31 Mart 2026, Salı
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 31.03.2026 15:59 | Son Güncelleme: 31.03.2026 16:33

Hatimoğulları: "İmralı'da bir konut yapıldığı bilgisi var"

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında konuştu. Terörsüz Türkiye sürecini ve İran'daki savaşı değerlendiren Hatimoğulları, toplatının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı
Hatimoğulları: "İmralı'da bir konut yapıldığı bilgisi var"
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM Grup Toplantısında Türkiye ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Grup toplantısı ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Hatimoğulları, İmralı Adası'na konut yapıldığına ilişkin iddiaları da yanıtladı.

Hatimoğulları, "İmralı'da bir konut yapıldığı bilgisi var ve bu konuta henüz Sayın Öcalan taşınmış değil. Bir konuttan bir konuta taşınmak mıdır mesele? Buradaki esas meselenin altını şöyle net olarak çizmek gerekiyor. Buradaki mesele bu statünün, görüşmeci statüsünün ve baş müzakereci statüsünün tanımlanması. Sayın Öcalan bu müzakereleri yürütüyor. Bu herkesin malumu. Bu müzakerelerin yürütüldüğünün bir resmi forma kavuşması, bir hukuki forma kavuşması asıl olan" ifadelerini kullandı.

Hatimoğulları'nın grup konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

  • 2026 yılı Nevroz'u büyük bir coşkuyla devlete ve iktidara milyonların tek bir ağızdan ilettiği beş net mesajı vardı. Yüzlerce Nevruz Meydanı'nda milyonlarca insan Sayın Öcalan'ın adı her geçtiğinde tek ses oldu, tek yürek oldu. Bu Sayın Öcalan'a özgürlük mesajıydı. Bizler de buradan değerli halklarımızın bu mesajını parlamentodan da bir kez daha tekrarlıyoruz ve Sayın Abdullah Öcalan'ın özgürlüğünü bu halk istiyor. Bizler istiyoruz. Özgür çalışabileceği koşullar mutlaka ve mutlaka sağlanmalıdır.
  • İkinci mesajı Nevroz meydanlarına katılan çocuklardan kadınlara, Alevilerden Sünnilere, Hristiyanlara, Türklerden Kürtlere kadar milyonlarca insanın yüreği barış sevdası için attı. Milyonlar sahip çıktı. Üçüncüsü milyonlarca Kürt Nevroz'da demokratik birlik iradesine sonuna kadar sahip çıktı. Bu irade jeopolitik bir ayrışmanın değil ortak yaşamda ısrarın adıdır. Bu irade Şam'a, Tahran'a, Bağdat'a ve Ankara'ya bir arada ortak olarak eşit ve özgür yurttaşlar olarak bir yaşam çağrısının ta kendisiydi.
  • Bir diğer mesaj milyonlar demokrasi olmadan barış barış olmadan özgürlük olmaz şiarıyla omuz omuza durdu. Milyonların mesajı netti. Demokratik gerileme durmalıdır. Barışla demokrasi el ele büyümelidir. Diğer mesaj kimi medya akımlarının zehirli diline, düşmanlaştırıcı ifadelerine, sosyal medyadaki trol gündemlere karşı Nevroz meydanları omuz omuza durmanın, ortak yaşam iradesine sahip çıkmanın önemini, gücünü gösterdi ve aynı zamanda fiili bir yanlış Ben parti olarak milyonların verdiği mesajın sonuna kadar arkasındayız. Milyonlarca insan barış sürecinin öznesiyiz, tarafıyız, yeni bir yaşamın kurucut iradesiyiz dedi. İktidar ve parlamento bu milyonlara kayıtsız kalamaz, kalmamalı. Biz milyonların iradesine inanıyoruz. Biz milyonların barış umuduna, yürekten inanıyoruz.
  • 2026 yılı Nevroz'unun büyük coşkusuna gölge düşürmek için devreye konan gözaltı ve tutuklama operasyonlarını bir kez daha huzurunuzda kınıyorum. Nevroz'da tutuklananlar bir an önce serbest bırakılmalıdır ve Nevroz'daki kutlamalara katıldığı için gözaltına alınan iki işçi kardeşimizin nasıl yaralandıklarını, nasıl darp edildiklerini, o vücutlarındaki izleri hepimiz gördük. Bu işçilere açıkça işkence uygulandı. O işkence gören işçi kardeşlerimiz yalnız değildir. Onların hak mücadelesinin sonuna kadar yanında olacağız.

