Ahbap Derneği adına toplanan bağışların şüphelilerin hesaplarına aktarıldığı iddiasına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Oğuzhan Uğur’un gözaltına alınmadan önce çektiği bir video yayımlandı.
Bu videoda deprem günlerini ve Haluk Levent'le nasıl bir araya geldiğini anlatan Uğur, “Vicdanınıza sesleniyorum, bütün olayı dinleyin ondan sonra yorumunuzu yapın. Beni sevmiyor olabilirsiniz ama ne olursunuz hakkaniyetli olun” diye seslendi.
Depremin ilk gününde Cumhurbaşkanlığı İletişim Daire Başkanlığı'ndan aranarak koordinasyonlara destek olmaları istendiğini söyleyen Uğur, "Bakın ben devletimizden gelen telefonla bu işe dört elle sarıldım. Zaten kendim de elimden gelen yardımı yapacaktım. Ama bu kadar koordineli çalışmamı zaten benim devletim sağladı" dedi. Deprem sürecinde ortaya atılan "Devlet yok, Ahbap var" dediği iddiasının doğru olmadığını, çok kez hedef gösterildiğini söyleyen Uğur, videoda deprem sürecinde Babala ofisinde neler yaşandığını, Haluk Levent'le nasıl bir araya geldiğini anlattı.
Hatay'da Ahbap kurucusu Haluk Levent ile birlikte çalıştığını anlatan Uğur, daha sonra aralarının açıldığını ifade etti. Haluk Levent'in bazı bakanlarla yaptığı görüşmelerde kendisini eleştirdiğine ilişkin duyum aldığını öne süren Uğur, bunun üzerine yaklaşık 10 gün sonra Levent ile tüm ilişkisini kestiğini söyledi. Ahbap soruşturmasına ilişkin de konuşan Uğur, dosyanın halen soruşturma aşamasında olduğunu belirterek, "Korkunç paralar ve ilişkiler konuşuluyor. Bunlara ilişkin net bir yorum yapamam. Bizim Ahbap'ın mali faaliyetleriyle ilgili hiçbir bilgimiz yoktu" ifadelerini kullandı.
O dönem kendisine yönelik yapılanlara kinlendiğini, unutmadığını ve affetmeyeceğini söyleyen Oğuzhan Uğur, “Bana zarar vermediniz bunları yaparak zamanında yardımlara zarar verdiniz. Oğuzhan devlet düşmanı yalanlarını yaydığınız esnada ya da bu yalanları yayanların haberlerini paylaşıma sunduğunuz anda devlet etkilileri teker teker bizden uzaklaşmaya başladılar. Ne kadar yardımcı olduğumuzu bilirler. Hakkımızı yemezler. İsim vermeyeceğim” dedi.
Yeni Şafak yazarı Taha Hüseyin Karagöz’ün kendisini arayarak “Lütfen, Haluk Levent konusunda dikkatli ol! Haluk Levent bakanlarla bir araya geliyor ve sürekli seni kötülüyor” dediğini de anlatan Uğur, bu olayın ardından hissettiklerini “Kayışım koptu” ifadesini kullanarak aktardı.
Oğuzhan Uğur, "Ben bu devletin yetiştirdiği bir adamım. Ben Türk Silahlı Kuvvetleri sayesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin aileme verdiği maaşla okumuş bir adamım. Devlet lojmanlarında büyüdüm. Devlet okullarında okudum ben bu arada. Hak yemeyin efendim. Hakkıma girmeyin. Beni sevmemeye devam edebilirsiniz. İstediğiniz kadar sövebilirsiniz ama hakkımı yemeyin ya artık. Vallahi ruhum parçalandı çünkü kaç gündür” ifadelerini kullandı.
Oğuzhan Uğur’un videodaki açıklamaları şöyle:
“Tarihe kayıt olsun diye anlatmak istiyorum”
Ahbap konusu gündeme geldiğinde de tabii ki aynı tepkiyi verdik. Ne dedik? İlk yorumumuz şu oldu. Takipteyiz ama çok güvendiğimiz gazeteciler dosyayı ele aldılar. Savcılık raporları açıklandı. Korkunç paralar konuşuluyor. Korkunç ilişkiler konuşuluyor. Onları bilemem. Net bir yorum yapamam. Hala soruşturma aşamasında. Ancak şunu söyleyebilirim. Bunu ilk gün söylememin sebebini de umarım anlıyorsunuzdur. Aslında başta söylemem gerekeni sonda söylüyormuşum gibi gözükebilir ama aslında ben sonda söylemem gerekeni başta söyleyeceğim. Bizim ahbap faaliyetleri ile ilgili herhangi bir bilgimiz yoktu. Evet. Belki ahbap zaten bizden öncesinde de çok büyük bir kurumdu. Bildiğiniz gibi bağışlarıyla, yardımlarıyla Haluk Levent'le ilgili yorumlarınız da olabilir. Geçmişte şöyleymiş, böyleymiş falan filan da diyebilirsiniz. Ama bizim için mesele orada Haluk Levent'in geçmişi ya da Haluk Levent değildi. Ahbaba gönül vermiş 40.000 insan vardı ve bu insanlar canla başla çalışıyorlardı. Biz şahit olduk. Ha devlet denetlemeliydi. Biz ne yapalım falan filan da diyecek değilim. Ben bu mevzuları kendime anlatmak için, açıklamak için ya da savunmak için çekmiyorum. Ya da üste çıkmak için birilerine laf atmak için çekmiyorum. Tarihe kayıt olsun diye anlatmak istiyorum. Yarın bir gün biz ölsek gitsek vesaire burada bu video kalsın istiyorum. Eğer merak eden birileri varsa benden bizzat bunları yaşayan insandan dinlesin istiyorum. 5 Şubat'ı 6 Şubat'a bağlayan gece ben çekimdeydim.
Deprem gecesi neler yaşandı?
Çekimlerimiz bizim bilenler bilir çok uzun sürer. Gecenin bir vaktinde evde oluyoruz. Yani saat 330 civarında evime geldim. Tabii yorgun argın. Beynim artık çorba gibi olmuş. Ne kadar yorgun olsam olayım her gece yatmadan önce muhakkak bir Twitter'a bakarım. Son dakika bir haber olmuş mu? Çünkü bu memleketin gündemini biliyorsunuz. Sabah 7, akşam 8 bir gündemimiz yok. Mevzular falan çektiğim için, ki mevzular açık mikrofon çekiyordum. Siyaseti de en yakından takip etmesi gereken kişilerden biri olduğum için ne kadar yorgun olsam olayım açardım Twitter'a bakardım. Derdim ki ha ne olmuş bu? Bunu mu demiş şunu mu demiş. Birazcık magazin haberleri, birkaç tane Instagram fotoğrafı, like'ı ve uyku. Finalim buydu. Aldım telefonumu. Bir baktım deprem gündemde. Saat bu arada daha 3.30 falan. O saatlerdeyiz. Yani deprem olmamış henüz ama deprem var gündemde. Hem de büyük harflerle hashtag deprem.
"Allahsızlar gecenin 3'ü Deprem hashtagi ile escort reklamı yapıyorsunuz"
Hayırdır dedim. Korktum çünkü 17 Ağustos depremini yaşamış biriyim. Kahredici bir şey olduğunu biliyorum depremin. Yardımcı olabileceğim bir şey var mı diye deprem hashtag’ine tıkladım. Çünkü benim maalesef olayım bu. Tıkladım deprem hashtag’ine deprem yok. Bir baktım bilmem ne için arayın. H deprem bilmem ne reklamı. Hashtag deprem birisi özlü söz yazmış. Sevgilisinden mi ayrılmış kayın mahallesi mi sakatlanmış bilmiyorum. Öyle bir özlü söz yazmış. H deprem insanların maalesef görülme arzusu ve isteği aşikar. Ama bunun için onlara mübah olan şeyleri burada anlatsam canımız sıkılır. Hemen video kaydını aldım ve bir tweet attım. Dedim ki ‘ulan Allahsızlar gecenin 3'ü Deprem hashtagi ile escort reklamı yapıyorsunuz.’
