27 Haziran 2022, Pazartesi
03.12.2021 04:30

DNA onarımıyla yaşlanmayı geciktirecek

Kısırlık tedavisinde tüm dünyada akla gelen ilk isim. 1999’da dünyanın ilk yumurtalık doku naklini yaparak kanser hastalarının hayatını değiştirdi. 22 yıl sonra bugünlerde, bu tedavinin nasıl yapıldığını tıp öğrencilerine öğretmek için “Principles and Practices of Cryopreservation and Transplantation” adlı ders kitabını çıkarmaya ve birkaç yıl içinde dünyanın ilk erkek testiküler doku naklini yapmaya hazırlanıyor. Amacı önümüzdeki 10 yıl içinde DNA onarımını gerçekleştirecek ilacı bularak menopozu daha da ileri atmak, ayrıca kanserin ve Alzheimer gibi yaşlanma hastalıklarının önüne geçmek.  Bu hafta New York'tayız. Konuğumuz Yale Moleküler Üreme ve Doğurganlığı Koruma Laboratuvarı Direktörü Prof. Dr. Kutluk Oktay. Oktay ile çocukluktan dünyanın bir numaralı infertilite uzmanlığına uzanan hikayesini, pandemi döneminin kısırlığı nasıl etkilediğini ve yeni projelerini konuştuk. Aileniz, çocukluğunuz... Babam politikacı, annem ressam, abilerim mühendisti. Ailede doktor yok fakat küçükken Uzay Yolu dizisini çok izlerdim. Belki de Mr. Spock’a ve Dr. McCoy’a hayranlığımdan tıbbı seçtim. Bugün tekrar hayata başlasam tekrar tıp okurum. Hacettepe Tıp Fakültesinden sonra Amerikaya gitme öykünüz? İnsan vücudunun nasıl çalıştığına dair genel bir hayranlığım ve teknolojiye merakım vardı. İki sene dahiliye ihtisası yaptıktan sonra kadın doğum üzerinde uzmanlaşmak için Amerika’ya University of Connecticut’a geldim. 1993’te Kadın Doğum ihtisasımı bitirdikten sonra üst ihtisasımı Üreme Endokrinolojisi üzerine yaptim. Laparoskapik cerrahi, tüp bebek çok ilgimi çekti. Tüp bebek uygulamasının ilk 10 yılının içindeydik. Hala gelişiyordu. Over (yumurtalık) biyolojisine ilgim de o yıllarda başladı. 

Oktay robotik cerrahi için
Oktay robotik cerrahi için "Artık bilgisayar oyunu kumandası kullanır gibi yapıyorum ameliyatı. Hasta ameliyattan iki saat sonra evine gidiyor" diyor.
Sonra? University of Texas San Antonio’da üst ihtisasımı yaparken, over yaşlanması konusunda dünya çapında bir hocam oldu. Kadınlar belli sayıda yumurtayla doğuyorlar. 1 milyon yumurta var. Yaşam boyunca 500’ü kullanılıyor, gerisi harcanıyor, sonunda menopoz oluyor. Orada yumurtaların büyümesini kontrol edebilirsek menopozu geciktirebileceğimizi, doğurganlığı artırabileceğimizi anladım. 1993-1995 yılları arasıydı ve henüz bu konuları düşünen kimse yoktu. Oradan üst ihtisas değişim programıyla İngiltere University of Leeds’e bu konuları araştırmak için gittim. Tüm Amerika’dan iki kişi seçilmişti. Hayatım orada değişti. 'İnsan yumurtalarının büyümesini test tüpünde kontrol edebilir miyiz' diye düşünürken, o laboratuvarda over doku dondurma ve transplantasyonu ile ilgili hayvan deneylerine katılma şansım oldu. Oradan NY Cornell Üniversitesi’ne asistan profesör olarak dönüp insan üzerinde yumurta doku dondurulması ve transplantasyonunun ilk uygulamalarını yapmaya başladım. 1999 yılında dünyanın ilk dondurulmuş yumurtalık dokusu naklini yaptığınızda nasıl tepkiler almıştınız? O yılın en büyük tıbbi haberiydi. Hala da bizim alanımızın en büyük buluşlarından biri olarak görülüyor. Dünya basınına röportaj vermekten hastaneden iki hafta çıkamadım. "Menopozu geri döndürmek", "60’lı yaşlarda hamile kalabilmek", "Kanser hastalarına umut" gibi başlıklarla manşetlere taşındı. Tabi eleştiren muhafazakar bir kesim de oldu. “Düşüklerden de doku alınabilir” diye... Halbuki hastanın kendi dokusunu alıp dondurup 20 yıl sonra bile nakledebiliyorsunuz. İlk vakanın hikayesi neydi? Amerika’da bir kadının tıbbi bir nedenle var olan tek yumurtalığı