06 Aralık 2022, Salı
15.10.2021 04:30

"Hastalar hayatlarını kaybettikçe araştırmalarıma daha sıkı sarıldım"

OCRA Vakfı’nın her yıl 10 bilim insanına verdiği ödülün sahibi Dr. Duygu Özmadenci Oksijen'e konuştu

Her yıl 100 kadından biri yumurtalık kanseri nedeniyle hayatını kaybediyor. En sinsi kanserlerden biri olan, ikinci evreden önce vücuda bir sinyal vermeyen, erken teşhisiyle ilgili bir tarama yöntemi bulunmayan bu kanserin standart tedavisi son 30 yıldır aynı. Dr. Duygu Özmadenci’nin, yumurtalık kanser hücrelerini çoğaltan FAK adlı proteini baskılamak için geliştirdiği, OCRA Vakfı tarafından ödüllendirilen ve klinik araştırmaları süren ilaç hastalar için bir umut kaynağı. Bu hafta San Diego’dayız. Dr. Özmadenci ile çocukluktan başlayan bilim merakını, yumurtalık kanserini ve ödül alan çalışmasını konuştuk. Çocukluğunuzdan ve biyolojiye ilginizden başlamak istiyorum. 

Dr. Duygu Özmadenci, yumurtalık kanserinin tedavisinde umut olacak FAK proteini ile ilgili çalışmalarını yürüttüğü San Diego Üniversitesi Kanser Araştırma Merkezi laboratuvarında.
Dr. Duygu Özmadenci, yumurtalık kanserinin tedavisinde umut olacak FAK proteini ile ilgili çalışmalarını yürüttüğü San Diego Üniversitesi Kanser Araştırma Merkezi laboratuvarında.
Çocukluğum 90’ların Karadeniz Ereğli’sinde sokakta, doğayı, hayvanları, bitkileri inceleyerek geçti. Araştırarak nasıl öğrenileceğini öğreten bir öğretmenim vardı. O benim şansım oldu. Daha sonra ortaokulda Hikmet Birand’ın “Alıç Ağacı ile Sohbetler” kitabını okudum ve çok etkilendim. Bitki biyolojisine olan ilgim öyle gelişti ve üniversitede biyoloji okumaya karar verdim. Etrafındakiler “Biyoloji okuyup ne yapacaksın?” dediler mi? “Tahlil mi yapacaksın, ne yapacaksın?” dediler. Biraz da haklılar. Çünkü bizde biyoloji okuyup araştırmacı olunabileceği akla gelmiyor. Kuzey Amerika’da veya Avrupa’daki gibi tonlarca araştırma laboratuvarımız yok. Bir de insanlar ilaçların nasıl etki gösterdiğini belirleyen mekanizmaları hep doktorların bulduğunu sanıyor, biyologların ya da diğer bilim insanlarının bu buluşları yaptığını bilmiyorlar bile. Fransa’da master ve doktora yapma kararını nasıl aldınız? Galatasaray Liseli olduğum için eğitimimin devamı için Fransa’yı seçtim. Ailemin desteğiyle moleküler biyoloji ve genetik master’ı yapmak üzere Lyon Üniversitesi’ne geldim. Paris’te kök hücre ve gelişim biyolojisi üzerine ikinci master’ıma devam ettim. Doktora yapabilmek çok zordu, master sonrası Türkiye’ye dönerim diye düşünüyordum. Ancak Lyon’da staj yaptığım bir laboratuvardan çok etkilendiğim için master sonrası hem orada çalışmak, hem de doktora yapmak için Lyon’a döndüm. Kanser araştırmaları üzerine çalışmaya karar vermemde bu laboratuvarın etkisi büyük. Açıklar mısınız? Bilim insanlarının büyük fedakarlıklarla, mesai saatlerini çok aşan saatlerde, çok komik paralara çalışması beni çok etkiledi. Laboratuvardaki çalışmalar kanserleşmeye başlayan hücrelerin ölmekten nasıl kaçtıklarını ve bu hücreleri nasıl öldürebileceğimizi anlamak üzerineydi. Sonuçta hepimizin vücudunda potansiyel kanser hücreleri mevcut. Görevini yapan hücrelerde sinyalleşme yolları, proteinler, DNA onarım mekanizmaları, her şey yolundaysa, vücudumuz bu hücreleri atıyor. Bir bozukluk olduğunda ise atamıyor ve kanserli hücre haline geliyorlar. Bunun nasıl olduğunu anlamak için gece gündüz çalıştık. Yalnız bir öğrenciydim, kimsem yoktu, 17 metrekare bir stüdyoda yaşıyorum. Bu insanlar hem arkadaşlarım, hem ailem oldu. Orada çok şey öğrendim. Sonra post doktora için Kaliforniya San Diego Üniversitesi’ne geldim.

