14 Ağustos 2022, Pazar
20.08.2021 04:30

"Tırmanmaya devam daha çok yolum var"

8 yaşında Trabzonspor’un altyapısına seçiliyor. Takım ruhunu Karadeniz yaylalarında çobanlık yaparken öğreniyor. 22 yaşında rekor sayılabilecek bir ücretle Fransa’nın Lille takımına transfer oluyor.  2020-2021 sezonunda önce Fransa Ligue 1 Şampiyonu oluyorlar, geçtiğimiz haftalarda da Paris Saint Germain’i 1-0 yenerek, kulüp tarihinin ilk Fransa Süper Kupası’nı kazanıyorlar.  Bu hafta Lille’deyiz. Fransız spor gazetesi L’Equipe’in manşetlerine çıkan ilk Türk oyuncu olan Yusuf Yazıcı ile futbol topunun peşinde Türkiye’nin kuzeyi Trabzon’dan, Fransa’nın kuzeyi Lille’e olan yolculuğunu ve UNDP’nin “Yoksulluğa Son Sözcüsü” olarak çalışmalarını konuştuk. Tebrikler Yusuf! Ağustos başında, takımın Lille ile birlikte Fransa’nın en büyük kupasını havaya kaldırdın. Futbolunun zirvesindeymiş gibi hissediyor musun? Çok mutluyum elbette ama zirvede olduğumu düşünmüyorum. Zirvedeyim demek, durmak anlamına gelir. Takım olarak verdiğimiz emeğin karşılığını almak çok güzel ama her başarı beraberinde daha çok sorumluluk getiriyor, daha büyük hayaller kurduruyor. Tırmanmaya devam, daha gidecek çok yolum var. Yolculuğunu merakla izliyoruz. Çocukluğuna dönelim mi? İmkanları kısıtlı ama mutluluğu sınırsız bir ailede büyüdüm. Trabzon’da sokak arasında, yaylada onlarca güzel hatıra var aklımda. Annem ev hanımıydı, babam inşaat işleriyle uğraşırdı. Bir abim ve bir kardeşim var. Anneannem benim için çok önemli bir figürdür. Bu hayata dair birçok şeyi ondan öğrendim. Takım ruhu dahil.  Nasıl? Yazları onun yanına yaylaya gider, çobanlık yapardım. Beraber inekleri otlatırdık. Yaylada inekleri aynı yerde, aralarında sorun çıkmadan otlatabilmek için birbirleriyle iyi geçinmelerini sağlamanız gerekir. Bunu anneannemden öğrendim. Bir nevi takım ruhu yani.  Futbola nasıl başladın? Trabzon’da doğmuşsanız, futbol hayatınızın önemli bir parçasıdır. Aşağı mahalle-yukarı mahalle maçlarımız olurdu. Nou Camp Erdoğdu dediğimiz mahallede, bazen günde 7-8 saat oynardım. Şimdi beton oldu hep oralar. 8 yaşındayken ise bizim okula Trabzon-spor seçmeleri için geldiler. Bir deneme maçı yaptılar. Santra oldu, ben topu aldım herkesi çalımlayarak gol attım. Hoca yanıma gelip “Sen yan tarafta bekle, oğlum” dedi. Ben de seçilmediğimi düşünüp üzüldüm. Baktım hoca bana doğru geliyor. “Oğlum niye ağlıyorsun, biz seni seçtik!” dedi. O yıl, Trabzon’un tüm okullarına giderek altyapı için 100 çocuk seçmişlerdi. Biri de bendim. Küçük bir çocuk için disiplinli takım çalışması zor muydu?  Futbol topuyla ilk tanıştığım an bunun bir hobiden fazlası olacağını anlamıştım. Karakter olarak yaptığım işe kendimi adayan biriyim. Adanmışlık çocukluktan gelen bir özellik. Ben de bazen başardım, bazen başaramadım ama hayatım boyunca ne yaptıysam hep yüzde yüzümü vererek yapmaya çalıştım. İçinde çok çalışma olmayan herhangi bir başarı hikayesi görmedim, duymadım, okumadım.  Gelişiminin biraz geç tamamlanması nedeniyle Trabzonspor maceran neredeyse genç yaşta sonlanacakmış, değil mi? Evet. 8-13 yaş arası Trabzonspor’da çok başarılıydım. 