24 Haziran 2024, Pazartesi Gazete Oksijen
27.08.2021 04:30

Aç korsanların arasındaki beyefendi

Charlie Watts öne çıkamayan, ağırbaşlı bir efsaneydi. Ölümüyle The Rolling Stones bir davulcudan çok daha fazlasını kaybetti

Neredeyse 60 yıl boyunca, tarihin en büyük rock topluluklarından birinde, alanında dünyanın en yetkin davulcularından biri olarak yer almak, en hafif tabiriyle muazzam ve sadece bir avuç insanın ulaşabileceği bir başarı. Salı günü, 80 yaşında hayatını kaybeden The Rolling Stones davulcusu Charlie Watts o kadar uzun zamandır bu istisnai mertebede bulunuyordu ki, insan bu başarısını istemeden normalleştiriyor. John Bonham (Led Zeppelin), Keith Moon (The Who), Neil Peart (Rush), Ringo Starr (The Beatles) ve Mitch Mitchell’la birlikte, Charlie Watts kuşağının en efsanevi davulcularından biriydi. Bugüne kadar canlılar ve toplamalar dahil tam 100’e yakın albüm yayınlayan, 200 milyonun üzerinde satışa ulaşan The Rolling Stones’un çağımızın en iyi rock’n roll toplulukları arasında gösterilmesin temel nedenlerinden biri oydu. Yine de, beklenmedik bir ağırbaşlılık ve mütevazılık onun karakterinin ana özelliğiydi.  Birkaç yıl önce NME’ye verdiği bir söyleşide, asla gerçekleşmeyecek olan emekliğinin ihtimali söz konusu edildiğinde, The Rolling Stones’un bir başka davulcuyla devam edebileceğini ama Mick Jagger’ın yerinin asla doldurulamayacağını söylemişti. Oysa grubun gitaristi kıymetli bir diğer üyesi Keith Richards’ın onunla ilgili düşüncesi ise bambaşka. Richards’a göre The Rolling Stones’a katıldığında Watts o kadar iyi bir davulcuymuş ki, onun maddi karşılığını vermek için hırsızlık yapmak zorunda kalmışlar. The Rolling Stones’un basçısı Ronnie Wood da benzer övgüleri sıralamaktan hiçbir zaman geri durmuyor. Her fırsat bulduğunda anlattığına göre Watts topluluğun lokomotifiydi, onsuz devam etmeleri söz konusu değildi. Önümüzdeki ay Stones büyük bir turneye çıkacaktı. Watts’ın ölümünün ardından bir erteleme olmazsa, bu boşluğun  nasıl doldurulabilece- ğini hep birlikte göreceğiz.

Rock’n roll’u uçlarda yaşıyorlardı

Çocukluğunda, yaşıtlarının aksine Elvis Presley’den ziyade, Charlie Parker’dan, Miles Davis’ten, Duke Ellington’dan etkilendi. Aklında hep caz vardı. The Rolling Stones’a girdiğinde bu caz temelini, örneğine nadir rastlanan bir uyumla rock’la bütünleştirdi. Diğer üyeler müzik yanında gelen tüm keyfe da odaklansa da, o müziğine de yansıyan bir sadelikle, sahne dışında göz önünde olmaktan kaçındı.  Söz konusu olan The Rolling Stones gibi rock’n roll’u her anlamda uçlarda yaşayan bir topluluksa, hedonizmi seçmek çok zordur. Fakat Watts daha ilk günden itibaren (1980’lerde uyuşturucuya dadandığı istisnai yıllar dışında) uzun kariyeri boyunca hayatının merkezine sadece müziği koydu. Tıpkı müzik kariyeri gibi, neredeyse 60 yıldır süren, benzerine ender rastlanan evliliği de, ölümünün ardından onu ananların belirttiği, beyefendiliği sayesinde sürebildi.  Nitekim Washington Post gazetesi onun vefatını; “Dünyanın en tehlikeli rock’n’roll grubundaki beyefendi” diye duyurdu. Üstüne de “Müzik dünyasındaki aç korsanların ortasında kusursuz bir postürle davul çalan, bagetlerinin narinliğiyle The Rolling Stones’un geri kalan üyelerini ve müziğini kaba gösteren, rock’n roll dünyasının en şık davulcusu” diye eklemiş. The Rolling Stones’un bir davulcudan çok daha fazlasını kaybettiği aşikar. Bundan sonra onlar için neler değişecek? Hep birlikte göreceğiz.