21 Nisan 2024, Pazar
23.02.2024 04:30

Yeni bir siyaset kurma imkânı var mı?

Popülizmin yükselişinin nedenlerinden birinin temsili parlamenter sistemin yaşadığı derin kriz olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama umutsuzluğa gerek yok çünkü demokratik siyaset için parlamenterizmin ötesinde yeni bir demokratik çerçeve öneren bir literatür oluşuyor

Geçen haftaki yazıda Türkiye’nin parlamenter sisteme geçme ihtimalinin kalmadığını yazdım. Aynı zamanda Erdoğan iktidarının Türkiye’yi eskisi haline dönmesi mümkün olmayacak şekilde değiştirdiğini, buna mukabil yıktığı rejim yerine yeni, işleyen, kök-salabilecek, stabil bir rejim de inşa edemediğini ifade ettim. Önümüzdeki dönemde siyasal aktörlerin buna göre hesap yapmaları yerinde olur diye ekledim.

Bu yazıdan sonra bazı okurlardan sitemkâr tepkiler geldi. Kimi okurlar bu düşüncelerin umutsuzluğa hizmet edeceğini, yapılması gereken umudu besleyen yazılar yazmak olduğunu yazmış. Bazı okuyucular ise böyle keskin bir tespit yapmamam gerektiğini vurgulamış. Neticede geleceği nasıl öngörebiliriz ki! Hele bir tarihçi olarak böylesine kesin nasıl konuşabilirdim. Hele belirsizliğin bu kadar yaşandığı bir ortamda. Ben değil miydim ha bire belirsizlik ve öngörülemezlikten bahseden!

Aslında bu tepkiler beni mutlu etti. Hiç değilse kaleme aldığım düşüncelerin bir şekilde karşılık buluyor olması benim adıma sevindirici. Seçim sonrasındaki Türkiye’de, hemen herkesi kuşatan kolektif depresyon halini, bununla beraber gelişen ilgisizliği fark etmemek mümkün değildi. Son aylarda yazdığım yazıların pek de ilgi uyandırmadığı hissine kapılmış, hatta gazete yazılarına uzun bir ara vermeyi düşünmüştüm. Stanford’ta üstlendiğim bazı görevler, özellikle Hamas-İsrail savaşından sonra iyice beni sarıp sarmalamıştı. Üzerine bitmesi gereken akademik yazılar, projeler...

Zamanın koşucusu (Aline ve Ali).

Ama bu son yazıya gelen tepkiler beni tekrar heyecanlandırdı desem yalan olmaz. Demek ki gelecek hakkında yazmak, tartışmak için hala iştahlı bir ortam ihtimali var. 31 Mart yerel seçimlerinin Türkiye’deki gidişatı değiştirebilecek bir imkân olarak görmek için hala nedenlerimiz olabilir!

Parlamenter sisteme dönme ihtimali

Gerçi şunu eklemem gerekiyor. Geçen haftaki yazı benim açımdan bir umutsuzluk yazısı değildi. Parlamenter sistemin, parti siyasetinin dünyada yaşadığı erozyon üzerine önceden de düşüncelerimi ifade etmişim. Popülizmin yükselişinin nedenlerinden birinin siyasal partilerin ve profesyonel siyasi kadroların merkezinde olduğu temsili parlamenter sistemin yaşadığı derin kriz olduğunu herhalde rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama, evet, umutsuzluğa gerek yok çünkü demokratik siyaset için parlamentarizmin ötesinde yeni imkânlar doğmakta. Siyasal tahayyülümüzü parti siyaseti ve temsili parlamenter sistemle sınırlamaz isek başka bir ufuk gözümüzde belirecek.   

Parlamenter demokrasinin ötesinde yeni bir demokratik çerçeve öneren bir literatür oluşuyor. Beni son zamanlarda etkileyen çalışmalar arasında Pierre Rosanvallon’un Le Bon gouvernement ve La Contre-démocratie kitaplarını zikredebilirim. Aynı zamanda Craig Calhoun, Dilip P. Goankar ve Charles Taylor’un geçen sene yayınlanan Degenerations of Democracy kitabını da çok değerli buldum. Bunların dışında daha birçok çalışma farklı bir demokrasi üzerine yeni yollar öneriyor.

Bu çalışmaların ana fikri temsili demokrasi ve parlamenter sistemin toplumlarda derin bir tatminsizlik yarattığı üzerine. Hatta birçok araştırma Batı toplumlarının partilere, parti siyasetine karşı bir öfke beslediğini gösteriyor. Bunun sonucunda da konvansiyonel siyaseti reddeden hareketler ve liderler güçleniyor. Bu hareketler ve liderler güçlendikçe, parlamenter sistemin meşruluğu iyice sorgulanır hale geliyor. Peki popülist demagojiye karşı demokratik siyaset, hakikat ötesine karşı samimi hakikat arayışı ile nasıl mücadele edeceğiz?

