01 Aralık 2022, Perşembe
01.10.2021 04:30

Yaşlanmak kronik bir hastalıktır

Yaşlanmanın, mecbur bir biyolojik süreç olarak görüldüğü günler sona erdi. Artık tıp otoriteleri yaşlanmayı yavaş ilerleyen kronik bir hastalık olarak görüyorlar. ‘Yaşlanmanın hızı yavaşlatılabilir. Çünkü yaşlanma bir tür kronik hastalıktır’ diyorlar. Ve daha önemli nokta, yaşlanma sadece yavaşlatılmakla kalmaz geri çevrilebilir. Yaşlanmayı engellemek niye önemli? Çünkü dünya için daha ekonomik. Google’da ararsanız, yaşlılıkla ilerleyen 30 binden fazla hastalık adı çıkacaktır. Demans, kas kaybı, cilt kırışması, otoimmun hastalıklar, kanser gibi. Bu hastalıkları oluştuktan sonra tedavi etmek eski tip ve pahalı bir yaklaşım. En kestirme yol, bu hastalıkların oluşmasındaki ‘tek ortak nokta’ olan ‘hücre yaşlanmasını’ engellemeye çalışmak. Özellikle Covid sonrası, sağlığı hücresel seviyede korumak önem kazandı. Covid geçirmek, yaşlanmanın ileri sarma tuşuna basan bir durum. Özetle yaşlanmayı asla normal bir biyolojik süreç olarak görmemeliyiz.  Yaşlanmayı engelleme çalışmaları dünyada yeni bir boyuta sıçradı. Jeff Bezos’un, bu konuda çalışan bir şirkete inanılmaz rakamda yatırım yaptığını, iki Nobelli bilim insanını da milyon dolarlık maaşlarla işe aldığını duymuşsunuzdur. Amaçları, eski hücreleri tekrar kök hücre haline çevirerek yaşlanmayı durdurmak. Bunun için Yamanaka faktörü denen bir yöntem kullanıyorlar. Özel proteinler ile normal hücre tekrar bebek kök hücre olabiliyor ve hücreleri yenileyebiliyor. Aynı şekilde Uğur Şahin de yaşlanma engelleme çalışmalarını mRNA teknolojisini kullanarak başlatacağını açıkladı.  Bir keresinde Hollywood yıldızları için açılmış bir uzun yaşam kliniğini ziyaret etmiştim. Sahibi eski bir film yapımcısıydı. Çok kapsamlı tedavi ve desteklerle orada geçireceğiniz 1 ayı size 4-5 yıllık hücresel gençleşme olarak geri vermeyi vadediyorlar, bunu da hücre yaşınızı önce ve sonra ölçerek ispatlıyorlar. Yaşlanmaya savaş açmış dünyadan bu kadar örnek yeter sanırım. Konuya biraz da işin biyokimyası olarak bakalım.  Neden yaşlanırız? 1- Atrofi: Hücre sayımızın azalması yani atrofi bir etkendir. Yaşlandıkça beyinde, kaslarda vs. toplam hücre sayımız azalır. 2- Kök hücre azalması: Mevcut hücrelerin kendini eskisi kadar iyi yenileyememesi bir etkendir. Çünkü yeni hücre kaynağımız olan kök hücre sayımız azalır. 3- Senesens zombi hücreler: Eski hücreler ölmeye direnirler. Normalde eskimiş olanın ölmesi, yok edilmesi gerekir ki yerine yenisi gelebilsin. Ancak yaş ilerledikçe bu ölme-yerine yenisi gelme işi yavaşlar. Hücreler yaşlıdırlar, işlerini iyi yapamazlar ama yine de bu eski hücreler eskisi gibi kendini öldürmez. Apopitozis dediğimiz, planlanmış hücre intiharı işini yapamazlar. Ne intihar ederler ne iyi çalışırlar. Bir tür arafta yaşarlar. Biz bunlara senesens hücreler deriz. Zombi hücreler de diyebiliriz. Yaşlılık zombi hücrelerle yaşamaya fit olma halimizdir. 4- Şekerli hücreler: Hücreler şekerlenirler. Glikasyon dediğimiz bir tür şekerden uhuyla kaplanırlar ve iyi çalışamaz hale gelirler. Ne kadar beslenmeye dikkat edersek edelim mutlak bir miktar şekerleniyoruz. Aynaya baktığınızda gördüğünüz kırışıklıklarınız işte bu şekerlemenin iz düşümü. 