O sırada baktım gündeme bir sürü şey var. Uzay mekiği var. Elon Musk var falan. Onları bari etiketleyin ya. İnsanları endişelendirebilirsiniz. Sizin başınıza gelmemiş olabilir. 17 Ağustos depremini hatırlayanlar, öncesini hatırlayanlar, yıllar boyunca Erzincan'da olan depremleri hatırlayanlar, dinarda yaşanan deprem felaketini hatırlayanlar da vardı. Yani bu dünyada bir tek siz yaşamıyorsunuz dedim ve paylaştım. E tabii artık beyin tamamen çorba olmuş. Dedim ki gideyim bayılayım. Telefonumu aldım, alarmımı kurdum. Telefonu fırlattım yatağa yüz üstü düştüm. Tam böyle hani hayal mi görüyorum, gerçek mi lan bu deyip rüyaya bağlanıp bayılırsın ya. Tam o esnada telefonuma bildirim sesi gelmeye başladı. Benim bildirim sesim de normalde açık değildir. Sadece takip ettiğim insanlar bana bir şey yazarsa ya da benimle ilgili bir şey konuşurlarsa bildirim gelir. Bip bip bip bip [kahkaha] bip bip bildirim geliyor. Son yazdığımı beğeniyor arkadaşlarım herhalde falan filan diye düşünüyorum. Bir baktım abi içine mi doğdu? Deprem oldu. Nasıl yani? Kalktım herkes sürekli bir şey yazıyor. Adana'da çok kötüyüz. Kahramanmaraş'ta çok kötüyüz. Hatay'dan ses yok.
Şimdi 17 Ağustos depreminde ben Ankara'daydım. Deprem yüzünden gecenin 3.02'sinde uyandım ben. Zıpladım yataktan. Sallandık biz Ankara'da. Aramızda 400 km var. Biz zıpladık. Antalya'da sallananlar oldu. Gölcük depreminden bahsediyorum. Eğer bu kadar çok il biz sallandık yazıyorsa Twitter'da bu 7'nin üzerinde bir depremdir dedim. İlk aklıma gelen o oldu tabii ki. Eyvah. İlk tepkim gidip televizyonu açmak oldu. Haberleri açmak oldu. E orada da biliyorsunuz sabaha kadar saat başı haber sunan spiker arkadaşlarımız var. Hani onlar da hiç konulara vakıf değildir. Onlar prompterda ne yazıyorsa saat başı onu okurlar. Hatta hani onu okur gider uyur içeride tekrar gelir bir saat sonra okur falan. Bir baktım onlar panikteler. Gecenin bir vakti profesörleri uyandırıyorlar. İşte ayı deprem profesörü, ne diyorsunuz bu konuda falan. Adam da yeni uyanmış. Diyor ki ne bileyim ne oluyor? Kimsenin bir şey bilmediği, kimsenin bir şey anlamadığı bir olay yaşanıyor. Belki binalar yıkıldı diye artık mesajlar gelmeye başladı bana. Şok anı. Ben de biraz kısa sürer. Bir şeyler yapmam lazımdı. Hepimiz bir şeyler yaptık bu arada. Hani ben medyadayım, görünürüm ya da milyonlarca takipçim var diye vay be Oğuzhan Uğur hey demenin bir manası yok. İnsanlar ellerindekilerini, avuçlarındakilerini deprem bölgesine gönderdiler. Hemen haberi alır almaz işi gücü olan insanların her işini gücünü bırakıp yola koyulduğunu biliyorum. Bizzat şahidim. Dükkanları olanlar sabahın 5'inde gittiler dükkanlarını açtılar. Biz buradan ne gönderebiliriz diye. TıIR kullanan şoförler işlerini bıraktılar. Ucu ucuna geçinmelerine rağmen seferlerini iptal edip tırlarını deprem için yola sürdüler. Daha kimler kimler. Bunun içerisinde esnaflar, memurlar, çiftçiler, polisler, doktorlar herkes var. O yüzden ben Oğuzhan Uğur olarak hemen harekete geçtim demek terbiyesizlik olur. Tek başıma yetişmem mümkün değil. Ha yetişmeye çalışmaktan kastım da ne biliyor musunuz? 5 milyon insanın takip ettiği bir YouTube hesabınız olunca daha fazla insana ulaşabiliyorsunuz. Doğal olarak hemen insanları retweet etmeye başladım.
Saat 6.30 civarlarında Cumhurbaşkanlığı İletişim Daire Başkanlığı'ndan aradılar
Normalde birisi bir meramını yazdığında oraya 5 kişi görüyorsa ben retweet edince 1 milyon kişi görüyordu. 100.000 kişi görüyordu. Saat 6.30 civarlarında 7'ye doğru beni Cumhurbaşkanlığı İletişim Daire Başkanlığı'ndan aradılar. Oğuzhan Bey çok fazla insana ulaşıyorsunuz. Bu konuda belirli koordinasyonlara siz de destek olun dendi bana. Ben hemen ekibime şu mesajı attım. Ne demişim? Görseli. Bu görseli verebilir miyim? Ekibime attığım mesajın görselini verebilir miyim? Devletimiz bizden destek bekliyor. Yazdım ekibe. Ha bu devleti küçültmesin. Sen kimsin senden destek bekleyecek devlet diyenler olacaktır. Öyle değildir. Efendim ben vergimle de devlete destek oluyorum.
“Bizim ilk gönüllümüz 1453 sitesinin tekel bayi”
Askerliğimi yaptım ben mesela. O da devletime bir destektir. Vatan borcumdur. Bunun gibi düşünün lütfen. Ekibime direkt olarak şu mesajı yazdım. Ne demişim? Tam oku bakayım. “Felaket çok büyük. Kötü bir güne uyanacak insanlar. İkinci Gölcük faciası.” Attığım ilk mesaj bu. E tabii bu hassasiyet artık sorumluluğa döndü benim için. Elimizde, avucumuzda, enerjimizde ne varsa insanlara yardımcı olmak için kullanmalıydık. Çok hızlı koordine olduk. Benim 8 kişilik, 9 kişilik ekibim burada oldu. 100 kişi, 150 kişi. Gönüllüler daha o sabahtan biz ne yapabiliriz diye babalı ofise gelmeye başlamıştı. Bizim ilk gönüllümüz 1453 sitesinin tekel bayi. Elinde üç poşet, bisküvi, topkek, su. Ofisimize koştu adam. Dedi ki, "Görüyorum internetten. Benim yardımım olur mu size dedi çocuklar." dedi. Elinde poşetlerle buraya yardıma geldi. Gönüllülükten kastım bu. Bu yüzden umudumu kaybetmiyorum zaten.
Hani hep bana diyorlar ya bazen haksız yere, bazen vesaire. Sürekli bir linçleme durumum var ya benim. E bu kadar başarılı işler yapıyorsun. Niye hala mevzular açık mikrofon çekiyorsun dediklerinde çünkü işte bu yüzden çünkü biz böyle insanlarla aslında bir araya gelerek bu toplumu oluşturuyoruz. Her gün iğrenç şeyler görüyor olabilirsiniz. Hırsızlıklar, cinayetler, gasplar görüyor olabilirsiniz ama bu memleketin hamurunda, bu toplumu oluşturan insanlar işte elinde poşetle çocuklar bir yudum su vereyim size diyen insanların varlığı.
"Her gelene tabii ki buyurun dedik”
Her neyse biz aynı anda 15 milyon insana ulaşabilen bir sosyal ağa sahip olduğumuz için elbette devletimize elimizden geldiğince yardımda bulunmaya çalıştık. Öğlen saatlerine yaklaşıldığında ki sanki bir ömür geçmiş gibiydi. Yani sanki biz yıllardır aynı koşturmayı yapıyormuşuz gibiydik burada ofiste. Derken maalesef ikinci büyük deprem meydana geldi. Doğa yıktığı insanlığı artık yerde tekmeliyordu. Tabii artık felaketin boyutu büyüdükçe insanlar da artık öğlen olmuş yeni yeni durumun farkına varınca babalı ofis daha da kalabalık bir hale geldi. Biz de her gelene tabii ki buyurun dedik. Şununla ilgili koordinasyonu sağlayın. Bununla ilgili koordinasyonu sağlayın. Devlet yetkililerinin ulaşabileceği telefonlar kimde? Sen de bütün devlet yetkilileriyle sen iletişime geçeceksin. Yardım yapmak isteyenlerle ki yardımdan kastım o esnada para değil. Gömlektir, cekettir vesairedir. Kışın ortası arkadaşlar bunun gibi yardım yapmak isteyen de ya da gıda göndermek istiyoruz diyenlerle sen iletişime geçeceksin. Biz kafamıza göre de deprem bölgesine yardım gönderemezdik. Belki de trafik yaratacaktık. Belki de zaten ihtiyaç olmayan bir şeyi gönderip insanları meşgul edecektik. Bunun hassasiyetiyle de başka bir ekip kurduk.
