18 Temmuz 2026, Cumartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 08.07.2026 10:18 | Son Güncelleme: 08.07.2026 18:24

İBB Davası'nda 64. gün: Beyoğlu Belediye Başkanı dahil altı kişiye tahliye

İBB davasının ilk duruşmasının 64. gününe Ekrem İmamoğlu ile mahkeme heyeti arasında yaşanan tartışma damga vurdu. İmamoğlu salondan çıkarılırken, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney dahil altı kişi için tahliye kararı verildi
İBB Davası'nda 64. gün: Beyoğlu Belediye Başkanı dahil altı kişiye tahliye
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 59'u tutuklu 414 sanıklı İBB davasının duruşması 64. gününe gününe İmamoğlu'nun savunması damga vurdu. Mahkeme heyetiyle tartışma yaşayan İmamoğlu salondan çıkarılırken, zapta 'susma hakkını kullandığı' yazıldı.

Mahkeme başkanı, tutukluluk incelemesi için savcıdan mütalaasını istedi. Duruşma savcısı Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, Ceyda Kıryak ve Serap Karay'ın tahliyelerini talep etti.

Mahkeme heyeti, İnan Güney, eski Medya A.Ş. çalışanı Ceyda Kıryak, İBB Halkla İlişkiler Şube Müdürü Serap Karay, İSFALT Müdür Yardımcısı Mehmet Karataş, İBB Yol Bakım ve Altyapı Koordinasyon Daire Başkanı Seyfullah Demirel ve Kültür A.Ş. Etkinlik ve Organizasyon Şefi Metin Bal’ın tahliyesine karar verdi. Bir sonraki tutukluluk incelemesinin 6 Ağustos'ta yapılacağı, sadece tutuksuz sanıkların dinleneceği ikinci duruşmanın ise 17 Ağustos'ta görülmeye başlanacağı açıklandı.

İmamoğlu'yla mahkeme heyeti arasında tartışma

Savunma sırası öğlen saatlerinde kendisine gelen İmamoğlu, mahkeme heyetinin yarın duruşmayı bitirme kararına itiraz etti.

Saat 13.00'te öğle arası veren mahkeme başkanı, aranın ardından Ekrem İmamoğlu'nun savunmasına geçileceğini söyledi. Aranın sona ermesiyle duruşma 14.25'te yeniden başladı. Sanık kürsüsüne gelen İmamoğlu, "Ben sorgu vermeye gelmedim, taleplerimi dile getirmek için çıktım" diyerek mahkeme başkanına seslendi.

Mahkeme başkanının "Kuralda değişiklik yapmayacağız. Ya savunma yaparsınız ya susma hakkınızı kullanırsınız" demesi üzerine İmamoğlu, "Burada kararınızı hem kedinizi hem Türk yargısını düşünerek vermeniz gerekir" ifadelerini kullandı. Mahkeme başkanı, "Burası senin yargılayacağın mekan değil" diyerek İmamoğlu'nu salondan çıkardı.

Mahkeme Başkanı ile Ekrem İmamoğlu arasında yaşanan diyalog şöyle:

"Ben sorgu için gelmedim"

Ekrem İmamoğlu: Ben sorgu için gelmedim Sayın Heyet, Sayın Başkan. Sorgu için gelmedim. Bazı düşüncelerimi; sorgu düzenine, zaman kısıtlamasına ilişkin değerlendirmelerimi, ayrıca kendi tespitlerimi, taleplerimi ve itirazlarımı dile getirmek için kürsüye geldim.

Hakim: Ekrem Bey, savunmanızı alacağız. Planlamamız bu şekilde.

Ekrem İmamoğlu: Ben, savunma hakkıyla ve savunma düzeniyle ilgili tespitlerimin dinlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Açıkçası beni buraya çağırdınız. 9 Temmuz'da yargılamayı bitireceğinize dair açıklamalarınız var. Dolayısıyla beni buraya çağırdığınız bu anda planlamanızı bilmiyorum. Kaldı ki benden önce, hakları kısıtlanmış iki arkadaşım var. Hem Murat Bey'in avukatı hem de Fatih Bey'in avukatı. Şu anda beni nasıl bir planlamayla buraya çağırdığınızı bilmiyorum.