5- Hücresel paslanma: Oksijen kullanan tüm canlılar bir miktar paslanırlar. Oksitlenmeye uğrarlar. Oksijeni ‘etkili’ kullanabildiğimiz gençlikte bu paslanma çok az iken yaşlanmış hücreler serbest radikaller dediğimiz zararlı bileşikleri daha çok üretirler. 6- Mikrodetoks azalması: Hücre içi ve dışı çöplerin temizlenmemesi yaş ilerledikçe artar. Biz buna mikrodetoks eksikliği diyelim. Hücreler mikrodetokslarını yapmakta zorlanmaya başlarlar. Hem hücrenin içi hem hemen etrafı, dolayısıyla o doku, o organ bu çöplerle dolar. Siz karaciğer yağlanmasını sırf yağ meselesi sanabilirsiniz ama o biraz da karaciğerde hücresel çöp birikme işidir. Veya lenflerinizin içi atılamamış çöplerle doludur, fark etmeyiz. 7- İmmun yaşlanma: Eski hücreler bazen vücut için iyice zararlı olurlar. Bunları tespit etme immun sistemin işidir. İmmun sistem sadece dışardan gelen zararlı virüs bakteriyle uğraşmaz, vücuttaki beğenmediği hücrelerden de kurtulmak ister. Ama yaşlanmayla immun senesens dediğimiz, immun sistem hücrelerinin de zombileşmesi yani yaşlı ve etkisiz hale gelmesi söz konusudur. Sonuçta yaşlanmak tüm hücrelerin derdidir. Yaşlanmayı yavaşlatmak için neler yapabiliriz? Yukarıdaki yaşlanma maddelerine cevap vermeye çalışalım. 1- Atrofi: Yani hücre sayısının zamanla azalması. Bunu iki organ için konuşalım; kaslar ve beyin. Kaslarımızda atrofi olmaması için egzersizi hayatımıza sokacağız. Örneğin alçılı bacak incelir. İşte bu bir kas atrofisidir. İyi haber şu ki kaslar egzersize her yaşta cevap verir ve azalmış hücre sayılarını artırırlar. Beyin hücrelerinin atrofisini engellemeye gelince, ilk cevabın beynin yeterince oksijenlenebilmesinde olduğunu düşünüyorum. Beyinde mikro düzeyde dolaşım yetersizliği bile olsa bu hipoksiye (yani oksijensizliğe) sebep olur ve iskemi dediğimiz, beyinde az kanlanmış bölgeler oluşur. Elbette oldukça mikro düzeyde bir durumu anlatıyorum. Ama bu durum yıllarca sürdükçe beynin atrofisi artıyor. Küçülmüş beyin de diyebiliriz. Mesela sigara içmek, uyku apnesi yaşamak, boyun damarında plaklar olması, beyin damarlarında mikro plaklar olması, beyin damarlarının esnekliğini kaybetmesi atrofiyi artıran durumlar listesine eklenebilir. O halde yukarda sayılan durumlara sebep olmamak için  bu meselelerin çözülmesi gerekir.  2- Kök hücre azalması: Yenilenme için yeni hücreler lazım. Kök hücreler bulundukları dokuda ‘niş’ dediğimiz yerlerde beklerler. Mesela bağırsaktaki kök hücre nişleri, bağırsak pililerinin altındaki kript hücrelerindedir. 5 günde bir tüm bağırsak hücrelerinin yenilenmesi için kök hücreler kriptten yukarı doğru tırmanırlar. Eski bağırsak mukozasını yenisi ile değiştirirler. Ancak bunu yapmak için en ideal şartlar; gece, uykuda, açken ve karanlıkta olmasıdır.  