“İnsanlar bizi aradığında, yardım etmek istediğini söylediğinde biz bunu AFAD'da iletiyorduk; aradaki iletişimi sağlıyorduk”
Bizim koordinasyon diye başlıklandırdığımız şey şu. İnsanlar bizi aradığında, yardım etmek istediğini söylediğinde ya da bir ihtiyaç halinde olduklarında biz bunu AFAD'da iletiyorduk. Biz bunu Cumhurbaşkanlığı İletişim Dairesine iletiyorduk. Yoksa biz kimiz burada? 1100 kişi de olsak, 5.000 kişi de olsak en fazla ne yapabiliriz? TIR mı dolduracağız? Malzemelerimizle, giyeceğimizle, yiyeceğimizle doldururuz. Nereye göndereceğiz? Doğal olarak bizim koordineden kastımız devlet yetkilileriyle gerçekleştirdiğimiz koordine. Mesela bizim kendi ekiplerimiz de oldu. Elbette yine devletin bilgisi dahilinde. Mesela offroad ekipleri su bekleyen köylere su götürdüler. Vinçler gönüllü geldi. Dediler ki biz yardım yapmak istiyoruz. Vinçleri topladık ama vinçleri taşımak için de lobbetler lazımdı. Mesela kim verdi bize o lobbetleri? Müsiat verdi. Yani biz devleti aradık. Dedik ki burada vinçler var. Yardım etmek istiyorlar. Onlar için onları taşıyacak obetler var. TIR. Devlet dedi ki hemen biz gönderiyoruz. Arıyorduk şoförleri diyorduk ki şu bölgeye gelecek. Tamam siz de o bölgeye gidin.
Babala ofisinde deprem günü nasıl bir düzen kuruldu?
Yani bu aradaki iletişimi sağlıyorduk. Sadece benim telefonumla, ekip arkadaşlarımın telefonuyla ya da Babalı TV'nin sosyal mecralarına gelen mesajlarla hiç kimseye yetemiyorduk. Ne yaptık? Dedik ki Çağrı merkezi kuracağız. Gönüllerinin çoğunu da Çağrı merkezine oturttuk. Sonrasında da bizim Twitter hesaplarımız var. Yani asıl yardım yaptığımız hesaplar. Twitter hesapları. Babala TV'de en az 900.000 kişi takip ediyordu. Duyuruları da çok önemli oluyordu buradaki insanlar için ama maalesef oradaki insanlar için pek değil. Çünkü orada internet de çekmiyordu. 6 ya da 7 laptoptı zannediyorum. Yan yana koyduk yine ofisin içinde bir yere Twitter hesaplarımızı açtık. Onun da başına gönüllüleri koyduk ve dedik ki buradan gelen yardım isteklerini önce teyit bölümüne götüreceksiniz. Bir de teyit bölümü kurduk. Çünkü artık 1100 kişiydik Babal ofiste. Birileri çağrı merkezinde, birileri koordinasyonda, birileri falanda, filanda, birileri de teyit merkezi. Çünkü maalesef teyit merkezine ihtiyaç duyduk. Çünkü çok üzgünüm, çok sinirleniyorum ama normal anlatmak istiyorum. Göçük altındayız. Yardım edin diye çağrı geliyor çağrı merkezine. Lütfen yardım edin. Arkadaşlarımız yardım etmek için elinden geleni yapıyor. Finalde öğreniyoruz ki İzmir'den biri böyle elinde bir ayla fotoğraf gönderiyor. Şaka yaptım diye.
“Teyit merkezi oluşturduk”
Ben hep söyledim programlarda, depremden sonra çıktığım programlarda falan. Ben gerçekten kaç yaşımda adamım. Bugüne kadar dolandırıldım, kazık yedim. Kötülük nedir? Gördüm yani bunları gördüm. Acımasızlığı gördüm. İftirayı gördüm. Her şeyi gördüm. Ama ben karanlık tarafın gerçek yüzünü maalesef 6 Şubat depremlerinde gördüm. Birçok arkadaşıma da söylemişimdir. Size de söyleyeyim. Madem bu kadar samimi bir video çekiyoruz. Benim eğer bir aydınlığım varsa bu mecrada, ben bu aydınlıkla o karanlığı aydınlatamam dedim. Her neyse, orada binlerce insan can çekişirken, donarken, maalesef o bize poşetle su getiren insanlar olduğu gibi bu ülkede arayıp yalan ihbarda bulunan insanlar da varmış dedik ve bir teyit merkezi oluşturduk.
Birçok insan bizi aradığında bağış yapmak istiyoruz dediğinde biz bağış kabul edemeyiz diyorduk”
Ki ne kadar üzücü değil mi? Belki de zaman kaybedeceğiz. Son saniyelerini yaşayan bir insana belki yardım etmek için zaman kaybedeceğiz. Teyit etmemiz lazım. Çünkü orada insanlar canla başla çalışıyorlar. Sadece kazmayla, kürekle değil tırnaklarıyla enkaz kazan insanlar var. Sonrasında daha henüz biz Haluk Levent'le yan yana gelmemişiz. Yani Haluk Levent'le görüşmemişiz bile. Ama birçok insan bizi aradığında bağış yapmak istiyoruz dediğinde biz bağış kabul edemeyiz diyorduk. Hatırlayın yani. Çünkü biz bir STK değiliz, bir yardım kurumu değiliz. Ancak AFAD'ın numaralarına ulaşabilirsiniz, Kızılayın numaralarına ulaşabilirsiniz diye insanları bizi para için bizi arayan insanları o numaralara yönlendiriyorduk ya da IBAN’lara yönlendiriyorduk. Derken artık gönüllülerimiz arasında çok ünlü insanlar da gönüllü olarak babalı ofise gelmeye başladılar. Ne yapabiliriz dediler doğal olarak. Biz de ekiplere yönlendirdik onları. Sanatçılarımızın, şarkıcılarımızın, oyuncularımızın hepsi burada insanüstü bir mücadele verdi.
Şimdi diyeceksiniz ki bütün memleketin 85 milyonun tek yürek olduğu bir olay. Kusura bakmayın. Yani hepiniz şahitsiniz değil mi? Bunu söylemek zorundayım. Yani ocak başında rakı tokuşturanları görüyordum ben şurada. Ben bütün memleket oturup ağlıyor zannediyordum. Benim ağlarken videolarım var mesela. Ben rahmetli babaannemi ben maalesef buldum bedenini. Ben orada bile ağlamadım. Buz gibi bir herifimdir bu konularda. Çünkü dedim ya hani panik anında sanki bir şeyler yapmam gerekiyormuş gibi kendimi salamayan bir adamımdır. Ben hüngür hüngür ağladım. Ben herkesin hüngür hüngür ağladığını da düşünüyordum. Kimsenin o insanların acısı dışında bir şey düşünebileceğini tahayyül edemiyordum. Edemezsin çünkü. Değil mi yani? Olur mu lan öyle şey?
“Burnu kalkıktır diye düşündüğümüz çok ünlü insanlar, karton kutu serip kenara uyudular, kalkıp çağrı merkezine fayda sağlamaya devam ettiler”
Mesela o sebeple dedik ki beni izleyen 5 milyon varsa bunu izleyene de 5 milyon var. Bunu izleyene de 3 milyon var. Abi herkesin bu meselede tek yürek olduğunu bizim anlatmamız lazım millete dedim. Millet zaten anlamıştı. Yanlış anlamayın. 85 milyonu zan altına bırakmıyorum ama 1 milyonu bile anlamadıysa 1 milyon insandır. Onlara da diğer ünlülerimiz vesilesiyle bu konu anlatılsın istedik. Onlar da bunu istediler. Bunu sadece ben istemedim. Ne yaptık? Buradan yayınlar açtık. Her biri geldi burada tek videolar çekti. Hani böyle burnu kalkıktır diye düşündüğümüz çok çok ünlü insanlar çağrı merkezlerinde kulaklık taktılar, sabahlara kadar çağrı merkezlerinde kaldılar. Kalktılar karton kutu serip kenara uyudular. Uyanıp tekrar kulaklıklarını takıp çağrı merkezine fayda sağlamaya devam ettiler. Tamam. Evet. Deprem bölgesinde çok daha büyük hizmet eden insanlar vardı. Kimsenin ne yaptığını diğeriyle de kıyaslamıyorum ama herkes elinden geleni yaptı kardeşim. Influencer mı, ünlü mü? Tırnak boyası videoları mı yapıyor? Ruj videoları mı yapıyor? Geldi burada bütün takipçisini deprem bölgesine yönlendirdi. Gözlerin oraya çevrilmesini sağladı. Zaten bütün gözler orada mıydı? Değildi kardeşim. Elinizi vicdanınıza koyun. Hafızası birazcık sağlam insanlar da izliyordur bu videoyu. Hadi 85 milyonun 80 milyonun umurunda olsun. O 5 milyon az mı? Akşam oldu.