alınıp dondurulmuş. Kendisi menopoz semptomları gösterince ve bu semptomlar hormon tedavisine yanıt vermeyince, yumurtalığı nakletmek istedi. Biz transplantı yaptıktan sonra yumurtalık tekrar çalışmaya ve yumurta üretmeye başladı. Bu over doku dondurmasının başarılı olabileceğini gösteren dünyadaki ilk uygulamaydı. Bu buluş esas kanser hastalarının hayatını değiştirdi değil mi? Tabii. O ilk yıllarda, sağlıklı insanlardan doku çıkartmıyorduk, çünkü başarı oranını bilmiyorduk. Kanser hastalarında kemoterapi, radyoterapi tedavileri nasılsa yumurtalığı hasara uğratacağı için, dokularını çekinmeden çıkartıp donduruyorduk. O güne kadar  kanser hastalarına “Yaşasın yeter” diye bakılıyordu. Kimse hastanın doğurganlığıyla ilgilenmiyordu. Bu algı da yıkılmış oldu.   En çok ne kanseri ile karşılaşıyordunuz ve nakilden ne kadar sonra tekrar hamile kalınabiliyor? Çocuklarda ve gençlerde en sık rastlanan kanserler lenfoma, lösemi gibi hematolojik kanserler, kemik kanseri... Onlar için hayat değiştirici oldu elbette. İngiltere’deyken ilk yumurtalık dokusunu dondurduğumuz kişi 4-5 yaşlarında bir çocuktu. İyileştikten 10 yıl-20 yıl sonra geliyorlar, çocuk sahibi olmak istediklerini söylüyorlar. Nakilden sonra dört ile altı ay içinde adet görüyorlar yani menopozdan çıkıyorlar. Normal yoldan bile hamile kalabilirler ama risk almamak için tüp bebek ile işi hızlandırıyoruz. Böylece ileri dönemde tekrar çocuk sahibi olmak isterlerse nakletmek için yedek embriyoları da bulunuyor.  Şimdi hangi nedenlerle yapıyorsunuz? Teybi ileri sararsak, 22 yıl sonra bugün yüzde 50 kanser hastalarına, yüzde 50 de menopozu geciktirmek ve doğurganlığın yaşlanmaya karşı korunması amacıyla bu işlemi uyguluyoruz. Teknik de çok gelişti tabii. 2001’de pelvik bölgeye doku yerleştiremediğimiz kanser hastaları için ön kol altına, karın altına nakil yapmaya başladım. Yumurta oluşuyordu, büyüyordu ve topluyorduk. Bu da o yılların ses getiren buluşuydu. Ancak yumurta kalitesi arzu ettiğimizden düşük olduğu için bunu bıraktım. 2015’de robotik cerrahiye geçtik. Artık bilgisayar oyunu kumandası kullanır gibi ben robotu kontrol ederek laporoskopik yapıyorum ameliyatı. 8 mm’lik deliklerden giriyoruz. Hasta da ameliyat bittikten iki saat sonra evine gidiyor. Açıklar mısınız biraz? Deri nakli gibi bir operasyon bu. Robotik cerrahi derinin daha hassas dikilmesini sağlıyor, iyileşmeyi hızlandırıyor. Daha önce iyileşme aşaması 10 günü buluyor ve yumurtaların üçte ikisi bu iyileşme döneminde kaybediliyordu. Şimdi bu yumurta kaybı en aza indi. Bir deyimle over dokusu içinde alıp dondurduğumuz yumurta sayısı ile transplantasyonla geri koyduğumuz yumurta sayısı birbirine yaklaştı, verim arttı. Bu da bize son altı yıldır yöntemi kanser hastaları harici insanlara da uygulama cesareti verdi. Yumurta dondurulmasıyla aradaki fark ne? Yumurtalık dokusu dondurulması yumurtalığın bir kısmının ya da tümünün çıkartıldıktan sonra üst çeperinde bulunan olgunlaşmamış yumurtalarla dondurulup saklanması, sonradan kalan yumurtalığa transfer edilmesi. Bunun için ilaç kullanmaya gerek yok. Cinsel olgunluğa gerek yok. Yeni doğanlardan bile doku alabiliyoruz. Hasta kemoterapiye başlamadan hemen önce yapılabiliyor, beklemeye gerek yok. Halbuki yumurta dondurma yöntemi için, önce iki hafta ilaç kullanarak yumurtaların büyütülmesi sonra toplanması gerekiyor. Birçok kanser hastası için bu uzun bir süre. Ergenliğe girmemiş çocuklardan yumurta toplamak pratik değil. Ayrıca yumurta dondurma işlemi ve daha sonra bundan gelişen embriyolarla yapılan tüp bebek tedavisi menopozu geri çeviremez ve doğal doğurganlık sağlayamaz.  