Bu mantığı tüm kök hücre yenilenmelerimiz için doğru kabul edebiliriz. Derin uykuda- karanlıkta- açlıkla geçirilecek bir gece kök hücrelerimizin yenileme kapasitesini destekler. Böylece kök hücre sayımız azalsa bile yenileme kapasiteleri tam olur. 3- Zombi hücreler: Bu eski hücrelerden kurtulmak anti-aging çalışmalarının en temel konularından biri. Senesens olmuş yani zombileşmiş hücrelerden kurtulmak için senolitikler denen maddelere başvuruyorlar. Günlük kullanıma girmemiş çalışma aşamasında olan moleküller var. Ama size güzel haber, hepimizin bildiği şeker ilacı olarak adlandırılan metformin içerikli ilaçlar da senolitik olarak kullanıma başlanmak üzere. İsteyenler TAME isimli, metforminin yaşam uzatmasını araştıran çalışmaya bakabilir. Bu çalışmanın sonuçlarını beklerken bizim yapmamız gereken şey, zombilerden kurtulmak için biraz aç kalmak. Açlık anında vücut bu zombileri daha iyi tespit eder ve onları yakıt olarak kullanabilir. Yine uyku-açlık-karanlık kombinasyonuna vardık. Çünkü hücre hücredir. Mantık aynı. Özellikle uyku ve uykunun kraliçesi melatoninin gerçek bir zombi hücre düşmanı olduğunu belirtelim. 4- Şekerli hücreler: Glikasyondan kurtulmanın en kolay yolu, şekerli, unlu, işlenmiş, kızarmış , çok pişirilmiş ürünlerden kaçınmak. 5- Hücresel paslanma: Paslanma oksidasyon ise antioksidanlar paslanma karşıtıdır. Tüm renkli sebze ve meyveler, tohumlar, kuruyemişler antioksidan olarak iş görür. Mor sebze ve meyveler antioksidan kapasite olarak liste başıdır. Bunları tükettikçe, hem antioksidan kazanırız hem de hücrelerin gençlikteki gibi etkili oksijen kullanmasını, oksijenden zarar görmemesini sağlarız. E oksijenin kendisini de listeye koyarak, doğru nefes almanın ve bol oksijenli ortamlarda bulunmanın öneminin altını çizebiliriz. Zararlı olan oksijen değil, hücrelerin oksijeni etkili kullanması. Yani oksijeni kullanırken az serbest radikal çıkartması. 6- Mikrodetox azalması: Bu konuda biz makrodetoxumuza odaklanarak mikrodetoksa yardım edelim. Bağırsaklarımızın iyi çalışması, kabız olmamak, yeterince su içmek, lenf dolaşımını artırmak için egzersiz yapmak, mümkün olduğunca ‘çöp’ gıda almamak gerek. 7- İmmun yaşlanma: İmmun sistemin vücuda giren yabancılarla meselesi olduğuna göre, ağzımıza ne koyduğumuza dikkat etmeliyiz. Tüm işlenmiş ürünler, katkılı ürünler, hazır gıdalar, glüten içerenler, kirli sular vs. içeri girdiğinde immun hücrelere iş çıkacaktır. Biz dışarıdan neyi içeri koyduğumuza dikkat edersek, immun hücreler dışarıdan gelene değil içerideki kötü hücreleri tespite daha iyi odaklanır. Yani sağlıklı yeme içme işi immun sistemin üzerinden yük alır. Böylece immun senesens daha geç olur. Uzunca bir yazı oldu. Ancak içinde olduğum dünya çapında bir ‘longevity’, uzun yaşam doktorları topluluğu var. Size burada anlattıklarım buzdağının görünen kısmı. Ve maalesef maddi imkanlarla paralel olan bir tür ‘sağlık elitleri’ var. Amacım bizim yapabileceklerimizin altını çizerek bu konuda onlardan geri kalmamamızı sağlamak.  Yaşlılık hücresel düzeyde entropinin artmasıdır. Entropi, dağılma, düzensizlik, kaos halidir. Tüm canlılar entropiye direnebildikleri ölçüde yaşamda kalırlar. Gençlik, entropiye karşı maksimum direnebilmektir. Bu yüzden kimlik yaşınızın bir önemi olmadığını bilin. Ve başlamak için hiçbir zaman geç değildir.