“6 Şubat akşamı Haluk Levent aradı beni...”
6 Şubat akşamı Haluk Levent aradı beni. Ben Haluk Levent'i yıllar önce 2018 yılında pinç programım vardı benim talk show, oraya davet etmiştim. Oraya davet etmemizin sebebi de Haluk Levent'in yeni şarkısı falan çıktığı için değil. Genelde yeni şarkı çıkartanlar, film çıkartanlar gelir ya benim programa. O dönem Ahbap'ın faaliyetleri o kadar meşhurdu ki bilmem ne ekibi şuraya, Ahbap bilmem ne ekibi buraya diye tweetler atıyordu. Adam bir YouTube kanalı kurdu kendini mesela. Dedi ki ben dedi YouTube kanalı kurdum. Sizden hiçbir şey istemedim bugüne kadar. Hadi bana abone olun dedi. 4 saatte 460 küsür bin abonesi oldu. Sonra bir talk show başladı hatta orada. Yani Haluk Levent'in ahbapla beraber yükselen popülaritesi onu programımıza davet etmemize sebep olmuştu. Tabii ki elbette şarkılar da söyledi. Ben Pinç programında tanıştım Haluk Levent'le.
Haluk Levent, Oğuzhan Uğur’a telefon açıp ne söyledi?
Mevzular açık mikrofon çektim sonra sosyal medya yasası ile alakalı. Herkes oradaydı. Bütün gazetecilerimiz Okan Bayülgen, Haluk Levent de oradaydı. Orada da bir konuşmamız oldu. Teşekkür ederim geldiğin için vesaire vesaire. Bu mevzular açık mikrofonun üzerinden de bir yıl geçmişti. Biz tabii hiç görüşmüyoruz. Beni aradı. 6 Şubat akşamı hemen açtım tabii. Dedi ki Oğuzhancığım dedi öyle dedi İstanbul'dan dedi bu işler dedi koordine edilmez. Gel dedi Hatay'da burada gör dedi konuyu. Burada
bir şeyler yap. Bu arada biz zaten Hatay'a gitmek için can atıyorduk yani nasıl gideriz, nasıl yardımcı oluruz diye. Ama bir taraftan da aklımda şu vardı zaten can pazarı. Biz orada ne yapabiliriz? Tamam gideyim çıplak ellerimde gerekiyorsa enkas kaldırayım ama biz gidip niye kalabalık yapıyoruz? Zaten burada elimizdeki en kuvvetli şey internet. E bu sayede de yine devletle omuz omuza en azından devletin bize işaret ettiği şekilde yardımlar yapıyoruz. Acaba Hatay'a gitmeli miyiz gitmemeli miyiz? Gitsek nasıl gideceğiz falan filan oturduk tabii ki konuştuk. Oradan dedi buraya dedi bir ambulans uçak gelecek dedi. Sabah dedi 9'da mı 10'da mı dedi uçak kalkacak dedi. Bin ona gel dedi. Ben de dedim ki tamam ekip arkadaşlarımdan iki kişiyi de yanıma alacağım dedim. Hani orada videolar çeksinler buradan duyuruyoruz ama oraya gitmişken de gördüklerimizi de göstermek lazım deyip tamam dedim. O sırada burada da bir ekip var. Onlara da dedim ki burası size emanet. Telefonlarınız açık. Bizim de telefonlarımız açık. Görüşürüz.
“Orada Haluk Levent'le buluştum, Oturduk AFAT TIR'ının içinde, sonra bakanlarımız geldi”
Ertesi sabah oldu. Böyle kutu kola gibi bir uçak. Hakikaten ben bu masa kadar bir ambulans uçak. Sığdık ona. Çat. 55 dakika sonra Adana Havalimanına indik. Adana Havalimanı'ndan bizi orada Haluk Levent karşılamadı diye hatırlıyorum. Doğru. Araca bindik. Araçla Hatay'a. Tabii ne kadar görürseniz görün oradaki görüntüleri ne kadar duyarsanız duyun 4K'da izleseniz televizyonda Hatay'da yaşananları ya da o bölgede yaşananları anlayamazsınız. Hatay'a ulaştık. İl jandarma binasının bahçesinde AFAT vardı. Orada Haluk Levent'le buluştum. Hoş geldin dedi. Hoş buldum dedim. Ne yapıyorsunuz abi burada dedim. Biz ne yapabiliriz size dedim. Oturduk AFAT TIR'ının içinde. Arkamızda bayağı videosu var bunun. Adam telefondan gösterdi bana. Dedi ki bak burada yakın var. Şurada yakın var. Burada yıkım var. Sonra bakanlarımız geldi. Üç tane bakanımız geldi. Orada Haluk Levent'le el sıkıştılar konuşuyorlar. Biz hatta videosunu çektik ve dedik ki hani bakanlarımız da buradalar. Haluk Levent'le istişare ediyorlar diye. Ben bunu Twitter'dan paylaştım. Hatta fotoğraf ya da video paylaştım hatırlamıyorum. Haluk Levent'i dedi ki senden dedi internet desteği bekliyoruz.
“Emre Usu diye kaçak FETÖ'cü bir adam var...”
Dedim ki tabii ki. Tabii ki dedim. Yani ne münasebet elbette. Ancak dedim ben burada yardımcı olamam size. Çünkü ne yapabilirdim ki Hatay'da mesela internet çekmiyordu ya. Bırak internet çekmiyordu kardeşim. Çekiyor pat geri gidiyor. Yani böyle bir durumla karşı karşıyayız. Sonra bir anda Emre Usu diye kaçak FETÖ'cü bir adam var. Şöyle bir paylaşım yapmış. Ben güya tweet atmışım. O da onun esesini almış. Güya devlet yok. Ahbap var. Bak aslında o adamı, o Fetöcü'yü tetikleyen de bana saldıran ya da benim videolarımı dolaşıma sokup, "Bu herif var ya biliyor musunuz aslında böyle bir herif” falan deyip sanki hani o esnada daha depremin ikinci günü olan lan, üçüncü günü yani herkesin odak noktasının deprem olması gereken bir dönemde Oğuzan Uğur şöyle biri mi böyle biri mi falan filan ben artık anama küfür ediyorlar oğlum anama küfür ediyorlar falan. Ben de diyorum ki eyvah ben bir şey bir kabahat mi işledim bu devlete bu millete karşı falan durumundayım ama sokak öyle değil. Herkes böyle sarılıp bana ağlıyor mesela çok teşekkür ederiz falan diyorlar. Bir bakıyorum ki sadece sosyal medyada dönen olaylar bunlar. Dedim ki ben bu kafamı buna takmayayım yani gerek yok. İşime gücüme bakmaya devam ettim. Ve o troller yüzünden bundan cesaret bulan FETÖ'cüler Oğuzhan Uğur devlet yok, ahbap var deyip bunu paylaşmaya başladılar. Görür görmez müdahale ettim. Dedim ki bu gerçek değil. Sonra teitork'lar bilmem neler hepsi zaten dediler ki bu doğru bilgi değildir. Bu Photoshop'la yapılmıştır. Yani Oğuzhan Uğur devlet yok dememiştir diye haber yapmaya başladılar. Ben de bunu paylaştım. Milyonlarca kişi görmesine rağmen toplum hafızası sadece 3 sene geçmesine rağmen aynı görseli yine dolaşıma soktular.