Hastaların yüzde 70’ine umut

Yumurtalık kanserine odaklanmanız ne zaman oldu? Lyon’daki doktora sırasında yumurtalık kanser hücrelerini çoğaltan FAK proteini üzerinde çalışmaya başlamıştım. Amerika’daki hocam bu konuda 25 yıldır araştırma yapan biri. Yumurtalık kanseri olan kadınların yüzde 70’i bu proteinden en az iki kopya taşıyor, yani çoğaltıyorlar. Hocamla amacımız neden yumurtalık kanseri hücrelerinin bu proteini çoğalttığını anlamak, bu proteini baskılayan, kemoterapi kadar ağır olmayan ama daha iyi tedavi eden bir ilaç ya da ilaç kombinasyonları kullanabilmek ve tüm dünyada kadınların en çok hayatını kaybettiği beşinci kanser türü olan yüksek seviye yumurtalık kanserini hedef almaktı. Başardınız bunu sanırım. Makalemizin basılmasına çok az zaman kaldı. Ondan sonra daha rahat konuşacağım ama biz gördük ki bu proteini baskılamak, bağışıklık sistemi hücrelerini harekete geçiriyor. Yani hem kanser hücrelerini, hem kötü bağışıklık sistemi hücrelerini baskılıyor, hem de iyi bağışıklık sistemi hücrelerine “Kanserle savaş” diyor. Biz ilacın tüm bunları yapabildiğini ve nasıl yaptığını bulmuş olduk. İşin umut veren kısmı hastaların yüzde 70’inde en az iki kopya olan bu proteini baskılayarak, hastaların yüzde 70’ine yardım edebilmek. Ayrıca başka ilaçlarla ve kemoterapi ile kombinasyonunda deneylerde çok çok başarılı sonuçlar elde ettik. Bu da bizi çok heyecanlandırdı.  Yumurtalık kanserinde kemoterapi tek başına işe yaramıyor mu? Kanser hücreleri çok akıllı. Onları tek bir ilaçla yenebileceğimizi sanmak saflık olur. Yumurtalık kanseri hastalarının yüzde 20’si en başından kemoterapiye cevap vermiyor. Verenlerin yüzde 70-80’inde de 5 yıl içinde kanser tekrar nüksediyor. Onu artık kemoterapi ile yenmek imkansız gibi bir şey. Maalesef yumurtalık kanserinin tedavisinde umut veren bazı çalışmalar olsa da, son 30 yılda kaydedilmiş büyük bir gelişme yok. 30 yıldır standart tedavi, önce ameliyat, sonra kemoterapi. Bazı yeni tedaviler bazı hastalarda ömrü uzatabiliyor ama kesin çözüm sağlamıyor. Birçok bilim insanı yeni tedavi yöntemleri araştırıyor.   İlaç piyasaya çıktı mı? Bir ilacın hastalarda kullanılması on yıllar sürebilen bir süreç. Pandemi döneminde bu süreler daha da uzadı. Bizim kullandığımız ilaç klinik test aşamasında. Şu anda Amerika’da bazı üniversite hastanelerinde kanseri nükseden hastalarda alternatif yöntem olarak kullanılıyor. OCRA tarafından desteklenen, bu ilaç da dahil iki ilacı kombinleyen son çalışmamız henüz klinik aşamada değil. Bu kadar uzun sürmesi çok sinir bozucu. Yeterince hasta üzerinde denenmeden çıkmasını biz de istemiyoruz. Çünkü otoimmün hastalıklar gibi yan etkiler gelişebiliyor. Bazı ilaçlar kanseri iyileştirirken, başka yerden hasta edebiliyor. Bizim çalışmamızda şimdilik hiçbir yan etki görülmemesi sevindirici bir durum. Ama bazen etkiler uzun sürede çıkabiliyor. Bu nedenle beklemek önemli. Peki ilaçlarla bu noktadan geri dönebiliyorlar mı? Kemoterapiye cevap vermeyen hastalar bağışıklık sistemini harekete geçiren ilaçlara olumlu tepki verebiliyorlar. Bazılarının kanseri iyileşiyor, bazılarının azalıyor. Üç yıl daha fazla yaşadığınızı düşünün. Bu da bir şeydir. Ama metastaz yapmamış olması lazım değil mi? Çünkü o durumda başka bir kanserle daha uğraşıyorsunuz. Yumurtalık kanserinin bir kötü yanı da ikinci seviyeden önce bir şey söylememesi. İkinci seviyede kanser karın boşluğunda başlıyor ve hızlıca çevre organlara sıçramaya başlıyor. Bu maalesef kötü bir durum. Diğer kanserler kan damarlarını kullanarak diğer organlara ulaşmaya çalışır. Bazen bağışıklık sistemi hücrelerine yenilir, bazen gittiği dokuda tutunamayabilir, kısaca metastaz süresi daha yavaştır. Fakat yumurtalık kanserinde süreç çok hızlı gelişiyor. Metastaz olunca işin şekli değişiyor, haklısınız. Ama olmadan yakalamak da çok zor. Tek belirtisi hafif kanama, karında hafif şişkinlik olabiliyor. Birçok insan “gaz” deyip geçiyor. Benim aslında ileride çalışmak istediğim konu kanserin erken teşhisi ve tedavisi.  Symear testiyle yakalanamıyor mu? Maalesef. Symear testi, mamogram gibi tarama yöntemleriyle yılda milyonlarca kadının hayatı kurtuluyor. Ama yumurtalık kanserinin erken teşhisi için henüz böyle bir tarama yöntemi yok. 