Hakim: Yargılamamız dört aydır devam ediyor. Planlamamız en baştan beri belliydi. Yeni bir planlama yapmadık. Dinlenmeyen tanıkların sırası da belli. Siz en son dinlenmek istediğinizi belirtmiştiniz ve şu anda sıranız geldi. Bu durumda savunma yapmamanızın nedeni nedir?

Ekrem İmamoğlu: Hayır, ben de tam bunu soruyorum. 9 Temmuz'da bitirmekle ilgili bir kararınız var ve bunu ısrarla dile getirdiğinizi duydum. Malum, dün ben burada yoktum. Sanık arkadaşlarımı dinlemekten de mahrum bırakıldım. Bu da aslında hukuken hakkımın ihlal edildiği anlamına geliyor; ağır bir hak ihlaliyle karşı karşıyayım.

Kaldı ki geçen hafta, 203. madde kapsamında aldığınız kararla ilgili perşembe günü söylediklerinize karşı herhangi bir itirazım olmadı. Kalktım, gayet nezaketli bir şekilde programımı anlattım. Nasıl olması gerektiğine ilişkin önerilerimi sundum. Makul bir zamana ihtiyacımız olduğunu ifade ettim. Sıralama yapılırken pazartesi günkü duruşmalarımdan da bahsettim. Burada benim katılımımla yürütülecek süreçte, dinlemem gereken kişilerin sorgularının en adil şekilde yürütülmesi için taleplerimi dile getirdim.

Siz bu taleplerimin tamamını reddettiniz. Ben de yerime geçip oturdum. Ne mahkemeye yönelik bir hakaretim oldu ne de sürece ilişkin olumsuz bir söz söyledim.

Siz ısrarla "Böyle olacak" dediniz. Ben de sadece "O zaman ben de sorguya çıkmam" dedim. Hepsi bundan ibaretti. Ancak siz buna dayanarak benim salondan çıkarılmama ilişkin bir karar verdiniz.

Dün ise, anladığım kadarıyla yazılı olmayan bir talimatla, hemen yan taraftaki cezaevinden buraya getirilmem engellendi. Saat 08.10 civarında odama gelen görevliler, "Bugün hâkimin kararı doğrultusunda mahkemeye getirilmeyeceksiniz. Jandarma sizi almayacak." bilgisini verdi. Bu nedenle buraya getirilemedim.

Böylece bu davada en ağır suçlamalara, hakaretlere ve ithamlara maruz bırakılan arkadaşım Fatih Keleş'in ne sorgusunu dinleyebildim ne sorulan soruları işitebildim ne de kendi sorularımı yöneltebildim. Bu çok ağır bir hak ihlalidir.

Bütün bunları yaşamışken bugün de sabah buraya getirilip getirilmeyeceğim konusunda hiçbir fikrim yoktu. Sabah saat 08.45 civarında ben ısrarla "Bugün ne olacak?" diye sordum. Bana, "Bugün bir sorun yok." bilgisi verildi. Geldim ve ne yazık ki avukatın sözünün kesilişine burada tanık oldum.

Bu davada bana "suç örgütü lideri" sıfatı yakıştırılıyor. Bana göre bu, asrın en büyük hukuksuzluk iftiralarından biridir. Siz daha önce "9 Temmuz'da bitireceğim, bu konuda kararlıyım." dediniz. Şimdi önümde yaklaşık 10-11 saatlik verimli bir zaman dilimi kalmışken beni kürsüye çağırıp "Sorgunuza başlayın." dediğinizde, benim öncelikle nasıl bir program öngördüğünüzü bilmem gerekir.

Sonuçta ben de sizin yönettiğiniz bu mahkemede yargılanıyorum, Sayın Başkan. Benim savunmam bitecek. Ardından hakları ihlal edilen Fatih Keleş'in ve Murat Ongun'un avukatlarının sözlerini tamamlaması gerekiyor. Bunun, hem yaşanan hak ihlallerinin giderilmesi hem de bütün Türkiye'nin ve dünyanın izlediği bu davada adil bir yargılama yapıldığına ilişkin kamuoyunda güven oluşturulması açısından gerekli olduğunu düşünüyorum.