“Devlet yok, Ahbap var, demedim”
Televizyonda falan dayının biri sormuş işte o sen böyle dememiş miydi falan diye. Dememişti abi demedim yani. Niye diyeyim ulan? Her neyse bunu açıklıyorum insanlar anlıyor. O oluyor bu oluyor falan filan derken tabii bir taraftan da gazeteciler sürekli benden bilgi almak istiyor. Ben gazetecilerle röportajlar veriyorum. O röportajların içerisinden bir cümle kesiyorlar mı? Oğan Uğur Devlet Düşmanı falan. Hayda bir bakıyorum Twitter'a. O kadar yardım yapılması gereken şey varken, o kadar konuşulması gereken şey varken, hop top yine bize gidiyor. Ya avukatlarımız geldi buraya. Gönüllü avukatlar dediler ki bak kolon kesmiştir bazen müteahitler. Şimdi insanlar kendi acılarıyla anlamazlar. Daha insanlar kendi cenazelerini ararlarken bunlarla uğraşamazlar. Biz avukatlar olarak bir video yapalım Babala TV'ye ve insanlara haklarını nasıl aramaları gerektiğini şimdiden anlatalım. Çünkü senin binan neden yıkıldı kardeşim? Bir yerde de bunun hesabı sorulmalı değil mi? Avukatlar bunu öngörüp buraya geldiler.
“Vicdanınıza sesleniyorum, bütün olayı dinleyin ondan sonra kendi yorumlarınızı yapın”
Video çektik avukatlara. Üç tane avukatımız bir masaya oturdular. Ne yapmaları gerektiğini insanların anlattılar. Biz de çektik burada videoya. Sonra o video montajlanıyordu. Tabii Babalı Ofiste de sürekli birisi story çekiyor ya efendim şuna ihtiyaç var bunu. Arkada da ofis gözüküyor ya. Laptop'ta kurgucu arkadaşımız şeyi montajlıyor, avukatların videosunu montajlıyor, seslerini eşliyor falan. Onu böyle yuvarlak içine alıp bunlar Babala ofiste film izliyorlar diye haber yaptı. Ya bak beni sevin, sevmeyin. Gerçekten ben biri beni sevsin, sevmesin, alkışlasın falan diye yapmadım bunları, bu anlattığım şeyleri. Ama yani vicdanınıza sesleniyorum. Bütün olayı dinleyin. Ondan sonra kendi yorumlarınızı yapın.
Bu beni aklama meselesi falan filan değil. Her neyse. Sonrasında hatta Cüneyt Polat diye bir arkadaşımız var. Devlet burada değil diyorsunuz. Bakın diyor ya. O da tabii benimle ilgili yazılan şeyleri görüyor. Ne yapsın adam? O da diyor ki nasıl ya burada devlet var diyor. Askerlerin malzeme indirdiği videonun önünden bana. Ben de tabii o sırada daha yeni anneme, bacıma, sülaleme sövülen tweetleri görmüşüm.
Delirmişim. E zaten uyumuyorum. 5 gündür. Adama şey yazmışım böyle, ‘Ulan seni bu ülkeye unutturmayacağım’ filan yazmışım adama sinirle. O da tabii bana DM atıyor. Ne ağrı yapıyorsun lan? Ben ona yapıyorum ne var lan falan filan. Üstünden günler geçtikten sonra saçma bir kavga ettiğimizi anladık adamla. Ve bugün bile o benim adama yazdığım şey adamın attığı video falan paylaşılıyor dolaşımda. Tabii o esnada insan doğru düşünemiyor bazı attığı tweetleri. Haber olarak söylemiyorum. Tepki olarak attığı tweetleri. Buradan da ona selamlar olsun tekrar. Öyle bir münakaşa yaşadık ama bu bizim için geçti bitti. Kötü günlerdi, insanların doğru düzgün düşünemediği anlardı. Biz helalleştik sevgili Cüneyt Polat'la ki çok da destek olmuştur sevgili Cüneyt Polat. Hakkını asla yemem.
“Zaten elimden gelen yardımı yapacaktım ama bu kadar koordineli çalışmamı zaten devletim sağladı”
Her neyse devlet yok, ahbap var cümlesini bunun yalan olduğunu açıkladım galiba değil mi? Bakın ben devletimizden gelen telefonla bu işe dört elle sarıldım. Zaten kendim de elimden gelen yardımı yapacaktım.
Ama bu kadar koordineli çalışmamı zaten benim devletim sağladı. Bugün beni eleştirenlere, küfüredenlere, haberlere taşıyanlara falan lafım yok benim. Yani benim bir duruşum var. Bunu herkes bilir. Beni sevmeyebilirsiniz. itici bulabilirsiniz. Olabilir. Benim hiç tanımadığım ama görür görmez bu ne tip dediğim birçok insan var. Yalan değil. İnsanız sonuçta. Birinin sesinden hoşlanmazsınız. Birinin mimiğinden, jestinden hoşlanmazsınız. Onu hemen kafanızda eleyebilirsiniz.
“Bu anlattıklarımı tamamı belgeli, tamamı kanıtlı”
Mesela kadın bir tanesi Twitter'da gördüğüm şey demiş. Ya bu Oğuzan'ın böyle biri olacağı belliydi zaten. Demiş. Biri de sağ olsun beni seven biri de hayırdır neresinden belliydi diye sormuş. O da hissettim ben yazmış. Bazılarınız da hisleriniz doğrultusunda beni sevmiyor olabilirsiniz ama ne olursunuz hakkaniyetli olun. Bu anlattıklarımın tekrar ediyorum tamamı belgeli, tamamı kanıtlı. Bu anlatılanları lütfen vicdanınızla, yüreğinizle dinleyin. Bu insanlara kızmıyorum. Çünkü her haberi okumak zorunda değilsiniz. Her haberin başlığını okumak zorunda değilsiniz.
Yani sen bugün mesela Danla Biliç hastaneye kaldırılmış diye geldin yanıma. Niye kaldırılmış bilmiyorum. Niye okumadın mı? Haberin altındaki başlığı okumadın yani. Çünkü o sırada kaydırıyordun ya da Twitter'da geziyordun ve bir başlık gördün. Dedin ki Danla Biliç hastaneye kaldırılmış. Bugün bazı insanların karşısına o haberler çıktığında Haluk Levent'le benim fotoğrafımı yan yana gördüklerinde Senin Danla Biliç’in neden ameliyatı olduğunu okumaman gibi onlar da ne olmuş burada diye onun altına okunmamış olabilirler. Vay o sanırdım böyleymiş demiş olabilirler. Olabilirler. Abi insanların 1 milyar tane sıkıntısı var şu anda. Doğal olarak insanlar oturup da bazı şeyleri araştıracak enerjide olamayabilirler. Ekonomik sıkıntıları yüzünden ya da hayat kaygıları yüzünden bizi hiç dert etmiyor olabilirler.
Yargıyı, hükmü aniden saniyesinde verip oradan çekilebilirler. Sana bunu nasıl yaparlar Oğuzan yazıyorlar. Yapabilirler. İnsanlara bunu anlatmakla mükellefim. Bu olayları anlatmakla mükellefim. Kendimi değil. O yüzden bu dönem çıkan haberlerde bana sövenlere ya da kızanlara kızmıyorum. Benim içimdeki aldatılmışlık hissinin üzerine hiçbir hakaret geçemez şu anda çünkü zaten.
"O saldırıları bana yapanları asla affetmeyeceğim"
Ama o dönemde deprem dönemindeki saldırılara hala kinliyim. Çünkü bu dönem yapılan saldırılar bana zarar verir. Ruhumu ezmiyor mu oğlum? Ben insan değil miyim? Evde okumuyor muyum bana yazılanları? Sen delikanlı mısın diyebiliyorlar. Utanma duygun yok mu falan diyebiliyorlar. 90, 100 bin like alıyorlar biliyor musunuz bu videoları çekerek bana? Benim normalde serçe parmağım öyle deyip ortamdan uzaklaştırdığım insanlardı bunlar. Şimdi bana efeleniyorlar. Neden? Çünkü onların sözlerini destekleyebilecek bir kitle var şu anda. Ve o kitle işte o haberi öyle görüyor. İşte o haberin altını okumadan belki bakıp geçiyor. Kızamazsın, bir şey diyemezsin. Ama o dönemde deprem döneminde az evvel anlattığım saldırıları bana yapanları asla affetmeyeceğim.
