz, namahremimiz orası bizim. Bu sözlerimi eminim bütün Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarım çok iyi anlayacaktır: Namahremimize polisle girdiler!

Kapısı kırılarak girilen sadece bir bina değil bir hafıza, inanış, mücadele ve demokrasiye olan ihtiyaç. Orası, bu ülkenin çok partili demokrasi tarihinin, seçimle değişim umudunun, milyonlarca insanın emeğinin ve inancının evi aynı zamanda.

O kapıyı içten ve dıştan yıkmaya çalışan bedhahlar şunu söylüyorlar:

“Sandıkla olmadı, şimdi zorla teslim alacağız.”

Beni en çok yaralayan şeylerden biri şuydu: Binanın içinde gençler, kadınlar, yaş almış yoldaşlarım, demokrasiye, milli iradeye sahip çıkmak için şehrin dört bir yanından gelen yurttaşlarımız vardı. Gazla, plastik mermilerle, polis zoruyla bir Türkiye’nin en köklü partisine girilen bir ülke görüntüsü, hiçbir demokratik toplum için normal değildir. Bu görüntü sadece korku rejimlerine yakışan bir görüntüdür. Ve o görüntülerle yaşadığımız ülkenin bir hukuk devleti olmaktan çoktan çıktığı bir kez daha görüldü.

Karşılarında korkan bir millet görmek istiyorlar. Sinen, susan, geri çekilen insanlar görmek istiyorlar. Ama bu milletin mayasında teslim olmak yok. Bakın, bu ülkenin insanı darbeler gördü, yasaklar gördü, baskılar gördü. Ama her seferinde ayağa kalkmayı bildi.

O görüntülerin düşündürdüğü bir şey de şu oldu: “Demek ki doğru yoldayız” diye düşündüm. Bize böyle gözü dönmüşçesine saldırıyorlarsa doğru yoldayız. İktidarlar ancak kaybetme korkusu büyüdüğünde bu kadar sertleşir. Milletin sevgisini kaybedenler, kaba kuvvete sığınır. Ama unuttukları bir şey var: Devlet milletindir. Milletin iradesinden büyük hiçbir güç yoktur ve ne yaparlarsa yapsınlar, bu ülkenin gençlerinin umutlarını, insanların demokrasi inancını, değişim arzusunu kıramayacaklar.

"Şimdi otursunlar, darbeye direnenleri izlesinler"

-Kemal Kılıçdaroğlu’nun; eski genel başkanınızın aldığı tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına, delegelerin iradesiyle değil; sarayın yargı marifetiyle kurduğu operasyonla taşınan bir yönetim anlayışının demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bunu kim yaparsa yapsın, adı bellidir: Siyasi kayyımlık.

Milletin sandıkta vermediği yetkiyi mahkeme koridorlarından devşirmeye çalışmak, siyaseten de vicdanen, ahlaken de meşru değildir.

“Dâhili bedhah kayyım” diyorum ben ona. Çünkü bu partiyi dışarıdan yıkamayanlar, şimdi içeriden teslim almak istiyor. Yanlış mı? Hiç değil!

Ama herkesin şunu bilmesini isterim: Cumhuriyet Halk Partisi, sarayın hukuk mühendisliğiyle ele geçirilecek bir yapı değildir. Bu parti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün millet egemenliği üzerine kurduğu bir direniş partisidir.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkezi, adalet yerini bulana ve delegenin iradesi ortaya koyulana kadar o bina değildir. CHP’nin genel merkezi artık bütün partililerimizin ruhunu ve yüreğini taşıdığı meydanlardır.

Şimdi otursunlar, boş duvarlara baksınlar. Darbeye direnenleri izlesinler.

"Figüranların, kayyımın hiçbir önemi yoktur"

-“Beni betona gömmek istiyor” cümlesini gerçekten sarf ettiniz mi?

Onun emir aldığı, her söylediğini koşa koşa yaptığı Erdoğan, Cumhuriyet’i, demokrasiyi, adaleti betona gömmek istiyor. Figüranların, kayyımın hiçbir önemi yoktur. Benim en özgür halimle bulunduğum dört duvarın da kayyımın sıkışıp kaldığı dört duvarın da bir önemi yoktur. Allah ömür, millet destek verdikçe ben mücadelemi sürdüreceğim. Önemli olan Cumhuriyet’in, emanetin geleceğidir. Koruyacağız, kazanacağız.

“Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız”

-Mücadele CHP içinde mi devam etmeli, yoksa yeni bir parti mi kurulmalı? Türkiye’de merkez muhalefetin yaşadığı kriz, artık yeni bir siyasal dil ve yeni bir organizasyon modeli mi gerektiriyor?

“Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız.” O yol, hukukun, delegelerimizin ve millet iradesinin emrettiği şekliyle yol arkadaşım Sayın Özgür Özel’in Genel Başkanlığı’ndaki CHP’dir. Fakat hukuk çiğnenirse, delegelerimizin ve milletin iradesi yok sayılırsa, bizim milletle beraber yürüdüğümüz her yol meşrudur ve güçlüdür. Muhalefet kriz yaşamıyor, Erdoğan muhalefete darbe yapıyor. Bu milletin kimseye eğecek boynu yoktur. Milletin diliyle, ruhuyla ve iradesiyle o yolu yapar ve iktidara koşarız.

-Böyle bir yeni oluşumun ideolojik ekseni ne olabilir? Sosyal demokrasi, merkez sağ açılımı, demokrasi ittifakı, yoksa daha popülist bir çizgi mi?

Bizler işgal altındaki İstanbul’da makam mevki kavgası verenlerin değil, vatanı müdafaa etmek için Anadolu’ya geçen Atatürk’ün evladıyız. Son nefesimizi verene kadar Atatürk’ün açtığı yoldan yürüyeceğiz.

Cumhuriyet, özgürlükler, hukuk devleti, güçlü ekonomi, akılcı diplomasi, gerçek bir sosyal devlet, doğudan batıya kalkınma hamlesi, milli tarım, yerli sanayi, kuvvetli bir ordu ve savunma sanayi için çalışıyoruz. Her koşulda da hedeflerimiz için çalışmaya ve Atatürk’ün açtığı yoldan ilerlemeye devam edeceğiz. Gücü eline geçirdiklerinde milleti onun iradesini yok sayan, toplumsal her talebi, özgürlük ihtiyacını düşmanlaştıranlara ve onların ajandalarına hizmet eden kontrollü muhalefet özlemindekilere karşı herkes için özgürlük herkes için demokrasi, adalet ve refah istiyoruz.

"Bu bir Saray darbesidir"

-Sizce bugün yaşanan mesele gerçekten CHP’nin iç meselesi mi yoksa Türkiye’de seçimli demokrasinin geleceğiyle ilgili daha büyük bir kırılma mı?

Ne CHP’nin iç meselesi? Bu saray darbesidir!

Bugün Türkiye’de yaşanan şey, doğrudan seçimli demokrasinin geleceğiyle ilgilidir. Seçim yapıyorsun tanımıyor. Kurultay yapıyorsun tanımıyor. İstinaf Mahkemesi kararıyla bizim partimizin başına o kayyımı atıyor. YSK ise kendini inkâr ediyor. Bakınız YSK’nın bu tutumu çok büyük bir tehdittir. Tümüyle demokrasiyi yok edenlerin hazırladığı tabuta son çiviyi çakma girişimidir.

Bu çok ağır bir kırılmadır. 2017’de mühürsüz oylarla başlayan süreç, 2019’da İstanbul seçimlerinin iptaliyle devam etti. Bugün ise artık muhalefetin doğrudan devlet gücüyle yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı bir aşamaya geçildi. Her darbe daha ağır uygulamaları önümüze koymaktadır.

O yüzden ben bunun CHP içi bir tartışma olduğu fikrini reddediyorum. Bu mesele, Türkiye’de milletin sandık yoluyla iktidarı değiştirme hakkının korunup korunamayacağı meselesidir. Aksini iddia edenler hele de kurumsal siyaset temsilcisiyse kendi varlık amaçlarını anlamsızlandıran bir bakış açısını taşıyorlar.

Hukuku tanımıyorlar. Kurultay yolunu açmıyorlar. Çünkü kaybedeceklerini biliyorlar. Almışlar arkasına Erdoğan’ın yargı kollarını, çok büyük bir maharetmiş gibi partimize darbe yaptırıyorlar.

Söyleşinin tamamını okumak için tıklayın...