Onların beyanları tamamlandıktan sonra benim savunmam bitecek. Ardından üç avukatımın savunmaları tamamlanacak. Sonrasında sizin sorularınız olacak. Sanık arkadaşlarımın bana yönelteceği sorular olabilir. Ben onlara nasıl soru soruyorsam onların da bana soru sorma hakkı vardır. Ayrıca avukatların soruları olacak.

"Takviminiz kesinse benim burada sağlıklı bir şekilde sorguya tabi tutulmam düşünülemez"

Bütün bunların ardından yarın doğal olarak iddia makamından ara karar için mütalaa isteyeceksiniz. Sonra ara verecek, ardından kararınızı açıklayacaksınız.

Bütün bunları topladığımda, Sayın Başkan, Sayın Heyet, geriye yalnızca 6-7 saatlik bir süre kalıyor. Eğer bu takvimin değişmeyeceği yönündeki kararınız kesin ise, benim burada sağlıklı bir şekilde sorguya tabi tutulmam gerçekten düşünülemez.

Ümit Özdağ ve Selahattin Demirtaş'ı hatırlattı

Bakınız, size iki örnek vereyim. Komşuluk yaptığım Zafer Partisi Genel Başkanı Sayın Ümit Özdağ, yalnızca Cumhurbaşkanı'na hakaret suçlamasıyla yargılandığı davada tam gün boyunca kesintisiz savunma yaptı.

Yine Sayın Selahattin Demirtaş, ağır bir hukuksuzluğa maruz bırakılıyor ve ne yazık ki hâlâ Edirne Cezaevi'nde tutuluyor. Kendisi 14 gün boyunca kesintisiz savunma yaptı. Üstelik muhatap olduğu konu tekil bir dosyaydı ve o dosya kapsamında doğal olarak siyasi içerikli savunmasını gerçekleştirdi.

Bu dava tek başına bir dava değil, Sayın Başkan, Sayın Heyet. Bu dosyada tam 143 eylem, 109 tutuklu arkadaşım ve 400'ün üzerinde, yaptıkları işlerden sorumlu tutularak sanık sıfatıyla yargılanan insan var. Ayrıca bununla ilişkili, bağlantılı 20'nin üzerinde dava bulunuyor.

Bakınız, daha evvelsi gün bu binadaydım. Dünyada eşi benzeri yoktur herhalde; umarım da bir daha olmaz. Burada "casusluk" davasında yargılandım. O dava da burayla bağlantılı. Çünkü orada birlikte yargılandığım kişi, burada da örgüt yöneticisi olarak gösteriliyor.

Bir de diploma davası var. 19 Mart'taki darbeden bir gün önce diplomam iptal edildi. Ardından da, 18 yaşındaki Ekrem'e yönelik evrakta sahtecilik suçlamasıyla dava açıldı. Bunlara benzer yaklaşık 20 dava var.

Sayın Başkan, Sayın Heyet; elbette itirazlarım bunlarla sınırlı değil. Ancak siz, "9 Temmuz'da bitireceğiz, bu konuda kararımız net." diyorsanız, bazı hukuki itirazlarımı burada beyan etmek ve bunların tutanağa geçmesini istiyorum. Ama farklı bir düşünceniz varsa, bunu duymak da benim hakkım diye düşünüyorum. Eğer dünkü karardaki tutumunuz değişmediyse, müsaade ederseniz itirazlarıma geçmek istiyorum. Birkaç husus var, çok uzun sürmeyecek.

"Ya savunma yaparsınız ya susma hakkınızı kullanırsınız"

Hakim: Biz iki haftadır programı zaten salonda sürekli açıklıyoruz. İlk celsenin dört ay sürmesinde sizin ve avukatlarınızın da katkısı olduğu kanaatindeyiz. Yargılama gereksiz yere çok uzatıldı. Birçok gün duruşma yapamadık. Savunmalarda sizin de, diğer sanıkların da buna riayet etmesi gerekiyordu.

Savunmaların 9 Temmuz'da tamamlanacağını avukatlarınıza da söyledik. Ancak buna rağmen savunmalarını uzatmaya devam ettiler. Bu nedenle programımızda herhangi bir değişiklik yapmayacağız. İlk celseyi belirlediğimiz takvim doğrultusunda tamamlayacağız.

Savunma yapıp yapmamak sizin takdirinizdir. Savunma yapmak istemiyorsanız, "Susma hakkımı kullandım." şeklinde zapta geçirir, celseyi kapatırım.