“Bana değil, yardımlara zarar verdiniz; devlet yetkilileri teker teker benden uzaklaşmaya başladılar”
Bana zarar vermediniz bunları yaparak zamanında yardımlara zarar verdiniz. Oğuzhan devlet düşmanı yalanlarını yaydığınız esnada ya da bu yalanları yayanların haberlerini paylaşıma sunduğunuz anda devlet yetkilileri teker teker teker teker yazık benden uzaklaşmaya başladılar. Bizden uzaklaşmaya başladılar. Ne kadar yardımcı olduğumuzu bilirler. Hakkımızı yemezler. Eminim. Hiçbirinin ismini açıklamayacağım elbette.
“Bazı devlet kurumları bize verdiniz bu desteği lütfen haber yapmayın dedi”
Bazı devlet kurumları şey dediler bize biliyor musunuz? Bunu lütfen haber yapmayın. Bize verdiniz bu desteği dediler. Ben de yapmadım. Şu anda da söylüyormuşum gibi olmasın. Çünkü asla vermeyeceğim isimlerini ya da kurumları, kişileri. Ben işte devletime böyle bağlıyım. Beni devlet yok olsam deyip bazıları yerden yere vururken ben devletimi satmadım. Hiçbir kurum adında vermedim. Yine de vermeyeceğim ama en azından bu kadarını bilin.
“Herkes bir işin ucundan tuttu, babalı ofisteki ruh tam olarak buydu”
O troller o saldırıları bize başlattığında babalı ekibi kahve mi içiyor dediğinde ki çok teşekkür ederiz kahve firmalarına da bizim burada geceli gündüzlü çalıştığımızı görerek buraya gönüllü olarak koli koli kahve gönderdiler. Dezenfektan gönderdiler. Kim ne gönderebiliyorsa onu gönderdim. Hamburgerci hamburger gönderiyordu. Açsınızdır diye. Hep şunları gördüm. Ya orada hamburger yiyorsunuz. Ya orada kahve içiyorsunuz. Bak 3 gün falan uyumamış insanlar. O babalı ofisteki insanlar hani neyse yani biz onlara hadi herkese benden hamburger gibi bir durumumuz da yok yani. Biz yemek yemeyi düşünmüyorduk zaten o sırada. Aklımıza bile gelmiyordu ama bir bakıyorduk hamburgerciler poşet poşet bizim de bir yardımımız olsun. Ha bu arada gelip geri gitmeyen de vardı. Su taşıyan çocuklar biz de burada bir şey yapalım diye gittiler. Sağdaki soldaki çay bardaklarını temizlediler. Bir şeyler yaptılar. Herkes bir işin ucundan tuttu. Babalı ofisteki ruh tam olarak buydu. Tabii Twitter'da anam bacım sülalem.
“Ne vatana hainliğim kaldı ne başka bir şey; sen devletin önünde mi geçiyorsun?”
Televizyonda maalesef bazı siyasetçilerimizin bu sosyal medya baskısından dolayı yaptığı açıklamalarla ben iyice düşman oluyorum. Haluk Levent'le yan yana isimlerimiz geliyor. Sonrasında bunlar böyledir, şöyledir falan denmeye başlıyor. Oldu 8 Şubat akşamı. İstanbul'a gelmek için dakikaları sayıyoruz artık. Çünkü gerçekten Hatay'da, Adana'da hiçbir faydamız yok. Yollar karlı, otobüsler yolda kalıyor, arabalar yolda kalıyor. Dönebileceğimiz bir araç yok. Uçakla dönelim dedik. Uçak da yok. Dediler ki bir gün sonra şu saatte, akşam saatinde hatta uçak var dediler. Peki dedik Adana'da otel bakıyoruz. Otellerin hepsi dolu. Yani insanlar evlerinde kalmaya korktuğu için otellerde kalıyor. Ama otellerde de odalarda mı kalıyor zannediyorsunuz? Hayır. Otel lobilerinde yatıyordu insanlar. İmkan bulanlar. Biz de dedik ki bir otele gireriz lobisinde yatarız gerekiyorsa. Madem bütün oteller dolu. Tabii Haluk Levent'le vedalaştık. O gitti.
“Baraj patladı” tweeti
Adana'da bir otele girdik. Adını hatırlamıyorum. Herkes lobide yatıyor. Koltuklarda yatıyor. Yerde yatanlar vesaire. Biz de dedik ki şurada bir yere yere kıvrılalım. Bu geceyi atlatalım, yarın dönelim İstanbul'a, işimize, gücümüze yoğunlaşalım dedik. Orada bir aile dedi ki, "Oğhan Bey, benim odam boş. Ben oda kiraladım ama korkudan odada kalamıyorum. Lobide kalıyorum. Dilerseniz ekip arkadaşlarınızla odada kalabilirsiniz" dedi. Allah razı olsun ondan bir kez daha. E biz de korkuyorduk tabii ama yani hani biraz da olsa uykuya ihtiyacımız vardı. Çünkü günlerdir uyumamıştık. Hanımefendi verdi odasının anahtarını. Çıktık odasına teşekkür ettik. Orada uyuduk. Panik içinde tabii en ufak bir ses geliyor kapıdan vesaire. Hop, deprem oldu mu diye herkes ayağa kalkıyor ekipten.
Orada birkaç saat uyuduktan sonra sabah havalimanına doğru yola çıkmak için otelden çıkarken bana telefonlar gelmeye başladı. Dediler ki işte baraj patladı tweetiyle ne yapmaya çalışıyorsun? Ben de dedim ki ne hangi baraj? Çünkü o sırada ben Adana'dayım. Yani zaten internet çekmiyor vesaire. Yine de ne olursa olsun sürekli telefonumu kontrol ediyorum. Hani koordinasyon devam ediyor mu? Bizim çocuklar ne yapıyor? Bir baktım baraj patladı. Tweet'inle ne yapmaya çalışıyorsun diye bir tweet gördüm.
Hemen yine telefonun çekip çekmediği anlarda burayı aradım. İstanbul'u aradım, ekibi aradım. Dedim ki ne barajı ne tweeti'i ne oldu? Gönüllü arkadaşlarımızdan biri baraj patladı diye bir ihbar alıyor çağrı merkezinden. Sonra biz çünkü şart koştuk dedik ya öyle aklınıza geleni yazamazsınız. Sonuçta gözünüzün önünde bizim Twitterlarımız açık. Teyit merkezine götüreceksiniz dedik. Teyit merkezine gidiyor. Mecra köylerden, çevre köylerden birkaç ihbar daha olduğunu görünce geliyor ve baraj patladığını diye tweet atıyor. Ben o sırada Adana'dayım. Bu arada ben bu bilgiyi alıyorum. Ha bana sorulsa mesela orada baraj olmadığını ben biliyorum. Uçakla İstanbul'a dönüyorum. Oğuzhan şöyle birisi. Oğuzhan var ya falan filan devlet düşmanı diyen kalabalık bir anda hep beraber Oğuzhan hayırdır niye baraj patladı yazdın şeklinde tweetler atmaya başlıyor. Aynı anda. Ben hemen tabii uçaktan iner inmez babalı ofise geliyorum. Diyoruz ki ne oğlum bu baraj olayı? Ne oldu yani? Pat diye bize televizyonlarda haberinin çıktığını, sonra ihbarlar alındığını, bu tweet'te attıklarını söylüyorlar. Kim attı diyorum. Yok yok yani hani twee'i kim attı oğlum? İşte gönüllü arkadaşlarımızdan biri. E gönüllü arkadaşlar da 1100 kişi var burada. Yani sürekli yer değişiyor. Birileri uyumaya gidiyor, birileri geliyor vesaire.
Sonrasında bu haberleri Twitter'dan gören Oğuzhan Uğur Baraj patladı, yalana attı falan diye haberler yapılınca sağda solda biliyorsun gazeteci arkadaşlarım hatta bölgedeki milletvekilleri beni aramaya başladılar ve dediler ki Oğuzhancığım sana şu anda bir iftira atılıyor. Bu baraj olayının sizinle alakası yok diyorlar bana telefonda. Çünkü bana yazılan şey şu: "Baraj patladı, tweet'i attın sen. Bu yüzden orada insanlar panik oldu ve çalışamadı” deniyor.