En önemlisi erken teşhis

OCRA Vakfı bu çalışmanızla sizi yılın 10 bilim insanından biri seçti. Anlatır mısınız? Tüm ön çalışmalarımızın raporunu 22 yıldır kanser araştırmaları üzerine destek veren OCRA Vakfı’na yolladık. Bilimsel Komiteleri her yıl kendilerine yapılan yüzlerce başvuruyu okuyor, inceliyor ve desteklemek üzere en beğendikleri 10 projeyi seçiyorlar. Ben de bu araştırmayla her yıl 10 bilim insanına verdikleri ödülün sahibi oldum. Üç kişinin OCRA’ya yapmış olduğu 75 bin dolarlık bağış benim projeme aktarıldı. İkisi eşini, biri kız kardeşini yumurtalık kanseri nedeniyle kaybetmiş. Onlara müteşekkirim. Sürekli çalışmalar hakkında bilgilendiriyorum. Bu tür bilimsel çalışmalar çok pahalı. Ayrıca, devletin çalıştığım laboratuvara milyonlarca dolarlık desteği var. Yumurtalık kanserine odaklanmanızda kişisel bir neden var mı?  Ailemde yumurtalık kanserinden kaybettiğim kimse yok. Fakat üniversite hastanesinde yıllardır çalışıyorum ve yüzlerce hastayla yakınlık kurdum, hastalıklarının ilerleyişine tanıklık ettim ve kaybettim. Kaybettikçe çalışmalarıma daha sıkı sarıldım. Çok zor bir şey gerçekten. Bir gün kansere çare bulmak sizce mümkün olacak mı? Ne kadar çok insan kanserin erken teşhisi ve tedavisi üzerine çalışırsa hayalimize o kadar kolay ulaşırız. Maalesef kanser tek bir hastalık değil, birçok türü var. Her kanser türünün altında da farklı türler var. Tüm bu farklı türler, farklı vücutlarda ve bağışıklık sistemlerinde farklı seyrediyor, farklı mutasyonlara uğruyor. Bu nedenle standart tek bir tedavisi yok. Tedavide farklı ilaç kombinasyonları ve terapiler etkili olacak. Ama en önemlisi erken teşhis.