Yeni Parti’nin Adalet Komisyonu üyeleri Süleyman Bülbül, İsmail Atakan Ünver, Turan Taşkın Özer ve Cumhur Uzun, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ne ilişkin ek görüş hazırladı.
Ek görüşte, toplumsal bütünleşmenin yalnızca “terör örgütünün” silah bırakması üzerinden ele alınamayacağı belirtilerek, demokratikleşme, hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler ile yargı bağımsızlığı alanlarında kapsamlı düzenlemeler yapılması talep edildi.
“Kürt sorunu demokratikleşmeden bağımsız ele alınamaz”
Yeni Parti’nin değerlendirmesinde, Kürt sorununun çözümünün toplumsal barışın, özgürlüklerin ve demokratikleşmenin güçlendirilmesiyle mümkün olabileceği belirtildi. Hukuk devleti ve temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasının demokratik toplum düzeninin ön koşulu olduğu ifade edildi.
Türkiye’de son yıllarda yaşanan gelişmelerin demokratik hukuk devleti ilkelerinin zayıfladığı yönünde kaygılara neden olduğu belirtilen görüşte, vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulunması, temel hak ve özgürlüklerin korunması ile ifade ve toplantı özgürlüğünün güvence altına alınması gerektiği vurgulandı.
Demokratikleşmenin yalnızca belirli bir sorunun çözümüne indirgenemeyeceği belirtilerek ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, siyasal katılım ve yargı bağımsızlığı gibi alanlarda düzenlemeler yapılması istendi.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı ortak rapordaki tespitlerin kanun teklifine yeterince yansıtılmadığı savunularak, teklifin toplumsal bütünleşme ve demokratikleşme açısından yeterli kapsamda olmadığı kaydedildi.
“TBMM sürecin merkezi olmaktan çıkarılıyor”
Ek görüşte, kanun teklifinin TBMM’yi çözümün ana muhatabı ve merkezi olmaktan çıkardığı, iktidarın siyasi etkisine açık bürokratik mekanizmaların ön plana çıkarıldığı ileri sürüldü.
TBMM’nin süreçte aktif bir yönetici ve karar alıcı rol üstlenmek yerine, oluşturulacak “İzleme Komisyonu” üzerinden pasif bir konuma getirildiği savunuldu. Yasama organının Kürt sorunu ve demokratikleşme konusunda üstlenmesi gereken sorumluluğun, bürokratik karar alma mekanizmalarının gölgesinde bırakıldığı belirtildi.
Yeni Parti, Komisyon raporunun 6’ncı bölümünde uzlaşıyla oluşturulan önerilerin yalnızca bir bölümünün kanun teklifine alınmasını da eleştirdi. Bunun diyalog zeminine, demokratik uzlaşıya ve Türkiye’nin demokratik hukuk devleti olma hedefine aykırı olduğu savunuldu.
Meclis’in etkinliğine ilişkin eleştiri
Ek görüşte, 2018 yılındaki rejim değişikliğinin ardından TBMM’nin giderek etkisizleştirildiği ve kanun tekliflerinin yasalaşma sürecinde bürokrasinin yasama organından daha etkili hale geldiği öne sürüldü.
28’inci Dönem’de çıkarılan 138 yasada komisyonlarda çok sınırlı değişiklik yapıldığı, muhalefetin yapıcı önergeleri ve uyarılarının dikkate alınmadığı belirtildi.
Aynı dönemde Komisyonlarda görüşülmeyi bekleyen kanun teklifi sayısının 3 bin 519 olduğu ifade edildi. Ayrıca 2018’den bu yana milletvekillerinin verdikleri her 100 soru önergesinden yalnızca 13’ünün yasal süresi içinde cevaplandığı, 28’inci Dönem’de kurulan 11 araştırma komisyonundan 9’unun rapor hazırlamasına rağmen bu raporların hiçbirinin Genel Kurul’da görüşülüp oylanmadığı kaydedildi.
“Teklif güvenlik eksenine sıkıştırılmış”
Yeni Parti’nin ek görüşünde, Kürt sorununun demokratik uygulamalar, hukuk devletinin işleyişi ve ekonomik sorunlardan bağımsız değerlendirilemeyeceği belirtildi.
Etnik sorunlar, kimlik talepleri, inanca saygı, özgür yurttaşlık, kalkınma ve refahtan eşit pay alma gibi taleplerin, hukuk devleti ve demokrasinin önündeki ortak engeller kaldırılmadan çözülemeyeceği ifade edildi.