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, ben susma hakkımı kullanmıyorum. Beni susturacak insan... Allah...

Hakim: Savunma yapacaksanız savunmanızı alalım. Aksi halde zapta geçireceğiz.

Ekrem İmamoğlu: Hayır efendim, ne alakası var? Ben susma hakkımı kullanmıyorum. Buna siz karar veremezsiniz. Burası pazarlık yapılacak bir mecra değil.

Hakim: Ya savunma yaparsınız ya da susma hakkınızı kullanırsınız.

Ekrem İmamoğlu: Hayır Sayın Başkan, bu nasıl bir yaklaşım? Tam aksine...

Hakim: Evet, Avukat Bey... Susma hakkını kullanmayacaksanız kimlik tespitine geçelim, savunmanızı alalım.

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, susma hakkını kullanmadığım gibi... Az önce diyorsunuz ki... Müsaade ederseniz...

Hakim: Avukat Bey, sürenin yetersizliğinden şikâyet ediyorsunuz ama aynı zamanda acelemiz olmadığını söylüyorsunuz.

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, müsaade ederseniz... Bakın, ilk celseyle ilgili beni suçladınız.

9 Mart'ta yargılama başladığında ilk konuşmacının ben olmam gerektiğini söylemiştim. Bunu reddettiniz ve o şekilde başladınız.

Sonra listenin yanlış olduğunu söyledim. Çünkü herkesin birlikte yargılandığı bu davada Fatih Bey, 143 eylemin 138'inden yargılanıyor. Murat Bey ise 64 eylemden yargılanıyor. Böyle ağır isnatlarla karşı karşıya olan arkadaşlarım varken, ben "suç örgütü lideri" olarak gösterildiğim hâlde yalnızca Fatih Bey benden sonra sıraya konulmuştu.

Bunun hukuken izah edilemeyecek kadar yanlış olduğunu ifade ettim. Siz de bunu kabul ettiniz. Hatta ara kararda buna göre bana söz hakkı verdiniz.

Daha sonra Beyoğlu Belediye Başkanımız İnan Güney dosyaya dahil oldu. Ben size gelip, "Sayın Başkan, İnan Bey de benzer durumda. O da listede sonradan yer aldı. Uygun görürseniz onun da benden önce dinlenmesi gerekir." dedim. Aynı düşüncemi İnan Bey'e de aktardım.

"Kararı değiştiren siz oldunuz"

Ekrem İmamoğlu: Geçen hafta pazartesi günü, 9 Temmuz açıklamasını yaptığınız gün, yine buradan size hitaben, "Ben en son konuşmacı olmamın doğru olduğunu düşünüyorum." dedim. Siz de "Tamam." dediniz.

Ancak perşembe günü, sıralama ve zaman planlamasıyla ilgili konuştuğumda bu kez "Hayır." dediniz. "En son siz konuşmayacaksınız. Fatih Bey en sona kalacak. Gerekirse duruşma uzarsa Fatih Bey'in sorgusu 10 Ağustos'ta devam eder." dediniz.

Dolayısıyla kararı değiştiren siz oldunuz.

Şimdi ise "Hiç karar değiştirmedik." diyerek bana ithamda bulunmanız, birkaç gün duruşma yapılamamasını Ekrem İmamoğlu'na yüklemeniz son derece tek taraflı bir değerlendirmedir. Bu yaklaşım hem sizi hem de Türk yargısını yaralar.

Biz yalnızca hakkımızı aradık. Taleplerimizi dile getirdik. Bu süreçte yaşananlar da yanlış hatırlamıyorsam dört aylık yargılamanın yalnızca iki ya da üç gününde meydana geldi.

Bugün sanırım 64'üncü duruşmadayız. Bu 64 duruşmanın yalnızca dört tanesi yarıda kesildi. Bu da olağanüstü bir kusur olarak değerlendirilemez.

Bir hususu daha hatırlatmak isterim. Ben soru sorarken kısa bir açıklama yapmak istediğimde, iki dakika, üç dakika, beş dakikalık girişlerimde her defasında bana, "Ekrem Bey, zaten savunma sıranız geldiğinde bunları uzun uzun anlatırsınız. Şimdi bunlara girmeyin." dediniz.

