14 Ağustos 2022, Pazar
09.04.2021 06:00

Herkül’ün eline boks eldiveni altına kaykay...

Emre Yusufi odasının duvarlarını çizerek başladığı sanatçılığı şimdi çok ünlü heykelleriyle sürdürüyor. En üzerinde durduğu tema, zıtlığın uyumu. Mitolojik figüre kaykay yaptırmasının sebebi de o

Floransa Güzel Sanatlar Akademisi’nden sonra, Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Grafik Tasarımı ve Görsel Sanatlar eğitimi gördü. Mezun olduktan sonra bir reklam ajansının kurucu ortağı oldu. Kontrastların uyumu üzerine olan kişisel merakı, onu üretmeye sevk etti. Reklamcılığı sayesinde ürettiklerini kısa sürede pazarladı ve dünyaya açılması kolaylaştı. Eserlerinde mitolojik figür Herkül’ü, modern hayata adapte olmuş biçimde sıkça kullandı. İşleri Londra’dan Paris’e, Roma’dan New York’a dünyanın birçok şehrinde sergilenen, Fransız Les Galeries Bartoux’nun temsil ettiği Emre Yusufi ile dünyaya nasıl açıldığını ve NFT dünyasında yaptığı ilk satışları konuştuk. 

Emre Yusufi: “Herkül üzerine odaklanmamda, Piazza della Signoria’da kaldırıma oturup farklı açılardan çizdiğim mitolojik tanrı heykellerinin etkisi büyük”
Emre Yusufi: “Herkül üzerine odaklanmamda, Piazza della Signoria’da kaldırıma oturup farklı açılardan çizdiğim mitolojik tanrı heykellerinin etkisi büyük”
Sanata ilgi ne zaman başladı? Annem sanat tarihçisi ve yöneticisi, babam grafiker, müzisyen. Ben de 4 yaşımdan beri resim yapıyorum. Odamın duvarlarına çizmeye iznim vardı. İlk sergimi lise yıllarımda, odamın duvarlarında açtığımı söyleyebilirim.  Floransa’da eğitim görmek sanatınızı nasıl etkiledi? Floransa Güzel Sanatlar Akademisi’nde sertifika programına katıldım. Açık hava müzesi gibi bir yer. Şimdilerde fark ediyorum ki Herkül üzerine odaklanmamda, Piazza della Signoria’da kaldırıma oturup farklı açılardan çizdiğim mitolojik tanrı heykellerinin etkisi büyük. Müthiş bir antrenmandı benim için.

En statik ve en dinamik şeylerin uyumu

Mezun olduktan sonra reklam ajansı kurmuşsunuz. Evet. Grafik tasarımcısıyım. Reklamcılık insana şöyle bir beceri kazandırıyor: Kendinizi ve işinizi binlerce kez müşterilere anlatıyorsunuz. Müşteri size para vereceği için ön yargılı dinler, o nedenle ikna edici olmalısınız. Bu deneyimin ileriki yıllarda sanatçı olarak yurt dışına açılmamda çok katkısı oldu. Oraya geleceğim ama sanattan para kazanabileceğinizi ilk ne zaman anladınız? Reklamcılık yıllarımda sırf merakımdan “Masumiyete Dönüş” diye bir seri yaptım. Göz, büyümesini ilk tamamlayan organ. Bebek ve çocukların masum ifadeleri, gözlerinin yüzlerine oranla daha büyük olmasından kaynaklanır. Çizgi filmlerde ondan kocaman gözler kullanılır. Erişkin insanların gözlerini karikatürize etmeden, anlaşılmayacak boyutta büyüterek, masum ifadesi verip veremeyeceğimi merak ettim. İfadeleri çok değişti ve bu iş çok beğenildi. İlk işimi böylece satınca “Devam edeyim” dedim. Yedi yıl önceydi. Heykele geçiş nasıl oldu? Benim tasarım anlayışım kontrastın harmonisinden doğuyor. Yumuşak-sert, siyah-beyaz, mat-parlak. Statik ve dinamik de bu kontrastlardan biri. Dünyadaki en statik şeyle, en dinamik şeyin uyumunu merak ettim. En statik şey benim için heykel, en dinamik şey de motosiklet. Bir heykeli motora bindirmeye karar verdim. Bu heykel adına ilk fikirdi.

Fikirsel kontrast: Mitolojik-modern

Bu heykel nasıl Herkül oldu? Heykeli motora bindirme fikri ile birlikte, “Kimin heykeli olacak?” sorusu da ortaya çıktı. Belki de Floransa yıllarımın etkisiyle Herkül’de karar kıldım. Bir defa Herkül yarı insan, yarı Tanrı. İnsan olmaya ve insanların hayatına duyduğu bir heves var. Onu insanlaştırmaktan ve sıradan işler yaptırmaktan çok keyif aldım. İnsanlara da “Siz de Tanrı olabilirsiniz” mesajı veriyor sanki. İnsanlar gücü seviyor. Güçlü, kaslı bir figür görmek hoşlarına gitti. Fikirsel bir kontrast da var burada; mitolojik ve modern. Herkül tarihten günümüze ışınlanmış, kahve içen, kaykay kayan ulaşılabilir bir figür haline geldi. David Bowie’nin “We Could Be Heroes” sözünü de YUSUFY (kendi giyim markası) tasarımlarında kullanmayı çok seviyorum.