13 yaşından sonra ergenliğe giren takım arkadaşlarım bir anda serpildi, büyüdü, ben aynı kaldım. 14-15 yaşında hiç oynayamadım. 16 yaşına geldiğimde gelişimim durdu düşüncesiyle kurul gitmeme karar vermiş. Özkan Sümer Hoca itiraz etmiş, yeteneğime güvendiğini söylemiş. O yaz yine yaylaya gittim. Çobanlık yaparken, ormanda antrenman, bayır yukarı koşu, yüzlerce şınav, inek sütleri, ballar, yumurtalar derken bir yazda 13 santim attım ve güçlendim. Döndüğümde takım arkadaşlarım ve hocam beni tanıyamadı.   2015’te Guetamala’da lise futbol takımınızla dünya şampiyonu olmuşsunuz. Çok büyük başarı bu.  Futbol Trabzon’un ruhuna işlemiş bir spordur. Her evde, sokakta hissedersiniz o duyguyu. O nedenle Erdoğdu Lisesi’nin, Dünya Liselerarası Futbol Şampiyonası’nda şampiyon olması şaşırtıcı değil. Daha önce de Trabzon Lisesi bu turnuvada Türkiye’yi temsil etmiş ve şampiyon olmuştu.   Trabzon’da ilk A takımına çıktığın maç... İlk maçım 2015 yılının Aralık ayında oynadığım bir Türkiye Kupası maçıydı. İlk golümü 2016’da oynanan Çaykur Rizespor maçında attım. Mücadeleyi iki gol, iki asistle tamamlayarak 2015-16 sezonunda Süper Lig’de gol atan en genç oyuncu unvanını aldım. Bunlar genç bir sporcuyu çok daha fazla çalışması ve kendine güvenmesi adına motive eden şeyler. 2018’de 20 yaşındayken de ilk kez milli formayı giydim.  Lille’e 17.5 milyon euro’luk rekor bir transfer ücretiyle geçtin. Bu transferin öyküsü ne? Gerek Trabzonspor’daki, gerek Milli Takım’daki başarılarım doğrultusunda futbol dünyasında adım geçmeye başladı sanırım. 22 yaşında bir futbolcu için, 17.5 milyon euro’luk transfer ücreti, işin maddi kısmı bir yana, çalışmalarınızın karşılığını almak, takdir edildiğinizi görmek açısından çok güzel. Futbolumuzun efsanesi Özkan Sümer Hoca, bir sohbetimizde bana “Evlat, senin yeteneklerin çok büyük. Bu toprakların, bu ülkenin dışına taşar. Zamanı geldiğinde git ve buraların çocuklarının nasıl yetenekli olduğunu tüm dünyaya göster” demişti. Lille’e transfer olduğumda ona bu sözlerini hatırlatmıştım.  Trabzon’dan ayrılırken duygusal anlar yaşamışsındır. Benim için en zor kısım bu oldu. Aslında bu bir veda değil, Trabzon’u, Trabzonspor’u ve ülkemizi yurt dışında en iyi şekilde temsil etmek adına elime geçen fırsatı değerlendirmekti. Lille futbol endüstrisine büyük katkı yapan, birçok futbolcunun kariyerinde dönüm noktası olan bir kulüp. Fransa Ligi fiziksel açıdan, kondisyon açısından çok üst bir seviye. Hayal ettim, çalıştım, fedakarlık yaptım ve buradayım. Özkan Hoca’nın dediği gibi, bizim yurt dışında kazandığımız başarılar, bu ülkenin çocuklarını hayallerine giden yolda cesaretlendiriyorsa, ne mutlu bize. 
Lille Fransa’da 10 yıl aradan sonra şampiyonluk ipini göğüslerken, bu başarıda milli futbolcular Yusuf Yazıcı, Burak Yılmaz ve Zeki Çelik’in performansları önemli katkı sağladı.
Lille Fransa’da 10 yıl aradan sonra şampiyonluk ipini göğüslerken, bu başarıda milli futbolcular Yusuf Yazıcı, Burak Yılmaz ve Zeki Çelik’in performansları önemli katkı sağladı.