Dolayısıyla bugün o gerekçeyi tersine çevirerek bana karşı kullanmanızı doğru bulmuyorum. Bu durum ağır bir hak ihlaline dönüşüyor.

"Ekrem İmamoğlu" davası ya da "İBB davası" diye anılan, "Ekrem İmamoğlu suç örgütü" iddiasına dayanan bu dosya zaten bu mahkeme salonuna sığacak bir dava değildir.

"Türkiye'nin yargısını düşünerek karar vermeniz gerektiğine inanıyorum"

Biz burada yalnızca mahkemeye değil, yüce Türk milletine konuşuyoruz. Bu dava bütün milleti ilgilendiren bir davadır.

Bu dosyanın tamamen siyasi bir dava olduğu kanaatindeyim. Üstelik bu yalnızca benim görüşüm değil; kamuoyunun yüzde 70-75'inin de kanaati budur.

Böylesine geniş bir kesimin siyasi dava olarak gördüğü bir dosyada, Ekrem İmamoğlu'na "Gel, dört-beş saatte savunmanı bitir; avukatların da aynı sürede tamamlasın." derseniz, bugüne kadar verdiğiniz bütün emekler boşa gider.

Siz, 109 arkadaşımın bazen tek bir eylemini yarım gün, bazen tam gün dinlediniz. Bu sizin takdirinizdir ve buna kimse itiraz etmedi. Hatta birçok kişi bu yaklaşımınız nedeniyle size teşekkür etti.

Şimdi ise 2 bin 500 ila 3 bin yıl arasında hapis istemiyle yargılanan Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını kısıtlamanız size zarar verir, kürsünüze zarar verir, Türk yargısına zarar verir.

Size vereceği zararı açıkçası umursamıyorum; onunla siz baş başa kalırsınız. Ama Türk yargısı zarar görüyor.

Bu nedenle bu konuda karar verirken yalnızca kendinizi ya da heyetinizi değil; bu sürecin siyasi saiklerle yürütülmesinden sorumlu olanları da, bizim adımıza farklı yerlerde açıklama yapan siyasetçileri de ve en önemlisi Türkiye'nin yargısını düşünerek karar vermeniz gerektiğine inanıyorum.

İddianamede, “Ekrem İmamoğlu’nun mensubu bulunduğu siyasi parti olan CHP’nin ele geçirilmesi, sonrasında gerçekleştirilecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örgüt liderinin aday gösterilmesi için kol oluşturulması amacına matuf İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü” deniyor.

"İşin temelinde Cumhurbaşkanlığı adaylığı var"

Yani işin temelinde cumhurbaşkanı adaylığı var, cumhurbaşkanı olmak var. Ülkenin bugünkü Cumhurbaşkanı’nın bu işe nasıl muhatap olduğuyla ilgili bizim düşüncelerimiz var. Ekrem İmamoğlu’nun Türkiye’ye nasıl baktığı meselesi var.

Elbette burada yargılanan bütün arkadaşlarımızın da sizin huzurunuzda anlattıkları, kendilerini savundukları, olaylara dair olmadıklarını belirttikleri hususlar var.

Bakınız, 63 duruşma bitti. İddia makamınca tek bir delil, tek bir evrak ekrana yansıtılamadı. Tek bir evrak, tek bir ses kaydı, tek bir delil, tek bir husus gösterilemedi.

Biz iddia makamını zaten kınıyoruz, yok sayıyoruz. Bunu her yönüyle bir saldırı, bir hukuk cinayeti olarak görüyoruz. Ama şu anda güven duyarak yüzünüze baktığımız ve ömür boyu yüzünüze bakacağımız böyle bir süreçte, bu yanlış kararın altında gerçekten yere düşen Türk yargısına kimsenin tekme vurmasına müsaade etmeyin. Çok net söylüyorum, tekmelenmesine müsaade etmeyin.

Beni susturmanın ne faydası var? Dünya liderleri Türkiye’de, Ankara’da. Böyle bir ortam varken Ekrem İmamoğlu’nun burada susturulmasını kime izah edebilirsiniz? Hangi ülkeye, hangi paydaşa, hangi ortama bunu anlatabilir, kimi ikna edebilirsiniz?