"Artık sözün değil somut adımların zamanı gelmiştir"

  • 'Barış ve Demokratik Toplum' sürecinde artık sözün değil somut adımların zamanı gelmiştir. İkinci aşama dediğimiz şey tam da burada anlam taşıyacak. İkinci aşama niyet beyanlarının yerini bağlayıcı kurucu ve dönüştürücü adımların atıldığı aşama olmalıdır. Sorunun kabul edilmesinin ötesine geçilerek çözümün kurumsallaştırıldığı, hukuksallaştırıldığı ve toplumsallaştırıldığı bir evrenin somutluk kazanması gerekiyor. Sayın Abdullah Öcalan'ın yaptığı 'Barış ve Demokratik Toplum' çağrısıyla demokratik çözüm ufkunu açmış, demokratik siyasetin güçlenmesini, eşit yurttaşlığın tesis edildiği, toplumsal Barışın kurumsallaştığı bir düzenin kapılarını açmıştır. Bu çağrı stratejik ve tarihsel bir yönelimdir.
  • İmralı Heyetimiz 27 Mart'ta İmralı'ya gitti. Sayın Abdullah Öcalan'la birlikte önemli bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıda Sayın Öcalan'ın yaptığı değerlendirmeler, demokratik çözüm ve demokratik cumhuriyet açısından son derece önemli değerlendirmelerdi. Bu değerlendirmelerin, bu toplantının akabinde DEM Parti İmralı Heyeti bir açıklama yaptı. Bu seferki açıklama sadece kendi görüşleri değildi. Aynı zamanda bu görüşmede Sayın Abdullah Öcalan'ın çok net mesajlarını da içeriyordu. Oradan kısa bir alıntıyı paylaşmak istiyorum sizlerle. Sayın Öcalan şunların altını çizmiş bu son açıklamada, 'Silahlı mücadele dönemi kapanmıştır. Artık çözüm kimliklerin özgürce tanındığı ve toplum temelli demokratik entegrasyonun inşa edildiği bir ortak yaşam düzenidir. Demokrasi cumhuriyetin güçlenmesini sağlayacak yegane çözümdür. Cumhuriyete katılım kimliğiyle, ifade ve fikir özgürlüğüyle Örgütlenme özgürlüğüyle ve kadın özgürlüğüyle olmalıdır. Bunlar sadece Kürtler için değil, herkes için geçerli özgürlük alanlarıdır' demiştir. Bu perspektif çözümün ve demokrasinin güçlü bir şekilde bir ufkunu ortaya koymaktadır. Bakın bu çağrının sunduğu perspektifle ve yapılan bu açıklamanın perspektifiyle sürecin ikinci aşamasında milyonların varış umudunun gerçeğe ulaşmasının muhatabı iktidar, parlamento ve devlettir. Bu aşamada gözler ve kulaklar başka yerlerde değil, bundan sonra yasama, yürütme ve yargı erkinde olacak.

"İran Savaşı nesnel olarak bu sürecin daha da hızlanması gerektiğini söylüyor"

  • Bu sürece toplumsal destek yüzde 90'ları da gördü. Ama somut adımlar atılmadığı zaman bu desteğin gittikçe azalmaya başladığını görüyoruz. Bugün destek ve güven arasındaki makas farkını kapatacak 86 milyon yurttaşımız için demokratik ve müreffeh bir geleceğe kapı aralamanın sorumluluğu artık iktidardadır. Süreçle ilgili saatler yasal adımlara kurulmuştur. Geçtiğimiz hafta süreci aceleye getirmeyelim anlamına gelen çoklu mesajlarla karşılaştık ve bu mesajlar bize burada esasen bu sürecin yeterince anlaşılmadığını gösterdi. Şu bilinmeli ki bu yavaşlıktaki sorun basit anlamda hızlı adım atıp atmama meselesinden çok öte bir anlam ifade ediyor. Sorun siyasi iktidarın net bir irade geliştirme geliştirmemesinde bu aşamayı net bir takvime bağlamamasında yasal düzenlemeler için Meclis'in hala aktif bir çalışmanın içine girmemiş olmasındadır. Bakın sadece Sayın Bahçeli'nin 'Öcalan umuda, Ahmet'ler makama, Demirtaşlar yuvasına' çağrısı pratikte karşılık bulsaydı bu sürece olan toplumsal destek kendini katlayarak artardı ve biz şu anda bambaşka bir aşamada olurduk. Orta Doğu'daki kanlı gelişmeler, bize İran Savaşı nesnel olarak bu sürecin daha da hızlanması gerektiğini söylüyor.
  • Gerçekten bize çözümcül yaklaşılması gerektiğini söylüyor. Cesaretli bir pratik gerektiriyor. Bu mesajı veriyor. Türkiye halklarının ihtiyacı olan şey İran savaşının sonuçlarını beklemek değildir. Daha önce Rojava'da beklediler. İran savaşını barış sürecinin el freni yapmak politik basiretsizlik olur. Tam tersi bu savaşın bölgesel etkilerini yarattığı siyasi, ekonomik, toplumsal, askeri kırılmaları doğru değerlendirmek gerekiyor. Türkiye'de süreci zamana yaymak isteyen anlayış süreci buradan olmak durumundadır. Bu sebeple iktidara milyonların adına çağrımızdır. Barış sürecinin ikinci aşaması öngörülebilir, net ve şeffaf bir şekilde belli bir takvime bağlanarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu hem sürece olan güveni arttıracak hem de sürecin enfekte olmasını engelleyecektir. Ayrıca yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar direnç göstermekten vazgeçmeli. Bugün itibarıyla kayyum uygulaması süreci zedelemekten başka ne anlam ifade ediyor?