“O anın bizimle ilgili olmadığının görüntüleri var”
Sonra sevgili Murat Ağırel bana olay yerinin, olay anının videosunu atıyor. Video gönderiyor bana ve diyor ki, "Bak olay budur. O videoyu müsaadenizle de buraya koyayım. Değil mi? Madem her şeyi an be an anlatıyoruz. Bu videoyu koymamızda da sakınca yok. Evet. Belgeleri, görüntüleri, konuşmalarımızı koymuyoruz elbette kimse zarar görmesin diye. Ama bu zaten basına yansımış bir görüntü. O olay baraj patladı denen olayın anının görüntüleri var. Bizimle alakalı olmadığını kanıtlayan bir görüntü var. Şimdi o görüntüyü vereyim size.
“O davadan beraat ettim; düşünün ne olur yalvarıyorum düşünün”
Yani yağmacıların sahte ihbarları polise gidiyor. Polis anons yapıyor. O sırada bir ortalık karışıyor falan filan ve duruluyor. O bölgede zaten internet çekmiyor. Birinin, "Aa, Babalı TV baraj patladı diye tweet atmış. Kaçalım demesi mümkün değil." Mümkün değil. Mesela Beyaz TV'de yağmacıların bu yalana attığı ile alakalı bir haber yapılıyor. Ama nedense bir gün sonra Beyaz TV hop oradaki konuşmaları unutuyor. Yaptığı haberi unutuyor. Diyor ki Oğuzhan Uğur biliyorsun çok sevmiyorlar beni. Onu da tam anlamadım. Gerçekten beni bir tam neden sevmediğinizi bir anlasam. Hani tipimi mi sevmiyorsunuz? Ses tonumu mu sevmiyorsunuz ya? Ben ne yapmış olabilirim ya bu insanlara? Onu çok merak ediyorum. Mesela ne yapmış olabilirim? Ne olmuş olabilir ya? Hakikaten mesela çok küfürlü konuştuğum için mi? Allahsız falan mı zannediyorlar beni? Ya da acaba ben hiç anlamadım. Her neyse. Tabii bütün bu haberler bir anda coşunca çat bana bir telefon. Ertesi gün adliyeye bekleniyorsunuz. Hakkınızda soruşturma kararı var. Mahkeme başladı. Dava açıldı bana. Bu arada şikayette bulunanların hiçbiri Hatay’dan değil. Hepsi İstanbul'dan. Hatta Hakimi Hanım sordu. Dediler ki hani size ne zararı oldu bu tweetin diye. Biz sosyal medyadan gördük. Çok sinirlendik dedi bana şikâyetçi olan beyefendiler. Belki de o şekilde algıladılar beni. Yani bir devlet düşmanı olarak algıladılar. İnsanların canını yakmaya çalışan biri olarak falan görmüş olabilirler beni. Herkes herkese her şey olarak görebilir. Ne oldu? Mahkeme tabii ilerledi. 3 sene sürdü benim o mahkemem. Beraat ettim. Beraat ettim. Çünkü kanıtlarımız ortada.Y ani bu sadece sosyal mecralarda insanların bu şöyle biridir, böyle biridir yazmasıyla ilerleyen bir şey değil. Adalet çok şükür. Beraat ettim ama bugün yine mesela bunları yazıyorlar bana. Baraj patladı. Bak düşün kaç sene geçti. Düşünün ne olur yalvarıyorum düşünün ben neyle uğraşıyorum mesela vicdanınızla izleyin istiyorum.
Fatih Portakal’a söylediği “Paraları topladık” ifadesine açıklama
Tabii bu baraj olayı için beni adliyeye çağırdıklarında hiç kimseyi asla kötülemek için söylemiyorum ama döndüğümde o 1100 gönüllü 200'e düştü galiba. Çünkü baktılar ki hani bu Oğuzhan'ı eleştiriyorlardı, küfrediyorlardı ama artık mesele adliyeye taşındı. Bak oklar Oğuzhan'a dönüyor denip buradaki insanlar da doğal olarak hani çekindi birçoğu gitti. Çok normal bu arada herkesin bir kariyeri, herkesin bir hayatı var vesairesi var. Ya biz bir kişi de olsak, 1000 kişi de olsak, 500 kişi de olsak bu işi tabii ki devam ettirecektik. Ettirmeye de devam ettik. Yine devlet etkilerimizde tabii ki azaldı. O kurumların da sayısı maalesef azaldı. E tabii bu esnada, bu koşturma esnasında sürekli gazeteciler beni arıyor. Ne oluyor, ne bitiyor? Dakika başı bir gazeteci trafiğim var. Fatih Portakal aradı beni. Dedi ki, "Oğuzhan ne yapıyorsun? Görüntülü konuşuyoruz." Ben de burada koşturuyorum o esnada. Yani hani bir kenara çekilip kendime bir dekor yapıp merhaba Fatih abi böyle falan falan yapmıyorum yani. Koştururken konuşuyorum. O esnada da diyorum ki hani bize gelen paraları onlara gönderiyoruz direkt diyorum. Yani orada aslında tabii koşturmanın verdiği yani para gönderiyoruz değil. Mesela düşün SMA'lı hastalara biz para topluyorduk. Bak yine öyle söylüyorum.Bak para topluyorduk diyorum. Biz toplamıyorduk. Canlı yayın açıyorduk. Valilik onaylı bir imam veriliyordu. Biz de destek olmaya çalışıyorduk.
"Bize gelen para talebini biz ahbapla buluşturuyorduk"
Hatırlayın bunu bir dönem birçok takipçisi yüksek insan yaptı. Biz de tabii ki elbette yaptık.
SMA'lı hastalara, ailelerine. Oradaki tabir de budur. Hani biz bu kadar para topladık SMA hastaları için falan derler. Yani biz topladık aslında biz topladık demek değil. Orada da anlatmak istediğim Fatih Portakal'a bizi aradıklarında efendim AFAT bilmem. Hayır AFAT'a vermeyeceğim. Bu kızlı vermeyeceğim. Ben ahbaba vereceğim diye arayan da çok fazlaydı. Yani bu benim suçum değil. Özür dilerim. Biz de diyorduk ki efendim ahbabın IBANı budur. Çünkü dediğim gibi çok fazla dolandırıcı var ortalıkta.
Sahte IBANlar atıyorlar bilmem. Mavi tikli hesaplar vardı ya. Orada da diyorum ki yani bize gelen parayı biz direkt olarak ahbaba gönderiyoruz. Yani aslında bize para gelmiyor. Bize gelen para talebini biz ahbapla buluşturuyorduk ya da AFAT'la buluşturuyorduk. Ama Fatih Portakal'ın o videosu da şimdi dolaşımda. Oğuzhan Uğur yoksa oradan para bak. Kendi ağzıyla itiraf ediyor görüyor musunuz falan. Neyse tamam bu bir cevap vermiyorum. Olanı anlatıyorum.
“Haluk Levent’e dikkat et, bakanlara seni kötülüyor” telefonu
Gecenin bir vakti 12 gün mü 13 gün mü bilmiyorum. İsmini verebilir miyim diye sordum. Verebilirsin abi dedi. Hiç sorun değil dedi. İsmini vereceğim o yüzden. Yeni Şafak gazetesinden Taha Hüseyin Karagöz beni aradı. Gecenin bir vakti. O da dedim ki Allah hayırdır yani. Çünkü yine sebebini bilmediğim bir şekilde. Yani Yeni Şafak da beni pek sevmez. Çok enteresan başlıkları var benimle alakalı. Şaşırdım tabii haliyle. Dedim hayırdır inşallah. Açtım telefonu. Kısaca bana şunu söyledi. Bütün konuşmamızı anlatacak değilim tabii ama dedi ki bak abi dedi ben dedi seninle dedi hani dünya görüşlerimiz çok dedi benzemeyebilir ama dedi bizim senin vatanseverliğinden şüphemiz yok dedi bana. Dedim eyvallah, ‘Lütfen, Haluk Levent konusunda dikkatli ol! dedi. Böyle içime şuradan böyle bir ısı geldi. Böyle yükseldi. Dedim ki neden? Kendisinin yüzü burada yani kendisine sorabilirsiniz. Dedi ki Haluk Levent bakanlarla bir araya geliyor ve sürekli seni kötülüyor dedi bana. Ben onu hiç istemedim yanımda ama o atladı geldi Hatay'a. Ben devletimin yanındayım ama Oğuzhan Uğur yüzünden devletin yanında değilmişim gibi duruyor falan diyormuş bakanlara. Ben şoka girdim tabii yani artık kafamda zaten bir sürü dedikodu falan filan şu bu. Çok teşekkür ettim Taha'ya. Kapattım telefonu. Ne yaparsın böyle bir durumda? Yani ne yapacağım abi? Bunun dedikodusu yapılır mı mesela? Yani bunun şüphesi insanı uyutur mu mesela? Küt dedim mesaj attım Ali Levent'e. Dedim ki böyle böyle böyle böyle şeyler duyuyorum. Doğru olmadığını düşünmek istiyorum yazdım WhatsApp'ta. Bekliyorum.