Hakim: İtirazlarınızı sabırla dinliyoruz.

Ekrem İmamoğlu: Sabırla dinlemiyorsunuz.

Hakim: Sabırla dinliyoruz. Bu programın bu kadar gecikmesine neden olan kişi ben değilim. Biz tüm yargılama boyunca ısrarla ve sabırla savunma haklarına müdahil olmadık. Ancak iyi niyetli olmayan birtakım davranışlarla yargılama süreci bu noktaya getirildi.

Burada sizi susturma gibi bir durumumuz söz konusu değil. Biz bir program yaptık ve bu programı açıkladık. Alt katlarımız da buradayken, sanıklarımız da buradayken takvimi herkese söyledik. Tamamlayacağımız günü bildirdik. Israrla uzatmak için sürekli pazarlık halinde burada fazladan iki gün kaybettik. Yani bunu sizin savunmanızın üzerine ekledik.

Ekrem İmamoğlu: Hangi iki günü kaybettik Sayın Başkan? O pazarlıklar nerede? Hangi pazarlık Sayın Başkan? Ben pazarlık falan yapmadım.

Hakim: Ekrem Bey, şu anda da aynısını yapıyorsunuz. Bakın, bir yargılama usulü var.

Ekrem İmamoğlu: Mikrofonu alıp size sadece 10 dakika izahta bulundum. Nasıl engel oldum, anlamadım.

Hakim: Yargılamanın bir usulü var.

Ekrem İmamoğlu: Evet.

Hakim: Bu usulün dışında hiçbir şey yapmıyoruz. Şu an huzura almışız. Hakkınızdaki isnatlar belli, iddianame belli. Dört ay yargılama sürdü. Yargılama başlamadan önce de tensip zaptından itibaren sekiz aylık bir süre geçti.

Burada ya savunmanızı alacağız ya da savunma almıyorsak susma hakkınızı kullandığınızı zapta geçireceğiz ve celseyi kapatacağız. Takdir sizin. Ben burada bunun pazarlığını yapacak bir makamda değilim. Belirlediğimiz bir takvim var, bu takvime uyun.

Biz herkese makul bir süre veriyoruz. Bu anlamda “Savunma hakkım kısıtlandı” algısı yaratmayın. Biz burada hangi soruyu sormanızı engelledik? Avukatlarınız niye ısrarla ses çıkarıyor? Hangi soruyu sordunuz da engelledik?

Israrla takvimi bu hale getirmek için hep beraber elinizden geleni yaptınız. Burada bize iddianame dışında ses kayıtları dinlettirildi, sporcu görselleri izlettirildi. Yapmadığınız şey kalmadı. Ondan sonra da “Savunma hakkımız kısıtlandı” diyorsunuz. Böyle bir şey yok. Savunma hakkı bu kadar sınırsız bir şey değil; bunun makul bir süresi var.

Ekrem İmamoğlu: Kimin kısıtlanmasından bahsediyorsunuz? Buradaki sanıklar hak arama derdinde. Neyin sporcusu? Sayın Başkan, ne gerekiyorsa...

Hakim: Biz buradayken bunları beraber izledik.

Ekrem İmamoğlu: Bakın, bu insanlar 16 aydır hapiste, 16 aydır tutuklu.

Hakim: Ekrem Bey, savunma yapıyorsanız savunmanıza geçelim. Savunma yapmayıp buraya pazarlık yapmak için geldiyseniz sizi salondan çıkaracağım.

Ekrem İmamoğlu: Hayır, siz...

Hakim: Avukatlarımız hiçbir şekilde ses çıkarmasın.

Ekrem İmamoğlu: Bu noktada bu tutumunuzla, bu niyetinizi tutun. Bakın, bu tutumla beni...

Hakim: Burası söz hakkı vermeden rahatça bağırıp çağıracağınız bir yer değil.

Ekrem İmamoğlu: Tamam, bakın...

Hakim: Ekrem Bey, ya savunmanıza geçelim, kimlik tespitini alalım ya da savunma yapmayacaksanız sizi salondan çıkaracağım.

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, tekrar ediyorum. Müsaade edin arkadaşlar. Sayın Başkan, tekrar ediyorum: Siz ağır bir hak ihlali yapıyorsunuz. Türk yargısına büyük zarar veriyorsunuz. Açıklanamaz bir şekilde 9 Temmuz’u milat koydunuz. Ne adli tatil başlangıcı ne de sayın mahkeme...