"Kapsayıcı bütünlüklü bir çerçeve yasa bir an önce çıkarılmalıdır"

  • Aynı kararını hayata geçirmeyip hala sevgili Figen Yüksekdağı, Selahattin Demirtaş'ı ve arkadaşlarımı ve yine aynı şekilde Osman Kavala'yı, Can Atalay'ı hapishanede tutmak ne anlam taşıyor? 86 milyonun geleceğine ve Orta Doğu'nun barışı ve istikrarına katkı sağlayacak adımlar hızlı atılmalı. Kürt meselesinin çözülmesinde yapılması gerekenlerle ilgili acabaları bir kenara bırakıp hızlı adım atılmalı. Orta Doğu'da kasırgalar eserken Türkiye'de barış somut ve acil bir ihtiyaçtır. Türkiye'nin kendi iç barışını kurması ve demokratik bir toplumu inşa etmesi bu nedenle yalnızca bir iç politik mesele değildir. Aynı zamanda bölgesel barış ve istikrar için tarihi öneme sahiptir. Türkiye'nin önünü açacak, Orta Doğu'ya nefes aldıracak yol haritası bellidir ve parlamento acilen devreye girmelidir.
  • Kapsayıcı bütünlüklü bir çerçeve yasa bir an önce çıkarılmalıdır. Sayın Öcalan'ın silahsızlanma ve demokratik entegrasyon sürecini sağlıklı yürütebilmesinin koşulları sağlanmalıdır. AHİM'in ve AYM'nin kararları vakit geçirmeksizin amasız fakatsız bir şekilde uygulanmalı. Hasta ve yaşlı makusların toplumun vicdanının ne kadar yaraladığını hepimiz biliyoruz. Bir an önce onlar serbest bırakılmalı. Kayıplar tarihe gömülmeli, seçilmişler Türkiye'nin her yanında görevlerini yargı sopası olmadan özgürce yapabilmelidir. Siyasal alanın genişletilmesi ve ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması bu sürecin vazgeçilmez bir parçasıdır. Özgür siyaset, demokratik uzlaşı ve evrensel haklarla ilgili güvenceler acil Sağlanmalıdır. Reçete budur. Reçete bellidir ve bunun yolu da açıktır. İktidarı cesarete davet ediyoruz. Biz demokratik çocuk için elimizi değil sadece bütün bedenimizi taşın altına koymaya hazırız. Yeter ki bu topraklar onurlu barışla buluşsun.
  • İran'a yönelik saldırının 32. günündeyiz. Her geçen gün bu savaşın sınırları genişliyor ne yazık ki. Cepheler çoğalıyor. Körfez ülkeleri Irak, Kürdistan derken bu ateş bütün bölgeyi sardı. Bölgesel savaşa dönüşme eşiği dönüşmek üzere bir süreç ve bu süreçte yine Federe Kürdistan Bölgesi'nde Sayın Mesut Barzani'nin ofisi beş kez vurulmuş. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Neçirvan Barzani'nin konutu bombalanmış. Sivil yerleşim yerleri hedef alınıyor. İnsanlar ölüyor, yaralanıyor. Bunlar yönünü şaşıran füzelerin yarattığı tahribatlar değil. Bu Kürtleri Kürdistan bölgesel yönetimini savaşın içine çekme politikasıdır. Kürtleri ve Kürdistan'ı işin içine çekmeye çalışan akıl, tehlikeli bir oyun oynuyor. Bu kirli oyundan derhal vazgeçilmelidir. Orta Doğu zaten bir ateş çemberi içinde, bu çemberi daha da büyütmek, bölgeyi tamamen yakıp yakmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ne gerçekleştirilen saldırıları burada bütün Türkiye ve dünya halklarının huzurunda bir kez daha kınıyoruz ve Federe Kürdistan halkı yalnız değildir."