Sanatın çok sayıda üretilmesine karşıyım

Heykeller gerçek boyutlarda, nasıl yapıyorsunuz? Dijital modellemesini yaptıktan sonra, kalıbını alabilmek için teknolojinin yardımıyla prototip üretiyorum. İlk işlerimi İtalya’da Rimini’de bir atölyede hayata geçirdim. Dünyada bilinen birçok sanatçının eserleri bu tip atölyelerden çıkıyor. Altın boks eldivenli Herkül’ü orada yaptık. Fakat sonra dedim ki, ben bu işi Türkiye’de yaparım, bizim teknolojimiz daha ileri. Ve dönüp kendi dökümhanemi kurdum. Şimdi baştan sona üretimi kendi stüdyomda yapıyorum. Büyük işleri yapmak yaklaşık üç-dört ay sürüyor.  Kalıp çıktıktan sonra sınırsız üretebilirsiniz.  En fazla altı adet. O da galerim çok isterse. Büstlerimden tek edisyon yaparım. Aynı kalıp olsa da, farklı malzeme, renk, tasarım kullanırım. Sanatın çok sayıda üretilmesine karşıyım, fiyatı da düşüren bir şey.

Selfi çeken Herkül, NFT olarak satış listesinde

NFT dünyasına da adım attınız geçen hafta. Orada da kendimi doğru bir yerde konumlandırmaya çalışıyorum. Üç boyutlu fiziksel eser üreten insanlar pek yok şu anda. Materyal dünyamla, dijitali NFT üzerinden birleştiriyorum. Bir heykel alıyorsanız, onun dijital halini alıyorsunuz ama gördükleri şey sanatımdan farklı değil. Dijital heykeli salonumuza koyamıyoruz. Alanlar ne yapıyor? Bir değer birimi satın alıyorsunuz. Borsa’da bir kağıtsınız artık. Sanatçının kariyerinin ilerleyeceği yöne göre bu değeri artacak ya da azaltacak. Dijital olarak bana ait olan bir şey benim koleksiyonumdan çıkıyor, size geçiyor. Siz sonra isterseniz bunu satabiliyorsunuz. Borsada da bu takip ediliyor. Kripto paralarla gelecekte, şu olacak bu olacak deniyor ya, onun ilk denemeleri bunlar işte. Gelecek geldi. Nasıl gitti satışlar? Altı ürün çıkardım, üçü satıldı. Ama henüz istediğim paralara gitmedi. Selfie çeken Herkül’ü NFT olarak listeledim. Bu aynı zamanda dünyanın ilk Instagram hesabına sahip heykeli; @divineselfie. Teklifim şu: 50 Ethereum karşılığında heykelin kendisini al, kişisel cüzdan adresini heykele kazıyayım, Instagram hesabını da al. Ama selfie macerasını devam ettir çünkü 3 bin 998 selfi oldu.

Contemporary ile başlayan serüven

Yurt dışına nasıl açıldınız? İki ayrı süreç bu. İlki, 2016 Contemporary İstanbul’la başladı. O yıl maalesef İstanbul’da bir bombalama oldu. Annem İtalyan ortaklı bir galeri ile Contemporary İstanbul’a katılıyordu. İtalyanlar terörden çekinerek son anda gelmekten vazgeçtiler ve parası ödenmiş sergi duvarları boş kaldı. O sıralar Herkül üzerinde çalışmalara başlamıştım ama heykeller yoktu henüz, dijital illüstrasyon yapıyordum. Fırsat bu fırsat, tüm işlerimi Comtemporary’ye koydum. İsimsiz birine göre fiyatları yüksek tuttum. Hepsi satıldı. Bir galerici Miami fuarına katılmayı teklif etti ve böylece serüven başladı.  İkincisi de Paris’te sizi temsil eden galeriye ulaşmanız mı? Evet. Çok beğendiğim, Les Galleries Bartoux’nun Londra şubesinin önünden geçerken, içeri girdim. Aynen reklamcılıkta yaptığım gibi kendimi tanıttım. Ipad’imi açtım, işlerimi gösterdim. Tabii altı-yedi yıllık birikimim vardı o zaman. Eserlerim birçok yurtiçi, yurtdışı sergide yer almıştı. Galeride çalışan kişi sunumumu Paris’teki patrona yollamış. İki gün sonra görüşmeye çağırdılar. Önce Londra’da, sonra Paris’te iki detaylı mülakata girdikten sonra el sıkıştık. İki yıldır beni onlar temsil ediyor.