Başka bir ülkede yaşamaya adapte olmakta zorlandın mı?  İnsan nereye giderse bir alışma süresi elbette var. Kuzey Fransa’nın iklimi beni biraz zorladı. Fransızca öğrenmem gerekti. Antrenörlerimiz ülkeye uyum sağlamamızı hızlandırmak için Fransızca hariç hiçbir dilde konuşmuyor, antrenman planlamasından maç taktiğine kadar her şeyi Fransızca anlatıyordu. Üstelik forma giydiğim takımda İngilizce, Hırvatça, Yunanca, Portekizce gibi birçok farklı dil konuşuluyordu. Ben de hem Fransızca dersi almaya başladım, hem İngilizcemi ilerletmeye çalıştım. Başlarda zorlandım, sonra yeni bir dil öğrenmenin hayatımı kolaylaştırdığını, çevremi genişlettiğini ve farklı kültürleri öğrenmek adına çok önemli olduğunu fark ettim. Kısaca insanın yeni bir ülkede sıfırdan bir hayat kurması zor ama aynı zamanda da insanı çok güçlendiren bir deneyim. Çok ağır bir sakatlık geçirmene rağmen Lille’de çok başarılı oldun, Fransız gazetelerinin spor sayfalarına manşet olan ilk Türk oldun. Nasıl bir his bu? Tam da Fransa’ya adapte olduğum, takıma alıştığım, formumun yükseldiği bir dönemde sakatlandım. İlk günlerde çok umutsuzluğa kapılmıştım. Ancak tabii kendimi topladım, üç ay boyunca günde yedi saatten fazla çalışarak sahalara öncekinden daha iyi dönmeye konsantre oldum. Önüme çıkan engellere işimin bir parçası olarak bakıyorum açıkçası. Akıl ve mantık sınırları içinde olan her şey, çalışarak başarılır. Rehabilitasyon döneminin kişisel gelişimime de çok faydası oldu.  Açıklar mısın? Bu kadar ağır bir sakatlık geçirmek bana çok değerli bir şey öğretti. Şan, şöhret, para, pul, mal, mülk, hepsi gelip geçici. Sahip olduğumuzu sandığımız hiçbir şey gerçekten bizim değil. Başarılı olmak, zengin olmak, ünlü olmak boş, önemli olan bunlarla ne yaptığın. Bu imkanlara sahip olduğunda başkalarına faydalı oluyor musun, kendin kadar şanslı olmayanlara şans veriyor musun... Varlığımın bir anlamı olması gerekiyor. Adanmışlık tam olarak da bu aslında. Bu yıl Lille ile Fransa Ligue 1 şampiyonluğunu da kucakladın. Ne hissettin? Lille’e 10 senedir hasret kaldıkları şampiyonluğu vermiş olduk. Şampiyonluk kutlamalarında taraftarların, gol sevincim olan, “Y” harfiyle, Türk bayraklarıyla bizi desteklemeleri gerçekten bir değer yarattığımı, bir şeyler başardığımı hissettirdi. Burada kulübün tarihine geçen başarıların altında üç Türk olarak Burak ve Zeki ile birlikte imzamızın olması ayrıca gurur verici bir durum. Euro 2020 umduğumuz gibi geçmedi. Bunu neye bağlıyorsunuz? Türkiye bizi tek yürek destekledi, gönül isterdi ki onların bu desteğine layık olacak bir sonuçla dönelim ama olmadı. Sebepleri ne olursa olsun, ortada bir başarısızlık varsa bununla yüzleşmemiz, bu deneyimi gelecek başarılar için kullanmamız gerekiyor. Ben Türk halkını ileride çok daha fazla sevindirip bu seneki başarısızlığı telafi edeceğimizi düşünüyorum. Yeter ki bize inansınlar.  2021’de UNDP’nin “Yoksulluğa Son” sözcüsü seçildin. Çalışmalarını anlatır mısın? Yoksulluk, insanlık tarihinin en temel sorunu. Kişisel deneyimlerimi, UNDP’nin bu alandaki bilgisi ve imkanları ile birleştireceğim için çok heyecanlıyım.  Kişisel deneyimden kastın ne? Kişisel deneyimim bu gibi konularda en büyük hatanın genelleme yapmak olduğu yönünde. Ben bunu yapmak yerine iş yapacağım. Yoksulluk küresel bir sorun ve tek bir yöntem ile çözülemeyecek bir konu. Tanımı yaşadığımız mekana ve zamana göre değişebildiği gibi, aynı zaman diliminde farklı ülkelerde farklı kriterlere göre de değişebiliyor. Bu büyük problemi küçük, sınırları belirli, kontrol edebildiğimiz parçalara bölerek, bu küçük parçalar üzerinde deneyler yaparak, hangi yöntemin işe yaradığını tespit ederek ve sonra da bu yöntemi sürekli hale getirerek çözebileceğimize inanıyorum. Bu yola çıkarken amacım yoksul insanlara yardım etmek değil, yoksulluğu nasıl ortadan kaldırabiliriz sorusuna cevap aramak. Ve bu adaletin ve barışın sağlanabilmesi için çok önemli.