Sizden başka bu uygulamayı yapanlar var mı? Doku dondurma kısmı daha yaygın. Naklini bunca yıl geçmesine rağmen Amerika’da benden başka bir kişi daha yapıyor. Tüm dünyada da yapan doktor sayısı 15’i geçmez. Bu nedenle yakın zamanda, baştan sona bu buluşları nasıl yaptığıma dair bir ders kitabı yayınlayacağım; “Principles and Practices of Cryopreservation and Transplantation” Üniversitelerde okutulacak. Öğrenilsin ki daha çok kişi uygulasın.   DSÖ 4 çiftten birinin kısır olduğunu söyleyerek, kısırlığı global sağlık problemi ilan etti. Nedenler ne? Kısırlık görünür hale geldi. Eskiden tanı yöntemleri bu kadar gelişmiş değildi. Günümüzde doğurma yaşı iyice geciktiriliyor. 37 yaşı geçmemek 40’ı bulmamak lazım. 37’den sonra doğurganlık oranı, tüp bebek başarı oranı düşer. Çocuk sahibi olmak için bu yaşları bulmayı planlıyorsanız ya yumurta, ya embriyo ya da yumurta dokusu donduracaksınız. Sigara menopoz yaşını 2-3 yıl erkene çeker ama dünya genelinde sigara tüketimi azaldı. O iyi bir şey. Alkol sosyal olarak içilebilir. Fazlası kısırlık riski yaratabilir. Pandemi, dünya genelinde artan depresyon ve anksiyeteyle sonuçlandı. Bu durum kısırlığa yol açar mı? Bunları çözmek oransal olarak kolay. Eskiden nedeni açıklanamayan kısırlığa “Psikolojik, stres” denilir, geçilirdi. Halbuki nedeni belirlenemeyen kısırlık, yapılan bütün araştırmalara karşı altında yatan neden bulunamayan bir kısırlık. Bu da bugüne kadarki tanı yöntemlerimizin hala bir sınırı olduğunu gösteriyor. Depresyonunuz var ama adetleriniz normalse, yumurtalarınız sağlıklıysa hamile kalabilirsiniz. Tam tersi pandemi döneminde stres uyarıcı oldu, doğum oranlarında patlama oldu. İnsanlar karantinada ya yemek yediler, ya çocuk yaptılar.  İnsan doğurganlığı bir gün bitebilir mi? Erkeklerin sperm sayısında genel bir düşüş var. Bunun nedeni hava kirliliği mi, beslenme mi tam bilmiyoruz. Ama tedavi edilebilir bunlar. En kötü durumda tüp bebek oranları daha da artacak. Ama insan doğurganlığı bitmez.   Erkek kısırlığını da tedavi ediyor musunuz? Bu alanda son gelişmeler ne? Tabii. Testükiler doku da donduruyoruz. Ayrıca birkaç yıl içinde dünyanın ilk testiküler naklini yapmaya da hazırlanıyoruz. İlk dokusunu dondurduğumuz hastamız nakil isteğiyle geldi. Ama testiküler yapı, over yapısından farklı. O nedenle nereye nakil yapacağımıza henüz karar vermedim. Testisin geri içine ya da karın altına nakledeceğiz.
Oktay'ın başarısı
Oktay'ın başarısı "Menopozu geri döndürmek" başlıklarıyla manşetlere taşınmıştı.
Gelecekte tedaviler nasıl olacak? Aynı zamanda temel bilimler araştırmacısıyım. DNA onarım mekanizmaları üzerinde bir ilaç geliştirmeye çalışıyoruz. mRNA aşıları gibi DNA’nın içine girip mekanizmaları güçlendireceğiz. DNA onarımını artırabilirsek yaşlanmayı geciktireceğiz. Bu ne demek olacak, yaşla yumurta kalitesindeki ve sayısındaki düşüş azalacak, doğurganlık süresi artacak, menopoz yaşı ileri atacak. Hastalıklar azalacak. Kanser, Alzheimer, kalp hastalıkları bunlar hep yaşlanma hastalığıdır. Yaşlanacağız ama yavaş yaşlanacağız. Bu en az 10 senelik bir proje tabii. Anne adayları arasında Covid-19 aşısı olmaya çekinenler var. Ne diyorsunuz? Aşıyla tüp bebek tedavi başarısının, yumurtalık dokusu naklinin veya hamileliğin hiçbir alakası yok. mRNA aşısı DNA’daki bilgiyi protein fabrikalarına ileten virüsün sahte bir mesajı. Geliştirdiği antijen çok spesifik ve üreme organlarıyla bir alakası yok. Zaten bir hafta içinde mRNA vücuttan temizleniyor. Aşı olmayan hastayı kabul etmiyoruz artık. Daha yeni yapılan bir araştırma, hamilelikte Covid olanların ölü bebek doğurma riski olduğunu söylüyor. Tam tersi, ilk olarak anne adayları aşılanmalı.