Rosanvallon, güçlü bir yürütme ve güçlü bir liderlik formatı içinde toplumun yüksek bir katılım gösterdiği yeni bir demokratik doku nasıl inşa edilebilir, bunun peşinde. Güçlü yürütme ve güçlü liderlik ille de bir tiranlığa, despotizme, demagojik popülizme ya da diktatörlüğe dönüşmek zorunda değil. Güçlü yürütme ve liderlik ile toplumsal dinamikler arasında, toplumun lehine bir siyasal dönüşüm ihtimali hiç de saçma bir fantezi değil. Rosanvallon parlamentoların ve siyasal parti yapılarının temsil gücünü sorgularken, yeni bir liderlik inşasının nasıl güçlü bir temsil alanı açabileceğini ifade ediyor. Craig Calhoun, Dilip P. Goankar ve Charles Taylor ise demokrasinin sosyal yönünü tekrar gündeme getiriyor ve liberal demokrasinin sosyal dinamikleri nasıl da içinde eriten bir mekanizmaya dönüştüğünü inceliyor. Temel olan sosyal dinamikler iken, bu dinamiklerin (sınıfsallık, yerellik, farklı toplumsal katılım formları, itaatsizlik ve başkaldırı pratikleri, toplumsal cinsiyet siyaseti...) nasıl da parlamenter siyaset içinde anlamsızlaştırıldığını inceliyorlar. Yazarlar demokrasiyi, profesyonel siyasetin tekelinden alıp, yeniden sosyalleştirmenin yollarını arıyor...

Yeni siyaset arayışı

Aslında benim geçen yazıda söylemeye çalıştığım basit bir önermeye dayanıyor. Türkiye’nin bildiğimiz parlamenter/temsili demokratik düzen büyük oranda çöktü (Çökmesi ille de kötü oldu diyemiyorum). Aynı zamanda Cumhuriyet’in temel kurumsal direkleri ya da çerçevesi (bürokrasi, tarihi varsayımlar ve anlatı, inanç kurgusu ve değerler...) de nitelik değiştirdi. İçinde yaşadığımız bir yıkılışın hikayesi. Aynı zamanda içinde yaşadığımız bir kurulamayışın da hikayesi. Rejim eski nizamı yıktı. Ama yeni ve stabil bir nizam da kurmadı, kuramadı. Bu yıkılış-kurulamayış akışkanlığı içinde yaşıyoruz.

O zaman yeni siyaset buna göre davranmalı. Eski düzenin kodları, varsayımları, sembolleri ile siyasetin çok anlamı kalmadı. Yeni düzen de kurulmadı. Bu ara dönem içinde olduğumuzu idrak etmek, ona göre bir siyaset kurgusu oluşturmak gerekiyor!

Bu ise çok nitelikli bir Türkiye ve dünya okuması gerektiriyor. Bugün muhalefetin yaşadığı kriz bu nitelik değişimini hissetmesi ama yeni bir siyaset kuramaması, yeni siyaset için gerekli araçları ortaya koyamaması ile ilgili. Mesela CHP’nin savunmada olması (eldeki belediyeleri kaybetmeme) bu durumun basit bir göstergesi. Diğer partilerin de seçim sonrası savrulmamaları yine yeni durumu hissetmeleri ama tam bir netlikte okuyup, anlayıp, kavrayıp, yeni bir strateji geliştirememelerinin sonucu.

Peki yeni siyaset nasıl kurulmalı?

Elimizde basit bir rehber yok. Aslında hem Türkiye hem dünya bu durumu ilk defa yaşıyor. 1930’larda Avrupa’nın genç demokratik sistemleri çökmüş, yerine korkunç bir döneme girilmişti. Evet, elimizde 1930’lar deneyimi var. Ama ne kadar işe yarıyor, emin değilim. Belki demokratik sistemlerin çöküşü arkasından kurulan otoriter rejimlerin dünyayı nerelere getireceği konusunda bir ipucu veriyor, ama bu deneyim otoriterleşmenin (ve onunla devam eden korkunç yolculuğunun) nasıl engellenebileceği hakkında bize zengin bir içerik sunmuyor. 

Tarihi deneyimler muhakkak önemli, ama bize rehber olacak kadar yeterli değil ise, o zaman çok daha cesurca bir değerlendirme yapmak, bu değerlendirmeye göre yeni bir siyaset oluşturmak gerekiyor. Eski düzenin parti siyaseti bugün iyice grotesk bir resim çiziyor. Yeni imkânları adeta kendi içine çekiyor, eritiyor. Daha da ileri gidersek, eski düzenin parti siyaseti yeni rejimin adeta payandasına dönüyor.

Şimdilik bu kadar yazayım. Seçime giderken nasıl olsa çok şey değişmeyecek. Aslında 2023 Mayıs seçimlerinden sonra bir şans vardı, o şans maalesef büyük oranda eritildi... O yüzden belki geçen yazıya gelen eleştiriler bir yönüyle haklı. Şu kısa vadede yeni bir siyaset kurmak için yapısal bir dönüşüm bekleyemeyeceğimize göre, eskisi ile idare edelim. O zaman bize düşen tarihe küçük bir not düşmek olsun.