Hakim: Duruşma günü verilirken duruşma takviminin altına “şu gerekçeyle bu tarih verildi” diye gerekçe yazılmaz. Bunu ısrarla başka mecralara çekmeye çalışıyorsunuz.

Ekrem İmamoğlu: Siz böyle yapınca uzuyor işte. Siz uzattınız. Müsaade edin, bitireyim.

Hakim: Ekrem Bey, müsaade edin.

Ekrem İmamoğlu: Tamam, son cümlelerimi kurayım. Avukat Bey, müdahil olmayın.

Hakim: Şu an ne dinliyoruz? Savunma mı alıyoruz? Neyi dinliyoruz? Tamam, kimlik tespitini alalım. Ekrem Bey, neden ısrarla savunma yapmaktan kaçmaya çalışıyorsunuz? Bu çok siyasi bir yaklaşım. Kimlik tespitini alalım. Ben kimseye zorla savunma yaptırmam.

Ekrem İmamoğlu: Ben savunma yapmam. Ben yargılayacağım, yargılayacağım.

Hakim: Sen yargılayacak makamda değilsin.

Ekrem İmamoğlu: Ben iddianameyi yargılamaya geldim. İddianameyi hazırlayanlar...

Hakim: Sen buraya yargılanmaya geldin. Burası senin yargılayacağın makam değil. Biz de senin yargılayacağın makamda oturmuyoruz. Biz seni yargılayacak makamda oturuyoruz. Hakkında 203 uyguladım. Salondan dışarı çıkarın. Alın, dışarı çıkarın.

Hakim tutanağa 'susma hakkı' diye geçirdi

Duruşmaya verilen aranın ardınan İmamoğlu yeniden salona getirilmedi. Mahkeme başkanı, zapta geçmesi için yaşananları baştan anlattı. Kimlik tespiti başlamadığı için SEGBİS kaydı alınmadığı iddia edildi.

Mahkeme başkanı, aradan önce yaşanan tartışma nedeniyle Ekrem İmamoğlu'nun susma hakkını kullandığını ileri sürdü.

Ekrem İmamoğlu'nun susma hakkını kullanmayacağını söylemesine rağmen "Sanığın susma hakkını kullandığı tespit edildi" ifadeleri duruşma zaptına geçti.

İmamoğlu'nun avukatı Hasan Fehmi Demir söz aldı. Avukat Demir, İmamoğlu'nun 143 eylemden sorumlu tutulduğunu, diğer sanıkların yaptığı savunmaların da İmamoğlu'nun savunması niteliğinde olduğunu ifade etti ve "Murat Ongun ve Fatih Keleş'in avukatlarının savunmalarının yarıda kesilmesi, savunma hakkının sınırlandırılması niteliğindedir" dedi. Demir ayrıca, mahkeme başkanının "9 Temmuz" ısrarının anlaşılmaz olduğunu ve bu tarihle ilgili bir gerekçe gösterilemediğini belirtti.

Avukat Demir, "Ekrem İmamoğlu savunmak yapacaktır. Bu susma hakkı kararının düzeltilmesini talep ediyoruz" dedi. Mahkeme başkanı, "Söz hakkı verdik savunmasını yapsaydı" dedi.

Fatih Keleş'in avukatları sabah saatlerinde savunma yaptı

Duruşmanın 64. celsesi saat 10.45 itibarıyla başladı.

İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş'in avukatı Nergiz İnce, yarım kalan savunmasına devam etti.

Keleş'in avukatı Nergiz İnce, "İmamoğlu'nun kasası" iddialarına sert bir dille yanıt verdi. İnce, savcılığın da iddianamede Keleş'i bazen İmamoğlu'nun kasası, bazen örgütün kasası, bazen kasalardan biri olduğunu söylediğini ve bu konuda sürekli bir değişim olduğunu vurguladı.

İnce şunları söyledi:

"Nasıl bir kasa olduğumuzu bilirsek biz de ona göre daha etkili bir savunma yapabiliriz. Kim olduğu belirsiz bu topluluktan yola çıkılarak müvekkilime kasa yakıştırması yapılamaz. 'Herkes'in tespit edilmesini istiyoruz."