Sürecin yalnızca silah bırakma, belirli şartlarda ceza ertelemesinin başlatılması veya süreçte görev alacak kişilere cezasızlık güvencesi verilmesi üzerinden yürütülemeyeceği savunuldu.
Görüşte, güvenlikçi yaklaşımın ötesine geçilerek demokratikleşme ve hukuk devleti önündeki engellerin kaldırılması gerektiği belirtildi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun 7’nci bölümündeki demokratikleşme önerilerinin tamamının hayata geçirilmesi ve kanun teklifine eklenmesi istendi.
Yerel yönetimler ve seçim sistemine ilişkin öneriler
Yeni Parti, ek görüşünde yerel demokrasinin de ciddi tehdit altında olduğunu savundu.
Görüşte, 33 CHP’li belediye başkanının görevden uzaklaştırıldığı, 83 belediye başkanının çeşitli baskılar altında partisinden istifa ederek AKP’ye geçtiği ve toplam 13 belediyeye kayyum atandığı belirtildi.
Belediye başkanlarının kanunda yer alan sebeplerle görevden uzaklaştırılması halinde yeni belediye başkanının yalnızca belediye meclisi tarafından seçilmesini sağlayacak bir düzenleme yapılması önerildi.
Seçimlerin denetimi konusunda da adli yargının seçim sonuçlarına müdahalesinin engellenmesi, Yüksek Seçim Kurulu ile il ve ilçe seçim kurullarının anayasal yetkilerinin netleştirilmesi ve seçim uyuşmazlıklarında görevli merciin YSK olduğunun açıkça belirtilmesi istendi.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı genişletilsin
Ek görüşte, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda değişiklik yapılması ve toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımını sınırlayan hükümlerin yeniden değerlendirilmesi talep edildi.
Şiddet içermeyen hiçbir fiilin “terör suçu” olarak nitelendirilmemesi ve ifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemlerin cezalandırılmaması gerektiği belirtildi.
Ayrıca sanık, mağdur veya tanıkların rızasıyla kovuşturma aşamasındaki duruşmaların TRT tarafından yayınlanabilmesine yönelik düzenleme yapılması önerildi.
Bazı TCK maddelerinde değişiklik önerisi
Yeni Parti’nin ek görüşünde Türk Ceza Kanunu’nun 216’ncı maddesinde düzenlenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçuna ilişkin hükümlerin yeniden düzenlenmesi istendi.
TCK’nin 217/A maddesinde yer alan “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunun da değiştirilmesi talep edildi. Düzenlemenin dezenformasyonla mücadele amacı taşımasına rağmen demokratik işleyiş ve sosyal medya kullanımı açısından sorunlara yol açabildiği belirtildi.
TCK’nin 220/8’inci maddesinde düzenlenen örgüt propagandası ve yardım suçuna ilişkin hükümlerin de yeniden ele alınması gerektiği ifade edildi.
Ek görüşte ayrıca TCK’nin 299’uncu maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunun kaldırılması önerildi. Söz konusu düzenlemenin ifade özgürlüğü, eleştiri hakkı ve siyasal tartışmalar açısından sorun oluşturduğu savunuldu.
Kayyum uygulaması ve cezaevi kararları
Görüşte, cezaevlerinde bulunan hükümlülerin durumlarına ilişkin kararların objektif kriterlere bağlanması ve idare ve gözlem kurullarının kararlarının yargısal denetime tabi tutulması istendi.
“Terör” nedeniyle görevden alınan belediye başkanlarının yerine İçişleri Bakanlığı tarafından kayyum atanması uygulamasının da yeniden düzenlenmesi önerildi. Seçilmiş belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması ve yerlerine kayyum atanmasının seçmen iradesi ve yerel demokrasi açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Ayrıca 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu’nda yer alan ve eleştiri özgürlüğü ile gazetecilik faaliyetleri açısından sorun oluşturduğu savunulan düzenlemenin kaldırılması talep edildi.
Yeni Parti, ek görüşünün sonunda çözüm sürecinin yalnızca “terör örgütü ile güvenlik bürokrasisi arasındaki dar bir alana” sıkıştırılmaması gerektiğini savundu.
Görüşte, sürecin sürekli koşullara bağlanarak takvimin belirsizleştirilmesinin ve TBMM’nin pasif hale getirilmesinin toplumsal barış açısından doğru olmadığı belirtildi. Kalıcı huzur ve adaletin, Meclis iradesiyle desteklenen çok boyutlu bir demokratikleşme anlayışıyla mümkün olabileceği ifade edildi.