Basın mensuplarının sorularını yanıtladı

Hatimoğulları, TBMM'deki Grup Toplantısı'nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Hatimoğulları, sürecin ilerleyişini nasıl değerlendirdiğine ilişkin soruya, "Gerçekten bu sürecin hızlanma ve devam etmesi gerekiyor. Sayın Bahçeli'nin dün vermiş olduğu röportajında, sürecin hızlanması konusundaki vurgusunu yineledi. Bu özellikle biraz önce de konuşmamızda ifade ettiğimiz gibi İran'daki gelişmeler, bölgesel gelişmeler, Türkiye halklarının beklentisi, Türkiye'de Kürt halkının beklentisi, yürütülen bütün bu müzakere sürecinin hızla bir sonuca kavuşması gerekiyor. Süreç enfekte olmamalıdır. Sizler de takdir edersiniz ki gerek Türkiye içinden gerekse uluslararası güçler tarafından bu süreci tersine çevirmek ve enfekte etmek için kimi provokatif yaklaşımlar olabilir. Bu yaklaşımları boşa düşürmenin yolu da bu sürecin hızlanması. Dolayısıyla Sayın Bahçeli'nin dün yapmış olduğu açıklama süreci daha doğru tanımlayan bir açıklamadır" yanıtını verdi.

"Yasal süreç, günler değil saatler içerisinde hızlandırılarak hayata geçirilmeli"

"Bundan sonraki aşamada artık bu rol daha çok AK Parti Grubu'nda mı olacak? Yoksa yine Meclis Başkanı öncülük mü edecek? Esas onlar için nasıl bir yol haritası olacak?" sorusunu Hatimoğulları, şöyle cevapladı:

"Şüphesiz Meclis Başkanı'nın da bir etki alanı bu anlamıyla devam ediyor görevi itibariyle de. Fakat şu andaki aşamada artık komisyonun ihtisas komisyonunun bir taslak üzerine çalışması ve Genel Kurul'a sunulmak üzere bir taslak çalışmasının bitmesi gerekiyor. Bu yasa, bu çerçeve, yasanın son derece kapsayıcı geniş bir yasa olması ve sürecin ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayacak bir yasa olmasını da önemli buluyoruz. Şu anda top artık parlamentonun sahasındadır diyebiliriz. Bize göre zaten çok gecikilmiştir. Nisan ayında gelmesi gerekir. Daha önce hükümet temsilcilerinin yapmış olduğu açıklama, bu yasanın bayramdan hemen sonra geleceği şeklindeydi ama hala taslağını görebilmiş değiliz. Hala komisyona gelen bir taslak yok. Dolayısıyla bu yasanın bir an önce gelmesi lazım. Hatta biz bu yasa saatlere kurulmalı diye ifade ettik. Hakikaten bu yasa artık saatlere kurulmalı. Günler değil artık saatler içerisinde, hızlandırılarak hayata geçirilmesi gerektiği kanaatindeyiz."

"İmralı'da bir konut yapıldığı bilgisi var ve bu konuta henüz Sayın Öcalan taşınmış değil"

Hatimoğulları, sürecin ikinci aşamasında AK Parti Grubu veya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir temasın olup olmadığı sorusu üzerine, "Bu konuda da tabii AKP iktidarıyla ve devletle zaten bir müzakere süreci yürüyor. Bu müzakereleri biz sürdürüyoruz fakat burada bu zamana yayma hali toplumda bir hoşnutsuzluk yaratmış durumda. Bizde de bir hoşnutsuzluk yaratmış durumdadır. Dolayısıyla bu bekleme halinin aşılması için de biz de gerekli müzakereleri zaten yürütüyoruz" dedi.

İmralı Adası'na konut yapıldığına ilişkin iddialar da sorulan Hatimoğulları, şöyle konuştu:

"İmralı'da bir konut yapıldığı bilgisi var ve bu konuta henüz Sayın Öcalan taşınmış değil. Bir konuttan bir konuta taşınmak mıdır mesele? Buradaki esas meselenin altını şöyle net olarak çizmek gerekiyor. Buradaki mesele bu statünün, görüşmeci statüsünün ve baş müzakereci statüsünün tanımlanması. Sayın Öcalan bu müzakereleri yürütüyor. Bu herkesin malumu. Bu müzakerelerin yürütüldüğünün bir resmi forma kavuşması, bir hukuki forma kavuşması asıl olan. İkincisi ise Sayın Öcalan Türkiye'deki bütün aydın, yazar, gazeteci, akademisyen, siyasetçi, bilim insanı, birçok kesimle görüşmek istiyor. Dolayısıyla bu görüşmelerin sağlanabilmesi, bu diyalog yolunun açılabilmesi ve bunun hem siyasi hem teknik olarak kolaylığının sağlanması önemli bir aşama. Bizim de tam da hani statü tanımlanmalı derken kastettiğimiz bu iki ana şeydir diye özetleyebilirim."

Kaynak: ANKA