Ekrem İmamoğlu'nun konutundaki güvenlik kameralarının alınması talimatının Fatih Keleş tarafından verildiği iddiasını da yalanlayan avukat İnce, "Görüntülerde müvekkilim yok. Atılı suç tarihinde cezaevindeydi" diye konuştu.

Avukat Nergiz İnce, Fatih Keleş'i suçlayan itirafçılardan Sarp Yalçınkaya'nın tahliye olmak için 8 milyon dolar verdiğini hatırlattı. İnce, "Hangi suçu işledi de 8 milyon dolar vermeyi göze aldı? Türk savcılarına güvenmiyor mu? Masum olduğuna inandığı halde savcılara güvenmediği için mi 8 milyon dolar para ödüyor” dedi.

İnce, itirafçı Ertan Yıldız’ın bir diğer itirafçı Süleyman Atik'i ifadesinde tanımamazlıktan geldiğini söyledi. İnce, "İlk iki ifadesinde 10 yıldır tanıdığına ilişkin beyanı var. Sonraki 4 ifadesinde ondan hiç bahsetmiyor" dedi.

Savcılığa tepki gösteren İnce, "Bir gün çıkıp Ertan Yıldız bizi kandırdı diyeceksiniz. Ama siz Ertan Yıldız'ın beyanlarına çok güvendiniz. Kandırdı da diyemeyeceksiniz. Keşke sadece Ertan Yıldız kandırmış olsa sizi" ifadelerini kullandı.

Mahkeme Başkanı: Fatih Keleş'in savunması 13.00'te bitmeli

Avukat Nergiz İnce’nin savunmasına devam ederken mahkeme başkanı araya girdi. Mahkeme başkanı, İnce’nin savunmasını saat 13:00’da keseceğini söyledi. İnce, bunun savunma hakkının ihlali olduğunu ve kayda geçmesini söyledi.

Avukat Nergiz İnce’nin savunmasının ardından Fatih Keleş’in diğer avukatı Baran Kaya'ya sıra geldi. Duruşmaya öğle arası verildi.

63. günde yaşananlar

Davanın dün görülen celsesine Ekrem İmamoğlu getirilmemişti. İmamoğlu'nun avukatı Tora Pekin'in karar olmadan İmamoğlu'nun getirilmediğini belirterek uygulamaya itiraz etmesi üzerine Mahkeme Başkanı "Arada karar yazarız" demiş ve “Kararımızı verdik, yarın kendisini getiririz” ifadesini kullanmıştı.

İBB Davası'nın 63. gününde savunmasını sürdüren İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, hakkındaki tüm suçlamaları reddederek dosyanın yalnızca etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kişilerin çelişkili beyanlarına dayandığını savundu. Ertan Yıldız'ın iddialarını "iftira" olarak nitelendiren Keleş, İBB iştiraklerinde yöneticilere emir verme yetkisi bulunmadığını, Cebeci Maden Bölgesi'ndeki faaliyetlerin ise İBB'nin değil MAPEG'in yetki alanında olduğunu söyledi. Hakkındaki rüşvet ve para taşıma iddialarını da reddeden Keleş, CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının alım sürecinde aktif rol almadığını ifade etti.

Mahkeme Başkanı, bugün Ekrem İmamoğlu'nun savunmasına geçileceğini belirterek avukatlardan savunmalarını kısa tutmalarını istedi. Bunun üzerine Fatih Keleş’in avukatı Baran Kaya, “Ben müvekkilimin savunmamın üzerine tahliye edileceğini düşünüyorum. Ama yok siz dinlemeyeceksiniz, önemi yoksa ben savunma yapmayım” dedi.

Mahkeme başkanı ise “Bugün saat akşam 22.30’a kadar devam ederiz yarın da öğlene kadar sizin savunmanızı dinlerim ardından Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına başlarım öğleden sonra. Ne yapacağım, ne edeceğim yarın Ekrem Bey’in savunmasına başlayacağım yarın. Mahkemeyi biz mi yönetiyoruz başkaları mı yönetiyor anlamıyorum zaten. Çıkıyorlar dışarda ‘biz ağustosta savunma yapacağız’ diyorlar” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Gazete Oksijen