“Sabah telefonum çaldırılıp kapatıldı, ‘Bunu yüz yüze konuşalım’ mesajı geldi, orada benim kayıp koptu”
Bu arada cinnet gelmiş bana ya. Uyumam gerekiyor. Zaten uyumuyorum günlerdir ama telefonu koydum önüme böyle ekran açık bekliyorum ne cevap gelecek diye. Yukarıda böyle WhatsApp'ta yazıyor diyor. Sonra o ibare kayboluyor. Yazıyor diyor ibare kayboluyor. Hani böyle eski sevgili atışma gibi düşünün. Gelmedi cevap. Sonra ab ben dedim ki yani gelmeyecek herhalde cevap. Çünkü bir saat falan o telefona baktım biliyor musun ne yazılacak acaba diye. Çünkü yani anlatamıyorum içinde olduğum duyguları. Böyle baktım. Sonra artık dedim ki vurup kafayı yatayım yani. Bir saat oldu. 15 saat oldu. Ses yok. Tam uyuyacakmış gibi oluyorum. Hop diyorum yazıldı mı bir şey? Tekrar bakıyorum telefona. Yok. Sabah erkenden yine babalı ofise geleceğim vesaire. Zaten uyuyacak 4 saatimiz, 5 saatimiz var en fazla. Bıraktım telefonu. Sabah telefonum çaldırıldı kapatıldı. Yani çaldı çaldı değil. Çaldırıldı kapatıldı. Ben o ilk sese uyandım zaten. Hemen telefonumu aldım elime. Cevapsız yazıyor. Yani çaldırıp kapattı adam beni. Dedim ben mi arayım? Hani kontrolörüm bitti acaba ne oluyor falan. Kafamda 1 milyar tane soru. Hatta ardından bir mesaj geldi. Dedi ki bunu yüz yüze konuşalım. Yani bu hani en azından hayır demedim de falan bir şey de yani değil mi? Orada benim kayış koptu. Dedim ki yani bu artık benim muhatap olacağım bir şey değil. Geldim Babalı ofise. Herkesi bir sınıfta topladım. Çok teşekkür ettim herkese. Biz ilk kriz anındaki, ilk akut durumdaki elimizden ne geliyorsa yardım ya da destek yaptık. Dedim ki tamam artık konuyu kapatalım. Kapatıyoruz derken benim 8 kişi falan çekirdek ekibim kaldı. Yani benimle çalışan insanlar burada kaldı. Ama yine tabii ki offroad ekibi yardıma devam ediyor. İşte vesaire bir yere bir şey ihtiyaç oluyor.
“Ben Haluk Levent'le 7 Şubat'ta bir araya geldim, zannediyorum 10 gün sonra bütün ilişkimi kestim”
Yine biz kendi imkanlarımızla onları halletmeye çalışıyoruz. O devam etti tabii. O asla durmadı ama bu şekilde bitti. Yani ben Haluk Levent'le 7 Şubat'ta bir araya geldim. 10 gün sonra zannediyorum bütün ilişkimi kestim. Ha yıllar içinde beni bu arada aradı. Bir şarkı çıkartacağım. Ona destek olur musun dedi. Ne bileyim neyse yani bizim Haluk Leventli hikayemiz bu.
Gerçekten ayağında terlik olmayan, patik olmayan bebekler gördük biz Hatay'da. Çırıl çıplak ayaklarıyla o -10 derecede yürüyorlardı. Böyle o sokakta hırkası olmayan insanlar gördük. Böyle titreyen insanlar gördük. Bu insanlar için yollanan bir kuruşun bile hakkına girilir mi ya mesela? Girilir mi abi? Bilmiyorum. Ne olacak? soruşturma ne çıkacak bilmiyorum ama dediğim gibi çok güvendiğim gazeteciler. Maalesef çok vahim tablolar seriyor bugün yayınlarında ya da köşelerinde.
Yine 3 ay sonra gittik tabii ki Hatay'a program yaptık. Dünya rekoru kırdı o program. Herkes izledi. Orada o programa katılan birçok insana yardım gitti. Birçok insana. Tekrar tekrar depremden sonra bile dokunmuş olduk. Ama zaten dokunabilecek hacmimiz buydu. Yani bir medya kuruluşu olarak videoyla seslerini duyurarak oldu. Şimdi yıllar geçti.
“Benim cebime bir kuruş bile haram para girmedi”
Yazılanları görüyorsunuz. Okuduklarınızın farkındasınız. Benim cebime bir kuruş bile haram para girmedi. Şimdi yorumlarımı ve fikirlerimi dinlemek istersiniz o kısma geçeyim. Bundan öncesi tamamen bilgiydi. Yaşananları size anlatmaktı meselem. Ama şimdi yorumlarıma geleyim.
“Hakkımı yemeyin, ruhum parçalandı kaç gündür”
Aslında neden bu video var biliyor musun? Hafızamız için var. Dediğim gibi beni sevmeyebilirsiniz, nefret edebilirsiniz. Olabilir. Hiçbir sıkıntı yok bunda. Ancak gerçeği bilmelisiniz. Oğuzhan Uğur kendini devletten öte saydı. Oğuzhan Uğur devleti yok saydı demek, eğer bütün bu anlattıklarımı a'dan z'ye dinlediyseniz biraz haksızlık. Biraz değil aslında fazlasıyla haksızlık. Ben bu devletin yetiştirdiği bir adamım. Ben Türk Silahlı Kuvvetleri sayesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin aileme verdiği maaşla okumuş bir adamım. Devlet lojmanlarında büyüdüm. Devlet okullarında okudum ben bu arada. Ha yükseliş Kolejinde okudum bir sene.
Paramız bir sene yetti çünkü. Sonra Anadolu Lisesi' kazandım. İlkokul 5'te beni verdiler Yükseliş Koleji'ne. İşte Anadolu Lisesi'ini kazandım. Yine devlet okulundan devam ettim. Üniversitem de devlet üniversitesidir. Yani hiç aileye girmek istemiyorum. Sürekli onu öne atıyorsun diyorlar çünkü. Ama hak yemeyin efendim. Hakkıma girmeyin. Beni sevmemeye devam edebilirsiniz. İstediğiniz kadar sövebilirsiniz ama hakkımı yemeyin ya artık. Vallahi ruhum parçalandı çünkü kaç gündür.
Benim bir yorumum yok çünkü hepsini anlattım. Aslında sonunda çok yorum yapmak istiyordum ama yaşadım ya anlatırken böyle hepsini. Canım çok sıkıldı. Zaten sıkkın. Bu videoyu da burada bitirelim isterim. Umarım faydalı olmuştur. Tekrar tekrar rica ediyorum herkese haber sitelerini. Bu cümlelerimi alıp bir yerlerde paylaşmayı. Teşekkürler. Yorum sizin. Yarın bir gün yine kötü bir şey olsa bu memlekette yine kanımla canımla vazifeye hazırım. Bunun da bilinmesini isterim.
“Birileri Oğuzhan Uğur ahbabı da destekliyor diye ahbaba para gönderdiyse çok özür diliyorum”
Ya son olarak şunu da söylemek istiyorum. Tekrar etmek istiyorum. Belki de ben beni kimse sevsin, alkışlasın, takip etsin diye vermedim bu çabaları. Bu memleket için verdiğim çabaları. Mevzular açık mikrofonda bir çabadır bu arada. Bunu unutmayın. Yaptığım şeyleri bilmeyen de, yaptıklarımı bilmeyen de birçok insan var. Ama artık kim neyi biliyor bilmiyor. Ben bununla uğraşamayacağım. Söylemek istiyorum. Eğer ahbaba hiç güvenmeyen ya da hiç takip etmeyen biri a Oğuzhan Uğur ahbabı da destekliyor diye ahbaba para gönderdiyse çok özür diliyorum. Saygılar selamlar.








